🔮 13 ⚡ Yemin
Merhabaaaalarr
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorumm
Birinci kısmın, son bölümü bu bölüm. İkinci kısma geçeceğiz bu bölümün ardından, iyi okumalar ^^
Bölüm şarkısı:
Klergy, BEGINNERS - Dangerous Game
**
1. KISIM ♛ NİX'İN GÖLGESİ ♛
🔮 13 ⚡ YEMİN
**
"Veyla! Gelsene sen de."
Veyla, Eryaların bir arada geçirdiği odanın geniş ve açık kapısının önünden geçip de merdivenlere yöneleceği sırada Erya'nın seslenmesi ile duraksadı. Ağır ağır yürüyerek kapı pervazını geçmeden omzunu yaslayarak odanın içerisine baktı. Erya ve diğerleri, güç ateş eden ıstakalarla oynanan bir masa oyunu oynuyordu. Bir kısmı masaya yaslanmış, bir kısmı masaya yakın deri koltukta ya da pencere mermerinde oturuyordu. Yıldat, Veyla'yı görünce oturduğu deri koltukta, Valdris'in yanından kalkıp "Gel böyle istersen." dedi.
Erya seslenip de Veyla, aralarına vardığında bir süredir var olan sohbetleri kesilmiş, en son keyifli olsalar gerek yüzlerde dudaklar kıvrılıydı. Şimdi ise ilgi Veyla'ya yöneldiği için sessiz kalmışlardı. Ash, masanın üstüne oturmuş, bacaklarını Gölge'ye doğru çevirmişti. Gölge de bir elini kadının vücudunun yanından masaya yaslamış, diğer eli ile yere yasladığı ıstakasını tutuyor, kadının omzunun üstünden Veyla'ya bakıyordu. Ash de üst vücudunu hafifçe ardına çevirmiş, bir Veyla'ya, bir de çağırdığı için sinirini bozmuş olan Erya'ya bakıyordu.
Veyla, Eryalar'ın görev harici de vakit geçirmelerine sıklıkla şahit oluyordu. Kendisi dâhil olmuyordu ama onların kahkahalarını Azrit kulakları olmasa da duyabiliyordu. Git gide kulaklarını tırmalayan bu seslere alışır sanıyordu ama gittikçe daha çok siniri bozuluyordu. Onlar arasında sandığı gibi çıkar ilişkisi haricinde samimiyetle kurulan bir bağ olduğunu kabul etmek istemiyor gibiydi ama buna dair kanıtlar görüp duruyordu. Yanılmayı sevmezdi ama sinirini bozan tek şey, yanılıyor olduğunu görmek değildi. Birilerinin, hatta Gölge gibi birinin bile bağ kurduğunu gördükçe, bunu uzun bir süredir yapamadığını, yapmak isteyemediğini anımsıyor, kendisine bile itiraf edemese de sinirli hissediyordu.
"Yok, ben almayayım. Gün içerisinde yeterince yüzlerinizi görüyorum." dedikten sonra dönüt beklemeden merdivenlere yöneldi. Erya, ıstakasına sarılıp çenesini ucuna yaslarken üzgün bir şekilde dudağını büzdü ve gittiği için artık görülmese de kapıya doğru ardından baktı.
Valdris, kolunu sevgisine dolayıp saçını öptükten sonra "Herkesle arkadaş olamazsın." diye teselli etti. "Bazıları arkadaş değil, düşman toplar."
Ash, "Gel de Erya'ya anlat." diye sitemlendikten sonra ters ters baktı. "Niye aramıza dâhil etmeye çalışıyorsun? Bu iyi niyetin artık fazla olmuyor mu? O kadın iyilikten anlamıyor işte!"
Erya, çenesini ıstakadan çektikten sonra sıra kendisinde olduğu için masaya yöneldi. "İyi niyetimden yapmıyorum. Biz gerçekten arkadaşız." dediğinde neredeyse herkes sorgulayarak baktı. Istakasının güç oranını ucuna yakın halkayı çevirerek yaparken omuz silkip "Ne?" dedi.
"Veyla'nın bundan haberi var mı?"
Erya, Thal'a gözlerini devirdikten sonra "Tamam biraz farklı bir arkadaşlık tarzı var ama evet," deyip gülerek etrafındakilere baktı. "... bence arkadaşız."
Ash, "Bence yine hayallere kapılıyorsun. Arkadaşın olan herkes şu an burada, Veyla ise yakında gidecek." dedikten sonra gözlerini Yıldat'a çevirdi. "Alınma ama gideceğiniz günü iple çekiyorum."
Yıldat, koltuğa geri oturmayıp aksine kapıya yönelirken omzunun üstünden Ash'e baktı. "Ben de gidince bizi ziyaret edeceğin günleri iple çekiyorum." diye alay etti.
Thal, "Erya'dan sonra sıra sendeydi." dediğinde Yıldat, ıstakasını kapının yakınında bir duvara yaslayıp "Bensiz devam edin." diyerek çıktı. Valdris gülerek "Arkadaş edinmese de, sevgili edinmek konusunda fena değil gibi." dedi. Odada, Yıldat'ın Veyla'nın yanına gittiğine dair herhangi bir şüphesi olan yoktu.
Gölge kapıdan çıkana kadar gözleriyle Yıldat'ı takip ettikten sonra konuşmaya başlayan Valdris'e baktı ve dediğini düşündü. Birkaç saniyenin ardından sırıtıp "Neyse ki odasına ses büyüsü zımbırtısı yaptırttım." dediğinde Ash gülerek "Ses büyüsü zımbırtısı mı?" deyip elini Gölge'nin koluna götürdü. Bacak bacak üstüne attığı bacaklarını aralayıp Gölge'ye yaklaşması için yer açtı. Gölge ise Veyla gibi tabir etmesine karşı kendi kendisine gözlerini devirip "O sikik şeyden işte." diye söylendikten sonra kendi kendisine keyfi kaçtığı için kadının bacaklarına yaklaşmayıp "Hadi Erya." diyerek masanın diğer tarafına geçti. Yıldat oyundan çıktığı için Erya'dan sonra sıra kendisine gelecekti. Ash, omzunun üstünden ardına, Gölge'ye bakarken sırıtışı silindi.
"Ne oldu şimdi?"
Ellerini masaya yaslayıp kaşlarını kaldırdı. "Ne ne oldu? Oyun oynuyoruz."
Thal gülüp "Kazananının belli olduğu bir oyun oynuyoruz. Benden başka kazanan olursa idam ettiririm, dedin." dediğinde Gölge sırıtarak "İkincinin kim olacağı hala belli değil." dedi ve Erya atışını yaptıktan sonra dudağını büzüp "Sonuncunun kim olacağı belli." diye sızlandı. Gölgeler normal sohbetlerini sürdürürken Ash, sıra kendisine gelene kadar sıkkın nefesler alıp vererek Gölge'yi izledi ama Gölge ile göz göze gelemedi.
Veyla kapıyı kapatacakken bir rüzgar eşliğinde karşısında Yıldat belirince sabırla nefes alıp verse de kapıyı kapatmadan odaya girdi ve Yıldat da sırıtarak ardından girdi. Veyla yatağına yönelirken ceketini çıkarıp bir kenara attı ve kelebeklerine "Hala bitiremediniz mi?" diye sordu. Erya'nın ısrarla canlandırdığı bitkileri, kelebekleri yine soldurmaya çalışıyordu ama işleri hala bitmemiş gibi gözüküyordu. Kelebekleri hızlanırken yatağının ucuna oturdu ve ellerini iki yanından, hafifçe ardına yaslayıp bacak bacak üstüne attı. Yıldat da karşısına dikildikten sonra gözlerini, oturuşu dolayısıyla eteğinin kalçasına doğru kayarak tenini daha da açığa çıkardığı Veyla'nın gözlerine çevirdi.
Veyla kaşlarını kaldırdığında, Yıldat gülerek "Ne?" dedi. "Sevgilicilik oynuyoruz ve gerçekten sevgilim olsaydın aşağıda oyun oynayacağıma, odana gelirdim." dedikten sonra yatağın yanından ilerleyip zıplayarak yatağa atladı. Sırt üstü dönüp ellerini ensesine getirirken "Yatağın rahatmış." dedi.
Veyla, üst vücudunu hafifçe ardına, Yıldat'a çevirirken bacaklarından birini de dizinden kırarak yatağa çekti. Şortlu etek, giymiş olduğu için Yıldat her ne kadar tercih etse de frikik vermemiş oldu. Yıldat'a bakarken sırıtıp "Birkaç dakika geçti bile. Sevişmemizin artık bittiğini düşünebilirler, çık odamdan." dedi.
Yıldat Veyla'nın küçümseyici alayına gözlerini devirse de sırıtışı genişledi. "Deneyimlediğinde, çok daha uzun sürdüğünü öğreneceksin."
Veyla öğürür gibi yaptıktan sonra alayını sürdürdü. "Ne? Bir değil, üç dakika mı sürecek?"
Yıldat yatakta doğrulup Veyla'ya yaklaşırken elini kadının yatağa yasladığı bacağına yakın bir konuma koyup hafifçe yüzüne eğildi. "Sonunda sevişeceğimiz gün, sadece hareketsiz bir şekilde vücuduna bakmam bile üç dakika sürecek. Gerisini sen hesapla."
Veyla da Gölge gibi sırıtırken Yıldat'ı öldürmemesi gerektiği için "Kalk yatağımdan." dedi.
Yıldat kovulmaya alışık olduğu için herhangi bir sohbet kuruyorlarmış gibi durmaya devam etti. "Aşkım, ben çok dürüst bir adam olduğum için rol yapmayı pek beceremiyorum. Çıktığımda, biriyle karşılaşırsam heyecanlı gözükebilmem için küçük bir temasa ne dersin?" deyip kadının dudaklarına baktı. "Sonuçta bazı kilitler açıldı. Artık öpüşebiliyoruz."
Yıldat, Veyla'yı öpecekken yeniden gözlerini kapattı. Veyla sırıtarak yüzünü geri çekti ve bir kelebeği aralarına girip Yıldat'ın dudağına yöneldi. Kelebek bile, Veyla'ya 'Bunu hak edecek ne yaptım?' der gibi baksa da Yıldat, kelebeği öpmüş oldu. Kaşları hafifçe çatıldıktan sonra gözleri aralanırken yüzünü geri çekti ve hemen dibindeki kelebeğe bakarken gözleri istemsiz şaşı gibi burnuna doğru kaydı. Veyla alayla gülüp "Kapının önünde beş dakika bekle, sonra da git." dedi.
