15/64 · %22

🔮 15 ⚡ Senin Yüzünden

21 dk okuma4.188 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 15 ⚡ SENİN YÜZÜNDEN

**

Veyla'nın mor kelebekleri, arka bahçede uzanan Uğultu'nun burnunun ucunda dolanıyordu. Uğultu'nun göz kapakları kırpışarak açılırken burnundan huysuz bir ses çıktı ve gözleri kelebeklerde gezindi. O sıra bir tanesi burnunun ucuna konduğu için gözleri şaşı gibi kaydı. Başını hafifçe kaçırırken büyük patisini burnuna doğru kaldırıp yeniden homurdandı. Kelebekler patiden kaçıştıktan birkaç saniye sonra tekrar hayvanın burnuna doğru kanat çırptılar. Hayvan yaslandığı yerden hafifçe doğrulurken yeniden patisini havada savurdu ve kendisine yaklaşmalarına engel olmaya çalıştı. Kelebekler o sıra Uğultu'nun başına konduklarında hayvan iki ön patisini de başına doğru kaldırıp arka bacaklarıyla vücudunu doğrulttu. Uğultu'nun patilerinden ilerleyen elektrik akımlarından son anda kaçan kelebekler uzaklaştı. Uğultu sonunda kurtulduğu yanılgısıyla yeniden yere uzanıp da gözlerini kapattığında, göz kapaklarının mor ışıltılar ile aydınlanması uzun sürmemişti. Burnunu çoğu lunanınkinden büyük patilerinin arasına gizlerken varlıklarıyla savaşmak yerine uyumaya devam etmeye çalıştı.

"Senin benim huzurumu kaçırman yetmiyormuş gibi, kelebeklerin de lunamın huzurunu kaçırıyor."

Veyla, camın ardını izliyordu. Dudakları alayla kıvrıldı. Kelebeklerinin de Uğultu'ya huzur vermediği için memnundu. "Eğleniyor gibi görünüyorlar."

Gölge, yeniden uykuya dalmaya başlayan hayvanına baktı. Nereye gitse kelebekler de peşinden geldiği ve elektrikle çarpsa bile bir türlü ölmelerini sağlayamadığı için onlarla savaşmaktan yorulmuştu. Büsbütün bir pes ediş de değildi. Birkaç saat sonra yeniden onlardan kurtulmaya çalışırdı ama en azından şimdilik, varlıklarına teslim olmuştu.

Gölge, "En azından kelebeklerin, evet." diye söylenirken camdan uzaklaştı. "Yoksa Uğultu gitmeniz için gün sayıyor."

Veyla, ters bir şekilde "Söylenmek yerine onu öldürmediğime sevinmeli." dediğinde Gölge'nin dudakları onlarca, yüzlerce tehdit savurmak için aralandı ama şu anlık onunla uğraşmamaya karar verip konsolun üstündeki cihazı eline aldı ve odanın ortasına doğru ilerlemeye başladı. Zaten kolyesinin, Uğultu'nun midesine gittiği gün ya da sonraki günler herhangi bir saldırı girişiminde bulunmadıysa, öldürmeyi planlamadığını düşünüyordu. Veyla hayvanlara, Xalialara olduğundan daha merhametliydi.

"O uyuz kanatlıları nasıl buldun? Koca Zenith'te sana bu kadar benzeyen başka bir varlık olduğunu hiç sanmıyorum."

Her Xalia'nın yönetebildiği Lunası olmazdı. Veyla'ya, 'Nasıl buldun?' diye sormuştu ama aslolan, Luna'nın Xalia'sını bulmasıydı. Lunalar da Xalialar gibi özgür ruhlu canlılardı, her Xalia'ya boyun eğmezlerdi. Şüphesiz ki Veyla, kelebeklerini kontrol edebiliyordu. Kelebekleri kendi akıllarıyla da hareket edebiliyorlardı ama Veyla yönlendirdiğinde emirlere uyuyorlardı. Hep etrafındalardı ve Veyla'ya da söylediği gibi, kadına çok benziyorlardı.

Veyla bu sorunun cevabını bilmediğini fark etti. Gözleri kısılarak dışarıdaki kelebeklerine bakarken cevabı arayıp taradı. Kelebekleri, uyumayı başarmış Uğultu'nun sırtına konmuş, onlar da uyuklamaya başlamıştı. Cevabı bulamazken zihninin uçurumunda kaybolur gibi hissetti. Ne çok eksik vardı öyle zihninde? Neredeydi o anılar bilmiyordu ama artık hatırlamadığı detayları düşündüğünde başına ağrılar giriyordu. Gölge'ye dair o bilgileri nasıl öğrendiğini düşündüğünde de öyle olmuştu. Hatırlamadığı daha çok şey olmalıydı.

Gölge'nin asıl sorusuna cevap vermek yerine Gölge'nin benzetmesine dair alayla "Benim gibi, mükemmel görünüyorlar. Öyle değil mi?" diye sordu.

Gölge, kadının ya da kelebeklerinin görünüşünün güzelliğine itiraz etmek yerine "Görünüşünüz, hareketlerinize katlanmayı kolaylaştırmıyor." dedikten sonra iç çekti. "En azından sen yüzlercesine bölünemiyorsun."

Veyla da Gölge'ye dönerken ellerini yukarıya doğru kaldırıp esner gibi parmak uçlarında yükseldi. "En az doksan dokuz tanesiyle sana orta parmak gösterirdim."

