🔮 12 ⚡ Bir taş ya da yıldız
BÖLÜM ŞARKISI:
2WEI & Edda Hayes - Rise Up
İyi okumalaarrr ^^
**
1. KISIM ♛ NİX'İN GÖLGESİ ♛
🔮 12 ⚡ BİR TAŞ YA DA YILDIZ
**
"İkiniz de dirençli çıktınız..."
Kız ve erkek çocuğu birbirlerine bakarken kahverengi gözleri yaşlarla parlıyordu. Küçük bedenleri bağdaş kurmuş bir şekilde yerde, karşılıklı oturuyordu. Etrafları bulundukları daire alan dışında karanlıktı ama biliyorlardı, karanlıkta bir sürü göz vardı. Her göz, onları izliyordu. Aylardır, belki senelerdir? Ne zamandır burada bulunduklarını bilmiyorlardı. Tek bildikleri, biri için yolun sonu gelmişti. Şimdilik, sadece biri için. Hemen ardından sıra diğerine de gelecekti.
"Birinize bugün güç lütfedilecek."
Ölüm...
Güç değil, ölüm demelilerdi. Bu ikisi, birbirinden oldukça uzak kelimeler gibi gözükse de çoğu zaman birbirini getirirdi. Sevdiği bir kimsenin ölümü, birini güçlü hale getirebilirdi. Kendisini güçlü gören birisi gözü kara bir şekilde girdiği yollarda ölüm ile burun buruna gelebilirdi. Bugün, bu ihtimallerden daha gerçekçi bir şekilde bağlıydı bu iki kelime birbirine. Amorsus'ta güç bahşedilmez, ölüm verilirdi. Gözlerinin önünde kaç tanesi, sürüklenerek götürülmüş, çığlıklarla ölmüştü. Ölmek istemiyorlardı ama daha çok istemedikleri bir şey varsa, o da birbirlerinin çığlıklarını duymaktı. Arkadaşlarınınkileri duymuşlardı ama birbirleri... Birbirlerine kulaklarını kapatıp gözlerini yumamazlardı.
Bu sebepledir ki, avuçlarında birer Amorsus'un simgesi olan mumlar, yana yana tenlerine damlar ve işkenceyi sürdürürken, sadece birbirlerinin elini düşünüyorlardı. Birazdan biri acıya dayanamayacak, mumu düşürecekti ve işte! Ölümün lütfedileceği ilk isim, böylelikle belirlenecekti.
"Korkuyorum..."
Küçük kız çocuğu, hıçkırarak ağlamak istiyordu ama sarsılan bedeninde mum düşebilirdi. Bu sebeple gözyaşları yanaklarından usul usul inerken hıçkırıklarını hapsetmeye çalıştığı dudaklarını fısıldadıktan sonra birbirine bastırdı. Karşısındaki erkek çocuğuna son gücüne kadar dayanacağına dair söz vermişti.
"O canavarların seni korkutmalarına izin verme."
Erkek çocuğu, güçlükle konuştu. Korktuğunu karşısındaki kıza belli etmemeye çalışıyordu ama sesi titremişti. Yine de güven vermek isteyerek gülümsedi.
Kız, "Beni onlar korkutmuyor ki..." dedikten sonra burnunu çekti. Onlar korkutmuyordu. Onlar sadece iğrendiriyordu. Onca süredir deneyler, testler ile vücudunu bağladıkları yataklarda tenini delik deşik etmeleri, ona dokunup durmaları... Çocuk, artık kimse kendisine dokunmasın istiyordu. Sadece karşısındaki erkek çocuğuna müsaade ediyordu. Birlikte oyun oynuyorlar, sarılıyorlar ve el ele tutuşuyorlardı. O dokunduğunda, teni rahatsızlıkla sızlamıyor, aksine güç, güven aşılıyordu. Bu sebeple, yakın bedenlerinin aralarında kaldırdıkları, avuçlarında mum taşıdıkları kızın sağ, oğlanın sol ellerinin hemen yanında, diğer elleri ile birbirlerini tutuyorlar, birbirlerinden destek alıyorlardı. "... beni sensiz kalmak ya da seni bensiz bırakmak korkutuyor."
"Ben hep seninle olacağım..."
Kız çocuğu gözyaşlarıyla başını onaylamaz bir şekilde salladığında dengesizleşen mumu son anda tuttu ve erkek çocuğu elini uyarır gibi hafifçe çıktı. "Şş... Odaklanmalısın."
"Sen de bana yalan söylememelisin..."
Çocuk gülümsedi. "Yalan söylemiyorum ki."
"Birazdan birimiz... Öleceğiz..."
"Ve diğerimiz büyülü bir taş olarak Zenith'e geri geleceğiz. Beni bulur musun? Milyonlarca taş arasından?"
Kız çocuğu yeniden burnunu çekti. Karşısındaki çocuğun gerçek ismini bile bilmiyordu ama onu bulurdu. Burada, onlara verilen isim, daha doğrusu sayılar ile birbirlerine hitap ediyorlardı. Başka türlüsüne müsaade yoktu. Her yerde kamera vardı... Her yerde kamera vardı! Defalarca kaç kez kaçma planları başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Sonra fark etmişlerdi ki, kaçabilseler bile yaşayamazlardı. Okyanusun dibinde bir yerlerde, yer altındaydılar. Buradan kaçsalar, su hayvanlarına yem olurlardı.
