14/66 · %20

🔮 14 ⚡ Hayran

30 dk okuma5.930 kelime28 Kasım 2025

2. KISIM  AMORSUS KELEBEĞİ 

🔮 14 ⚡ HAYRAN

**

"İyi misin?"

Veyla, yavaşça gözlerini Erya'ya çevirdi. Kadın saçına yaptığı topuza taktığı kaymış dalı düzelttikten sonra önüne düşen perçemlerinin de uçlarını kıvırdı. Erya da Terralar gibi doğayla iç içe giyinirdi ama Veyla'ya göre, en azından Erya çamurlu bir dal birikintisi gibi değil de, güzel gözükürdü.

Veyla oturduğu yerden "Kötüyüm." dedikten sonra Erya şaşıramadan sırıtıp "Kötü biriyim." diye düzeltti.

Erya, çatıya kadar uzanan ağaç dallarını çağırdı. Elinden dallara doğru uzanan yeşil ışıltılara bulanan dallar, Erya'ya vardıktan sonra kadını Erya'nın yanına doğru taşıdılar. Kafasının üstünde kalan birkaç dal ve yaprak o sıra, Erya'nın biraz önce düzelttiği saçını bozmuştu bile. Veyla'nın oturduğu alana indikten sonra yeniden saçını düzeltti. Malikânenin içerisinden herhangi bir odadan çıkılamayan bir alandaydılar. Veyla da Erya gibi çatıdan aşağı doğru süzülerek buraya gelmişti. Çatının da ucuna gelmedikçe görülebilir bir yer değildi. Okyanusa bakan ve arka bahçedeki devasa ağaçların uzanmasıyla doğanın özel bir alan yarattığı bir yerdi. Binadan çıkıntılı olan alanın sağ ve sol ucunda, büyük ölçülerde sayılmayacak mermer yıldırım heykelleri vardı. Zaten o heykeller ve gül heykelleri neredeyse her yerde vardı. Mimarı ve estetik açıdan oluşturulmuş bu çıkık alan, bir süredir Veyla'nın tek başına kalmayı tercih ettiği bir alandı ama belli ki artık öyle değildi.

Dar alanda kadının yanına oturup ardına yaslanırken dudakları kıvrıldı. "Onu kastetmediğimi biliyorsun."

Veyla önüne dönerken "Biliyorum." diye mırıldandı. "Onu sormana bile gerek yok." derken sesi iyice kısılmış, kendi kendisiyle konuşuyor gibiydi. Yüzündeki sırıtış da silinmişti. Erya kendisini yanlış anlattığını düşünüp endişe ederek kadının koluna götürdü elini. "Kötü biri olduğunu kastetmemiştim."

Veyla, ileriye bakmaya devam ederken hafifçe güldü. Erya'nın kastettiğini düşünmemişti, aksine Veyla öyle kastediyordu. Artık kolyesi de yoktu, ona bir zamanlar böyle biri olmadığını hatırlatacak hiçbir şey kalmamıştı. Veyla hep bir canavarmış gibi hissetmeye başlamıştı. "Çırpınma sarmaşık. Asıl, iyi birisin, desen alınırdım."

Erya, "Bence..." diye konuşmaya başlarken çekinikti. Veyla'nın burada her an öldürmek istiyormuş gibi bakmadığı nadir isimlerden biriydi ama yine de çok şansını zorlamaması gerektiğini biliyordu. "... öyle olmak istiyorsun."

Veyla ileriye bakmaya devam ederken önce kaşları çatıldı. Sonra dudakları kıvrıldı ve burnundan hafifçe güldükten sonra bakışları gibi üst vücudunu da Erya'ya çevirdi. "Hayatımda daha siksok bir şey duymamıştım."

"Elimi hala ittirmedin. Hatta fark etmedin."

Veyla'nın kaşları kalkarken gözü, Erya'nın temas ettiği koluna kaydı. "Bağ kurmaya alışıyorsun Veyla."

Veyla, "İşte şimdi alınmaya başlıyorum." derken ayağa kalktığı için Erya'nın eli de kolundan eksilmiş oldu. "Malikânenin en kuytu köşesindeydim ve yine de senden kurtulamadım."

Veyla kelebekleri eşliğinde çatıya doğru havalanmaya başladığında, Erya da yerden kalkıp yeniden dalları çağırdı. "Niye kurtulmaya çalışıyorsun ki? Kaç gündür Yıldat'ı da başından kovuyormuşsun. Niye birilerinin yanında olmasına izin vermiyorsun?"

Veyla omuz silkip yorgun bir şekilde "Yalnız olmayı seviyorum ve Yıldat da sen de 'Siktir git' desem bile davet olarak algılıyorsunuz." derken çatıdaki kapağı büyüsü yardımıyla kaldırıp merdivenlerden inmeye başladı. İndiği kattaki koridorun sonunda malikânenin geniş merdivenlerine yönelen koridora dönmeden, daha önce deri koltukların ve kitaplıkların olduğunu gördüğü bir odaya daldı. Kapıyı kapatıp koltuklara yönelirken ceketini çıkarıp tekli olanına fırlattı. Kendisini üçlü koltuğa bayılır gibi bıraktıktan sonra bir bacağını koltuğun sırt kısmının üstüne kaldırıp bir elini de başının üstünden ardına, koltuğun dışına uzattı. O sıra Erya kapıdan girmişti bile.

"Bana kalırsa yalnız olmayı sevmiyorsun. Yalnız olmaya alışıksın."

Erya odaya girdiği gibi gözlerini kapatıp "Uyuyorum, yalnız bırak." dedi. Kendi kafasındaki sesler ve kalp atışları yüzünden etrafını duymakta güçlük çekiyordu. Bu sebeple bir süre sonra Erya koltukta geriye kalan boşluğa oturana kadar gerçekten gittiğini düşünmüştü.

Gözlerini aralayıp sinirle inleyerek doğrulduktan sonra bağdaş kurarak oturdu ve "Neden gitmiyorsun?" diye sorduktan sonra kapıyı gösterdi. "Git, böceklerle dans et, dağı, taşı öp. Çiçeklerini kokla." dedikten sonra elini ne diyeceğini bilemeyerek sallayıp yine inledi. "Ne bileyim... Git sevgilinle falan seviş. Niye peşimde dolanıyorsun?"

Erya, Veyla bacaklarını çektiği için boşalan ardına doğru kaydı. Dirseğini koltuğun sırtına doğru kaldırıp elini yanağına yasladı ve bacak bacak üstüne atıp vücudunu Veyla'ya çevirdi. Ve, sırıttı. Veyla inanamıyordu. Erya hala alınmayıp sırıtabiliyordu! "Boş kaldığım zamanlarda öyle şeyler yaptığımı mı düşünüyorsun?"

"Evet ama bu sıralar boş kaldıkça kuyruğum çıkmış gibi peşimde dolanmakla meşgulsün."

"Arada çiçekleri kokladığım ve..." dedikten sonra utanarak güldü. "... sevgilimle seviştiğim doğru ama böceklerle falan dans etmiyorum."

Veyla baygın bir şekilde bakarken "Seni bir kere hareketli bitkilerle dans ederken gördüm." dediğinde Erya güldü. "Böcek değillerdi sonuçta."