Gölge'nin gözleri bir anlığına kadına döndükten sonra yeniden elindeki cihaza odaklandı. Dudakları hafifçe kıvrılmıştı. "Zadex'e değil, Beyaz'a gitmeye karar verdim."

Veyla'nın kaşları çatılırken ellerini indirip ayakkabı tabanlarını yere yasladı. "Zadex'e gideceğiz." dediğinde Gölge, elindeki cihaz ile gözleri arasında dışarıdan bakan için beyaz, anlamsız şekiller ile ilerleyen görüntüleri izliyordu. Sadece, elinde tutana görüntüleri anlamlı bir şekilde ileten teknolojik bir cihazdı. Malikâne etrafının ve saldırıya uğrayan mıntıkanın kamera görüntülerini tekrar tekrar izliyordu ama kayda değer hiçbir delil bulamıyordu.

"Bir Kral için karar vermenin emir vermekle eşdeğer olduğunu biliyorsun, değil mi?"

"Benim Kral'ım değilsin." dedikten sonra adamın elindeki cihazı tutarak indirdi. Gölge'nin gözlerine uzanan anlamsız beyaz şekiller dağılırken Gölge yeniden mavi renginin ortaya çıktığı gözlerini Veyla'ya çevirdi.

"Bana yemin ettin."

"Yemini siktim, öldü."

Gölge hafifçe gülerken gülüşleri gittikçe isterikleşti ve alt dudağını ısırdı. Gözleri kadının boğazlı bir üst giydiği boğazındayken "Sence de alınganlık etmiyor musun kelebek?" diye sordu. Veyla, yapacağını yapana kadar sessiz kalmıştı ve böyle bir saldırıyla ilgilenecek mental sağlığa sahip olmadığının sanılmasını sağlamıştı. Hatta saldırı gününden sonra da bir süredir sessiz, bir köşede yasını tutuyor gibi davranmıştı. Bir yandan da gerçekten tutmuştu. Şimdi ise daha fazla sessizliği Gölge'nin ilgisini çekmeye başlayacağı için nefretini kusmaya başlamıştı. "Bir kolye için..."

Veyla'nın hâlihazırda gergin olan vücudunda çenesi de kasılırken adamın yüzüne yumruğunu geçirdi. O sıra büyüsünü de yönlendirdiğinden Gölge birkaç adım gerilerken üst vücudu hafifçe yere eğildi ve oluk oluk kanlar akan burnunu tuttu. Yüzü buruşsa da birkaç saniye içerisinde gülmeye başladı. Hafifçe eğilmiş üst vücudunu doğrulturken elinin tersiyle kanayan burnunu sildi ama kan hızla akmaya devam ediyordu. Kırıldığı için işaret parmağını ve başparmağını burun kemiğine götürüp kulağı rahatsız eden bir ses ile kırılan burnunu düzelttikten sonra tavana bakarken birkaç derin nefes aldı ve gözlerini kırpıştırdı. Azrit yetenekleriyle de burnu tamamen düzeldiğinde geriye sadece yüzüne, üstüne ve yere bulaşmış kanlar kalmıştı.

"İşte bana böyle gel bebeğim. Kaç gündür kuytu köşelerde ağlıyordun." dedikten sonra sağında kalan duvardaki konsola doğru ilerlemeye başladı. Konsolun üstündeki aynanın karşısına geçip saçını düzelttikten sonra deri ceketinin yakalarından tutarak neredeyse poz verdi ve sırıttı. "Kan bana yakışıyor."

Veyla sinirli adımlarla ardından yaklaşırken "Gel o zaman seni kana bulayım." dedi. Adamın kolundan tutup kendisine çevirdikten sonra yeniden yumruğunu kaldırdı. Birileriyle temas ederek savaşmayı sevmezdi ama Gölge'ye fiziki hasar vermek istiyordu. Büyüsüyle uzaktan uzağa eziyet etmek değil, vurdukça yüzünden akan kanı görmek istiyordu. Halkını öldürmek, onu halkından vurmak yetmemişti. Çok daha fazlasını yapacağını biliyordu ama yine de sabretmekte zorlanıyordu. Her ne kadar saniyeler içerisinde iyileşecek olsa da sinirini nasıl çıkartacağını bilemiyordu. Veyla, geriye kalan her intikamını geleceğe bırakmıştı ve saldırmamak niyetindeydi ama Gölge doğru düzgün durmuyordu. Belki bir başkası Kral'a yumruk atsa şu an ölüm emri verilmişti ama Veyla'nın saldırması, Gölge'nin hoşuna bile gidiyordu. Kadının canını ne kadar yakabildiğini görüyor, acı değil zevk alıyordu.

Gölge, kadının bileğinden tutup çektiğinde vücutları çarpıştı. Veyla bileğini geri çekmeye çalışırken dişleri arasından "Bence sana ölüm daha çok yakışır." dedi. Gölge, kadının bileğini bırakmadı ve kendi vücudunu da çevirerek yönlendirip kadını konsol ile arasında, aynaya dönük bir şekilde çevirdi. Kadının ardında dağ gibi kalan vücudunda diğer kolu da hareket etmeye çalışan vücudunu tutmak için beline sarılırken "Aynaya bak." diye diretti.