"Bulurum ama..." dediğinde erkek çocuğu sevindi. Yine de kız çocuğu umutsuzdu. "O Xaliaların inancı..." dedikten sonra dudağını sağ kenarına kıvırıp yeniden özgür bıraktı ve titrek bir nefes aldı. "... biz onlar gibi değiliz."
Onlardan doğmaydılar ama onlar gibi değillerdi. Kahverengi saçları, kahverengi gözleri, ölümlü, güçsüz insan bedenleri vardı. Yine de damarlarında Xalia kanı akıyordu.
Erkek çocuğu "O zaman..." dedikten sonra umutla sordu. "Diğerimiz de gelene kadar gökyüzünden izleriz?"
Kız çocuğu acıyan eli yüzünden boncuk boncuk terlemeye başlarken iç çekti. "Biz insan da değiliz ki... Ya bir hiç olursak? Ya birbirimizi sonsuza kadar kaybedersek?"
Çocuk başını hafifçe onaylamaz bir şekilde salladı. Umutsuzluğunu, korkularını göstermemek eli, eriyen mum sebebiyle yanmaya devam ettikçe daha da güçleşiyordu ama koy vermedi. "Ya sonsuza kadar bağlı olursak? Bir taş ile ya da..." dedikten sonra gülümsedi. "... gökyüzü ile? Sonuçta yeryüzü ve gökyüzü bir arada..."
Kız çocuğu da bu ihtimale inanmak isteyerek gülümsedi. "Peki, nasıl anlayacağız? Birbirimizi yeniden bulduğumuzu? Yeryüzünde bir taş ya da gökyüzünde bir yıldız olarak... Nasıl anlayacağız?"
"Farklı parlayacağız." dedikten sonra başparmağı ile kız çocuğunun elinin üstünü okşadı. "Farklı hissettireceğiz."
Erkek çocuğu kaşlarını kaldırdığında, kız çocuğu da yavaşça başını onaylar şekilde salladı ve birbirlerine gülümsediler ama uzun sürmedi. Kız aklına yeni gelenle gözlerini kırpıştırdı ve gülümsemesi silindi. "Peki, canavarlar ile nasıl baş edeceğiz? Sen de gidersen... Geriye kalan herkes canavar..."
Çocuk cevap arayan gözlerini, kızın yüzünde gezdirdikten sonra iç çekti. İkisinin de elleri titremeye başlamış, gözyaşları durmuyordu. Gülümseseler bile, vücutları acı çekiyordu. Mumlar gittikçe eriyor, birazdan acıya boyun eğeceklerdi. Bu ana kadar direnebilmeleri bile, belki de damarlarındaki Xalia kanındandı. İnsan bedeni, üstelik çocuk insanlar, bu kadar kuvvetli olmazlardı.
"Kardeşin var..."
Kız, istemsiz bir şekilde hıçkırdığında oğlanın gözleri hemen kızın eline döndü ama neyse ki mum düşmemişti. Nefesini rahatlayarak üfledikten sonra yeniden kızın gözlerine baktı. Kızın ise boynu eğilmiş, vücudu titriyordu. Oğlan, kızın daha fazla dayanamayacağının farkındaydı. "... sanırım o da öldü... O benim kadar dayanamaz ki... Ablası olmadan..."
Kız, bir yandan kardeşiyle aynı yere düşmüş olmayı dilerdi ama bir yandan da onun da çığlıkları duymak zorunda kalmadığına memnundu. Şahit olmamak rahatlatıcı ama bir yerlerde öldüyse bile bilmemek de zordu. Bu sebeple ona içinden hiç veda edememiş, bir umut kavuşmayı bekliyordu. Buradan çıkması gerekirdi, onu bulması gerekirdi ama yapamıyordu. Hiçbir şey yapamıyordu.
"Kardeşini bulacaksın seksen bir."
Seksen bir, buraya gelen son çocuktu. Karşısındaki oğlan ise, seksen numaraydı. Bu da, onlardan önceki yetmiş dokuz işinin öldüğü anlamına gelirdi. Bir kısmına şahit olmuşlar, bir kısmı ise çoktan yaşandıktan sonra buraya gelmişlerdi. Onlardan sonra çocuk gelmemişti. Son iki kişiden, bir hayli ümitlilerdi. Çünkü onlar farklıydı. Çünkü onlar, başka bir mucize de yaratabilecek kadar mucizeydiler.
Kız, yeni yeni fark ettiği detaylar ile başını kaldırdı ve oğlanın gözlerine baktı. "Neden ben değil de sen gidecekmişsin gibi konuşuyoruz?"
Henüz kimsenin mumu düşmemişti. Kız, fazla dayanamadığının farkındaydı. Yüzü, acıyla buruşup duruyordu. Karşısındaki oğlan yüz ifadesini korumak konusunda daha iyiydi. Kız, oğlana söz vermemiş olsa şimdiye defalarca kez bırakmıştı ama direniyordu. Ona söz verdiği için, biraz daha bir arada olabilmek için... Henüz, ölüme giden yola çıkmak üzere sırada kimin olduğu belli değildi ama oğlan, çoktan belliymiş gibi kızı telkin ediyordu. Yokluğuna dair...
Oğlan "Çünkü sen değil de..." derken acıyla fısıldıyordu. "... ben gideceğim."