Yıldat, kelebeği aralarından kışkışladıktan sonra üfledi. "Sevgililer birlikte uyumaz mı?"
Veyla "Şansını zorlama." dedikten sonra Yıldat'ın kelebeğini kışkışlaması gibi eliyle Yıldat'ı kışkışlayarak yataktan kovdu. Yıldat yeniden üfleyip kapıya yakın duvara doğru ilerledi ve yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi.
"Ash, çok daha uzun sürdüğünü biliyor. Ben de burada uyuyayım işte."
Veyla yataktan kalkıp pikesini açacağı sırada gözleri irileşerek Yıldat'a baktı. "Ash'le seviştiniz mi?"
Veyla, bir kere olduğunu sanmıştı ama Yıldat "Arada." dediğinde Veyla'nın dudakları da aralandı ve şaşkınlığını üstünden attıktan sonra sırıtmaya başladı. "Gölge nasıl seni idam ettirmedi?"
Yıldat da sırıtıp yakasını düzeltti. "Çünkü bana ihtiyacı var. En iyi savaşçısı benim." dediğinde Veyla yamuk bir şekilde sırıtırken tek kaşını kaldırdı ve 'siktir oradan' der gibi baktı. Sonra yeterince küçümseyememiş olmasından endişe edip lafzen de "Siktir oradan." dedi ve Yıldat gözlerini devirse de gülüp "Gölge, kıskanç bir adam değildir." dedi. Veyla alayla güldü. "Kral, sevgilisinin kardeşiyle yatmasına müsaade ediyor yani."
Veyla'nın, Yıldat'ı arzulamasına bile tadının kaçtığı düşünüldüğünde, bizzat Ash'in kardeşiyle de sevişmesi, Veyla'ya garip gelmişti. Ash'in, Gölge dışında birine göz ucuyla bile bakmadığını düşünüyordu ama belli ki, yanlış düşünmüştü. Belki de Gölge de başkalarıyla birlikte olduğu için kendince kısasa kısas yapıyordu ama Yıldat hala yaşıyorsa, Gölge gerçekten umursamıyor olmalıydı. Herhangi bir adamla da değil, bizzat kardeşiyle bunu yapıyordu.
Yıldat, "Onlar sevgili sayılmazlar." dediğinde Veyla da lafın gelişi söylemişti. Valdrislere benzemedikleri şüphesizdi. Daha çok, Ash Gölge'ye takıntılı olmuş, Gölge ise takılıyor gibi görünüyorlardı.
Veyla, dolabına yönelirken "Ash'e bak sen." dedikten sonra güldü. Veyla ile Gölge, bel altı şakalar yaptıkça ya da yakın durdukça kıskanıyordu ama bizzat Veyla'nın müstakbel kocası ile sevişiyordu. Veyla şimdi bir koşu kalbine azurit bıçağı sokup hesap sorulduğunda da bunu bahane etse, Kral'ın gazabından kurtulabilir miydi? Sonuçta kendi adaletini sağlamış olurdu...
"Sen geldiğinden beridir, hiç böyle bir şey yaşanmadı. Yani en azından Ash'le."
Veyla, geceliğini dolaptan çıkarıp yatağa attıktan sonra "Açıklama yapman ne kadar şirin." diye dalga geçti. Yıldat bir ayağını da dizlerinden hafifçe kırıp ardındaki duvara yasladıktan sonra "Belki umurundadır diye söyleyeyim, dedim." diye homurdandı.
Veyla "Değil." dedikten sonra eliyle arkasına dönmesi için işaret verdi. "Giyineceğim."
Yıldat sırıtarak duvarla temasını kesip ağır bir şekilde ardına dönerken "Bir anda dönüp baksam?" diye uğraştığında Veyla da "Bir anda kalbine bir azurit bıçağı soksam?" dediği için neden yapmaması gerektiğine emin oldu ve bir süre sessiz kaldı. Gelen hışırtılarla sırıtışı genişlerken "Hayal kursam da ölür müyüm?" diye sordu.
Veyla, "Dene." dediğinde Yıldat sırıtarak "Şu an iç çamaşırlarını değiştiriyor olmalısın. Dur tahmin edeyim. Morlar?" dediğinde Veyla, pikenin altına bile girmiş, elini sensörlü ışık anahtarına uzatıyordu. O sıra gözlerini devirip "İyi geceler Yıldat." dediğinde, ışık da kapandığı için Yıldat ardına döndü. Azrit gözleri, karanlıkta da görmesini sağlarken "Bitince haber verirsin, sanmıştım." diye söylendi.
Veyla, uykulu mırıltılar çıkartırken cevap vermedi. Yıldat, koridordan kulağına gelen sesleri dinlerken "Şov yapmak istiyorsak, tam sırası. Gölge ve Ash, koridordalar." dedi. Veyla hızla yataktan kalktı. Işığı yeniden açarken terliğini giydi. Kapıya, Yıldat'ın yanına yaklaşırken Yıldat sırıtarak onu süzüyordu.
"Gecelik, güzelmiş." dedikten sonra elinin tersiyle saten kumaşın, Veyla'nın belinde kalan kısmını okşadı. Veyla'nın mor gözleri ışıldadığında Yıldat gülerek "Tamam, tamam." dedi ve sesini temizleyip kapıya döndü. Ard ardalarken Yıldat kapıyı açtı. Kapıyı aralarken vücudunu Veyla'ya çevirdi ve bir elini Veyla'nın beline doğru götürürken dudaklarını oynatarak 'müsaade et' deyip şirince sırıttı. Birbirleriyle el ele sıkışarak ya da başlarıyla selam vererek gösteri yapamayacakları şüphesizdi. Gölge Kral Karanir, madem gösteri istiyordu, Veyla alasını verirdi.
Veyla da bir elini, adamın omzuna götürürken eş zamanlı olarak kapıya doğru ilerliyorlar, birbirlerinden, vedalaşırken bile kopamayan bir çiftmiş gibi görünüyorlardı. Yıldat, kadının dudaklarına yöneldiğinde Veyla derin bir nefes alıp omuzundan çekerek boynuna yönlendirdi. En azından daha az rahatsız edici bir histi. Yıldat'ın dudakları boynundaki tenine değecek gibi olduğunda belini cimciklediği için dışarıdan değiyormuş gibi gözükeceği mesafede durdu. O sıra hafifçe koridora çıkmışlardı. Yıldat, Veyla'nın boynuna eğilmişken Veyla adamın omzunun üstünden, onlara doğru yaklaşan Gölge ile göz göze geldi.
Ash, "Oyunu bıraktığına değdi mi gerçekten?" diye alay ettiğinde Yıldat ağır ağır Veyla'nın boynundan doğrulduktan sonra dudağını yalayıp Veyla'ya doğru, Veyla'nın bile biraz önce bir şeyler yaşadıklarına dair şüpheye düşebileceği kadar müstehcen bir bakış attı. Bir de, rol yapamadığına dair şaka yapıyordu. Belki de sanıldığı kadar aptal değil, aksine oldukça tehlikeliydi. Veyla'nın Yıldat ile ne yapmaya çalıştığını, hatta Gölge'ye karşı da uslu durmadığını fark etmiş fakat bozmak yerine yardımcı olmaya başlamıştı.
Yıldat, "Her dakikası," dedikten sonra muzip bir şekilde sırıttı. "... değdi."
Gölge, kolunu kaldırıp saatine baktı. "On dakika yani."
Veyla, kapının ardından sabahlığını alıp üstüne geçirirken Gölge'yle göz gözeydi. Gölge, Veyla'nın sırıtışında ve üstünü giyinişinde ne demek istediğini anlayabiliyordu. Gözlerini devirme isteğiyle baş edebildi. Veyla, 'senin göremediğini görüyor, yapamadığını yapıyor' der gibi keyifliydi. Gölge'ye göre, kadının bu konuda üstüne gelebilmesi Veyla'nın suçu değil, kendisinin suçuydu. Onu arzuladığını hiç gizlememişti.
Yıldat da abisinin hazımsızlığının farkında gibiydi. Her konuda, Kral'dı ama Veyla'nın Kral'ı olamıyordu. Yıldat'ın da o kadının Kral'ı olabildiği söylenemezdi ama en azından Veyla ile bu yanılgıyı oluşturuyorlardı. Hem gerçekten bunu yapmaları Veyla'nın canını koruyabilirdi ama koruyamasa bile en azından Yıldat, kendisini ilk defa abisine karşı kazanmış gibi hissediyordu. Hem de Zenith'in en güzel ve güçlü kadını konusunda. Abisinin Veyla'yı duygusal yönden istemediğini, sadece arzuladığını biliyordu ama bu bile yeterdi. Abisi, istediğini alamıyordu. Bu yanılgı sadece Veyla'nın işine gelmiyor, Yıldat'ın zamanında abisine ihanet bile etmesini sağlayan kıskançlığına karşı egosunu okşuyordu.
Yıldat sırıtarak kendi odasının olduğu koridora gitmek için merdivenlere yöneldi. "Bazen on dakika oluyor Kral kardeşim..." dedikten sonra geri geri yürürken gülerek ellerini iki yanında kaldırdı. "... bazen beş dakika, bazen yarım saat."
Bir dakika bile sürse bunu sadece ben yapabiliyorum ve defalarca kez yaptım, demek istiyordu. Gölge'nin cevap vermesini beklemeden Veyla'ya "İyi geceler aşkım." dedikten sonra ardına döndü. Veyla da ardından "İyi geceler." dedikten sonra kapıyı kapatmadan önce Gölge'ye baktı. Gölge baygın bakışlar atıyordu ama en azından sırıtmıyordu.
Kapanmak üzere olan kapıyı tuttuğunda Veyla'nın kaşları kalkarken kapıyı hafifçe açıp Gölge'ye baktı. "Bir diyeceğin mi vardı Kral?" derken sırıtışında dudağının kenarını yalıyordu.
Gölge, Veyla'ya bakarken ardında kalan Ash'e "Beni odamda bekle bebeğim." dedi. Ash ardından "Ama..." deyip neden oyalandığını anlayamaz, rahatsız olurken Veyla da Ash'e bakıp "Kral'ını odasında bekle Ash." dedi.