"Belli ki burada da bana rahat yok." deyip bacaklarını koltuktan sarkıttıktan sonra kalkacağı sırada Erya "İstesen beni buradan Severna'ya kadar fırlatırsın." dedi. Veyla'nın elleri koltuğa yaslı bir şekilde duraksarken ileriye baktı. Zenith tarihine ve kehanetlere ilişkin kitaplar vardı. Amorsus tarafında, gerçekler dışında kurguya dayalı kitaplar olduğunu biliyordu. Hatta, Amorsus eziyeti altındayken birkaçını okuma şansı elde etmişti ve keyif almıştı. Bu hayattan, başka hayatların olabileceğini bir anlığına düşünmek bile içini rahatlatmıştı. Kendisini baş karakterin yerine koymuş, kendi hayatı dışında herhangi bir hayatın içerisinde olması ona yetmişti. Üstelik okuduğu kitapların hepsi, baş karakterlerin mutlu mesut hayat sürdüğü kitaplar değildi ama her biri, Veyla'nınkinden güzeldi. Terraların da masalları olurdu. Bazılarının masal olmadığı, Zenith geçmişine dayalı olduğu iddia edilirdi. Terraların bazı kehanetleri de, masal gibi okunurdu.

Ters bir şekilde "Ve ee?" dese de kalkmadı.

Erya da bunun bilincinde olduğu için gülümsedi. "Tamam bunu ben değil Thal, belki Valdris yapsa onları fırlatırdın. Herkesle bağ kurabildiğin söylenemez ama en azından... Benimle bağ kuruyor gibisin. Benimle, Yıldat'la... Demek ki bağ kurabiliyorsun. İlk geldiğinde bunu yapamadığını sanmıştım fakat yine de bir yanım seni sevmişti. İzin ver, destek olayım. Bir derdin var gibi, görünüyorsun. Birkaç gündür henüz kimsenin belası olmadın ve bu çok ilginç."

Veyla birkaç saniyenin ardından Erya'ya bakarak kalktı. "Bulunmam gerektiği ortamlarda eğlenmeyi severim. Bazılarının belası olarak bazılarıyla da sohbet ederek eğlenirim. Seninle eğlenme tarzım da bu." dedikten sonra omuz silkti. "Daha fazla anlam yükleme. Git Ash'le falan arkadaşçılık oyna. Ben burada kalıcı değilim."

Erya da ayağa kalktıktan sonra cama yöneldi. Veyla ne yaptığına bir an baktı ama sonrasında gözlerini devirip ceketini aldıktan sonra kapıya yöneldi. Umursamadığını düşünüyordu. Yalnız kalsa yeterdi.

"Bakalım camdan düşmemden de eğlenecek misin?"

Veyla açtığı kapıdan çıkacakken duraksayıp omzunun üstünden ardına baktı. Erya, camları iki yana açmış, uzun pencerenin pervazına çıkmıştı.

Veyla alayla güldü. "Gerçekten doğaya yakın olanların kafayı sıyırdığını düşünüyorum. Terralar da bitki çağıranlar da aynı. Bir zamanlar aynı soya sahip olmanıza şaşırmamalı." dedikten sonra kapıdan çıktı. Erya'nın yapabileceğini sanmıyordu. Yapsaydı bile bahçe bitkilerle doluydu. Düşmeden birini çağırıp kendisini kurtarabilirdi. Kurtaramazsa da kendi tercihiydi. Veyla, kişilerin kendini öldürme tercihlerine saygı duyardı. Kişilerin de Veyla'nın öldürme tercihlerine saygı duymasını beklerdi.

Erya "Atlıyorum." dediğinde Veyla koridordan "Doğaya benden selam söyle!" diye bağırdı. "Lütfen bu sikik Zenith'i neden yarattıklarını da sor!"

"Öyle diyorsan... Peki."

Veyla bir anlık rahatsızlık hissiyle duraksadıktan sonra sıkkın bir nefes alarak ileri baktı. İstemsiz bir şekilde dudağının kenarını kemirdiğini fark ettiğinde kendi kendisine gözlerini devirdi ve sinirle inledi. "Saçmalama Veyla." diye mırıldandı. Umurunda olmamalıydı. Umursamamalıydı.

Ardına dönüp kapının önünde bekleyen kelebeklerine döndü. Bu konuda bir emir vermemişti ama büyüsü de kelebekleri de sadece emrine göre çalışmaz, Veyla'yı korumak için ne yapmaları gerekiyorsa yaparlardı. Şimdi de Veyla'yı korumak için Erya'yı gözlemek gerekmiş gibi Erya'nın olduğu odanın kapısında bekliyorlardı ve Veyla, bir yandan rahatlamışken bir yandan da siniri bozulmuştu. Kelebekleri ve büyüsü, Veyla'nın içini, Veyla'dan iyi biliyorlarmış gibiydi.

Bir anda telaşla uçuştuklarında Veyla'nın gözleri irileşirken ardını göremese de duvarın ardından o yöne doğru ellerini kaldırdı. Çağırdığı büyüsü hızla vücudundan çıkıp da duvarı aşarak Erya'ya ulaşırken Erya, onu tutan dalların etrafındaki mor ışıltıları görmese, istemsiz bir şekilde kendisi büyüsünü çağırdığını düşünürdü. Dalları adeta onun için bir asansör görevi görerek yeniden cama doğru yükseltti. Erya şaşkın bir şekilde dallardan, cama doğru inerken, Veyla da kapıya varmıştı.

"Bitkileri yönlendirdin!"

Veyla, büyüsüne güvense de gözleriyle de Erya'nın iyi olduğunu görünce rahatladı ama umursamıyormuş gibi "Ee?" diye sorduğunda Erya neredeyse her uzvuyla gösterdiği büyük ağacın şimdi yavaşça geri çekilen dallarını gösterdi. "Bitkileri de mi yönlendirebiliyorsun?"

Veyla hafifçe omuz silktikten sonra dudağını büzerek uzaklaşan dallara baktı. Belli ki, yönlendirebiliyordu. Ne yapıp ne yapamadığını hiçbir zaman bilememişti. Gücünün sınırları olduğunu görmemişti. Gücü bir maddeye, elemente bağlı değildi. O sadece büyüsünü yönlendiriyor, çoğu zaman büyüsünün ne yapacağını bilmiyordu. O sadece sonuçlarına karar veriyordu ve büyüsü kendi kendisine çalışıyordu. Tam olarak kontrol edemediği gibi, kontrol etmesine de pek gerek kalmıyordu.

"Bu yüzden... Kelebeklerin nasıl bitkilerimi soldurup öldürebiliyor diye merak ediyordum. İstediğinde yaratabiliyorsan, istediğinde de öldürebilirsin."

Erya düşüncelere dalmış bir şekilde Veyla'ya yaklaşırken Veyla yeniden omuz silkti. Erya, "Bana 'siktir git' derken bile bu kadar uyuz gözükmüyorsun." dediğinde Veyla hafifçe güldü. "Neye bu kadar şaşırdığını anlayamıyorum."

"Doğadaki canlıları sadece doğadan olanlar çağırıp yönlendirebilir. Diyorsun ya, biz kaçıkmışız diye. Senin de neden kafadan kırık olduğun şimdi belli oluyor. Doğanın neden seni sevdiği de anlaşılıyor. Sen de bizden birisin. Bizden..." dedikten sonra düşünerek Veyla'ya ve kelebeklerine bakarken anlayamadığı için kaşları hafifçe çatılmıştı. "... oldukça farklısın ama bizim gibisin. Doğaya yakınsın."

Veyla, hep yeteneklerini Terra'nınkilere benzetmişti ama onlar gibi gözükmediği için üstünde durmamıştı. Bitkileri yönlendirebilmesi de, diğer her şeyi gerektiğinde yönlendirebilmesi gibiydi. İsteyip de yapamadığı bir şey olduğunu anımsamıyordu. Sadece Gölge de ona karşı büyüsünü kullandığında güçsüz kalıyordu ama onun dışında havada, karada, suda kime karşı dövüşüyorsa, kazanabiliyordu. Terralar ve bitki çağıranlar öylelikle sahip olunabilen Xalia yetenekleri değildi. Soydan gelirdi. Veyla'nın ne annesi, ne de babası Terra ya da bitki çağırandı. Annesi, Xalia bile değildi.