Kız hızla "Hayır, hayır, hayır." dediğinde oğlan korkuyla elini sıkıp "Muma dikkat et." dedi ve kız acıyan canına rağmen mumu avucunda dengeyle tutmaya devam etti. Birazdan alev, parmaklarına ulaşacaktı ve parmaklarından güç alamayarak, titreyen eliyle tutmak zorunda kalacaktı.
"Neden öyle söylüyorsun? Sen benden güçlüsün... Sen... Mumu düşürmezsin..."
Oğlan ağır ağır konuştu. "Düşüreceğim."
Kız çocuğu hıçkırdığında oğlan gözyaşlarıyla gülümsedi. "Hayır... Sen kalmalısın... Sen onları yenebilirsin. Hatta belki... Sen kardeşimi bulabilirsin..."
"Sen..." dedikten sonra elini sıktı. "... kardeşini bulacaksın. Sen onları yeneceksin."
Kız çocuğunun başı eğilirken hıçkırıklarına engel olamıyordu ama biliyordu, mumu düşecek gibi olursa, karşısında oğlan daha erken davranacaktı. Bu yüzden eli yanmasına rağmen sımsıkı tutmaya çalışıyordu. "Ben güçsüzüm... Ben sensiz güçsüzüm... Sen güçlüsün..."
"Ben senin için güçlüyüm." dedikten sonra gözlerine bakması için tuttuğu elini hafifçe salladı. Kızın daha fazla dayanamadığını görüyordu. Kız gözlerine bakıp da dudaklarından kaçan hıçkırıklara mani olamazken oğlan için gülümsemeye çalıştı. "Sen de benim için güçlü olacaksın. Seni kimse yenemeyecek..." dedikten sonra gözlerini mumu taşıdığı avucuna çevirdi. "... ben bile."
"Hayır..."
Kız, parmaklarına ulaşan mum alevi yüzünden acıyla inledikten sonra yeniden "Hayır!" diye bağırdı ama çocuk başını onaylar şekilde sallıyordu. Çocuğun da dudaklarından bir hıçkırık kaçtıktan sonra "Unutma. Bir taş ya da yıldız..." diye fısıldadı.
Mum, kızın can acısından tutamadığı avuçlarından kayarken çocuk daha hızlı davranarak mumu yere attığı sırada kız defalarca kez "Hayır!" diye bağırıyordu. Mumlar düştüğü gibi karanlıktaki gözler, görünür olmaya, ortadaki aydınlık alana yönelmeye başlamıştı. Kız onlara yaklaşan bedenleri, göz ucuyla görürken ağlayışları arttı. Tenlerine yapışan sıcak mum yüzünden yaralanmış elleri de birbirlerini bulurken oğlan son kez elini sıktı. Başkaları onları koparamasın diye, ellerini kızdan hızla çekti. Bağdaş kurduğu ayaklarını çözüp ayak tabanlarını yere yasladıktan sonra kendisini geriye, canavarlara doğru ittirdiği sırada kız hıçkırıklarla ona yönelmeye, yeniden ellerini tutmaya çalışıyordu.
"Hayır! Onu bırakın, hayır!"
"Gittikçe ilginçleşiyor."
Veyla, hızlı nefesler alıp verirken gözlerini sımsıkı yummuştu. Terler içerisinde kalmışken Veyla'yı izleyen Gölge, hem alaylı hem meraklıydı. Bir gösteri izler gibi yatağında yanına oturmuş, hatta uyandığında görebilsin diye sırıtışını bir an olsun silmiyordu. Yine olmuş, yine boyun eğmeyen kadının bir güçsüz anına daha şahit olmuştu. Bu güçsüz anları Veyla'yı, Gölge'nin gözünde bir anlığına normal biri kılıyordu ama çok geçmeden yaşadığına şahit olduğu acı, zevk veren bir hale dönüşüyordu. Bu kadını tüm güçsüzlüklerinden vuracağına söz vermişti ve işte, güçsüzlükleri tek tek önüne düşüyordu. Zihni berrakken her şeyi sakınan bedeni, karanlığa gömüldüğünde ve ruhu özgür kaldığında, gizleyemiyordu. Gölge ise Veyla'nın ruhunu gafil avlıyordu.
"Gitme! Gitme, bırakma beni!"
Gölge, hafifçe güldü. Elini, kadının boynundaki kolyenin üstünde yumruk haline getirdiği ellerinden birinin bileğine götürdü. Temaslarıyla birlikte Veyla hızla, Gölge'nin ellerini tutarak doğruldu. Bir anısında uyandığı rüyasında, tutamadığı elleri, temasları ile birlikte bulabilmiş gibi ellerine sımsıkı sarıldı. Başı, yanı başında oturan adamın omzuna giderken gözlerini hala aralamamış, boğulmak üzere iken son anda kurtulmuş gibi hızla nefes alıp veriyordu. Sımsıkı tuttuğu elleri, vücutlarının arasında kalmıştı ve Gölge'nin sırıtışı silinmişti. Hafifçe yutkunup bakışlarını, omzuna sığınan kadının görüş alanında görebildiği mor saçlarına çevirdi. Burnuna dolan kokusu, güzeldi.
"Gitme..."