Kadının gözleri büyüyle ışıldamaya başladığında, Gölge geç kalmadan büyüsünü çağırdı. Kendi büyüsü olmadığında Veyla'nın büyüsünün onu ne hale getirebildiğini ne kendisine ne de Veyla'ya göstermek istemiyor, Veyla büyüsünü çağırdıkça temkinli oluyordu. Veyla ise henüz büyüsünün Gölge üstündeki tesirlerinin bilincinde değil, onun karşısında tamamıyla güçsüz olduğunu düşünüyor, yine de saldırmaktan geri durmuyordu.

"Sana 'aynaya bak' dedim." derken kadının bileğini de, beline sarılan kolundaki eline doğru indirip o eliyle tutarken, boşta kalan eliyle kadının çenesini tuttu ve aynaya çevirdi. Veyla, aynaya bakarken önce büyüyle ışıldayan gözleriyle denk geldi. Hemen ardından resim yavaşça tamamlandı. Gölge ardında, kolu vücuduna sarılmış, diğer eli çenesini tutmuş bir haldeyken Veyla çırpınmayı bıraktığında eli gevşedi ve sadece kadının çenesinin ucunu tutmaya başladı. Biraz öncekine kıyasla daha yumuşak kalan bu dokunuşu ve vücuduna sarılmış kolu, yüz ifadeleri olmasa Erya ve Valdris'in herhangi bir anı gibi gözükmelerine sebep olurdu. Adamın yanında kısa kaldığı için başı, adamın kaslı göğüslerine yaslanmıştı. Temasları yüzünden adamın kanı da, Veyla'ya bulaşmıştı. Kanlı eliyle tuttuğu çenesine bulaşan kanlar, Veyla için yabancı bir görüntü değildi ama resmi tamamlayan Gölge'nin varlığı, Veyla'nın bakarken garipsemesine sebep olmuştu. Ve işte, Zenith gezegeninin Nix tarafındaki ölümlerin son yıllardaki en büyük sebepleri, vücutlarına bulaşan kanlar ile ruhlarına tezat bir şekilde vücutları neredeyse sarmaş dolaş halde, aynada birbirlerine bakıyorlardı.

"Ben konuşurken yüzünün geleceği hali sen de gör istedim."

Veyla gözlerine baktı. Nefret vardı. Kasılan çenesine baktı. Öfke vardı. Düz bir çizgi haline gelmiş dudaklarına baktı. Kin vardı. Bunlar hep vardı ama arkasında bir yerlerde acıyı arayan, görmek isteyen Gölge konuşmaya başladı. "Sana ise en çok yalnızlık yakışıyor. O kadar kimsesiz kalmışsın ki, bir kolye bu hayatta en değer verdiğin şey olmuş." dedikten sonra elini kadının çenesinden boynuna indirdi. Kadının giydiği boğazlı üstü çekiştirerek boş boynunu gösterdi. Veyla o sıra tepkisiz bir şekilde aynadan olanları izliyordu. Biraz kendisini, biraz Gölge'yi.

Ardından hafifçe eğilip başını kadına doğru çevirirken kulağına değen dudakları eşliğinde "Senden onu aldım." diye fısıldarken dudakları kıvrık, zevk içerisindeydi. Veyla ile sevişiyormuş gibi bir yüz ifadesi vardı. "Sakın birileri seni sevebilir sanma. Erya, dağa, taşa, böceğe iyi davranmasıyla bilinir. Sen de bir böceksin ama seni sevmeyecek. Savaşçılarımla bağ kurma."

Veyla, "Sevmesinler." derken Gölge bir an gerçekten sevmemelerini istediğini düşündü. Öyle kendinden emin söylemişti ki, aksine dair bir beklentisi yok gibiydi. Veyla bunu sözlerken kalbi sızlamıştı ama neyse ki Azritler, hissel olan kalp sızlamasını duyamıyorlardı. Yüzüne de yansımamıştı zira gerçekten şu an sevmemelerini istemişti. Onu sevenler, bir şekilde ölüyordu. Kimse sevmese daha iyiydi. Kendinden emin söylese de Gölge, gözlerini de görebiliyordu. Gözleri bulutlu bakıyordu. Ağlayabilse, ağlar gibiydi. Gerçekten ağlasa, Gölge yine zevk almadan önce o şaşırdığı ve yalpaladığı anlardan birini yaşayacağını düşünüyordu. Neyse ki, ağlamıyordu.

"Ama eğer olur da bir aptal seni severse..." derken eli yeniden kadının çenesine çıktı. "... buna kardeşim de dahil..." dedikten sonra başını, kadının başına yaslayıp neredeyse gülümseyerek yansımalarını izledi. Keyifle gülümsüyor olsa da Veyla, Gölge'nin gözlerinde de kendi gözlerindeki ifadeleri görebiliyordu. "... onu da senden alırım."

Veyla, içten diledi. Gölge'nin onu sevmesini istedi. Hiç kimse sevmese de, Gölge sevmeliydi. Böylelikle tüm laflarını yalayıp yutacak ve Veyla'ya ne yaparsa yapsın kendisi de zarar görecekti. Bir yerden sonra zarar veremeyecek, çaresiz kalacaktı. Oysa Veyla, kazandığı kalbi yerinden sökmek üzere karşısında olacaktı. Bunun olabilmesini diledi ama olamayacağına emindi.