Veyla, Erya'yı oldukça etkileyen bu detaya takılmadı. Büyüsünün sınırları olmamasına her defasında şaşırsaydı, başka bir şeye zamanı kalmazdı. "Doğaya yakınsam, selamımı kendim söylerim. Bir daha bana bir şeyler kanıtlayacaksın diye aptal aptal işlere başvurma."

Erya şaşkınlığını üstünden atmaya başladığı için neşeyle "Ama kanıtladım." dedi.

Veyla kadının neşesine bıkkınca baktı. "Seni öldürmeyi istemediğimi zaten söylemiştim."

"Ama ölmemi de istemiyorsun. Arkadaş gibi, beni koruyup kollamak istiyorsun ama benim aynısı yapmama izin vermiyorsun."

Veyla, pencereyi gösterdi. "Şurada seni ağlıyor görsem, yanına gelmezdim ama havada uçuşmanı istemedim." dedikten sonra şirince sırıtıp "Yeterince açık oldu mu?" diye sordu.

Erya, "Ben gelmeden önce ağlıyor muydun ki?" diye sorduğunda Veyla'nın tepkisi şüpheye yer bırakmayacak kadar netti. Kahkaha attıktan sonra "İşte bundan bahsediyordum. Seninle sohbet etmek, ölmenden daha eğlenceli." dedi.

Ağlamamıştı. Tüm gözyaşları çocukluğunda kurumuştu. Amorsus tarafında zihninde belirli anıların yerleri değiştirilmiş, duyguları bastırılmıştı. Kâbuslarında gördüğü şeylerin bir zamana kadar anıları olduğunu bile hatırlamamış, sadece tekrar eden kâbuslar sanmıştı. Sonradan, anıları olduğunu hatırlamaya başlamıştı. Muhtemelen Amorsus'a göre bu 'bozulmak'tı. Veyla'yı onlara ait olan bir eşya gibi görürlerdi ve bozulursa, tamir ederlerdi. Amorsus'un Veyla'yı getirdiği halde hislere yer yoktu. Ağlamaya ise hiç yer yoktu. Gözleri ıslansa, kanıyorlar sanırdı. Kâbuslarında ağladığını hissedebiliyordu ve o kadar alışık olmadığı bir histi ki, garipsiyordu. Bu sebeple öldürürken de, ölüm tehlikesi atlatırken de kalbi korkuyla çarpmıyordu. Gölge, kalbine belki de onu öldürebilecek bir doğal taş bıçağı sokarken gözleri titremiyor, nefesini tutmuyordu. Onu geçmişsiz birine dönüştürmek istemişlerdi ama Veyla son yıllar içerisinde hatırlamaya başlamıştı. Son yıllar içerisinde Amorsus konseyi ve babasının işkenceleri altında değil, sahadaydı. Onların emirlerini yerine getirmekle meşguldü. Onların işkencelerine maruz kalmadıkça zihni toparlamaya başlıyor, hatıralarına ulaşıyordu. Bu sebeple artık babasından intikam almak istiyordu. Benzer intikam sebepleriyle Amorsus'tan da intikam almalıydı ama okyanusun dibinde geçen yıllar içerisinde zihni o kadar şartlandırılmıştı ki henüz Amorsus'a karşı öfke kırıntısı dahi biriktiremiyor, en sadık muhafızlarıymış gibi emirlerini yerine getiriyordu. Karakteri gereği onlara da ruhani bir sadıklığı yoktu fakat şartlandırılmış zihni, onlara karşı gelemeyecek kadar oynanmıştı. Babasına karşı biriktirmeye başladığı öfke ise, sonuçsuz kalıyordu. Gölge haklıydı, Veyla babasından korkuyordu. Bu sebeple Zenith üzerinden silmek istediği Gölge'ye ihtiyacı vardı. Belli ki Gölge, halkının zarar görmesi dışında hiçbir şeyden korkmuyordu.

"Yine de bir derdin olduğu belli. Gölge sana en son ne yaptıysa..."

Veyla, tehditkâr bakarak Erya'ya yaklaştı ve "Kurcalama." dedi. Erya sıkkın bir nefes aldı. "Gölge kötü biri değil Veyla. Hatta Nix'in başına gelmiş en güzel şeylerden biri. Onun gibi güçlü bir Xalia'nın, özellikle de Azrit'in bencil olmaması çok zor bulunur ama Gölge kendisi için değil, bizim için savaşıyor."

Veyla gözlerini devirerek kaçırdı. Kitaplığa doğru bakarken nefesini burnundan üfledi. Direkt gitmek istemişti ama yorum yapmadan gidemeyeceğini fark etti. Yeniden Erya'ya dönerken alayla "Geçen gün Valdris'e Gölge'ye olan aşkını, senin kıskanıp kıskanmadığını sormuştum ama belli ki senin de ondan bir farkın yok." dedi.

Gölge'nin şehrindeydi. Etrafında onu savunanlar olması kadar normal bir şey yoktu ama Veyla özellikle de çok yakında kalbi Gölge'nin avucunda ezilmiş gibi hissettiği için her zaman olduğundan daha fazla bir sinirle Gölge'nin sevgi ve saygı görmesine katlanamıyordu. Oysa buraya gelmeden önce çok daha farklı şeyler duymuştu. Gölge'nin de bir canavar olduğuna emin olarak gelmişti. Hala öyle olduğunu düşünüyordu ama etrafındaki kimselerin nasıl böyle kanabildiğini anlayamıyordu. "Sana her ne yapıyorsa, düşman olarak gördüğü için yapıyor. Oysa bu içindeki iyi olma isteğini görse belki..."

Veyla bağırarak "Ben kötüyüm Erya!" dedi. "Ben senin Terra masalındaki biri değilim."

Terralar, kötülükten iyilik çıkartabileceğine inanırdı. Veyla için kafayı kırdıklarının asıl göstergesi buydu. Kötü kötüydü işte! Veyla'ya kalırsa herkes kötüydü, kötülük içerisinde katmanlar halinde sıralanıyorlardı. Erya az kötüydü ama kötüydü! "O boyun eğdiğiniz, kölesi olduğunuz Gölge de kötü. Ben kendim için kötüyüm, o sizin için kötü ama kötü! Ayrıca onun gerçek yüzünü görebildiğinizden emin değilim." dedikten sonra yüzünü buruşturdu. "Üstelik o kadar güvendiğiniz adam sözlerini tutmaktan bile aciz."

Erya üzgün bir şekilde baktı. Veyla'yı ikna etmeyi geçmişti, biraz olsun yumuşatmaya çalışıyordu ama mümkün değildi. Gölge ile bu hallerinin bitmesini dilerdi çünkü böyle giderlerse ya Kral'ı, ya da elinden daha iyisi gelebileceğine emin olduğu arkadaşı ölecekti. Git gide alayları siliniyor, öfkeleri ağır basıyordu. Ateş ile barut gibi yan yana durdukça patlamaya yaklaşıyorlardı. İkisini de kaybetmek istemiyordu. Gölge'nin hiç kaybettiğini görmemişti ama Veyla'nın büyüsünün bir sınırı olduğunu da görmemişti. Neredeyse her şeyi yapabiliyor gibiydi ve bu Terraların bile yapamadığı bir şeydi. Gölge'nin büyüsüne karşı sebebini bilmediği bir şekilde güçsüz düşmese, Gölge'yi de yenebilirdi.