Veyla, umduğuna kavuşmuş gibi omzuna sığınırken kokusunu soludukça nefes alış verişleri yavaşladı. Bu sıra Gölge kadının kalp atışlarının gittikçe yavaşlamasını Azrit kulaklarında bir şarkıymış gibi dinleyebiliyordu. Uyuduğu için eldivensiz olan çıplak elleri ile Gölge'nin ellerini tutması ve hala yakın temaslarının sürmesi, Gölge'yi afallatmıştı.
Gözlerini kırpıştırıp sesini temizledikten sonra alaya bürünüp "Korkma kelebek, buradayım." dedi. Veyla, kendine gelmeye başlarken yavaşça gözlerini araladı. O sıra bedenlerinin arasında, bacaklarına yaslı ellerini gördü. Bir adamın ellerini tutuyordu. Kokusundan tanıdı. Gölge Kral Karanir'in ellerini tutuyordu.
Vücudu kontrol kazanma çabasındayken başını yavaşça adamın omzundan kaldırdı. Kırpıştırdığı gözleri, Gölge'nin mavi gözleri ile oldukça yakından temas kurduğunda yutkundu. Kâbusunun zihninde oluşturduğu sarsıntı sürüyordu ama bedeni, sakinleşmişti. En azından şu ana kadar...
İdrak kazanması ile birlikte ellerini çekip yatakta ondan uzaklaşırken yeniden siniri yükseldi. Sırtı, yatağının başlığına değdikten sonra yetinmeyip hızla yataktan indi. Öyle hızlı davranmıştı ki pikeye takılıp düştükten sonra sinirle inleyerek ayaklandı. Gölge o sıra kendisine gelmiş, ellerini yatakta ardına yaslanmıştı. Rahat bir şekilde otururken sırıtarak gözleriyle Veyla'yı takip ediyordu. Odada Gölge'den geriye doğru adımlayarak uzaklaşırken ellerini sinirle kaldırdı ve dişleri arasından "Sen... Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye sordu. Ne diyeceğini bilemiyordu. Sinirini nasıl çıkaracağını da bilmiyordu. İki oluyordu. Bu iki oluyordu ve Veyla'nın sabrı tükenmişti. Burada onun Kralcılık oynamasına bile müsaade ediyordu ama özel alanına giremezdi, girmemeliydi. Veyla, kimsenin kendisini tanımasına müsaade etmezdi, tanıdıkça onu yaralayacak bir adama da müsaade etmeyecekti.
Gölge hafifçe gülmek dışında bir şey söylemeyince Veyla "Siktir git!" diye bağırarak kapıyı gösterdi. Büyüsünü kullanmak istiyordu ama zihnini toparlayamıyordu.
Gölge omuz silkip "Biraz önce 'gitme' diyerek ellerime tutuşmuştun, benimle sakinleşiyordun? Şimdi ne oldu? Beni kullanıp atacaksan..." dedikten sonra yatakta geriye doğru uzanıp ellerini ensesine götürdü. "Bunu yatakta yapmanı yeğlerim."
Veyla tükürür gibi öfkeyle "Denize düşen, yılana sarılır." dedikten sonra yeniden kapıyı gösterdi fakat Gölge istifini bozmadı. "Bu insanların söylemi değil miydi? Nix yetmedi, Amorsus'ta da mı Kral, Kraliçelerin belası oluyordun?"
Veyla, insanlar ile çok vakit geçirmişti. Çok sohbet ettikleri söylenemezdi ama sohbetlerini çok dinlemişti. Dinlemek, zorunda kalmıştı. Çoğu, Veyla'ya, Veyla'nın gidişatına dair olurdu. Veyla'nın gücü hep iyiye, daha iyiye giderdi. Ruhu ise hep kötüye, daha kötüye bulaşırdı. Vücudu güç kazandıkça, ruhu kan kaybederdi. Şimdi ise geçmişinden geriye, sadece kâbuslar kalmıştı. Hisler, duygular, sadece kâbuslarında su üstüne çıkardı.
"Sana 'siktir git' dedim..." derken mor gözleri ışıldamaya başladı. Zihnini toparlıyordu. Kelebekleri Gölge'ye yöneldiğinde, Gölge hala keyifle uzanıyordu. "Gücünün bana yetmediğini ne zaman kabulleneceksin? Seni her seferinde yeniyorum."
Dişlerinin arasından "Beni kimse yenemez." derken, tüm hayatı boyunca buna inanmasının altında, uğruna ölen bir erkek çocuğunun son sözleri olduğunu biliyordu. "Sen bile."
Gölge, dirseklerini yatağa yaslayıp hafifçe doğulurken yanına varıp etrafını saran kelebeklere baktı. "Bu seferki farklıydı, değil mi? İki kişi demiştin. Birini sen korumaya çalıştın, diğeri seni korumaya çalıştı ama ikisi de öldü. Bu hangisiydi kelebek? Seni korumak için ölen mi,..." derken kelebeklerden yayılan mor ışıkların ardında gözlerini Veyla'ya çevirdi. "... yoksa sen koruyamadığın için..." derken vurgulayarak söylüyordu. Kadının dikkatini, canı yanması üzere yeterince bu kısma toplamak istemişti. "... ölen mi?"
Veyla, ismini bile bilmediği çocuğun ruhunda açtığı yarayı gizlemişti. Buna dair okyanus altında bir mağarada konuştukları sıra dürüst yaklaşırsa ve artık bunlar hakkında üzülmediğini gösterirse, Gölge peşine düşmez sanmıştı ama öyle düşünürken bile sekseni kendisine saklamıştı. Üç isim vardı kaybettiği. İkisi onu korumaya çalışmış, birini ise Veyla koruyamamıştı. Üçünü de kaybetmişti.