Veyla, "Yıldat beni seviyor." dediğinde Gölge itiraz etmedi. Belki de öyleydi. Gölge'ye göre Yıldat dengesizdi, her an hayatında birlikte olduğu en ilgi çekici kadın olan Veyla'dan bile sıkılabilirdi. Bu yüzden Yıldat'ın hislerinden emin olamıyor, sadece bekliyordu.

Veyla kıvrık dudakları eşliğinde "Onu benden alsana." diye meydan okuduğunda Gölge ağır ağır başını onaylar şekilde salladı. "Ya da seni ondan alırım." diye hatırlattı.

Veyla dişleri arasından "Yerinde olsaydım ben o haldeyken okyanusun dibine yollardım." dedikten sonra "Gerçi o zaman da biliyordun, karşı gelmek isteseydim o fanus okyanusun dibine varmadan ben çoktan çıkmış olurdum." dedi. Veyla, mıntıkasına yapılan saldırıdan sıyrılmayı başarabildiği için bir süredir sessizmiş gibi gözüküyordu. Gölge ise o anları hiç değerlendirmemiş, aksine güç toplamasını beklemiş gibiydi. Belli ki, rakibini güçlü seviyordu.

Gölge onu okyanusun dibine yolladığında, Veyla o zincirleri de fanusu da kırıp geçebilirdi. Büyüsü, suyun altında da yeterince iş yapıyordu. Gölge'ye karşı gelmeden, ihanet etmediğini düşünmesini beklemişti. Geri çıksa, belki de Gölge büyüsüyle güçsüz kılarak onu okyanusun altında tutmaya devam edebilecekti ama bunun için Gölge'nin de hiçbir şey yapmadan, ne kadar tutmak istiyorsa o süre boyunca büyüsünü Veyla'ya yönlendirmesi gerekirdi. Öyle de yapamayacağı için, eninde sonunda o okyanusun dibinden çıkardı.

Gölge başını onaylar şekilde sallarken gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve dudağını yalayıp sırıttı. "Ama ben yollamadım. Neden biliyor musun?"

Veyla bakmayı sürdürdüğünde Gölge "Çünkü senin öfkenin artması benim ancak hoşuma gidiyor." dedi ve rakibini güçlü sevdiğini bir kez daha kanıtlamış oldu.

Veyla da aynı sakin ses tonuyla "Peki sence ben neden sana saldırmıyorum?" diye sorduğunda Gölge de alayla dudağını büzdü ve "Ölmek istemiyorsundur." dedi.

Veyla "Çünkü sana, değer verdiğin şeylere yaptıklarımı görmen için yaşıyor olman gerekiyor." dedikten sonra hafifçe güldü ve çenesinin ucuyla aynayı gösterdi. "O günler geldiğinde de yakınımızda bir ayna olacağına emin olabilirsin." dedikten sonra yeni hatırlamış gibi "Aa..." deyip kaşları kaldırdıktan sonra indirdi. "Gerçi sen daha önce görmüştün..." derken adam için üzülürmüş gibi yüzünü buruşturdu. Veyla'ya göre artık bu hayatta bir tane doğru yaptığı iş varsa, o da Gölge'nin bu kadar değer verdiği her kimse onun ölümüne sebep olmaktı. Bunun için nefret ettiği babasını bile tebrik edebilirdi. "Ama onu bir öngörü olarak kabul et." diye konuşmaya devam ettikten sonra başını yavaşça iki yana sallarken keyiften dört köşe bir şekilde "Çünkü her şey daha yeni başlıyor." dedi.

Gölge başını alayla onaylar şekilde salladı. "Bir tane sikik kolye be kelebek. Yeni aşkın sana daha güzelini alır. Hem yeni aşkın en azından yaşıyor..." derken eli kadının boynuna gitti ama varamadan Veyla vücudundan saçılan büyü eşliğinde Gölge'nin temaslarından kurtuldu. Gölge birkaç adım gerilemek zorunda kalırken Veyla ona doğru döndü. Sadece gözleri değil, tüm vücudu mor büyüyle ışıldıyordu. "Bir daha bana dokunma."

Vücudu kendisine geldikten sonra Veyla yumruk attığında yere düşmüş cihazı alıp salladı ve ardına dönüp öyle konuşmaya başladı. Cihazı yerine bırakmak için ilerliyordu. "Eski aşkının sana dokunmasına izin veriyor muydun? O artık dokunamıyorsa, kimse dokunmasın diye mi temasa karşı zaafın oluştu?" dedikten sonra cihazı bırakıp, kristal Calin şişesinden kendisine bir bardak Calin doldururken kalçasını tezgâha yasladı ve hoş sohbet ediyorlarmış gibi bir yüz ifadesiyle Veyla'ya baktı. "Ne kadar da romantik... Ağlayabilsem, gözlerim dolacak."

Veyla, Gölge'nin de ağlamamasına şaşırmadı. Xalialar, pek duygularıyla yaşamazdı ama Veyla ve Gölge gibi olanları ise, hiç yaşamazdı. Veyla ise bir zamanlar ağlayabiliyordu. Gölge ne zamandır ağlayamıyordu ya da hiç ağlamış mıydı, Veyla bilmiyordu.