"Yine de beni kurtardığın için teşekkür ederim. Umarım bir gün bunun ne anlama geldiğini fark edersin."

Veyla yüzünü buruşturduktan sonra yeni hatırladığı detayla "Ayrıca aptal mısın? Ben birinin uğruna kendisini öldürmesine değecek biri değilim." diye kızdıktan sonra ardına, açık kapıya yöneldi ama Erya, Veyla için üzülerek "Seni buna kim inandırdı?" dediğinde duraksadı. O sıra, koridorda onları izleyen Gölge ile göz göze geldi. Her zamanki gibi güç timsali olarak ayakta dikiliyordu. Halkına güven veren dağ gibi olan vücudu, Veyla'ya ise nefret saçıyordu.

Gölge sırıtarak "Bunu demek benim için de şaşırtıcı ama Veyla, haklı." dediğinde Veyla hareketlendi. Öfke saçan gözlerini Gölge'den ayırmadan ilerlemeye başladı. Merdivenler ardında kaldığı için Gölge'ye doğru ilerliyordu ama yanında durmayacaktı.

Gölge ise keyifli bakışlarıyla onu takip ediyordu. Veyla, tam adamın yanından geçerken Gölge, başını ona çevirip demek istediğini açıkladı. Daha önce de aynısını söylemişti. Üstelik, istemsiz bir şekilde Gölge ile sakinleştiği kabusunun ardından... "Veyla, birinin uğruna ölmesine değecek biri değil."

Veyla merdivenlere varmadan duraksarken gözlerini kapattı ve derin nefesler alıp vermeye başladı. Gölge, omzunun ardından zevkle Veyla'nın kendisine saldırmamak için zorlanmasını izlerken sırıtışı genişledi. Vücudunun sadece arkasını görebiliyordu ama hızla alıp verdiği nefesini duyabiliyordu. Dişlerini sıktığında oluşan gıcırdama da Azrit kulaklarına ulaşıyordu. Şimdi yumruklarını sıkmıştı ve parmak eklemlerinden birkaçı kıtlamıştı. Yakın zamanda ezdiği kalbi ise, öfkeyle çarpıyordu.

O sıra Gölge'ye yaklaşan Erya, "Geldiğinden beri bize yardımcı olmaya çalışıyor." dediğinde Gölge'nin gözleri Erya'ya döndü. Veyla da duymuştu ve Veyla, tam olarak öyle yapmıyordu. Kaşları kalktıktan sonra kendi kendisine güldü ama gülmekten uzak bir hali vardı. Merdivenlerden inmeye başladı ve Eryaları duyamaz oldu. Erya'nın onda bir şeyler görebilmesini hep garipsemişti ve belki de bir yanı inanmak istiyordu ama şimdi daha net bir şekilde hatırlamıştı. Erya, Veyla'nın yaptıklarını görmüyor, bilmiyordu. Bu sebeple Veyla ile arkadaş olmaya çalışabiliyordu ama bilse, Veyla'ya göre Erya da onun peşinde dolanmazdı. Bu da Veyla'nın, kendisini yalnız bırakma isteğini güçlendiriyordu. Kendisini yalnız bırakırsa, hiç terk edilmezdi ve kaybedecek bir şeyi olmazdı.

Gölge, "Kendine başka bir arkadaş edin Erya." dedikten sonra onların çıktıkları kitaplıkların da olduğu alana yöneldi. Kitaplardan bir şey bakması gerekiyordu, o sebeple gelmişti ve Veylaların konuşmalarına şahit olmuştu. Kendisine en yakın olan savaşçıları arasında Ash dışında kalanların, Veyla ile iyi anlaşmaya başladıklarını görebiliyordu. Üstelik Veyla aksi için çabalar gibiydi ama bir şekilde sempati kazanmayı başarıyordu. Gölge, böyle olmasını istemezdi. Veyla'nın bir gün ölecek olmasının yanı sıra, sevgiye, ilgiye değer olan herhangi bir tarafı yoktu. Veyla, bir ömür yalnız kalmalıydı, kimsenin sempatisini kazanmamalıydı. Savaşçıları, Veyla'nın yaptıklarını unutuyor olmalıydı. En başta, yanlarına geldikleri gün bir başka savaşçıyı öldürdüğünü hatırlamıyor olmalılardı. Onlar unuttukça, Gölge hatırlatırdı. Bazen lafzen, bazen müdahale ile ama hatırlatırdı.

"Ona da bize davrandığın gibi davranamaz mısın? Artık sana yemin de etti. O da senin halkından sayılır."

Gölge odaya girdikten sonra kapıyı kapatmadan ardına döndü. Eli kapının kulpundayken Erya'nın gerçekten beklenti dolu bakışlarına baktı. Veyla ile bağ kurmasına karşı sinirle bir nefes alıp açık ve net bir şekilde "Yakında ölecek." dedi. "Bağ kurma."

"Ama o Yıldat'ın karısı ola..."

"O kadar uzun ömrü olmayacak."

Erya, "Yaşarken daha çok işine yarar." dedikten sonra biraz önce doğaya yakın olanlar gibi doğa canlılarını da yönlendirebildiğine şahit olduğu pencereyi gösterdi. "Ne kadar güçlü olduğunun bence o bile farkında değil. Onu öldürmek o kadar da kolay olmayabilir."

Gölge uyarır gibi baktığında Erya, vücudunda dolaşmaya başlayan korku dalgaları ile dudağının kenarını ısırsa da gitmemeyi tercih etti. Aynı zamanda arkadaş olmaları sebebi ile Gölge belirli bir yere kadar tolere edebiliyordu.

Gölge, "O kelebeğin kanatları benim büyüm karşısında kırılıyor. İstediği kadar güçlü olsun, onu öldüreceğim." dediğinde Erya "Ya büyünü aşmanın bir yolunu bulursa?" diye sordu. Gölge'nin aklına Veyla'nın büyüsünün, kendi büyüsünü bastırmayı başardığı o kısa sürse de var olabilmiş anlar geldi. Uzun zamandır kaybetmeyi sevmez, kaybetmeyi bilmezdi ama o ihtimale karşı bile "Gerekirse ölürüm." dedi. "Bu Zenith'te ikimize birden yer yok."

Erya "Ya Yıldat ona gerçekten âşıksa?" diye çırpınmaya devam etti.

Gölge, "Sevgilisiyle kavuşmak isterse, onu da öldürürüm." dedikten sonra kapıyı kapatmaya hazırlandı. "Bu seninle bu konudaki ilk ve son konuşmamız olsun." diye uyardı. Kaşlarını da kaldırdığında Erya üzgün bir şekilde başını onaylar şekilde salladı ve Gölge kapıyı kapatıp kitaplığa yöneldi. Erya'nın, Veyla'da ne gördüğünü anlayamıyordu. Erya ise, Gölge bir görse ona karşı da merhamet edebileceğini düşünüyordu.

Erya koşarak odasına girmek üzere olan Veyla'ya yetişti. Veyla ellerini kaldırırken mor gözleri ışıldadı. "Yemin ediyorum seni uçuracağım artık."

Erya, sırıtarak ellerini aralarında kaldırdı ve sırıttı. "Tek bir şey söyleyeceğim."

Veyla "Hızlı ol." derken büyüsü söndü ve ellerini indirdi. Erya açık kapıdan gözüken duvarlardaki dalları gösterdi. "Ben onları yeniden canlandırmayacağım."

Veyla alayla "Sonunda işime yarayacak bir şey yapıyorsun. İşte arkadaş olmaya en yakın olduğumuz an." dediğinde Erya "Ama göreceksin. Bitkiler canlanacak." dedi.