Veyla'nın vücudundan saçtığı büyü, Gölge'nin bedeninin acıyla gerilmesine neden olurken yüzü hala sırıtıyordu fakat çenesi kasılmıştı. Büyüyle adamın vücudunu kendisine doğru çekerken Veyla da ona yaklaştı. Adamın vücudu karşısında ayağa kalktığında gözleri Veyla'nın tepkilerinde dolaşıyordu.
"Ve bingo!" dedikten sonra kahkaha attı ve başını keyifle sallayarak kendi kendisine bulduğu cevabı dile getirdi. "Senin için ölen."
Veyla aralarında kaldırdığı eli aracılığıyla büyüsünü kendisine doğru çektiğinde Gölge de ona doğru yaklaşmak zorunda kaldı. Üst gövdesinin kendisine doğru eğilmesini sağlarken, Gölge hala büyü ile karşılık vermiyordu ve bu Veyla'nın daha da sinirini bozuyordu. Karşılık vermesini, gücünü kullanmasına rağmen onun canını yakmayı istiyordu ama bunu yaparsa, kendi büyüsünden eser kalacak mıydı, emin değildi. Seksene söz verdiği gibi, bu adamı da yenmeli, ona da yenilmemeliydi. Yine de büyüsü, büyüsünün karşısında güçsüz kalıyordu.
Veyla büyüsünü, Gölge'nin üstüne doğru yönlendirdiği için Gölge zorlanarak hareket etse de eli, Veyla'nın boynuna gelebildi. Veyla'nın gözleri ağır bir şekilde Gölge'nin eline döndü. Kolyesini tuttuğunu gördüğünde, afalladığı için engel olamadan Gölge gücüne kavuşup kolyeyi de beraberinde götürerek elini çekti. Veyla'nın gözleri irileşirken elleri uzun zaman sonra boş kalmış boynuna gitti. Kolyeyi çekerken canını yakmıştı ama yokluğu daha can acıtıcıydı.
"Her şey değişiyor. Her gün, hatta bazen gün içerisinde birden fazla üst değiştiriyorsun ama bu..." dedikten sonra elindeki deri kopçalı kolyeyi salladı. Paslı kolye ucu kelebek şeklindeydi. "Bu kolyen değişmiyor."
Veyla, sallanan kolyeyi geri almaya çalıştığında Gölge gülerek geri çekildi ve kolyeyi avuçlarında sımsıkı tuttu. "Sen 'Ne olur Kral'ım yapma' demeye kalmadan bir saniye içerisinde avuçlarımın arasında, elektrik akımlarına kapılır ve..." dedikten sonra dudaklarını öne itip keyifle patlama sesi çıkardıktan sonra fısıldadı. "... kül olur."
Veyla, ne yapacağını bilemezken kuruyan dudaklarını diliyle ıslattı ve ellerini geri çekti. Gölge, Veyla'nın yeniden yumruk şekline gelmiş ellerini iki yanına indirmesini izledikten sonra yamuk bir şekilde sırıttı. "Ha şöyle..."
Veyla, "Bırak." dediğinde Gölge yeniden elini yanında kaldırıp parmaklarını gevşetirken gözlerini kolyeye çevirdi. "Senin için ölen her kimse, ona dair. Kâbusunda ellerin kolyene gitmişti."
Veyla bir adım yaklaşıp sesini yükselterek "Bırak!" diye bağırdığında Gölge'nin gözleri uyarır gibi baktı. "Unutma, sadece bir saniye içerisinde..."
Veyla'nın kalbi yeniden korkuyla atmaya başladı ve Gölge de bunu fark etti. Kadının kalbine keyifle baktıktan sonra sırıtışında alt dudağını ısırdı. "Hatırlıyor musun? Kalbimi çıplak elle söküp çıkarabilirsin ama kırmaya senin bile gücün yetmez, demiştin."
Veyla "Hala yetmez." dediğinde Gölge kaşlarını kaldırdı. "Bu kolyeyi yok etsem bile mi? Belli ki kalbinin kan pompalamak dışında bir şeylere de yaradığı zamanlardan kalma..." dedikten sonra Veyla'nın o zamanları Gölge için hiç inanamayacağı kadar şaşırtıcı bir ihtimal olduğu için gülerek devam etti. "... bir anı, bir hatıra."
Veyla "Sen kırmış olmazsın." dediğinde Gölge dudağının kenarını kemirip düşünerek kolyeye baktı. Gölge anlasa da Veyla açıklamaya devam etti. Kalbini kırmak için, böyle bir şey yapmasını istemiyordu. Çıplak elle söküp çıkarmasını tercih ederdi. "O kolyenin sebebi her kimse, onun için kırılmış olur."
İnkâr etmiyordu. Tepkilerini sakınmakta geç kalmıştı. Karşısında, çoğu zaman onu da aptal yerine koysa da diğer aptallardan daha zeki bir adam vardı. Görmüş, anlamıştı. Şimdi ise adımlarını dikkatli atmazsa, gerçekten kolyesi kül olacaktı.
"Kalbime girmeden kalbimi kıramazsın Gölge Kral." dedikten sonra onun için üzülürmüş gibi dudağını büzdükten sonra alaya bürünmeye çalışıp güldü. "... istersen git Yıldat'ı bunu yapmaya ikna et."