Ash nefesini üfledikten sonra ilerlemeye başladı. Ağır adımlarla yürüyordu. Olabildiğince onları duymaya çalışacaktı. Gölge, kapı pervazından içeriye doğru adımladığında Veyla bir adım geri çekildi. Artık ses büyüsü, kendi odasında da vardı ve pervazdan geçtiği gibi konuştukları, dışarıya duyulmaz hale gelmişti. Gölge odaya girdikten sonra ardından kapıyı kapatırken gözlerini onu sırıtarak izleyen Veyla'dan ayırmıyordu.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?"
Gölge "Ben de sana aynı soruyu soracaktım." dediğinde Veyla gülüp yatağına yöneldi. "Uykum var."
Gölge ardından gelmeye başladı. "Seninle sevişmesine izin veriyorsun ama kâbuslarına şahit olmasını istemiyor musun?"
Veyla, "Senin de Ash'e yaptığın gibi." derken pikeyi kaldırıyordu. Gölge, kolundan tutup hızla kendisine çevirdiğinde Veyla şaşan dengesini toparladıktan sonra kolunu Gölge'den kurtardı ama biliyordu, Gölge tutmaya devam etmek istese, tutardı.
Gölge öfkeyle soluyup "Ben kâbus görmüyorum." dediğinde Veyla sırıtıp kollarını göğsüne birleştirdi. "Birbirimizi kandırmayalım."
Gölge de "Evet." dedikten sonra Yıldat'ı kasteder gibi kapıyı gösterdi. "Oyunlarınıza kanmıyorum."
"Gözünün önünde sevişsek, ikna olur musun?" dedikten sonra kapıyı gösterdi. "Geri çağır Yıldat'ı. Dokunamadığına, nasıl dokunduğunu izle."
Gölge dişleri arasından "Kendini bir sik sanma." dediğinde Veyla kahkaha attı ve bir adımla Gölge'ye yaklaştı. "Bana bu gücü sen verdin Kral."
"O siktiğimin Yıldat'ını da, seni de karşımda bir zafer kazanıyormuşsunuz gibi davranmanıza pişman ederim. Sen benim reddettiğim kadınsın." dedikten sonra yatağı gösterdi. "Seni kabul etme tenezzülüne bulunsaydım, bu yatakta benim altımdaydın."
Veyla alayını sürdüremezken çenesi kasıldı. Gölge'yi geriye doğru ittirirken mor gözleri ışıldamaya başlamıştı. "Söylediklerine dikkat et."
Gölge, geri çekilmez, aksine yaklaşırken "Yoksa?" diye sordu. Veyla'nın tüm vücudu sinirle kasılırken, Gölge sonunda keyiflenebilmeye başladı. Roller değişmiş, şimdi Veyla sinirleniyordu. "Baban, güç karşılığında seni bana vadetmedi mi?" dedikten sonra kadının yüzüne doğru eğilirken küçümseyerek baktı ve fısıldadı. "... bense seni elimin tersiyle kardeşime itmedim mi?"
Veyla sinirle sırıtmaya başlarken elleri yumruk şeklini almıştı. Tükürür gibi "Niye o zaman Yıldat'ın yanınızdan ayrılıp da yanıma geldiği dakikayı biliyorsun?" diye sorduktan sonra kaşlarını kaldırdı. Biraz önce yanında ne kadar durduğunu söyleyerek, sevişmelerinin kısa sürdüğüne dair alayda bulunmuştu ama bu süreyi bilmesi de Veyla için alay konusuydu.
Gölge sırıtışında dilini gezdirip hafifçe omuz silkti. "Yan yana geldiğimizde Yıldat'ı küçümseyebilmek için."
Veyla burnundan gülüp "Sevgilin Ash'e sorsan, ne kadar sürdüğünü söylerdi." dediğinde Yıldat'ın da söylediği gibi Gölge gerçekten rahatsız olmuş gibi bakmadı ama Veyla'nın meydan okur gibi bakmasına, sırıtmasına karşı siniri yükseliyordu.
"Beni zorlama, gider vaadinizi bozar, seni yeniden kendime alırım."
Veyla'nın kaşları kalkarken ilk tepkisini gizleyemedi. Korkmamıştı ama bununla tehdit etmesine şaşırmıştı. "Sonra da..." derken kadının dibine girmeye devam etti ve Veyla hafifçe geri çekildiğinde bacağının arkası yatağına yasladı. Üstüne yürüyüp durmasına karşı normal zamanlarda dimdik duruyor hatta o yapamasın diye kendisi yapıyordu ama şimdi aklı söylediklerini düşündüğü için gardını almakta gecikiyordu. "... kimse Kral'ın müstakbel kraliçesine dokunamayacağı için, o siktiğimin Yıldat'ını kilometrelerce öteden bile göremezsin."
Veyla "Öyle olursa bile, Kral da müstakbel kraliçesine dokunamaz." dediğinde Gölge, elinin tersini Veyla'nın kolunda gezdirmeye başladı. Veyla kaşını bile oynatmama çabası içerisindeyken sabır dileyen bir nefes aldı. Dokunuşları, teninde bir kıvılcımı sürüklüyor gibiydi.
"Emin misin?"
Veyla kolunu çektikten sonra dayanamayıp Gölge'yi büyüsünü de kullanarak ittirdi ve bu sebeple uzaklaşabilmesini sağladı. Gölge yeniden yaklaşmasa da meydan okuyarak bakmayı sürdürdü. "Kimseyi zorla yatağına almadığını söyledin."
Gölge "Ben zorlamam." dediğinde Veyla "İstiyorsan dene." 'dedikten sonra 'hadi' der gibi kaşlarını kaldırdı. Böyle bir şeye kalkışırsa kendisinin de ölümüne sonuç vermek pahasına Gölge'nin de sonu olurdu. Gölge, Veyla'nın oluşturduğu rekabet havasına rağmen aksini iddia etmedi. Bu, öfkesiyle ve inadıyla bile kalkışmayacağı bir şeydi. O yüzden meydan okumayıp asıl demek istediğini dile getirdi. "Ama başkası bunu yapmana ikna eder. Tıpkı seni Karanir kardeşlerden birine vadedilmeye ve çocuğunu doğurmaya ikna ettiği gibi."
Veyla, Gölge'nin boş atıp dolu tutmaya çalışmasından sıkılmaya başladığı için baygın bir şekilde bakıp "Kim?" diye sordu.
Gölge sırıtıp "İlk günden beri, senin gibi güçlü bir Xalia'nın neden babasını alt etmek için bana ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum." dediğinde Veyla, konu değişikliği dolayısıyla yüzünde oluşan tepkiyi gizlemekte geç kalmadı. Babasının lafzının geçmesini sevmezdi. Gölge'nin düşünüp hangi sonuca vardığını da bilmiyordu ama doğru bir sonuca varmış olmasından çekindiği için Gölge'nin sinirini daha da bozmak pahasına konuyu değiştirmek istedi.
"Beni bu kadar düşünme Kral. Beni düşünmekten başka işlerine odaklanamıyorsun."
Gölge destekler gibi başını sinirle sallayıp "Ben her şeye yetiyorum." dediğinde Veyla alayla güldü. "Üstünde hâkimiyet kuramadığın bir kadına yaptığın güç gösterileri, çok eğlenceli oluyor. Nixsus, eğlence şehri, dediğinde bizzat Kral'ın soytarılık yaptığını bilmiyordum."
Gölge sinirle kadının kolundan tutarak çektiğinde Veyla yeniden kolunu kurtardı ve ikisinin de elleri birbirine doğru kalktı. Veyla "Seni uyarıyorum." dediğinde Gölge, "Ben o aşamayı geçtim." dedi ve mavi gözleri ışıldamaya başladı. Veyla kendisini savunmakta geç kalmadığı için büyüleri elleri arasında çarpışırken ikisinin de bedenleri acıyla titredi ama göstermemeye çalıştılar. Saniyeler içerisinde Gölge'nin büyüsü ağır basmaya başlasa da Veyla koy vermedi. Altlarındaki zemin, duvarlar, avize ve eşyalar sallanmaya başladığında Gölge sırıtarak "Teslim ol." dedi.
Veyla, "Asla." dedikten sonra kelebekleri Gölge'nin gözlerinde ışıldamaya başladı. Gölge'nin bir anlık görüş kaybı, hâkimiyetini sarsarken Veyla büyüsünü daha fazla yönlendirdi ve Gölge'nin vücudu yerde sürüklenerek gerilemeye başladı. Başka bir Xalia olsa, çoktan karşı duvara uçmuştu ama Gölge ancak sürükleniyordu.
Kelebekleri titremeye başladığında, Veyla çok zamanı kalmadığını görüp yatak başlığının yanındaki duvara yaslı güç silahını aldı ve Gölge'ye yöneltti. Gölge'nin vücudu güç silahını ateşlemesiyle sarsılsa da sadece yüzü buruşmuş, hala göremiyor olsa da Veyla'ya yönelmişti. Güç silahıyla ateşlediğinde kelebekleri bir anlığına güç kazanmıştı fakat şimdi yeniden mavi elektrikler ile titremeye başlamıştı. Veyla silah yeniden atış yapabilecek gücü toplarken silahının tersiyle adamın çenesine vurdu. Zaman kaybetmeden geriye doğru yükselen başında yanağında da vurduktan sonra güç kazanabilmiş silahı, yakından göğsüne doğrultup ateş etti. Bu sefer adamın vücudu, duvara kadar gerileyebilmişti.
Bir saniye geçmedi, Azrit hızıyla yeniden kadının dibindeydi. Kadının bileğini tuttuğunda Veyla bileğini aralarında kaldırıp diğer eliyle adamın karnına yumruk attı. Bu sırada kas gücüyle yetinmeyip büyüsünü de yönlendirdiği için Gölge için can acıtıcı olmuştu. Bileğiyle de adamın boynuna baskı yaparken büyüsünü de yönlendirerek ittirdiğinde adam yeniden birkaç adım geriledi ve o sıra Veyla bileğini kurtarıp karşısından yanına doğru geçti. Kelebekleri mavi elektrikler yüzünden teker teker yere düştüklerinde Gölge de görebilmeye başlayarak Veyla'ya baktı ve yeniden alayla güldü. "Teslim ol."