Veyla birkaç saniye baktıktan sonra gözlerini devirdi. "Çünkü doğaya yakınım, doğa bana âşık, doğa yatıp kalkıp 'Veyla' diyor falan filan mı?"

Erya sırıtarak "Tam olarak öyle olmasa da evet çünkü..." diyeceği sırada Veyla yüzüne kapıyı kapattı. Öyle hızlı kapatmıştı ki kelebekleri de dışarıda kaldı. Erya kelebeklere bakarken dudağını büzdü. "Hep böyle huysuz muydu?"

Kelebekleri Erya'nın etrafında kanat çırpmak dışında bir şey yapmayınca güldü. Veyla içeriden kelebeklerine "Hadi!" diye bağırınca, kelebekleri Erya'ya veda eder gibi yanaklarına sürtündükten sonra kapıya yöneldi. Kapalı kapının pervazla arasından sızarak içeri giriyorlarken Erya gülümsedi. En azından kelebekleri bağ kurduklarını reddetmiyordu.

Veyla sonunda içeri gelebilen kelebeklerine "Nerede kaldınız?" diye söylendikten sonra dalları, sarmaşıkları ve sarmaşıklardaki çiçekleri gösterdi. "Bunları her gün öldüreceksiniz."

Böylelikle, canlanacaksa bile Veyla göremezdi. Erya'nın haklı çıkmaması için çabalıyordu. Sevilmemeye çok alışmıştı, bizzat tüm her şeyin varlık sebebi olan Doğa tarafından sevildiğini düşünmek istemiyordu. Bu ara ara kalbine düşen o rahatsız hissi arttırırdı çünkü kendisinden beklenti duymaya başlardı. Bağ kuran insanları gördükçe kalbine düşen o hissi... İmrenme miydi? İğrenme olduğunu sanıyordu. Belki yakın zamana kadar da öyleydi ama artık daha farklı bir his gibiydi. Uzun zaman sonra ilk defa aynı yerde, aynı insanlar ile bu kadar uzun süredir vakit geçiriyordu. Kalbinde o iğrenme oluştuğu gibi bizzat sebeplerini öldürerek yok etmek kolaydı ama burada bunu da yapamıyor, maruz kalmaya devam ediyordu. Birbirleri ile kurdukları bağları görebiliyordu. Hepsi Gölge'ye hayran, Gölge ise hepsine karşı sorumluydu ama bir yandan da... Arkadaşlardı. Gölge ile Yıldat bile, bazı anlarda kardeş olduklarını hissettiriyorlardı. Gölge, Yıldat'a karşı da öfkeli gibiydi ama onu da koruyup kolluyordu. Veyla da... İnanmak istemiyor, reddediyordu ama bağ kuruyor gibiydi. Sadece Erya'ya değil, Yıldat'ın bazı davranışları da ona garip geliyordu. Veyla'yı önemsiyor gibi davranıyordu ve buna inanmasa da, öyle anlarda öfkesi azalıyordu. Tüm bunlar yüzünden hisleri ve düşünceleri değişmeye başlıyordu. Amorsus nezdinde bozulma kabul edebilecek hislerden ve düşüncelerden kendisini uzak tutmalıydı. Yoksa bu Amorsus tarafından fark edilir, o büyülü Gayzer'e yeniden girmek zorunda kalırdı ve anıları yeniden zihninin derinlerine saklanır, belki bu sefer kâbuslarında bile ortaya çıkmazdı.

Gölge, kitapların arasında geçirdiği saatlerin ardından kararan havaya bakarak koltuktan kalktı. Bildiklerinin aksine bir bilgi, bir yol, bir çare arıyordu ama bulmakta zorlanıyordu. Zenith tarihinde görülmemiş bir şeyle karşı karşıyaydılar ve zamanları gittikçe kısıtlanıyordu. Terralar anlamsız cümleler kurmak dışında bir işe yaramıyorlardı. Ne demek istediklerini anlasa her şey daha kolay olurdu ama onlar bile ne dediklerini bilmiyorlardı. Büyüleri ve doğanın cümleleriyle konuşuyorlardı. Doğa ise sadece olacakları bekliyor olmalıydı. Bin yıllardır her türlü felaket, doğanın müdahale edişiyle sonlanmış olsa da doğa yıllardır sessizdi. Belki hamlesini çoktan yapmıştı, belki de artık her şeyin son bulması gerektiğini düşünüyordu.

Camdan dışarıya bakarken iç çekti. Aynı anda yapması gereken birçok şey vardı. Birine bile geç kalsa, her şey sarpa saracaktı. Uzun zamandır ruhunun dinlendiği tek bir anı bile hatırlamıyordu. Uyurken bile kâbuslarıyla cebelleşiyordu.

Yeni bir kâbusa uyanmak üzere uyumak için camdan çekileceği sırada göz ucuyla parıltıları gördü. Tekrar dışarıya baktı. Bulunduğu konumun sol üstünde, ağaçların arasında mor parıltıları görebiliyordu. Orada herhangi bir kapı ya da pencere ile çıkılamayan, estetik amaçlar ile koyulmuş bir çıkıntı olduğunu biliyordu. Heykeller ile süslenen bir çıkıntıydı. Sık ağaç dalları dolayısıyla görülmese de mor ışıltılara bakılırsa uğursuz kelebek orada olmalıydı. Suretini değil sadece büyüsünü görebilse bile çenesi kasıldı. Gerginlikten düz bir çizgi halini almış dudaklarının ardında dilini çiğnerken o tarafa bakan gözleri öfkeyle kısılmıştı.

Bir gün, Zenith üzerinde mor renk bırakmayacaktı.

**

"Bu kadar aptal olamazsın."

Veyla, Melfin mıntıkasının başına gelenlere bakarken Valdris'e "Umarım Gölge de öyle düşünür." dedi.

"Umarım. Yoksa bu sefer okyanusa değil, uzaya yollar seni."

Veyla "Ne güzel," diye sızlandı. "Herkesten uzakta olurum." dedikten sonra alayla güldü. "Oradan size tükürürüm."

Valdris göz ucuyla ters ters baksa da bir yandan da komiğine gittiği için dudakları kıvrıldı. "Muhtemelen bize gelene kadar tükürüğün..." diye mantıksal bir bakış açısıyla yaklaşmaya başladığında Veyla bıkkınlıkla inleyip Erya'ya baktı.

"Daha sıkıcısını bulamadın mı?"

Dışarıyı izledikleri cama bir ok geldiğinde Thal ve Erya bir adım geri çekildi. Veyla kırılmaz cama çarpıp yere düşen oka bakarken Valdris, "Gölge bir an önce gelse iyi olur." dedikten sonra Melfin mıntıkasından geriye kalan yetkililerle görüşme yapmak üzere içeri yöneldi. Gölge gelmeden ilk yumuşatmaları yapmalıydı. Gölge'ye hadlerinden fazla yüksek yaklaşırlarsa Gölge yeniden halkını öldürmek zorunda kalırdı. "Sen de kelebeklerini içeri çekersen iyi olur." dedi.

Veyla, bulundukları kubbenin etrafında dolaşan kelebeklerine baktı. Kelebekleri geri dönmeye başladı. Çıkmalarını Veyla emretmemişti ama meraklılardı. Kelebekleri gören Xalialar ise, hâlihazırda uğursuz kelebeğe olan öfkeleri yüzünden bulundukları alana saldırmaya başlamışlardı.

Erya, Veyla'nın yanına geçti. Kollarını göğsünde birleştirip parmaklarını teninde huzursuzca gezdiriyordu. Dudağının kenarını kemirmeyi bırakıp sıkkın bir nefes alarak Veyla'ya baktı. "Sen yapmadın, değil mi?"