Gölge, Yıldat'ın Veyla'nın kalbinde bir yer edinmiş olabileceğine inanamıyordu. Ona kalırsa bu kalp artık kullanıma oldukça kapalıydı. Kimsenin yapamadığını, yapamayacağını kardeşi de yapamamış olmalıydı fakat karşısındaki kadın aksini söylüyordu. Yine de buna şüpheye yer bırakmayacak gerçek kanıtlar görene kadar, inanmayacaktı.
"Belki de sırf bunu yapabilmek için kalbine girerim."
Veyla keyifsiz olsa da gülebildi. Sinirleri bozulmuştu. Kollarını göğsünde birleştirirken gözleri kolyeye gidip duruyordu. Kelebekleriyle ya da büyüsüyle, bir şekilde o kolyeyi o elden kurtarmak istiyordu ama yanlış bir adımı, kötü sonuçlara sebebiyet verebilirdi. Kimseyi koruyamamıştı, bari bir kolyeyi korumalıydı ama... Onu da yapamıyordu. Veyla, bir kendisini korumayı başarabiliyordu. Onu da çoğunlukla istemeden, uğuruyla, uğursuzluğuyla yapıyordu.
Gölge de güldü. Veyla'nın rencide edici gülüşü, tadını kaçırmamıştı. Zaten alay ediyordu. "Ama düşün. Birkaç kere daha kâbusunda uyanıp bana sığınırsan..." dedikten sonra çenesinin ucuyla kadının kalbini gösterirken gözleri bir anlığına göğsüne indi. "... o kalp birkaç kez daha benimle sakinleşirse..." dediğinde Veyla rahatsız olarak sıkkın bir nefes aldı. Onunla sakinleştiği falan yoktu. Sadece, o an rüyasıyla gerçeği ayırt edememişti. Bir an, tekrar ve tekrar kâbuslarında yaşadığı o anıda ilk defa, o eller sonsuza kadar ondan gitmeden yetişebildiğini sanmıştı.
"... belki de kalbine girerim."
Gölge, sırıtışında dilini gezdirirken Veyla kasılan çenesini kaşıdıktan sonra sinirle inleyip elini yeniden uzattı. "Zenith'e dair gelecek planlarını dinlediğimde hayal gücünün bir hayli geliştiğini fark etmiştim ama bu kadarı..." deyip kolyeyi vermesi için elini salladı. "... senin için bile fazla."
Gölge, yapabilse yapardı. Sorun sadece Veyla'nın ruhunun oldukça mesafeli oluşu değildi, kendisi de yapamazdı. Karşısındaki kadına alaya vurmadıkça normal davranamıyordu. Öfkesini, nefretini ancak alayla örtebiliyordu. Örtme gayreti, bir süre katlanmak zorunda oluşundan ve eğlenmeye düşkünlüğündendi. Yoksa, bazı zamanlar örtmeyi de tercih etmiyordu ama sonuç olarak, bir süre boyunca bu kadına katlanmalıydı. Normal davranabilse, kalbine girmeyi denerdi. Bir kişiye en çok zarar verebileceği yer, orasıydı fakat Veyla'yı buna ikna edemezdi. Nefret dolu mavi gözlerine, sevgi veyahut aşk konduramazdı. Veyla da kolay kolay kanabilecek bir kadın değildi. Yapsa, onu kalbiyle kandırır, oradan da yaralardı ama yapamazdı. Kaldı ki, Gölge yapabilecek olsa bile Veyla'nın müsaade etmeyeceğini biliyordu. O kalbi, Yıldat'a karşı bile kullanım dışıydı. Aksini iddia edip dursa da...
"Umarım gerçekten Yıldat'ın kalbinde bir yeri vardır ya da oluyordur."
Veyla bıkkın bakışlarını Gölge'nin kolyeyi tutan elinden gözlerine çevirdi. Bir an önce kolyesini geri istiyordu ve boynu boş kaldıkça, Yıldat'ın dudaklarının değdiğinde olduğundan bile daha rahatsız hissediyordu. O zaman, hiç istemediği bir temasla yanmıştı teni, şimdi ise istediği temasın boşluğuyla yanıyordu.
"Beni kırmak için kardeşini mi öldüreceksin?"
"Bir kalbi sadece ölüm kırmaz."
Veyla daha fazla katlanamayarak kolyeye uzandı ama Gölge gülerek geriledi. Uzanan elleri titriyor, vücudu rahatsızlık hissiyle baş edemiyordu. "Ver artık şunu!"
Gölge kadının yüzünü inceliyordu. Kasılıp dursa da koy vermiyordu. "Ağlayamıyorsun, değil mi? Başlarda, onca acı çektirdiğim anda benim karşımda bunu yapmamakta direndiğini sanıyordum ama kâbus gördüğünde emin oldum. İçin ağlasa da, sen ağlayamıyorsun."
"Ver!" diyerek kolyenin ucunu tuttuğunda Gölge kolyeyi çektiği için vücutları yeniden yaklaştı. Burunları değer gibi olurken Veyla öfkeyle soluyordu. "O mor gözlerin hiç dolmuyor mu?"