Veyla ile, Gölge'nin 'eski aşkın' dediği kişi arasında adamın sandığı gibi bir yaklaşım yoktu. Yaşları henüz küçükken kalplerinde birbirlerine yer açmışlardı. Birbirlerini sevmişler, birbirlerine sığınmışlardı ama yaşları henüz romantik bir ilişki yaşayacakları kadar büyümeden, erkek çocuğu ölmüştü. Veyla, çığlıklarını bile duyamamıştı. Her zaman tepkilerini, Veyla üzülmesin, Veyla korkmasın diye gizleyen erkek çocuğunun ölürken bile aynısını yaptığını düşünüyordu. Yine de o erkek için 'ilk aşkı' diyebilirdi çünkü büyüyünce 'aşk' diye tabir edilebilecek o gözü karalık ve duygu yoğunluğunu, sadece o çocuğa karşı hissedebilmişti. Aşk değilse bile, ailesi haricinde ilk ve son kez öyle yoğun duygular hissettiği ve hala unutamadığı, anıları silindiğinde bile yeniden kendisini hatırlatan kişi o çocuk olmuştu.

"Onun için de mi ağlayamadın?"

Gölge, Veyla'nın kimden bahsettiğini anladı. Sırıtırken "Sana, bana duygularımla saldırma, demiştim." dediğinde Veyla ellerini iki yanında kaldırıp kahkaha attı. "Ağlayacaksan oynamayalım Kral. Yok halkımdan saldırma, yok duygularımdan saldırma. Sen düpedüz korkakmışsın. İstediğine ulaşmak için sözlerini tutmayan bir korkak. Bir de sana inanıp peşinden yürüyorlar. Saltar'dan bir farkın olmadığını görecekler."

"Ne oldu?" dedikten sonra içkisini tek yudumda bitirip güldü. Bardağına yenisini doldururken "Erya'ya da aynı konudan dert yandın. Geçen gün de sözlerimi tutmadığımı söyledin. Tanıdığım ve muhtemelen tanıdıklarımın da tanıdığı en güvenilmez kişi olarak, birinin sana karşı sözünü tutacağına güvenmiş miydin?" diye sordu.

Veyla birkaç saniyeliğine sessiz kaldı. Güvenmişti. Gölge'nin kendisine karşı sözünü tutacağına değil ama genel olarak sözlerini tutan bir adam oluşuna güvenmişti. Bu sebeple kabul etmiş, yemin etmeyi göze almıştı. Veyla'ya göre sözlerini tutmayan, güvenilemeyecek olan ta kendisiydi ve Gölge'nin de kartlarını açık oynamaması, onu şaşırtmıştı. Eryalara kızıp dursa da, Veyla bile onun dürüst ve cesur biri oluşuna güvenmişti fakat yanılmıştı. En azından, Veyla'ya karşı dürüst değildi.

Gölge kahkaha atarken kadının karşısına varmıştı. "Gerçekten güvenmişsin..." dedikten sonra alt dudağını ısırarak iç çekti. "Senin için gurur kırıcı olmalı. Düşmanına güvenmek..."

Veyla sırıtıp "Sandıkları gibi bir adam olmadığından artık şüphem kalmadı." dedikten sonra başını onaylar şekilde salladı. "Onlar da yakında yanıldıkları anlarlar."

"Ben onların sandıkları gibi bir adamım..." derken Gölge, kadının yüzüne doğru eğildi ama ellerini kadına göstere göstere 'bak, dokunmayacağım' diye dalga geçer gibi ardına, doğru götürdü ve sırıttı. "... ama sen öyle olduğum biri değilsin."

Veyla yine de ellerini adamın göğüslerine götürüp sertçe ittirdi. "Yaklaşma da." diye ekledikten sonra sinirle inledi. "Ayrıca bir Xalia ya da insan, her ne ise her zaman odur. Sen işine gelene dürüst, işine gelmeyene sahtekâr bir adamsın. Biliyor musun? Ben de tam olarak öyleyim. İşime gelince ben de dürüst yaklaşırım."

Gölge "Pek de işine gelmiyor herhalde." dediğinde Veyla "Sen sadece ne zaman dürüst, ne zaman sahtekâr olduğumu anlayamıyorsun." dedikten sonra çok daha farklı anlamlar ifade eden bir gülümseme bahşetti.

Gölge, son söylediğine cevap vermek yerine "Şüpheye mi düşmüştün?" diye sordu. Veyla anlayamayarak kaşlarını kaldırdığında Gölge, "Sandıkları gibi bir adam olduğum konusunda şüpheye mi düşmüştün?" diye sorusunu detaylandırarak tekrar sordu.

Veyla, yanlış bir cümle kurmuş, Gölge de kaçırmadan yakalamıştı. Veyla, tam olarak emin değildi ama ara ara halkının ona güvenmesinin sebeplerini görür gibi olmuştu, hatta bundan oldukça rahatsız olmuştu. Buraya gelirken ona dair birçok duyum almıştı ve gördükleriyle duydukları çelişir gibiydi. Yine de hangisinin yanılgı olduğu konusunda tarafını, gördüklerinden yana kullanıyordu. Ara sıra gördüğü o garip ama iyiye benzeyen şeyler yanılgı olmalıydı. Kartlarını açık oynamasından, hiçbir şeyden korkmamasından etkilenmişti. Kendisini güvenilir bulmasa da, Gölge'nin söylediklerinin doğru olduğunu düşünürdü çünkü hep dürüst yaklaşmıştı. Hakaret ederken de, intikam yeminleri verirken de, hatta kendisine karşı Veyla'nın koz olarak kullanabileceği detayları dahi çekinmeden konuşmuştu. Söylemek istemeyeceklerini ise susmuş, yalana başvurmamıştı ve Veyla nazarında böyle bir yanılgı oluşturmuştu. Belki de bu da Gölge'nin oyunuydu. Nasıl ki Veyla, en azından onu halkından vurmayacağına inandırmaya çalışıyordu, Gölge de buna inandırmak istemişti fakat artık emindi. Gölge, sahtekârın tekiydi.