Erya, umutla sormuştu. Veyla'nın içinde iyilik de görmesiyle beraber ne kadar tehlikeli ve gözü kara olduğunu da biliyordu. Üstelik yakın zamanda hala bilmediği bir sebepten Gölge, Veyla'nın canını yakmıştı. Gölge'nin de canı halkından yanardı. Veyla da bu yolu tercih etmiş olabilirdi.

Veyla, mıntıka binasının avlusunda iki sütun arasından sarkan ipe sıralanan mıntıkanın en güçlü Xalialarının cesetlerine bakarken "Tabii ki..." dedi. Dudakları kıvrılırken bakışları Erya'ya döndü. "... yapmadım."

Erya, "Sana güvenebilir miyim?" diye sorduğunda Veyla'nın sırıtışı genişledi ama bakışları keyifli değildi. Güven, diyecekmiş gibi bir yüz ifadesi vardı ama "Güvenme." dedi. "Hiçbiriniz, bana güvenmeyin."

Erya, "Gölge sana güvenmezse cezanı keser. Bizim güvenimize ihtiyacın..." dediği sırada Veyla elini kaldırarak Erya'yı susturdu ve yeniden önüne döndü. Elini yavaşça indirirken sırıtışı silinmişti. "Benim için endişelenme."

Erya da Veyla gibi cesetlerin vücudunu süsleyen mor kelebek çizimlerine bakarken yine de Veyla'ya güvenmek istiyordu. Hayatta kalması için Gölge'nin merhametini kazanmalıydı ve Gölge'nin merhametini kazanacaksa, kötülükler yapmaya da devam etmemeliydi. Özellikle de Gölge'nin halkına karşı kötülükler...

Veyla, cesetlerin altındaki kan birikintisine baktı. Vücutlarında bir damla kan bile kalmamış olmalıydı. Kanlar ise gündüz ışığında kıpkırmızı parlamaları gerekmesine rağmen mor boyaya bulanmıştı. Her şeyiyle Veyla'nın saldırısına benziyordu. Zaten her şeyiyle, Veyla'nın saldırısıydı.

Bir güç silahından ateşlenen büyü de cama çarparak camla beraber bulundukları alanın titremesini sağladığında Erya "Bu cama çok güvenmemek gerek." deyip birkaç adım gerilerken Veyla'nın da kolundan tutarak çekti.

Veyla, "Tatlım, ben kendime güveniyorum." dedikten sonra Valdris'in gittiği yöne doğru ilerlediği için Erya ile temaslarını kesti. O cam dayanamayıp kırılsa, yıkılsa bile Veyla ölmezdi. Veyla'yı öldürmenin yolunu henüz Gölge Kral Karanir bile bulamamıştı.

Valdris'in sakinleştirmeye çalıştığı mıntıka yöneticisinin ve diğer ölenlerin ailesinden ya da dostu olan güçlü Xalialar uğursuz kelebeği gördüğü gibi ilgileri kadına kaydı. Söylenmeleri ve bağırışları artarken Veyla omzunu duvara yaslanıp istifini bozmadan izlemeye devam etti. Kollarını göğsünde birleştirip bir ayağını da diğerinin önüne doğru çapraz bir şekilde yaslamıştı. Valdris omzunun ardından Veyla'ya uyararak baktığında Veyla dudağını sağ kenarına doğru kıvırıp hafifçe omuz silkti.

"O yaptı!"

"Burada olması başından beri hataydı!"

"Herkes Kral'ı uyardı!"

"Gittiği her yere ölüm götürdü o kadın!"

"Kral gidenleri nasıl geri getirecek?"

"Kral halkına saldıran bir savaşçıya nasıl müsaade ediyor?"

"Nixsus'ta mor kelebeğin işi yok!"

Veyla göğsünde birleştirdiği bir elini kaldırıp işaret parmağıyla kendisini gösterirken "Uğursuz kelebek, yalnız." dedi. "İsmim, uğursuz kelebek."

Bağırışlar yükselirken Veyla omzundan tutularak bir odaya çekildi. Kapı ardından kapanırken gözlerini devirdi ve Gölge'nin kendisine bağırmaya başlamasını bekledi. Gölge cebinden çıkardığı ses büyüsünü kurup açtıktan sonra Veyla'ya döndü ve üstüne yürümeye başladı. Gözleri mavi değil, kırmızıydı sanki. Teni ten değil, alevdi. Soluduğu alev değil, duman gibiydi. Veyla, çok değil birkaç dakika öncesinde havanın cesetleri gösterecek kadar aydınlık olduğunu görmüştü ama şimdi her yeri karanlık sarmış, gök gürüldüyordu. Gölge gözükmese bile halk geldiğini anlamış olmalıydı.

Veyla, "Bunun cezası da bana mı kesilecek?" diye sorarken sıkkın gözükmeyi başardı.

"Sen mi yaptın?"

Veyla, adam üstüne geldikçe gerilerken kaşlarını kaldırdı. "Uğursuz kelebeğin yaptığından şüphe kalmaması için kanın bile mora boyandığı bir saldırıyı mı?"

Veyla'nın sırtı duvara yaslanırken Gölge kadının vücudunun hemen yanında yumruğunu geçirdi. Veyla'nın ardındaki duvar titreyip de Gölge'nin yumruğu şeklinde gömülürken Veyla sabırla nefes aldı ve gözlerini dibinden onu öfkeyle izleyen mavi gözlere çevirdi. Büyüyle ışıldıyorlardı ama henüz Veyla'nın canı yanmadığına göre büyüsünü yönlendirmiyordu.

"Sen mi yaptın?"

Veyla sinirle ellerini adamın göğsüne yaslayıp ittirdi. Büyüsünü de yönlendirdiği için adamın birkaç adım gerilemesini sağlayabilmişti. "Cevaplasam inanacak mısın? Her ihtimalde yine cezayı bana keseceksin. Nereye gidiyorum bu sefer? Zindana mı? Okyanusa mı? Valdris 'bu sefer uzay olabilir' dedi. Fena fikir değil ha, ne dersin?"

Gölge de kadını ittirerek sırtının yeniden duvarla buluşmasını sağladı. Dibindeki yerini de alıp alınlarını birleştirecek kadar yakınlaşırken "Cevap ver!" diye bağırdı. Öfkeden boynundaki ve alnındaki damarlar belirginleşmiş, teni kızarmıştı. Sesi, ses büyüsünü aşıp geçecekmiş gibi Veyla'nın da kulaklarını acıtmıştı. Bulundukları odanın camı patlarken içeriye serin hava doldu. Rüzgâr kadının saçlarının uçuşmasını ve hatta Gölge'nin tenine de çarpmasını sağlarken Veyla derin bir nefes aldı.

"Ben yapmadım."

Gölge alınlarını ayırıp kadının çenesinden tuttuğu gibi yüzünü kaldırdı. Eli çenesinden boğazına inip de parmakları kadının ince boğazını dolanırken kaşlarını kaldırdı. Veyla adamın gözlerinin içine bakarken sakin bir şekilde "Ben yapmadım." dedi.

"Kolyenin intikamını halkımdan mı alıyorsun?" dedikten sonra kadının boğazını sıkıp boğazıyla birlikte vücudunu kendisine çekti. Nefesi kadının dudaklarında gezinirken "Beni halkımla mı cezalandırıyorsun?" diye bağırdı.