Veyla cevap vermediğinde Gölge, iddiasına kanıt bulmak üzere "Nasıl bir histi? Birinin senin için ölmesi? Özellikle de sen buna değmezken?" diye sorduğunda bile kadının gözleri kızarmadı. Çenesi kasıldı, burun delikleri genişleyip küçüldü, dudakları düz bir çizgi halini alırken göz bebekleri öfkeyle büyüdü ama hayır, gözleri kızarmadı ya da dolmadı. Sanki hislerinin üstünde dağlar, okyanuslar varmış gibi oldukça derindeydi, ulaşılması güçtü.
Veyla dişlerinin arasından "Seni öldüreceğim." dediğinde Gölge bunu duymaktan keyif almış gibi dudağını ısırdı. "Ve ben, eline her gün bunu yapman için şans veriyorum."
Veyla da başını onaylar şekilde salladı. "Bir gün kalbine bıçağı sapladığımda, gözlerin keyifle değil korkuyla irileşirken diğer günlerin aksine ben sana 'İşte o gün, bugün.' diyeceğim."
Sırayla denemeye devam ediyorlardı. Henüz kimse başaramamıştı. Her seferinde o gün de olmadığını birbirlerini üzmenin getirdiği keyifle dile getiriyorlardı.
"O güne kadar..." dedikten sonra parmaklarını Veyla'nın kolyeyi tutan eline doğru kapatmaya başladı. Veyla yeniden çıplak elle temas etmelerine rağmen, elini çekmedi. Bunu yapsın diye temas ettiğini biliyordu. Kolyeyi bırakmak istemiyordu. "... bu kolye bende kalacak."
"İzin vermem."
Gölge başını hafifçe yana eğdi ve bu sıra burunlarının uçları sürterek temas etti. Veyla hafifçe yüzünü çekse de gözlerini kaçırmadı. "İzin istemem."
Veyla öfkeyle "Gölge..." diye soluduğunda Gölge tek kaşını kaldırarak sırıttı. "Veyla..."
"Kolyemi vermezsen, işine yaramam."
"İşime yaramazsan seni yine okyanusun dibine yollarım." dedikten sonra 'hadi, şimdi de inatlaş' dermiş gibi başını salladı.
Okyanusun dibine ilk defa Gölge yüzünden gitmiyordu. Okyanusun dibinde seneleri geçmişti. Yeryüzüne çıktığı gibi de kardeşini kaybetmişti. O yüzden onun için yer altı ve yeryüzü, farklı çeşit işkence yöntemleri olmalarının haricinde kayda değer ölçüde fark etmiyordu ama yeryüzünde yapacaklardı vardı. Özellikle de karşısındaki adamı alt etmeden, hiçbir yere gidemezdi.
"Benden neden nefret ediyorsun?"
Gölge, alayla "Tipim değilsin." derken parmaklarını Veyla'nın eline doğru iyice kapatmış, hatta sıkmaya başlamıştı. Veyla'nın bu güç gösterisine karşı kaşı bile oynamadı. O eli, çok daha büyük acıları kaldırmıştı. Üstelik vücudunda büyü dolaşmıyorken dahi, kaldırmıştı.
"Benden neden nefret ediyorsun?"
Gölge'nin yüzünü inceliyor, cevap arıyordu ama Gölge açık vermiyordu. "Mor rengi sevmem."
"Benden..." derken sabırla soludu. "... neden nefret ediyorsun?"
Gölge, "Tüh..." dedikten sonra güldü. "... keşke ben de kabus gören ve kabuslarında konuşan bir adam olsaydım. Belki sen de çıkarımlar yapardın."
Veyla "Öğreneceğim." dediğinde Gölge'nin kaşları kalktı. "Odama, ses geçmemesi için kendi odana yaptırttığın o büyü zımbırtısından yaptırmazsan, senin odanda uyuyacağım. Madem her türlü gelip beni dinliyorsun, Kral'ı yormayayım. Bizzat odanda uyuyacağım. Şanslıysam, sen de kâbus görüyorsundur. Ve biliyorsun..." dedikten sonra sırıttı. "... ben uğurluyumdur."
Gölge birkaç saniye baktıktan sonra alayla gülüp bakışlarını kaçırdı. "... odama gece girmenin tek bir yolu var, o yolda bile kimse benimle uyuyamıyor."
"Belki de sen de kâbuslar görüyorsundur, Kral." dediğinde Gölge'nin bakışları yeniden yakınındaki Veyla'ya döndü. İkisi de hala kolyeyi tutuyor ve burun buruna birbirlerine bakıyordu. Gölge, Veyla'dan uzundu fakat hem Veyla parmak uçlarında yükselmiş, hem de Gölge başını eğmişti. Gölge'nin kolyeyle birlikte Veyla'nın elini tutan eli, biraz daha sıkılaştı fakat acıtmak bir yana, kemikleri kırılsa bile Veyla elini çekmeyecekti.
"Olabilir mi? Belki de bu yüzden kimsenin seninle uyumasına izin vermiyorsundur?"
Gölge "Ben genelde kâbusların mağduru değil, sebebi olurum ama..." dedikten sonra alayla güldü. "Yine de istiyorsan gel ve dene."
Veyla başını onaylar şekilde salladığında Gölge dudağını yalayıp sırıttı. "Ama dediğim gibi, gece odama girmenin tek bir yolu var." dedikten sonra gözlerini kadının dudaklarına indirdi. Öpecekmiş gibi eğildiğinde dudakları değmek üzereyken Veyla hızla geri çekildi. O sıra kolyeyi de bırakmıştı. Gölge'nin de zaten amacı buydu. Gülerek kolyeyi yumruk haline getirdiği elinin avucunda tutarken kapıya yöneldi.