Veyla da yeniden "Asla." dediğinde Gölge sinirle inleyip kadına yöneldi. Büyüsünü yönelttiği eliyle şimşekleri çağırmaya hazır olduğunda Veyla hızla araya girip "Bitkilere yapma." dedi. Gölge kaşlarını çatarak duraksadı. Veyla şirince sırıtıp "Beni değil, Erya'yı düşün." dedi. Gölge, kadının böcek gibi ezilmek üzere olmasına rağmen hala alay etmesine karşı "Taşşak mı geçiyorsun?" diye bağırdığında Veyla ağır ağır hareket edip, Gölge'ye bakmaya devam ederek hizasını değiştirdi. Artık ardında dışarıya açılan geniş pencereler vardı. "Böyle yolla." deyip eliyle de işaret yaptığında Gölge sabır diler gibi başını onaylamaz bir şekilde salladı. Çok geçmeden kadının vücudu mavi elektrikler ile sarsılmaya başladı ama boyun eğmemek için hala direniyordu. Büyüsünü artık, saldırmak için değil de dik durabilmeye devam etme isteğiyle savunma için kullanıyordu.
"Boyun eğ."
Kadın yalvaracakmış gibi ellerini bir araya getirdikten sonra ikisiyle de orta parmağını gösterdiğinde Gölge sabır dileyen bir nefes alsa da sırıtmadan edemedi. Acı içerisinde kıvrandığını tahmin etmesine gerek kalmıyordu, bizzat görebiliyordu. Büyüsü yüzünden vücudu titreyerek sarsılıyordu ama yine de koy vermiyordu.
"Babandan korkuyorsun."
Veyla, bu sefer koy vererek dizlerinin üstünde düştüğünde Gölge kahkaha attı. İşte büyüsünden bile daha etkili bir şey vardı. Her nedense, babasından korkuyordu. Uğursuz kelebek olmasına rağmen. Babası, gücünü kullandığında cüssesinin üç katına çıkabilen, kas gücüne sahip, elleri adeta pençeye dönüşebilen bir Xalia'ydı. Çoğu kişi için korkutucu olabilirdi ama Veyla gibi temas bile etmeden onu alt edebilecek biri için, kaş bile kıpırdatmamalıydı. Yine de babasından korkuyordu. Gölge, henüz sebebini bilmiyordu ama öğrenecekti.
Veyla'nın kulağına, Amorsus'un adeta işkence için yaratılmış gibi olan laboratuvarlarında Amorsus bilim insanlarının 'itaat et' diyen ses gelir gibi olduktan sonra güç silahı ateş edildiğinde, vücuduna çarpmadan önce kulağına değen o havayı esneten ses de geldi ve kulağını omzuna doğru eğerken çenesi kasıldı. Tekrar ve tekrar, yaşamıştı bu anı. Hemen karşısında babası varken. Vücudu, henüz ancak güç silahı büyüklüğüne sahipken üstelik. Bu anı, benzerlerini. Ve en sonunda itaat etmeye başlamıştı. Vücudu bunu istemsiz bir şekilde yapana kadar deneylerle şartlandırılmıştı.
"O yüzden onu senin değil, benim yenmemi istiyorsun."
Veyla yerden destek alarak doğrulurken mor büyüsü vücudunu sarmaya başlamıştı. Gölge, henüz gücünü geri çekmemişti ama Veyla aksini sanmasın diye büyüsünü vücuduna geri çağırdı ve başını kaldıran Veyla ile göz göze geldiklerinde gözlerinin büyü ile ışıldamamasını sağladı. Yüzünü tepkisiz tutmaya çalışsa da karşısında kadın, Gölge henüz büyüsünü yönlendirirken kendisini savunabilmeyi başarmıştı. Biraz önce güçsüz düşmesinin sebebi ile, şimdi yeniden öncekinden daha çok güç kazanmasının sebebi muhtemelen aynıydı. Zaaflar, hem güç, hem güçsüzlüktü ve Gölge, Veyla'nın bir zaafından daha haberdar olmuştu.
"Herkes, babanın seni şehrine kabul etmediği, uğursuzluğun yüzünden uzak tuttuğunu sanıyor ama belki de sen gitmiyorsun. Saatinle görev almak dışında babanı en son ne zaman gördün?"
Veyla, doğrulabilmiş, yeniden Gölge'nin karşısına geçebilmişti. Hatta, yetinmedi. Gölge'ye yaklaşmaya başladı. Yaklaştıkça ve mor gözleri ışıldadıkça, Gölge'nin teni yanıyordu. Gölge, tepki vermeme çabasını sürdürdü ama vücudu kas katı kesilmişti.
"Sen en son ne zaman gördün?"
Gölge'nin kaşları kalkarken kendi mavi gözleri de büyüyle ışıldamaya başlamıştı. Saldırmak için değil, Veyla'nın vücudunu iki büklüm etmemesi adına kendisini savunmak için kullanıyordu çünkü iki büklüm olmasına az kalmıştı. Veyla, sandığından ve muhtemelen Veyla'nın sandığından da daha güçlüydü.
Veyla, dibine vardıktan sonra kuruyan dudağını ıslatıp kafayı yemek üzereymiş gibi sırıttı. Yerinde başka biri olsa, Gölge, Veyla'nın acı çektiğini düşünürdü ama söz konusu Veyla olunca, sadece deli gibi gözükeceği bir sinire bürünmüş olduğunu varsayıyordu. Gerçek, ikisinden de birazdı.
"Bana olan düşmanlığının sebebi, babam. Öyle değil mi?"
Gölge birkaç saniyenin ardından "Korktuğunu kabul ediyor olmalısın. İtiraz etmediğine göre." dedi. Veyla, "Bunu yan yana gelmeden anlayamazsın." dediğinde Gölge sırıtarak "Neredeyse eminim." dedi. Veyla "Ben de." dedi.
Gölge sinirli bir nefes alıp "Ne konuda?" dediğinde Veyla başını onaylar şekilde sallayarak "Bana değil, babama düşmansın." dedi.
Gölge, "Bunu gizlediğimi sanmıyordum." dedikten sonra yanlış anlaşılmaya asla mahal bırakmak istemediği için kadının yüzüne eğilip fısıldayarak "Ama sana da düşmanım." dedi. "Bir daha aksini söyleyip tadımı kaçırma."
Veyla, "Kimi koruyamadığın için herkesi koruyorsun?" dediğinde Gölge'nin gözleri donakaldı. Veyla, doğru yola girdiğine emin olup gülüşünde dişlerini yaladı ve başını hafifçe sağ omzuna eğip adamın yüzünde keyifli gözlerini gezdirdi. "Kimi babamdan koruyamadın?"
Gölge "Seni öldürürüm." deyip sertçe kadının boğazını tuttuğunda Veyla boğazı acımasına rağmen boğuk bir şekilde güldü. "Öldür." dedikten sonra ellerini, boğazını sıkan Gölge'nin eline getirip başını onaylar şekilde salladı. "Hadi öldür. Ben yeniden canlanırım ama o ya da onlar her kimse..." dedikten sonra keyifli sırıtışında alt dudağını ısırdı. "... sonsuza kadar öldüler."
Kadının boğazını sıkmaya devam ederek hızla üstüne geldikten sonra Veyla'nın sırtı, geniş camlara çarptı. Camın çatlama sesi kulaklarını doldurdu ama henüz parçalara ayrılmadı. Burunları birbirine değerken Gölge sinirle "Seni de babanı da öldüreceğim." dedikten sonra hızla ekledi. "Hatta anneni de."
Veyla'nın sırıtışı silindiğinde Gölge kahkaha attı. "Gerçi onu baban yapmıştı."
Annesi, ölmüş değildi. Daha doğrusu, tamamıyla ölmüş değildi. Yine de Veyla onu kurtardığı ilk an, öldürecekti. Babasının onu getirdiği halden sonra, tek kurtuluşu ölmekti. Ölmesi dışında acılarına son verebilecek hiçbir seçenek yoktu. Nefes aldıkça, acı çeken bir canavara dönüşmüştü.
Veyla boğazı sıkıldığı için boğuk sesiyle "Nereden biliyorsun?" diye sorduğunda Gölge, "Her şeyi öğreneceğim." derken arada kadın nefes alabilsin diye boğazını gevşetiyor, sonra yeniden sıkıyordu ve onu ölemeden sadece can çekiştiği bir döngüye hapsediyordu.
"O mor gözlerin ardındaki hastalıklı zihninde, neye zaafın varsa öğreneceğim." derken başparmağıyla kadının çenesini sever gibi okşadı ama rahatsız etme çabasıyla yapmıştı, başarmıştı da.
Veyla, adamın yakın olan yüzüne doğru, nefes almakta zorlandığı için boğuk sesiyle de olsa "Ben de." dedi. "Birini öğrendim bile. Bana mı yaptırttı?" dedikten sonra gülmeye çalıştı ama boğazı sıkıldığı için öksürmek zorunda kaldı. Yine de keyifli gözüküyordu.
"Bana öldürttü, değil mi? Bu yüzden bana da düşmansın. Acaba hangi öldürdüğüm kişi. O kadar da çok öldürdüm ki..." derken gözlerini tavanda gezdirip güldükten sonra yeniden Gölge'ye baktı. "Nasıl öldürmüş olabilirim? Yakarak mı?" derken bilerek gözlerini irileştirerek sırıttı. "Belki boğazını sıkmışımdır böyle..." derken elleri, boğazını sıkan Gölge'nin ellerinde gezindi. Temas etmelerinden rahatsız olamayacağı kadar başka konulara odaklıydı. "... belki bir camdan dışarıya atmışımdır..." deyip gülerek hafifçe ardına baktı ama Gölge boğazını sıkarak onu yeniden kendisine çevirdi. "Kim olduğunu... Tarif etsen, hatırlarım. Bir adam mıydı?" derken gözlerini, yüzünde gezdiriyor, tepkilerini ölçüyordu. "Hayır. Bir kadın, öyle değil mi?" dedikten sonra çok endişe etmiş gibi 'hih.' deyip üzgün baktı. "Yoksa annen mi?" dedikten sonra dilini şıklattı. "Öyle olsa, Yıldat da bilirdi. Peki... Sevdiğin kadın mı?"
Boğazını sıkan eli sıkılaştığında can acısına rağmen deli gibi sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Sevdiğin kadın."
Gölge, Veyla'nın boğazını sıkmayan eliyle Veyla'nın başının yanından ardındaki cama yumruk attığında yüksek duvar boyunca uzanan camın tuzla buz olması kulaklarını doldururken göz gözeydiler. Cam parçalarının bir kısmı, Veyla'nın sırtına gelmişti ve anladığı üzere, kanamaya başlamıştı ama Veyla keyifliydi. Gölge'nin nefretinin sebebini öğrenmişti. Belki sadece bu değildi ama en büyük sebebi bu olmalıydı.