"Yalana başvurmayacak kadar her ihtimali göze alan biri olduğunu düşünmüştüm ama yanılmışım." diye düzeltti. Eğer kolyeye bunu yapacağını söyleseydi, Veyla asla yemin etmezdi ve bunu bildiği için onu kandırmıştı. Oysa Veyla, Gölge yemin etmemesini bile göze alarak her ne yapacaksa açıkça yapar sanmıştı.

"Ayrıca aksini sanıyorsun ama halkını kandırdın. Benim sana bağlı olduğumu sanmalarını istedin."

Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Böylelikle başkaldırmadılar ve hayatlarını kurtardım."

Veyla sırıtarak "Yani, güvenle kazandığın bağı güvensizlikle ayakta tutuyorsun." dediğinde Gölge cevap vermeden bakmaya devam etti ve Veyla'nın sırıtışı genişledi. "Sana güvendikleri için boyun eğenler başkaldırdığı an tepelerine çöküyorsun. Melfin mıntıkasından bazılarına da isyanı bastırmak ve gözdağı vermek için bunu yaptın. Bunu en son kim yapmıştı biliyor musun?" derken etrafına bakarak düşünürmüş gibi yaptı. İşaret parmağı da çenesine gitmişti. Birkaç saniye ardından Gölge'ye baktı ve gülerek "Saltar." dedi.

Gölge gözlerini devirerek kaçırdı. Veyla da o ikisini aynı kefene koymaması gerektiğini ve farklarını bazen görür gibi oluyordu ama benzerliklerini de açıkça görüyordu. Gölge de kontrolsüz bir güçtü ve Veyla ise kontrolden çıkarmak için elinden geleni yapacaktı. İyi adamı oynamayı bırakmalıydı.

"Bence sadece halkının değil, kendinin de sandığı gibi bir adam değilsin."

Gölge yeniden Veyla'ya baktığında dudakları ardında gergin bir şekilde dilini çiğniyordu ama yüzü ifadesizdi. Veyla konuşmaya devam etti. Belli ki Gölge'nin henüz vermek istediği ya da verebildiği bir cevap yoktu. "O herkesi kurtarır sandığın kişi olmaya çalışıyorsun, henüz değilsin ama içinde bana, babama ve bence başka kişilere de olan bu öfke ateşi varken, bizi yakmaya çalışırken kendini de, diğer ideallerini de yakacaksın. Hala, bunca güvensizliğine rağmen beni yanında tutmanın en büyük sebebi de bu. Halkını da tehlikeye atıyorsun. İyi adamı oynamaya çalışıyorsun ama geçmişinde yaptığın şeyler peşini bırakmayacak. Al sana Terra olmasam da benden kehanet. Sonunda sen yanarsan, halkın da yanacak. Ben yanarsam zaten, seni de yakarım."

Gölge birkaç saniye bakmayı sürdürdü. Sakince, araya girmeden dinlemişti. Bildiği bir şeyler varmış gibi bakıyordu ve Veyla'ya göre her ne biliyorsa, Gölge'nin lehine değildi. Belki de Gölge, gerçekten Terra'dan bir kehanet ısmarlamıştı ve hoşuna giden şeyler duymamıştı. Eğer gerçekten böyleyse, Veyla şaşırmazdı. Bir Terra'ya gerek yoktu. Gölge başına gelecekleri, bizzat Veyla'ya sorabilirdi.

Ayrıca 'geçmişinde yaptıkların peşini bırakmayacak' dediğinde, Gölge itiraz etmemişti. Belki de şu an yanıltmıyor, gerçekten artık canavarmış gibi davranmıyor olsa da geçmişine dair Veyla'nın aldığı duyumlar gerçek olmalıydı.

"Bana bir keresinde 'beni en çok düşünen düşmanım sensin' demiştin ya..." dedikten sonra alayla sırıttı. "Beni bu kadar düşünme bebeğim. Ben başımın çaresine bakarım, hangi deliğe girsem oradan da çıkarım. Hep çıktım."

Veyla, "Neler yaşadın ki?" derken gerçekten merak ediyordu ama cevap vermeyeceğini biliyordu. Gölge'nin geçmişine dair çok bir şey bilmiyordu. Sadece yaptığı kötülüklerin duyumunu almıştı. Yıldat ile Gölge'nin ailesine karşı da pek bir şey bilmiyordu. Saltar'ın zamanında belirli şehirleri, onların babasından aldığını biliyordu. Sonra da zaten yıllar süren Saltar eziyeti başlamıştı. Gölge ise, geri dönüp şehrini geri almakla yetinmemiş, Nixsus büyük adasındaki tüm şehirleri kontrolü altına almıştı. O arada ve öncesinde ne olmuştu, bilinmezdi.