Veyla'nın elleri, adamın boğazını sıkan elinin bileğine giderken gözleri kararır gibi oldu. Sıkarken büyüsünü de yönlendirdiği için Veyla'nın nefesi kesilmiş, vücudu güçsüz düşmeye başlamıştı. Büyüsü çağıramayacağı kadar uzaklarda gibiydi. Her yanı Gölge'nin büyüsüyle sarılmıştı. Ses büyüsü dolayısıyla onları duyamıyor olsalar da dışarıdan fark edildiklerine emindi. Odanın tepsinde şimşekler çakıyor, gök gürüldüyor, camlar patlıyor, duvar sallanıyordu.

Veyla zar zor konuşarak "Ben yapmadım." dedi. Yapmıştı ama Gölge'nin Veyla'nın yapmadığını düşündüğüne de emindi. Sadece her zamanki gibi herhangi bir şeye duyduğu öfkeyi, Veyla'nın varlığından çıkarıyordu. Veyla gerçekten yapmamış olsa da bu tepkiyle karşılaşacaktı. Neyse ki, yapmıştı.

Veyla kadının boğazını bıraktıktan sonra elleri sinirle ensesine giderken birkaç adım gerileyip gözlerini kapattı. Veyla yapmış olsaydı her şey daha kolay olurdu ama Veyla'nın yapmadığını düşünüyordu. Bu kadar dikkat çekmeyi göze almazdı, kadının daha sinsi ilerleyeceğini düşünüyordu. Yine de tam olarak emin değildi, içindeki nefret her suçtan onu sorumlu tutmak istiyordu. Eğer onun yapmadığına emin olursa, şehrinde ona saldıran başka birinin varlığını kabul etmek durumunda kalacaktı. Gölge yıllardır kurduğu düzenden sonra birilerinin ona başkaldırmaya başlamasına katlanamıyordu. Yıllardır Kral'dı, yıllardır yönetendi, yıllardır boyun eğdirendi. Veyla'nın başkaldırıp durmasına bile tahammülü yoktu, bir de halkı mı kaldırıyordu? Şu an ilgilenmesi gereken çok daha büyük bir problem vardı ve güvenle kazandığı bağlılığı korkuyla sağlamak zorunda kalacaktı.

Veyla, adamın boğazını bırakması ile duvardan kayarak düştüğü yerde kendine geldikten sonra elini boğazından çekip doğruldu ve sesini temizledi. Gölge ellerini ensesinden çekip gözlerini araladıktan sonra "Eğer bunu sen yaptıysan..." diye tehditler saçmaya başladığında Veyla sinirle inleyip araya indi. "Bırak artık sana gelen her oku benden bilmeyi. Defalarca sınandım, artık anlaman lazım. Senin gücünü kendi amellerim için kullanıyorum, senin gücünle güç bulan adamla evleniyorum. Şehri babamdan almadığım sürece, babamı ve dostlarını yok etmediğim sürece senin gücüne savaş açmam. Ben sana ihtiyacım kalmadığında seni öldürmek için elimden geleni yapacağım, tüm olan şey bu." dedikten sonra yüzünü buruşturup eliyle bulundukları konumdan gözükmese de patlamış camın ardını gösterdi. "Ayrıca sana zarar verecek olsam, imzamı bırakmam herhalde. Ağaç devrilse, benden bileceksin. Mıntıkanın en güçlü Xalialarını öldürüp üstüne imzamla halka mı sergileyeceğim?"

Gölge kadının tüm söylediklerini kesmeden dinlerken burnundan soluyordu. Kadının konuşması bittikten sonra gerginlikten kuruyan dudağını ıslatıp tek kaşını kaldırdı. "Ya böyle düşüneceğimi bildiğin için bizzat imzanla yaptıysan? Şu an olan şey sadece halkıma saldırı değil, halkıma bir savaşçım tarafından saldırılmış gibi gösteriliyor. İki kere vurulmuş oluyorum. Sinsi bir kelebek, bunu planlayabilir, diye düşünüyorum."

Veyla birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra canı yanıyormuş gibi bakmaya çalıştı. Canı yanmasına yanıyordu ama bunu göstermemeye o kadar alışıktı ki kalkanları kaldırmak nasıl bir şeydi, hatırlamıyordu. Yine de olduğu gibi bakmayı başarmış olsa gerek Gölge'nin kaşları kalkar gibi oldu. Veyla bilerek gözlerini kaçırıp "Böyle bir şeyle ilgilenmeye zamanım yoktu." dedi.

Gölge de kadına bakarken bu düşüncesine katılıyordu. Günlerdir kadınla pek temas kurmamışlardı ama kuytu köşelerde yalnız kalmaya çalıştığını biliyordu. Gece yapılan ve sabahın ilk ışıklarıyla anlaşılan bir saldırıydı. Gölge ise kadının gece nerede olduğunu görmüştü. Kalp atışlarını dinlememişti ama kelebeklerinin ışıltısını ağaç dalları ve yeşilliğin arasından görmüştü. Onu birkaç kere daha orada görmüştü. Gölge'nin kütüphanenin olduğu odadan onu göreceğini düşünmüş olabilir miydi? Yanıltmak için kelebeklerini orada tutmuş olabilir miydi? Bir yandan da kadınla karşılaştıkları küçük anlarda ne halde olduğunu da görmüştü. Çoğunda Gölge'nin varlığını fark etmemişti bile. Yemin etmesine rağmen kolyesini geri alamadığı, hatta yok olduğunu düşündüğü andan beridir her zamanki halinde gibi değildi. Şu anda bile, yorgun, bıkkın ve hatta üzgün gözüküyordu. Veyla gerçekten öyleydi ama bunu görmesine bilerek müsaade ediyordu ki bu olanlardan Veyla'yı sorumlu tutmasın. Gölge öğrenecekti, Veyla, üzgün olduğunda daha tehlikeli bir hale geliyordu. Sadece keyif için bile onca şey yapabiliyorken canının yanmasıyla neler yapabileceğini görecekti.

Bir yandan Gölge, herhangi bir kamera kaydında Veyla'nın malikaneden çıktığını görememişti. O uğursuz kelebek bir şekilde başarabilirdi ya da o aptal kelebekleriyle kamera kayıtlarına ulaşabilirdi ama Gölge de kadının böyle bir şeyle uğraşabilecek ruh haline sahip olmadığını düşünüyordu. Kendisinden pay biçiyordu. Gerektiğinde çok acımasız ve tehlikeli bir adama dönüşebiliyordu ama sevdiği bir şey zarar gördüğünde ortalığı yakıp yıkmadan önce güçsüz kaldığı bir süre yaşardı. Veyla da o süre içerisinde gibiydi. Bir yandan da ortalığı yakıp yıkmayı ertelediğini, şu an Gölge'ye kendi amaçları için ihtiyaç duyduğunu, bu sebeple onu gücünden vurmayacağını dile getiriyordu. Gölge'nin de mantığına uyuyordu.

"Çıkıp bu saldırıyla bir ilgin olmadığını, Nixsus'a ve bana yeminle bağlı olduğunu söyleyeceksin."

Veyla, baygın bir şekilde dinledikten sonra "Asla." dedi. "Senin için en son bağlılık gösterdiğimde beni buna pişman ettin. Şimdi de halkının sorunlarını kendin çöz Kral. Sen beni zora sokup dururken senin için her şeyi kolaylaştıramayacağım." deyip yanından geçip gideceği sırada Gölge kolundan tutarak kendisine çevirdi.

"Sahip olduğum her şey üstüne yemin ediyorum tüm cezayı sana ödetirim. Seni onların karşısına çıkartıp saldırısının cezasını ödeyecek, derim."

Veyla'nın dudakları kıvrıldı ve meydan okuyarak baktı. "Böylelikle halkın arasındaki asıl hainleri ve o taşları kendin ararsın."