Sırtındaki cam parçaları ara ara yüzünün buruşmasına sebep olsa da "Belki de bu yüzden artık âşık olamıyorsun." dedikten sonra kaşlarını kaldırdı. "Zavallı Ash, artık bunu başaramadığını biliyor mu?"
Gölge sadece baktığında, Veyla acısını görmek istedi. Göremedi ama biliyordu, orada bir yerlerdeydi. "Ben de senin kalbini çıplak elle sökebiliyormuşum, bak." dedikten sonra keyifli sırıtışında dudağının kenarını ısırdı ve gözlerinin derinlerine baktı.
Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Her şey bittiğinde, merhamet isteyeceksin."
Veyla, "Sana yenilsem bile son sözüm 'siktir git' olur." dedi.
Gölge "Cümleni bitirmene müsaade etmeyeceğim." dediğinde Veyla, "O zaman şimdiden söyleyeyim. Siktir..." diyeceği sırada kadını sırt üstü kenara attığı için Veyla acıyla inledi. Sırtındaki cam parçaları, sırt üstü düşmesiyle iyice vücuduna batmıştı. Belini doğrultmaya çalışırken eli sırtına gitti ama yine de gülerek "... git." diyerek cümlesini bitirdi.
Gölge, avucuna batmış cam parçasına baktı. Avucundaki siyah gül dövmesinin tam ortasında büyük bir cam parçasıydı. Parçayı birkaç saniye ardından çıkardı ama gözlerini hemen almadı. Eli, iyileşmişti ama akan kanı hala siyah gül dövmesini süslüyordu. O sıra Veyla ayağa kalkabilmiş, uzanabildiği kadarıyla sırtındaki cam parçalarını çıkartmıştı ama elinin uzanmadığı bir cam parçası vardı. Gölge büyüsünü yönlendirmemeye başladığında yeniden hayat bulan kelebekleri Veyla'nın sırtına doğru uçuşup yardımcı oldu.
Gölge, eline bakmayı bırakıp ifadesiz yüzünü Veyla'ya çevirdi. Kadına doğru yöneldiğinde Veyla da adımladı ve ortada birleştiler. Gölge hislerini ve öfkesini aldırmış gibiydi. Sanki okyanusun dibinde, buz tutmuştu. O yüzden Veyla dilediği kadar keyiflenemiyordu. "Eğer dilersem senin yeniden bana vadedilmeni sağlarım ve o sevişmenizi gözüme sokmaya çalıştığınız sevgilinle göz göze bile gelemezsiniz."
Veyla gülerek "Sen hala orada mısın?" dediğinde Gölge hala sinirlenme tepkisi göstermiyordu. "Sadece bilmeni istiyorum, seni istersem, alırım. Ben de dokunmasam bile kimsenin dokunmamasını sağlarım ama..." dedikten sonra başını yavaşça onaylamaz şekilde salladı. "... bunu yapmıyorum. Çünkü seni istemiyorum. O yüzden Yıldat da sen de bana karşı kazanıyormuşsunuz gibi davranmayın yoksa inandığım her şey üstüne yemin ediyorum kendini bir anda benim karım olarak bulursun."
Bunu yaparsa, Veyla'ya, Gölge'yi yenebilmek için daha fazla güç vermek dışında bir zarar vermemiş olurdu. Yıldat gibi sınırında duran biri değildi ama kendi ağzıyla kimseyi zorla yatağına almayacağını söylemişti. Hal böyle olunca Kralların Kral'ının Kraliçesi olmak, bu güçle ona daha fazla ihanet edebilecek biri için çok da tehdit sayılmazdı ama Yıldat'a karşı hisleri varmış gibi davrandığından bu ihtimali istemezmiş gibi sessiz kaldı.
Gölge "Anlaşıldı mı?" diye sorup kaşlarını kaldırırken başını salladığında Veyla gözlerini devirmek dışında bir cevap vermedi. "Bedenin, ruhunun varlığıyla can çekişen bir et parçası. Senin ruhuna denk geldiği için çektiği ızdırabı bedenine ben bile yaşatamam. İlgi çekici bir bedene sahipsin ve her Azrit, ilgi çekici bedenlere arzu duyar. Zenith üzerinde sana arzu duymayacak tek bir adam yoktur ama bu arzuya boğun eğmeyip sana dokunmayacak bir adam var."
Veyla sırıtarak "Sen misin?" dediğinde Gölge başını onaylar şekilde salladı. "O yüzden kendini bir sik sanma, Yıldat ile ne halt yiyorsanız yiyin, gözüme sokmaya çalışma."
"Aynı şeyleri, Yıldat'a da söyleyecek misin?"
"Buradan çıktığımda, bu akşamdan pişman olacağına emin olabilirsin. Kimse bana meydan okuyamaz, kimse beni yendiğini sanamaz. Ben bir şeyi almıyorsam, gerçekten istemiyorumdur."
Veyla gülüp "Ne diyeceksin? Canımı sıkarsan..." diye konuşmaya başladığında Gölge araya girip "Müstakbel karını alırım." diye söyleyeceği cümleyi Veyla'ya gerek kalmadan bitirdi.
Veyla bir şey diyemeden konuşmaya devam etti. "Yarın, mıntıka yöneticileri başkente gelecek. Onların önünde bana bağlılık yemini edeceksin."
Gölge, kapıya yöneldiğinde Veyla çatılan kaşları eşliğinde ona döndü. "Yapmam."
Gölge duraksadı fakat Veyla'ya bakmadan "Yapacaksın." dedi.
Kimse henüz Gölge'ye karşı isyan çıkartmamış olsa da, Gölge önlem alması gerektiğini biliyordu. Kaldı ki gerçekte henüz kimse bunu yapmasa da Gölge'nin gözünde, eğer gerçekten Veyla ortalığı karıştırmıyorsa Volka mıntıkası isyan çıkartmıştı. Bu kadar Xalia'yı sadece korkuyla hâkimiyeti altına toplamamıştı. Ona güveniyorlardı. Krallar'a, Kraliçeler'e yemin ettirmişti, ortalarda uçuşan bir kelebeğe yemin ettiremezse, güvenleri zedelenecekti ve isyanlar artacaktı. Gölge'nin ilgisini yönelttiği çok daha önemli bir konuyu, gayesi vardı, isyanları bastırmakla vakit kaybetmek istemiyordu. Direkt önlem almalıydı.
"İstiyorsan, gel öldür beni. Sana diz çöküp bağlılık yemini etmeyeceğim."
Gölge, Veyla'ya döndü. "Eğer bana yemin etmezsen ve biri orada kalkıp başkaldırırsa, senin yüzünden yeniden halkımı öldürmek zorunda kalacağım ve bunun bedelini sana ödetirim."
"Gücüne, Krallığına gölge düşer diye korkuyorsun ama henüz o gücünle benim işime yaramaya çalışmıyorsun."
Gölge kaşlarını kaldırdı. "Henüz bulamadığına eminim çünkü senden çaldığım şey, Drithar'da."
Gölge sırıttı. "Yani..." dedikten sonra dudaklarını ite ite, Veyla'yı rahatsız etmek isteyerek "... babanda." diye düzeltti. Veyla tepki vermeden başını onaylar şekilde salladı. "Birlikte onu alt edeceğimize dair anlaştık ve ortalarda taş toplayıp duruyoruz. Artık, Drithar'ın destekçisi şehirlere saldırmamız lazım."
Gölge "Benim bir önceliğim var." dediğinde Veyla sinirle "Bizim bir anlaşmamız var." diye düzeltti. "Beni başka şehirden sana yardımcı olmam için tedarik etmedin. Ben senin bağlı savaşçın değilim. Anlaştık. Ben senin işine yarayıp duruyorum, sen de benim yarayacaksın. Beni kullanmana müsaade ediyorum, sen de edeceksin. Madem babam senin sevdiğin kadını ve belki daha fazlasını öldürdü, hatta bana öldürttü..." derken adamın yüzünü inceliyordu ama tepki vermedi. Tepkisini adeta yutmuş gibi vücudunun içerisinde dolaşıyordu. Veyla'ya acı çektiğini göstermek istemiyor ve başarıyordu. Tepkisini, Veyla'dan bile iyi gizliyordu.
"... intikamını al Kral. Önce babamdan, sonra da gücün yetiyorsa, benden."
Veyla, babasını öldürüp annesini kurtardıktan, tüm intikamlarını aldıktan sonra ölse de olurdu. Çok eskiden tanıdığı, çok eskiden hala hayatta olan bir erkek çocuğuna yenilmeyeceğine söz vermişti. Bana bile, demişti ama 'kendine bile' dememişti. Belki de her şey bittiğinde, Veyla kendisini öldürmenin bir yolunu bulurdu.
"Yemin edeceksin."
"Drithar'ın destekçilerine saldırmaya başlarsak ve..." dedikten sonra eli boş boynuna gitti. O kolye olmadıkça, o çocuğu yeniden ve yeniden kaybetmiş gibi hissediyordu. "... kolyemi geri verirsen, olur."
Babası, son ana kadar Gölge'ye başkaldırmayacaktı çünkü Gölge'ye saldırmak değil gafil avlamak isterdi. Bunu da Veyla ve Amorsus ile zaten yapacaktı. O yüzden Gölge dostlarını alt etse de sessiz kalmak zorunda kalacaktı. Üstelik Gölge, söz konusu şehirlerin de yönetimini babasına bırakacağını söylerse ve düşmanlığı gizlerse, hiç başkaldırmazdı.
Gölge başını onaylar şekilde salladığında Veyla da onaylar şekilde salladı. Birbirlerine alayla süslemeden bakıyorlardı. Veyla, Gölge'nin nefretini görebiliyordu ama öfkeyle dışavurmuyordu. Bu sessizliği, kulaklarına Gölge'nin oluşturduğu gök gürültüsü sesi gelmeden önce gökyüzünü aydınlatan şimşeklerini anımsatıyordu ama Veyla, korkmadı. Hayatı, eziyet çekerek geçmişti. Gölge daha fazlasını yapamazdı.
**
"Açıkçası bunu kabul edeceğini sanmamıştım."