Gölge alayla sırıttığında Veyla da sırıtıp "Hadi ama. Bana bir sır ver Kral." dedi. Bunu daha önce de söylemişti. Fanus ile okyanus dibine gönderilmeden önce. Sırlar, güvenilen kişilere verilirdi ve Veyla'nın Gölge'ye 'bana bir sır ver' demesi, sonuç vermeyecek, ironik bir talep olmalıydı ama aralarındaki dinamikte cesaret de esastı. Gölge de Melfin mıntıkasında 'Sana bir sır vereyim mi?' demişti.

Gölge "Bir sır..." derken bir adımla kadına yaklaştı. Veyla 'yaklaşma' diye uyardığını çok iyi hatırlıyordu ama Gölge laf dinleyen biri değildi.

"Senin yüzünden öldü."

Veyla, kaşlarını kaldırdıktan sonra güldü ve kollarını göğsünde birleştirdi. "Bu benim çözebildiğim bir gizemdi."

Gölge dilini şıklattı. Sırıtışı silinmişti. "Senin..." dedikten sonra vurgulayarak "yüzünden öldü." dedi. Gölge, bakmayı sürdürdüğü Veyla'nın yüzünde birkaç saniye sonra anladığını gördüğünde bakışlarını kaçırıp ilerlemeye başladı.

"Beyaz'a gidiyoruz."

Veyla ardında kalakalmışken, Gölge'ye dönmesi zaman almıştı. Veyla anlamıştı. Veyla öldürmemişti, Veyla yüzünden ölmüştü. Veyla, kendisi öldürmeden böyle bir şeye nasıl sebebiyet verebilmişti, bilmiyordu. Senin için, dememişti. Senin yüzünden, demişti. Kaldı ki Veyla için ölen de sadece bir kişi vardı. Veyla sevdiği kadın olduğunu söylediğinde Gölge'nin yüzünde ve tepkilerinde, haklı çıktığını anlamıştı. Bir kadından bahsolunuyor olmalıydı. Veyla yüzünden ölen bir kadından... Kim olabilirdi ki?

"Bunu bana söylediysen asla anlayamayacağım birisi." derken peşine takıldı.

Gölge sessiz kaldığında Veyla "Beyaz'a gitmiyoruz bu arada." dedi. Gölge voltriderların olduğu arka terasa yönelirken "Ben Beyaz'a gidiyorum. Sen istersen başka şehre git, saldır." dedi.

Veyla, saldırmasına saldırırdı da, son ana kadar babasının saldırılardan Gölge'nin mesul olduğunu düşünmesini istiyordu. Yetişip Gölge'nin kolunu tuttuktan sonra kendisine çevirdi. Dağ gibi adamı büyüsünü kullanmadan çeviremeyeceğini biliyordu ama Gölge de uyum sağlayarak Veyla'ya döndükten sonra kolunu çekip alayla "Bana dokunma." dedikten sonra bir adım uzaklaştı ve sırıtarak "Bana yaklaşma." dedi.

Veyla gözlerini devirdi. Çok meraklı olduğundan değil, Gölge'nin kestirip atmaya çalıştığı konuya döndürmek için kolunu tutmuştu. Normalde, bu teması da kuran biri değildi fakat Nixsus'a geldiğinden beridir Gölge ile oluşturdukları rekabet havaları boyunca temas edip durduklarından istemese de bunu normalleştirmeye başlamıştı. Bu Veyla için çok garipti çünkü Gölge temas etmek isteyeceği son kişiydi ama yaşayanlar arasında en çok temas ettiği için en çok alıştığı kişi de Gölge'ydi.

"Mademki ben senin işine yararken, kurallara sen karar veriyorsun, sen benim işime yararken de şartları ben belirleyeceğim."

Gölge ilerlemeye devam ederken Veyla da peşine takıldı. "Babanı güçsüz bırakmak benim de işime geliyor." dediğinde Veyla sabırla nefes aldı. "Ben senin aptal halkın için önünde diz çöktüm."

Gölge düzelterek "Aptal kolyen için." dediği gibi Veyla'nın yüzü yeniden kasıldı. "Biraz daha çeneni kapatmazsan hangi şehre gidersek gidelim, şehri değil birbirimizi yok edeceğiz."

Gölge sırıtarak "Ben ikisini de aynı anda yapabilirim." dediğinde Veyla sinirle inleyip "Sırıtma da!" dedi. Gölge kahkaha atıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Sana dokunmayayım, sana yaklaşmayayım ve sırıtmayayım? Başka bir isteğin kelebek?"

Veyla, kahkahasını da yeniden duyduğu için "Gülme de." diye ekledi ve Gölge yeniden güldü. "Öfkeni artık alayla gizleyemiyorsun. Öyle değil mi?"

Ama Gölge hala yapabiliyordu. Aynısını Veyla ona yapmış olsaydı da bu şekilde alayını sürdürebileceğini hiç sanmıyordu. Veyla da yapmaya devam etmeye çalışacaktı. Alayını sildikçe, Gölge'nin keyfini arttırmak dışında bir işe yaramıyordu. "Sana ondan kalan hatıran yok mu?"

Gölge, tümüyle ciddileşmese de gülüşü azaldı. Sesini temizleyip sırıtarak "Beyaz'a gidiyoruz." dedi.

Veyla başını onaylar şekilde sallayarak "Var." dedi. "Onu bulabileceğimden hiç mi korkmuyorsun?"