Gölge de meyden okuyarak baktı. Veyla, adam hala kolunu sıkarak tutarken sırıtışında dudağını yalayıp hafifçe omuz silkti. "Beni tehdit edebileceğin son şeyi Luna'nın midesine yolladın. Bu bir aptallıktı Kral."

Gölge, 'vay be' der gibi dudak bükerek başını onayladı. "Belki de seni babanın önüne atmanın zamanı gelmiştir." dediğinde Veyla'nın kaşları kalkarken Gölge'nin sırıtışı genişledi. "Belki de hala alenen düşmanlığımı ilan etmediğim babanın önüne seni atıp ona ihanet etmek istediğini söylerim. Bu kadar korktuğuna göre senin hakkından gelmesini biliyor."

Veyla zaten çıkıp bu açıklamayı yapmak istiyordu. Gölge'nin cümlelerini kuracak ama asla güven vermeyecekti. Yine de başta istemiyormuş gibi gözükmek ve Gölge'nin doğru yolda olduğunu düşünmesini sağlamak istiyordu ama böyle bir tehditle geleceğini sanmamıştı.

Veyla babasıyla görüşmeyeli seneler olmuştu. Saatinden görev almak ve amorsus aracılığıyla haberleşmek dışında ne şehrini, ne de babasını görüyordu. Görmek de istemiyordu. Şimdi yüz ifadesi hızlansa da kalp atışları hızlandığında Gölge istediğini aldığının farkındaydı. Veyla'yı korkutmayı başarabilmişti. Veyla, ihanet olayının içinden bir şekilde çıkar, Gölge'nin güvenini kazanmak istediği için öyle söylediğini söylerdi, sonuçta Veyla da oraya Gölge'ye ihanet etmeye gitmişti ama babasıyla görüşmek istemiyordu.

"Ha? Ne dersin kelebek?" dedikten sonra kadının yüzüne doğru ilerledi. "Birlikte Karam'a gidelim mi?"

Veyla, Gölge'nin yaptığı tehditlerden birinde bilerek boyun eğecekti ama tehdidin bu olması hiç hoşuna gitmemişti. Buna dair korkusunu belli etmek istemiyordu ama aptal kalbi çok geç kalmıştı.

Veyla, "Gidelim." diye fısıldadığında Gölge'nin kaşları kalktı. Gölge'nin yapmayacağını biliyordu ve boyun eğermiş gibi yapamayacağı bir konuydu.

Gölge "Korkuyor musun?" diye sorarken cevabı biliyordu. Veyla, "Korkuyorum." diye itiraf etti. Artık saklayabileceği bir şey kalmamıştı. "Ama sana boyun eğmekten daha fazla değil."

Gölge'nin dudakları kıvrıldı. "Sana bir sır vereyim mi kelebek?"

Veyla alayla "Lütfen." derken o da sırıttı.

Gölge'nin gözleri kadının yüzünde, kendine olan güveninde, meydan okuyan bakışlarında gezindikten sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Bir yandan hayranım sana."

Veyla'nın kaşları kalkarken dudaklarını birbirine bastırsa da hala kıvrıktılar. Veyla'nın da gözleri sırıtıyor olsa da alaylı olmayan dudaklarında gezindikten sonra "Dikkat et Kral." dedi ve gözlerine baktı. "Bu hayranlık başka bir şeye dönüşmesin."

Gölge kadının kolunu tutan parmaklarını gevşettikten sonra parmağının ucuyla kadının teninde daireler oluşturmaya başladı. Veyla bakışlarını temasa indirip yeniden adama baksa da geri çekilmedi. "Bana dair birçok konuda endişe etmelisin bebeğim." dedikten sonra başını onaylar şekilde salladı ve sırıtışı eşliğinde gözlerini kırpıştırdı. "Ama bu konuda, asla."

Veyla da başını onaylar şekilde salladı. "İçim rahatladı."

"Şimdi, çıkıp bu açıklamayı yapmak için ne istediğini söyle."

Veyla kolunu çekip birkaç adım gerilerken ellerini belinin ardında birleştirdi. Vücudunun ardında kaldığı için Gölge göremezken biraz önce adamın temas ettiği tenini yolmak ister gibi kaşımaya başladı. Adamın teması kesilmiş olsa bile hala dokunuyormuş gibi garip hissediyordu.

"Sözlerini tutmayan bir adamsın. Sana neden güveneyim?"

"Ne istiyorsan, öncesinde vereceğim."

Veyla sırıtırken "Sen bana nasıl güveneceksin?" diye sordu.

"İstediğimi yapmazsan, cezayı sana keseceğim."

Veyla "Yani ikimiz de birbirimize güvenmeyeceğiz." dediğinde Gölge başını onaylar şekilde salladı "Ama, istediklerimizi yapacağız." diye ekledi.

"Benden hemen önce, sen konuşacaksın. Asıl suçluları bulduğumuzda, onların cezasını bizzat benim keseceğimi söyleyeceksin."

Gölge, gergin çenesi ardında dilini çiğnerken burnundan sıkkın bir nefes aldı. Gözleri kadının keyifli yüzünde gezinirken bu kadından ne kadar da kurtulması gerektiğini düşünüyordu. Bir gün kurtulacaktı ama o güne kadar beklemek gittikçe zorlaşıyordu. Bela olduğu yetmezmiş gibi, zeki bir belaydı.

Veyla, böylelikle hem halkın güvenmeseler de sırf Gölge'ye olan korkuları yüzünden dinlemek ve sessiz kalmak zorunda kaldıkları bir konuşma gerçekleştirecek, Gölge'yle aynı tarafta olduklarını tekrar ve tekrar halka gösterecekti, hem de bu süreçte suçlu olarak Gölge'nin önüne attığı başkaca halktan kimselerin de cezasını bizzat kesecekti. Veyla, Gölge'nin gözleri önünde halkını öldürecekti ve Kral da bu yetkiyi halkın gözleri önünde vermiş olacaktı. Halkın gözleri önünde, gece değil bizzat gün ışığının altında birini öldürecek olsa, halk yetkiyi Kral'dan aldığını düşünecekti. Her şey ortaya çıkıp da halk isyana geldiğinde, Gölge bizzat Veyla'yı desteklemiş, buna müsaade etmiş olacaktı.

Şimdi Veyla Kral'ın yanında gibi gözükecek olabilirdi ama yarın bir gün Veyla'nın halkın karşısında olduğu şüphesiz ortaya çıktığında halk da Gölge'nin Veyla'nın yanında, onunla birlikte halkın karşısında olduğunu düşünecekti.

Gölge geçmesi için eliyle kapıyı gösterdi. Veyla sırıtarak yol alırken Gölge "Senden nefret ediyorum." demeden yapamadı. Veyla kapıyı açtıktan sonra çıkmadan omzunun üstünden ardındaki Gölge'ye baktı. Adam tamamıyla Veyla'ya güvenmiyordu ama cezasını keseceği kadar şüphelenemeyeceği yanılgıyı oluşturmayı Veyla çoktan başarmıştı. Yine de her ihtimali düşündüğünde, hatta gerçekten suçlu değilse bile Veyla'dan nefret ediyordu çünkü Gölge de ona ihtiyaç duyuyordu.

"Ama bir yandan hayransın."

Gölge ellerini deri ceketinin ceplerine yerleştirip başını hafifçe soluna yatırarak kısık gözlerle kadına bakarken dudakları kıvrıldı. "Sen de bir yandan bana hayransın."

Veyla hafifçe omuz silkti. Kapıdan çıkıp gitmeden sırıtarak söyledi. "Ama senden nefret ediyorum."

Veyla kolyesini kaybetmiş olabilirdi ama Gölge Kral Karanir de, şehrini kaybedecekti.

**

Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum

 

43

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!