Veyla, yanında dikilen Valdris'e bakmadan, ileriye, mıntıka yöneticileriyle konuşan Gölge'ye bakıyordu. Misafirlerini, geniş bahçesinde ağırlıyordu. Buraya en son geldiklerinde bir dostlarının, Gölge'nin Luna hayvanı Uğultu tarafından can verdiğini görmüştü. Hepsi, Gölge'nin sadece intikam değil, herkese uyarı amaçlı yaptığını biliyordu ve yeterince uyarılmış da hissediyorlardı. Henüz hiçbiri, başkaldırmayı düşünmemiş, birbirlerine düşünüp düşünmediklerini dahi soramamışlardı ama Veyla Aldar'ın da boyun eğdiğini görmek istiyorlardı. Eğer, Kral'ın şehrinde uğursuz kelebek alenen itaatsizlik ediyorsa, tüm saldırıları kabul ediyor sayılırdı ve buna rağmen Kral hesap sormak yerine, mıntıka yöneticileri öldürüp duracaksa, isyan edip öyle ölseler daha iyiydi.
Veylalar geniş bahçe kapısının ardından, bahçeyi izliyorlardı. Bahçe peyzajının estetik güzelliği, Erya'nın birçok kere dile getirmesi dolayısıyla şüpheye yer bırakmayacak kadar bilindiği üzere, Erya'nın eseriydi. Çalıdan büyük heykeller vardı, çoğu şimşek ya da uğultu şeklindeydi. Egosuna rağmen kendi şeklinde bir heykel yaptırmamıştı ama uğultu ve şimşek de, Gölge sayılırdı. Heykellerin ortasında, yarım daire şeklinde hazırlanmış deri koltuklarda otururken Calinlerini yudumlayıp etrafında dolaşan kadınların veyahut erkekler ile keyifleri yerine gelen Kral ve Kraliçeler, uğursuz kelebeğin yeminine şahit olmak için sabırsızlardı. Ölmesini izlemek isterlerdi ama ölmeyecekse de, diz çökmesi de keyif verirdi.
Veyla, "Ben de ilk defa diz çökeceğim." diye itiraf etti. İçinden bir bağlılık yemini etmeyecekti ama başkaldırmayı ve asla boyun eğmemeyi değişmez bir yaşam tarzı haline getirmiş Veyla için göstermelik bile olsa diz çökmek rahatsız edici olacaktı. Yine de sonrasında Gölge'yi çok daha fazla zora sokup onu mahvedebilmek için şimdilik bunu yapmak zorunda olduğunun farkındaydı.
Valdris, "Gölge, Zenith'te uğruna diz çökülebilecek tek Kral." dediğinde Veyla'nın gözleri ona döndü. Sadece korkusuyla değil, gerçekten inanarak söylemişti. Gölge'ye bakan gözlerinde, parıltılar vardı. Ona güveniyor, yolundan gözü kapalı gidiyordu.
"Sen de yemin ettiğine göre yemininde, herkese karşı onu tercih edeceğini söyledin. Bir gün Erya..." derken arkalarında bir yerde, koltuklarda oturup Thal ile sohbet eden Erya'ya baktı. "... ile Kral'ın arasında kalsan, yine de Kral'ını mı korur, kurtarırsın?"
Valdris de ardına, sevgilisine bakıp yutkunduktan sonra Veyla'ya baktı. "Evet." dediğinde Veyla buna inanmakta şüphe etmedi. "Erya da öyle yapar. Zenith bizsiz, biz birbirimizsiz yapabiliriz belki ama Gölge olmazsa, Zenith'in de ömrü uzun sürmez."
Veyla, "O ne demek oluyor?" diye sorduğunda Valdris, çenesinin ucuyla Kral'ını gösterdi. "Bir gün sana güvenirse, sen de öğrenirsin."
Veyla hafifçe gülüp Gölge'ye bakarken "Bu pek mümkün gözükmüyor." dedi. Güvenini kazanmak isterdi, bu işine gelirdi ama Gölge'nin güvenini kazanmak için önce nefretinden kurtulmalıydı. Bu da, imkânsız gibiydi.
"Sen?"
Veyla kaşlarını kaldırarak baktı. "Ne ben?"
Valdris hafifçe gülümseyip "Sen Gölge'ye güvenebilir misin?" diye sorduğunda Veyla yine güldü ve Valdris cevabını aldı. Gülümsemesi sürerken "Eğer güvenebilseydin, önünde diz çökmekten asla geri durmazdın ve bilirdin, Gölge asla Erya ile onun arasında kalmama müsaade etmez. Gölge, savaşçılarından kendisini korumasını istemez, halkını korumasını ister. Gölge de, savaşçılarını ve halkını korur." dediğinde Veyla, "Gölge'ye olan abartılı aşkını Erya kıskanmıyor mu?" diye söylendi. Siniri bozulmuştu. Gölge gibi Zenith'te yaşayan sayısını azaltmak bakımından kendisine oldukça benzer bir canavarın bu kadar kabul görmesi sinirini bozuyordu. Üstüne üstlük sevgi ve saygıyla taçlandırılıyordu. Kendisi ise nefret dolu bakışları taşıyordu.
"Umarım güvenecekseniz bile aynı anda güvenirsiniz." dediğinde Veyla sinirle "Ne diyorsun?" diye sordu. Valdris gözlerini Gölge ile Veyla arasında gezdirdi. "Biriniz güvenip diğeriniz nefret etmeye devam ederse katlanılamaz bir işkence olur sizin için."
Veyla gözlerini yeniden Gölge'ye çevirdi. Bu kadar kişinin ona güvenmesi, rahatsız edici bir tehlikeydi. Veyla, belli ki Gölge kadar büyük nefret sebeplerine sahip değildi. Burada kaldığı her dakika, Gölge'nin kendi nefretiyle yaptıkları sebebiyle nefreti artıyordu ama Gölge'nin nefreti, en başından itibaren oldukça güçlü bir şekilde vardı. Veyla'nın o nefreti aşmasındansa, Veyla'nın nefretinin aşılması daha ihtimalliydi. Yine de Veyla, kimseye güvenememe huyuna oldukça güveniyordu. Böylelikle, bir gün Valdrislerin ona güvenmekte ve inanmakta haklı olduğunu düşünmeye başlasa ve ne demek istediklerini anlasa bile, kendisi yine de güvenemeyecekti. Bu yüzden Veyla'ya göre ortada Valdris'in endişesi doğrultusunda hiçbir tehlike yoktu.
"Biz şu an birbirimize mecburuz. Birimizin mecburiyeti bitince, diğerimizin de yaşamı bitecek." dedikten sonra Gölge kendisine döndüğü için yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Valdris, yemin etmek üzere ilerleyen Veyla'nın ardından bakarken ölen kişinin Veyla olacağına emindi. Gözleri, Kral'ının kaybettiğini asla görmemişti.
Veyla, belki de gözlerini kaçırmalıydı ama mıntıka yöneticilerine baka baka ilerliyordu. Her biri Veyla'ya 'ne oldu kelebek?' der gibi bakıyordu. Veyla ise, onlar son nefesini verirken bu bakışlarını hatırlatmak üzere gözlerini kaçırmıyordu. Bu andan, Gölge gibi pişman olacaklardı.
Gölge'nin yanına vardı. Gölge ağır adımlarla bahçedeki tahtına yöneldi. Oturuşu bile güçlüydü. Kolları, tahtın kol kısımlarına yaslanırken bacakları aralık bir şekilde tahtında, tahtın sahibi olduğunu kanıtlıyordu. Bir kolunu dirseğinden kırarak kaldırıp elini çenesine götürerek ardına yaslanırken gözleri önce mıntıka yöneticilerinde, sonra da Veyla'ya döndü. Veyla mıntıka yöneticilerine ardını dönüp Gölge'ye döndü. Akşam karanlığında mavi, kırmızı ışıklar ile aydınlatılan tahta ve sahibine baktı.
Gölge, eliyle 'yaklaş' der gibi işaret verdiğinde derin bir nefes alıp yaklaşmaya başladı. Gölge'nin dudakları kıvrılırken "Diz çök." dedi.
Veyla, boyun eğmeden, Gölge'ye bakmaya devam ederek diz çöktü. Gölge, geniş bir şekilde sırıtsa da tükürür gibi konuşuyordu. "İtaat et."
"Ben Veyla Aldar." derken, yeminine herhangi bir şakayı karıştırmaması üzere özellikle uyarılmıştı. Babasına saldırılmasını başka yollardan da sağlayabilirdi belki ama kolyesini istiyordu. Bu yüzden yeminini eksiksiz dile getirecekti ama hiçbir cümlesini de unutmayacaktı. Zamanı gelince, ayağının dibinde çırpınan Gölge'ye hatırlatacaktı.
"Karam Şehri, Drithar'ın kızı ve varisi olarak, gücümün, soyumun, irademin, canımın Gölge Kral Karanir karşısında bir hiç olduğuna, gelecekte Kraliçesi olduğum Karam şehrini ancak ve ancak Gölge Kral Karanir için, onun kurallarıyla yöneteceğime, her koşulda ve şartta onu tercih edip ona boyun eğeceğime, emirlerine kayıtsız itaat edip hâkimiyetini asla sorgulamayacağıma, düşmanına düşman olup dostuna dost diyeceğime sahip olduğum her şey üzerine..." derken her kelimeyi duydukça keyiflenen Kral'ın gözlerinden bir an olsun gözlerini kaçırmamıştı. Gölge çenesinin ucuyla işaret verdiğinde derin bir nefes alarak boynunu eğdi ve yere bakarken "... yemin ederim." dedi.
Onları izleyen mıntıka yöneticilerinin çoğu, bunu izlemek üzere buraya çağırılmalarına rağmen gerçekten şahit olmalarına şaşırmıştı. Son ana kadar, inanamamışlardı. Tek başına, Nix'in çoğu şehrini ele geçirebilecek bir güç de, Krallarına boyun eğiyordu.
Mıntıka yöneticilerinden biri "Uğultu'dan sonra artık mor bir kelebeğin de var, Kral." dediğinde Gölge alayla gülerken Veyla da yere bakmaya devam ederek sırıttı. Gölge, kadının sırıtışına bakarken, sesi çıkan mıntıka yöneticisi yakınlarda ya da bir ara ölürse, kimi suçlayacağından emindi. Veyla, yanına bırakmayacak gibi sırıtırken gözlerini, başı hala eğikken Gölge'ye çıkardı. Gölge'ye de 'yanına bırakmayacağım' der gibi bakıyordu. Gölge, 'elinden geleni ardına koyma' diye düşündü.