Gölge dilini şaklatıp sırıtmaya devam ettiğinde Veyla da dilini şaklatıp sırıttı. "Bulurum. Artık gerçekten kaybedecek hiçbir şeyim yok."

Gölge hemen "Yıldat?" diye sorduğunda Veyla, "Ona bir şey yapmayacaksın." dedikten sonra omuz silkti. "O aptal ve kusurlu kalbinde Yıldat'ın bir yeri var."

Gölge, "Bir şey soracağım." dediğinde Veyla ciddiyetle dinledi. Gölge temas etmeden kadının kalbini gösterdi. "Rengi mor değil diye mi kullanmıyorsun?" derken yeniden sırıtmaya başladı.

Veyla gözlerini devirerek gülüp yeniden "Bulacağım." dedi.

Gölge başını onaylar şekilde sallayıp "Bul." dedi.

Veyla aramaya nereden başlaması gerektiğini bilmese de bulabileceğinden ve yok edeceğinden emindi. Onun kolyesi artık yoksa, Gölge de kaybedecekti. Alayla "Boynunda taşımadığın şüphesiz." dediğinde Gölge de alayla gülerek "Ki sakınmak istediğim bir şeyi öyle yapsam aptallık olurdu." dedikten sonra hafifçe yüzünü kırıştırdı. "Alınmadın, değil mi?"

"Kimsenin dokunmasına müsaade etmeyen bir kadının en korunaklı kasasının vücudu olması, aptallık mı?"

Gölge birkaç saniye düşündükten sonra sırıtarak parmaklarını şıklatıp işaret parmağını takdir eder gibi salladıktan sonra alayla "Keşke kasanın anahtarı düşmanında olmasaydı." dedi. Veyla bir ara en çok temas kurduğu kişinin düşmanı olması durumuna çözüm bulmalıydı. Uyarıp engel olup duruyordu ama bir yandan kendisi de temas kurmaya başlamıştı ve en başta kendisinin bu alışkanlığı sonlandırması lazımdı. Gölge'nin gözünde Yıldat çok daha fazla temaslarda bulunuyor olabilirdi ama gerçek, kendisine en çok temas edenin Gölge olmasıydı.

Veyla "Anahtar değil de işgal diyelim." diye sızlandığında Gölge sırıtarak gözlerini kırpıştırıp "O da olabilir." dedikten sonra ciddileşti. "Ayrıca onu bulabilmen için, artık düşmanım olmaman gerekir ki bu imkânsız ama artık düşmanım olmazsan, bulsan da zarar vermezsin." dedikten sonra fısıldayarak "Yani her ihtimalde, imkânsız." dedi. Veyla'nın aklına yemin ettiği gün Valdris'in söyledikleri geldi.

"Ya o sıra ben hala sana düşmansam?"

"Ah bebeğim..." derken vardıkları odasının kapısına döndü. Kapıyı açtıktan sonra pervazların arasına geçip Veyla'ya döndü. Ellerini iki yanına yasladı ve başını hafifçe sağ omzuna eğip sırıttı. "... sana olan düşmanlığım bitip de sadece tek bir gün kendim gibi davransam, hayran kalıp aşkımdan ayaklarıma kapanırsın."

Veyla kollarını göğsünde birleştirip sırıtarak "Öyle mi?" diye sorduğunda Gölge keyifle ağır ağır başını salladı. Veyla yavaşça iki yana sallanırken omuz silkti. "Oysaki ben, gerçek halini sadece benim gördüğümü düşünüyorum."

Gölge kaşlarını kaldırdığında Veyla "Şartlar iyi olduğunda, diğerlerine iyi olmak kolaydır. Ben tüm potansiyel kötülüğünü görebiliyorum. Aslında dürüst biri olmadığını da, gözün karardığında neler yapabileceğini de ben görebiliyorum. Gizlediğin acılarını görebiliyorum. Niye herkesi korumak isteyen bir Kral olmaya çalıştığını görebiliyorum. Diğerleri gibi beni korumuyorsun ama ancak benim karşımda korunmasız kalıyorsun Kral. Ayrıca sadece bana seni öldürme izni veriyorsun." diye izah etti.

Gölge birkaç saniyenin ardından ellerini pervazlarına yaslandığı kapıdan geriye doğru adımladı ve deri ceketinin fermuarını açtı.

Veyla gülüp "Cevabın yok mu?" diye sorduğunda Gölge ceketini çıkarıp bir kenara attı. Eli pantolonun düğmesine giderken "Vücudumun da en şeffaf, en gerçek halini görmek istemiyorsan..." deyip sırıtarak çenesinin ucuyla kapıyı gösterdi. "Kapat, git. Kral'ın üstüne bulaştırdığın kanlardan temizlenecek. Komşu bir şehri ziyarete gideceğiz, saygısızlık gibi algılanmasın."

Veyla gülerek "Tabii. Çok değil, birkaç saate üstümüz başımız Zadex'in kanına bulanacak ama evet, temizlen, ayıp olur." dedikten sonra kapıyı kapatmamayı tercih ederek temizlenmek üzere koridordaki lavaboya yöneldi.

"Beyaz'ın kanına bulanacak!"

Veyla "Zadex'in!" diye bağırırken lavaboya girdi ve kapıyı kapattı. Kendisini biraz tanıyorsa ve ismi 'uğursuz kelebek'se, Beyaz'a değil, Zadex'e gideceklerdi.

**

Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum

35

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!