Gölge tahtından kalkıp ağır adımlarla Veyla'ya yaklaştı. Bacaklarının dibinde, diz çökmüş olan Veyla'ya bakarken "Başını kaldırabilirsin." dedi. Veyla kalkacak gibi olduğunda omzundan geri ittirdi. "Sadece başını kaldırabilirsin, dedim."
Birileri gülerken Veyla kasılmış çenesi eşliğinde öfke saçan gözlerini, tepesinde dikilen Gölge'ye çevirdi. Gölge, biraz sonra karşısındaki kadının tüm anlaşmalarını bir kenara atıp ona saldırabileceğini, sonuçlarına da katlanacağını biliyordu ama onu ezip geçmeden de duramıyordu.
"Yemini kabul ediyorum Veyla Aldar. Bundan sonra..." dedikten sonra geniş bir şekilde sırıttı. "... tüm halkım gibi sen de benimsin."
Veyla ışıldamaya başlayan öfkeli mor gözlerinden belli olduğu üzere büyüsünü vücudunda zar zor tutarken 'öyle mi?' der gibi tek kaşını kaldırdığında Gölge başını onaylar şekilde salladı. Artık misafiri değil, ona ait olanlardan biriydi.
"Ayağa kalk."
Veyla, yavaşça ayağa kalktı. Gölge ile Veyla'nın gözleri arasında neredeyse gözle görülebilecek bir öfke dolaşırken Veyla dişleri arasından "Bitti mi?" diye tısladı.
Gölge başını onaylar şekilde salladı. Küçümseyerek ve aidiyeti vurgulayarak "Bitti benim küçük kelebeğim." dedikten sonra başıyla ardını gösterdi. "Git ve Kral'ını içeride bekle."
Veyla boğulur gibi hissederken kuruyan dudağını ıslattı ve gözlerini kapatıp birkaç nefesi boyunca sakinleşmeye çalıştı. Bir çuval inciri mahvetmesine çok az kalmıştı. Öfkesini tutmakta zorlanıyordu ama eğer tutamazsa, mıntıka yöneticilerinin önünde Kral'a saldırmış olacaktı ve Kral'a da idamla infaz etmek dışında bir seçenek bırakmayacaktı. Oysaki, Veyla'nın amaçları, intikamları vardı.
Veyla gözlerini araladı ve keyifle onu izleyen Gölge'yle göz göze geldi. Burnundan nefesini üfleyip şu anda yaşadığı her şeyi yutkundu ve gülümsedi. Bu gülümseyişinin ne demek olduğunu Gölge anlayabiliyordu ama endişe etmedi. Veyla tehlikeli biri olabilirdi ama kendisi için tehlike olarak görmüyordu.
Veyla gözlerini kaçırdıktan sonra Gölge'nin yanından bahçe kapısına yöneldi. O sıra, geniş bahçe kapısında bekleyen Uğultu'yu da gördü. Belki de, yemin etmese ya da saldırsa, midesini delip çıkana kadar yaşamını Luna'sının midesinde geçirmek zorunda kalacaktı. Uğultu'nun burada başka bir işi olmamalıydı. Gölge'nin infaz için kullandığı bir hayvandı.
Hayvanın yanından içeri gireceği sırada, Uğultu burnundan soluyup memnuniyetsiz bir hırlama çıkarırken başıyla Veyla'yı takip ediyordu. Veyla, Gölge'nin hayvanı olması sebebiyle bu öfkesine şaşırmayıp gözlerini devirdi.
"Ben de sana bayılmıyorum." dedikten sonra yanından geçti. Göz göze geldikleri Ash'e "Tek bir kelime edersen, seni ne şekillerde öldürebileceğime dair, biraz önce ettiğim yeminden bile daha uzun bir metin hazırlayabilirim." dediğinde Ash sırıtarak ağzında hayali bir fermuarı kapatır gibi yaptı. Sessiz kalsa da bu hareketiyle bile Veyla'nın öldürme isteğine hak kazanmıştı. Ash'e yöneleceği sırada Erya kolundan tuttuğu için duraksadı. Erya'nın temasına ters bir şekilde baksa da elini itmedi. Erya da çok geçmeden rahatsız etmemek için elini çekti ve "Sakin ol." dedi. "Gölge'nin huyuna, suyuna gidersen, her şey kolaylaşır ve böyle davranmaz ama sen öfkelendirip duruyorsun."
Veyla, Erya'ya bakarken sinirle nefesler alıp veriyor, kuruyup duran dudaklarını ıslatıyordu. Saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdıktan sonra ellerini ensesine götürdü. Teni buz gibiydi. Yıldat, Gölge'nin biraz önceki küçümseyici hal ve tavırına karşı teselli edecek gibi oldu ama Veyla'nın 'deneme' diye bas bas bağıran bakışları dolayısıyla sustu.
Veyla amaçları için bile olsa, hatta bir gün intikamını misliyle alacak da olsa biraz önceki Gölge'nin ezip geçme gösterisini hazmedemiyordu. Alanda volta atarken sinirle inlemesine ve geri dönmesine az kalmıştı. Erya ve Yıldat da peşinden dolanırken sakinleştirmek istiyorlar ama ne diyeceklerini bilemiyorlardı.
"Çıkın."
Bir süre sonra Gölge'nin sesini duyunca ellerini ensesinden çekip hızla ona döndü. Mıntıka yöneticilerini yollamış, şimdi de Ashleri yolluyordu. Ashler odadan çıkarken Yıldat ve Erya uyarır gibi baktı. Veyla gözlerini onlardan kaçırdı ve Valdris çıkmadan kapıyı kapattı. Şimdi sadece Veyla, uğultu ve Gölge kalmıştı.
Veyla öfkeyle "Neydi o gösteri?" diye sorunca Gölge sırıttı. "Yemininin sonuçlarına katlandın."
"Ben..." derken adamın karşısına vardı ve işaret parmağıyla sertçe göğsüne vurdu. "... sana gerçekten yemin etmedim, bunu biliyorsun. Ben senin halkın değilim, ben senin malın değilim, ben..." dedikten sonra tekrar ve sertçe vurdu. "... ben senin değilim!"
Gölge sakin bir şekilde "Öylesin." dediğinde Veyla iki elini de adamın göğsüne yaslayıp sertçe ittirdi ama Gölge yerinden oynamadı. "Ben sana güvenen, hayranlıkla bakan o aptallardan değilim!"
Gölge başını onaylar şekilde sallayıp "Sonunda kabul ediyorsun yani. Halkımın bana güvendiğini, hayranlıkla baktığını, korktuğu için ardımda durmadığını?"
Veyla 'tüm bunları kaybedeceksin' diye bağırmaktan son anda geri durdu. Elleriyle yüzünü ovuştururken başını onaylamaz bir şekilde salladı.
"Sen önümde diz çöktün Veyla. Bana yemin ettin. Kendini, iradeni, gücünü bana teslim ettin."
Veyla ellerini yüzünden çekip iki yanında kaldırdı ve "Göstermelikti!" diye bağırdı. "Biliyorsun."
"Yine de önümde diz çöktün, bana boyun eğdin." dediğinde Veyla burnundan solurken bir şey diyemedi. Evet, yine de yapmıştı. İleride misliyle almak üzere yapmıştı, kolyesini geri almak için yapmıştı ama yapmıştı.
Gölge sırıtarak başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Ben asla bunu yapmazdım." deyip kadını küçümseyerek gösterdi. "Ben asla senin önünde diz çökmezdim. Canımı alacağını bilsem, yine de yapmazdım. Sen de yapmazsın sandım, halkımı öldürmek zorunda kalacağım sandım ama sandığım kadar..." dedikten sonra dudağını bir kenara kıvırıp omuz silkerek gevşetti. "... güçlü ve bağımsız değilmişsin. Bu bana ilk yenilişin de değil, son da olmayacak Veyla."
Veyla "Halkını öldürme diye!" diye bağırdı. Birçok sebebi vardı ama bir sebebi de buydu. Gölge'yi bunun için de yaptığına ikna etmeliydi. Halkını öldürürse, kan kaybederdi ve bunu yapmasını istemediğini sanmalıydı. Gölge, Veyla'nın babasını yenebilmek üzere güçlü olmasını istediğini sanmalıydı, böylelikle Veyla yüzünden şehrinde dönecek yeni kaoslarda Veyla'yı suçlamazdı. İleride boyun eğdirmek üzere şimdi boyun eğmişti. Özellikle de kolyesini geri almak için diz çökmüştü. O olmadıkça, göğsü daralıyor, boğazı sıkılıyordu.
Gölge, ceketinin cebinden, bir süredir Veyla'nın uzak kaldığı kolyeyi çıkarttı. Veyla'nın eli kolyeye gittiği gibi geri çekip yanlarında kaldırdı ve salladı. "En büyük sebebi, bunu geri alma isteğin karşısında çaresiz kalman. İlk defa çaresiz düştün kelebek."
Veyla sessiz kaldı. İtiraz etse de Gölge inanmayacaktı. Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Bu kimden kaldıysa, uğruna bana bile diz çöktün."
Veyla "Ver artık." dediğinde sabrı bitiyordu. "İstediğini yaptım, istediklerimi yap artık."
"Babanın dostlarını yeneceğim." dediğinde Veyla hızla başını onaylar şekilde sallayıp yeniden kolyeye uzandı ama Gölge geriye doğru adımlamaya başladı. Gölge vermedikçe, Veyla'nın kalp atışları hızlanıyordu.
"Babanı da yeneceğim." dedikten sonra kolyeyi yavaşça indirmeye başladı. "Ama..." derken kolyeyi Veyla'nın uzanan elinden çekip Uğultu'ya doğru attı. Veyla'nın gözleri irileşirken uğultu havada zıplayarak kolyeyi yakaladı. Açılan çenesinde, sayısız diş arasında Veyla, kendi kolyesini de gördü. Çaresizlikle uzandı ama yetişemedi. Hayvan, yere geri düştüğünde cüssesi dolayısıyla yeri sarsmıştı. Uğultu, vücudunda elektrik akımları dolaşırken ağır adımlarla bahçeye yol aldı. Kolyesi, muhtemelen midesine bile inmeden kül olmuştu. Veyla şoka uğramış gibi bakarken güçlükle doğrulup gözlerini yavaş bir şekilde onu zevk alarak izleyen Gölge'ye baktı.
Ancak bir dakika sonra konuşabilmişti. Gölge, bu dakikayı Veyla'nın acı çekişini izlemekle geçirdi. "Söz vermiştin..."
Veyla'nın kulakları uğulduyordu ama uğuldamasa bile kulaklarına gelen sesini garipseyerek duyardı. Gölge de garipsemişti. Veyla'nın çoğu ses tonuna şahit olmuştu ama bu ses tonunu ilk defa duymuştu. Gözleri hala dolmamış, kızarmamıştı ama onu tanıdığından beri buna en yakın olduğu an, bu an olmalıydı. Gölge'ye saldırmıyor, öfkeyle bakmıyordu. Donmuş bir halde, sadece soruyordu. Büyüsünü çağıramayacağı, hatta bağıramayacağı kadar güçsüz düşmüş gibiydi.
Gölge, "Ben halkıma verdiğim sözleri tutarım. Düşmanıma, değil." dedikten sonra elleri, kadının kollarına geldi ve ayakta zor duruyormuş gibi gözüken bedenini sarstı. "Bir daha, beni duygularımdan vurmaya kalkışma."
Veyla, donuk bakışlarla bakmaya devam ederken Gölge kaşlarını kaldırıp yüzüne doğru "Anladın mı?" diye bağırdı. Dün gece Veyla onu duygularından vurmaya çalışmıştı fakat Gölge, bunu yapmaya çalışmaz, bizzat yapardı.
"Ve fark fark ettim ki, kalbinin nasıl kırıldığını umursamıyorum." dedikten sonra ellerini, kadından çekip sırıttı ve omuz silkti. "Kırılsa, yetiyor."
Veyla, kolyesine bir şey olursa Gölge yüzünden değil, kolyesine anlam yüklemesine sebep olan kişi için kalbinin kırılacağını söylemişti ama şimdi Gölge, kayda değer bir fark olmadığını dile getiriyordu. Karşısında kadının kalbi kırılsa, Gölge için yeterdi.
Gölge, bekledi. Veyla'nın bir şey demesini bekledi, bağırıp çağırmasını bekledi. Hatta saldırıya karşı bile hazırlıklıydı. Karşılık vermeyecek gülerek saldırısının bitmesini bekleyecekti. Bunun sinirini daha çok bozacağını düşünüyordu ama Veyla, hiçbir şey yapmadı. Bir süredir sadece bakıyordu, şimdi bakışları bile kaymaya başladı. Gözleri, Gölge'den başka bir odak buldu ve zihninde geçen düşüncelere boğulmuş olsa gerek, Gölge'nin varlığını bile unuttu. Sırf boynunda değil diye bile, o uğruna ölen oğlan çocuğunu tekrar tekrar kaybetmiş gibi hissetmişti, şimdi ise gibisi fazlaydı. Sanki bu sefer kâbusu uyanıkken görüyordu. O eller, yeniden uzanmış ve yeniden tutamamıştı. Üstelik bu sefer uyanamıyordu.
Veyla hiçbir şey söylemediğinde, Gölge bakışlarını kadının üstünden alıp kapıya yöneldi. Veyla ise o sıra dizlerinin üstüne düştü. Bir eli yere, diğer eli bacaklarına yaslanırken ileride bir noktaya bakmayı sürdürdü. Baktığını göremiyor, şimdiye dönemiyordu. Geçmiş, yakasına yapışmış, bırakmıyordu. Öfkesi o kadar geri plandaydı ki şu an Gölge'yi ve ne yaptığını bile idrak edemiyordu. Uzun süredir, belki de çocukluğundan beridir böyle hissetmiyordu.
Gölge, kapıdan çıkmadan omzunun üstünden ardına, vücudu koy vermiş ileride bir noktayı tepkisiz bir şekilde izleyen kadına baktı. Hisleri olduğunu gördükçe, her hissinden vurabilmek için heyecanla hazırlığa girişen Gölge, bunu yapmadan hemen önceki birkaç saniye veyahut dakikasını, şaşırarak geçiriyordu. Şimdi gözleri önüne, sessiz bir çığlık atan kadını izlerken, onun da korumaya çalıştığı diğer Xalialardan bir farkı yokmuş gibiydi ama vardı. Şaşırarak ve garipseyerek geçirdiği birkaç dakikanın ardından hatırlıyordu, çok büyük bir farkı vardı. Veyla Aldar, namı diğer uğursuz kelebek, başına gelen her şeyi, her acıyı hak ediyordu. Gölge de Veyla'nın herkesi acıttığı kadar Veyla'yı acıtacağına dair kendisine yemin etmişti. Bu sebeple acı çekişini izledikçe, gözlerinde oluşan bu yanılgıdan kurtulmak üzere gözlerini kaçırıp ilerlemeye devam etti.
Tek başına, düştüğü yerde saatlerini geçiren Veyla ise kendisine geldiğinde içinden bir yemin daha etmişti. Bu sefer, tutacağı bir sözdü. Bağlılığa değil, intikama dairdi. Çok değil, bir süre kadar önce Gölge'nin daha güçlü nefret sebeplerine sahip olduğunu düşünmüştü ama artık, fikri değişmişti. Gölge Kral Karanir'den buraya ilk geldiğinde olduğundan bile daha çok nefret ediyordu.
**
AMORSUS– EFTEL
"Ama..."
Alkar Harzem, Eftel'in neden geri dönmesi gerektiğini anlamasını izliyordu. "Bunlar..."
Cesur bir kadındı. Alkar, cesurluğuna şahit olmuş, hatta ölümlü ve güçsüz insan bedenine rağmen bu kadarını yapabilmesine hayran olmuştu. Çok Xalia tanımış, çok ölümsüz Azritle bir arada yaşamıştı ve çoğu, bu kadın kadar cesur değildi. Fakat bu kadın bile yukarıdan aşağıyı izlerken, gözleri korkuyla büyümüştü. Siyah ölüme bulanmış bir dağın tepesindelerdi. Alkar, neye benzediğini daha yakından göstermek üzere voltriderdan inmiş, ayakkabısını çıkartmıştı fakat Eftel'in asıl görmekten korktuğu şey, Alkar'ın maruz kalması bitip de yeniden iyileşene kadar hücreleri ölerek siyaha bürünen teni değildi. İleride, voltrider ışıklarından görülebildiği kadarıyla gördükleriydi. Siyah ölümden haberdardı ama bunlar... Bu yaratıklar...
"Konsey bunları bilmeli..."
Alkar, "Sence konsey bunu bilmiyor mu?" dediğinde Eftel'in vücudu gibi nefesi de titredi. Alkar ileride, sınır çizgisindeki ışıkları gösterdi. "Siyah ölüm, sınırla durmaz. Sence orada neden duruyor?"
Eftel cevap veremedi ama sınıra yakın iniş yapan teslimat voltriderları gibi büyük hava araçlarından bir şeylerin indirildiğini görüyordu. Uzaktan, çok göremiyordu. Alkar, bir dürbün uzattığında Eftel görmek istediğine emin olmasa da yutkunarak dürbünü aldı ve gözlerine tuttu. O an, teslimatların hareketli olduğunu anladı. Birkaç saniye ardından siyah torbalara sarılmış gibi gözüken hareketli teslimatların, bağlı el ve bacaklarını gördü.
"Bunlar insan..." diye fısıldadı.
Alkar "Onlar halkın." diye düzeltti ve Efteli'in nefesi kesildi. "Ve bu da sen yönetmezsen, halkını yönetmeye devam edecek olan Amorsus konseyinin bulduğu çözüm."
Eftel, dürbünü indirip dolu gözlerle Alkar'a baktı. Alkar ileriye bakmaya devam ediyordu. "Siyah ölüm,..." dedikten sonra yaratıkları gösterdi. "ve Esvedler, şimdilik bu anlaşmaya uyuyor ama insanlarla ne yaptıkları bilinmez."
"Esved?"
"O yaratıklara, varlığını bilenler öyle söylüyor. Siyahın siyahı, ölümün ölümüler. Normalde siyah ölümde gizleniyorlar ama sizin yarım kürenizde, gizlenmeye gerek duymuyorlar."
Eftel, karanlık yüzünden yaratıkların tam olarak neye benzediklerini göremiyordu. Büyük cüsselerinde şekilsiz bir omurgaya sahip olduklarını fark edebilmişti. Karanlığın içinde, karanlıklardı. Sadece gözleri ve ağızları, ayırt edilebilir bir renge sahip gibiydi ama o gördüklerinin göz ya da ağız olup olmadığından da emin değildi. Neye benzediklerini tam olarak anlayabilmesi için ya daha ışıklı bir ortamda, ya da daha yakından bakması gerekirdi ama şu anda oldukları yerde bile korkuyordu.
Alkar güldü. "Zenith boku yemek üzere. Ağır ilerlediği için henüz çoğunluk fark etmese de Nix'te de durum bu."
Eftel, buna nasıl gülebildiğini düşünürken bakışları yeterince dehşet içerdiği için Alkar'a dönen gözlerinde fark edilir bir değişiklik olmadı. "Ve Amorsus Konsey'i, halkını onlara yem ederek oyalanıyor."
Severna'ya gidenlerin, bir daha geri gelmesine müsaade etmemelerinin sebebi, siyah ölüm değildi. Burada şahit olduklarıydı. Buraya gelen de bu süreci yönetmek zorunda olmalıydı. Eftel'i, Severna ölüm prensesi olarak göndermek istediklerinde kasıtları, gerçekten buydu. Halkının ölmesini sağlayan bir prenses olmasını istemişlerdi. Bunu yapmayı reddederse de halkıyla ölen bir prenses olacaktı.
"Burada gördüklerini dönüp Konsey'e anlatmanı istediğim için buraya getirmedim. Burada olanları zaten Konsey biliyor ve bunu bilse de boyun eğecek bir Kraliçe istediler, sen öyle değildin. Bu yüzden seni değil, ablanı seçtiler fakat ablan öldü ve sana muhtaçlar. Şimdi seç Eftel Amore. Halkını öldüren Severna ölüm prensesi mi olacaksın yoksa geri dönüp konseyi devirerek Amore halkının Kraliçesi mi?"
**
Birinci kısım, Nix'in Gölgesi kısmının son bölümüüüydü. Beğeni ve yorumlarınızı bekliyoruum ^^
İkinci kısma geçiyoruz ^^
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!