Veyla arkasından sinirle inledikten sonra seslendi. "Korkmuyorsan, müsaade edersin."
Kapıyı açarken omzunun üstünden hafifçe Veyla'ya baktı. "Gerçek bir Kral, kimseden korkmaz ama her soytarıya da bunu kanıtlamaz."
"Benim tanıdığım Gölge, her konuda rekabet ettiği bir kadının meydan okumasını asla geri çevirmez."
"Kurallarımı senin için esnetecek değilim. Kimse benimle uyuyamaz." dedikten sonra kapıdan çıktı. Veyla da hızla ardından çıktı. Çıplak ayakları soğuk taşlara değerken hala uyandığı gibi olduğunu fark etti. Gecelikle bile değil, iç çamaşırlarıylaydı. Gölge'nin hapsinden çıktığı gibi duş alıp yorgunlukla uyumuştu. Kapıya doğru bir adım gerilerken kollarını göğüs dekoltesini kapatmak ister gibi göğsünde birleştirdi, fakat bu sıkışan göğüslerinin daha belirgin olmasına yol açmıştı. Bunu fark etmeden gözleri koridora döndü. Kimseler gözükmüyordu. Karşısındaki adam çoktan görmüştü ama en azından bir başkası görmeyecekti.
Gölge, kadının vücudunu dışarıya gizleme gayretini gördüğünde hafifçe güldü ve bir süredir yeterince bakmadığı vücuduna baktı. Odaya girdiği ilk an, gördüğü kâbusun detaylarındansa, vücudunun detaylarına odaklanmak zorunda kalmıştı. Normalde giyindiği kıyafetler, çok daha örtülü sayılmazdı ama iç çamaşırları kadar da tenini açığa çıkarmıyordu. Kıvrımlı bedeni, beyaz, pürüzsüz teni, mor, dantelli iç çamaşırlarıyla birleşince, ortaya güzel bir görüntü veriyordu ve Gölge, karşısındaki kadını arzulamaktan kendisini alamıyordu. Bir yanı gerçekten tüm bunlar bitmeden, Veyla ölmeden önce onunla sevişmek istiyordu. Yatakta da gücü Gölge'ye bırakmamak için ne denli hırçınlaşacağını, hayal bile edemiyordu ve bunun düşüncesi, hoşuna gidiyordu. Birlikte olduğu her kadın tüm gücü ve ipleri, Gölge'ye bırakıyordu. Gölge güçlü olmayı severdi ama gücüyle sınanmayı da severdi. Gölge'nin gücünü sadece Veyla sınıyordu.
Gölge'nin vücuduna bir manzara izlermiş gibi baktığını fark ettikten sonra ancak birkaç saniye direnebildi. Bakışlar son bulmadığında üfleyerek bir adım geriledi ve kapının ardından sabahlığını alıp üstüne geçirdi. Kuşağı bağladıktan sonra en azından daha örtülü olan vücudunu yeniden Gölge'ye yaklaştırdı. Gölge de yeniden kadının gözleriyle ilgilendi.
"Kurallarını benim için defalarca esnettin. Halkını öldürdüğüm oldu, savaşçılarını öldürdüğüm oldu. Senden çaldım. Burnunu düşürmemek için bana sormuyorsun ama hala nerede olduğunu bulamadığına eminim. Senin kurallarına göre cezalandırılsaydım, şu an karşında ihtiyaçla arzuladığın şekilde durmuyor olurdum."
Gölge 'vay be' der gibi dudak büktükten sonra sırıttı. "İhtiyaçla arzuladığım, öyle mi?"
Veyla başını onaylar şekilde salladı. "Gücümü değil kadınlığımı kullanıyor olsaydım, seni defalarca kez yenmiştim Kral."
Gölge, bir elini kapının pervazına yaslayıp yüzünü Veyla'ya yaklaştırırken "Bir denesene. Daha önce hiç yenilmedim, nasıl bir his olduğunu merak ediyorum." dedikten sonra gözlerini kadının dudaklarına indirdi. Veyla, sabahlığının kuşağını tutarak Gölge'nin yüzünü ittirdiğinde Gölge güldü ve dudağını yalayarak doğruldu.
"Bence denemeyeyim, yoksa bana verdiğin sözleri tutamazsın."
Gölge derin bir nefes alıp "Neymiş o sözler?" diye sorduğunda yakın bir zamanda söylediğini, Veyla hatırlattı. "Seninle sevişmek isteyecekmişim ama sen bunu yapmayacakmışsın. Böyle söyledin, hatırlıyor musun? Pek hatırlamıyormuşsun gibi de... Şimdi şu sabahlığı çıkarsam..." derken elleri kuşağı çözer gibi gezindi ama yapmadı. Gölge'nin yüzünde oluşan ifadeye sırıttı. "... seni içeri davet etsem, gelmez misin? Ya da akşam odana o niyetle gelsem? İçeri almaz mısın?"
Gölge yeniden ve hece hece "Bir dene." dedi. Sözleri tutardı ama bu konuda sözünü tutamasa bile kendisini çok da kötü hissetmezdi. En azından, istediğine ulaşmış olurdu ve daha odaklı davranabilirdi. İstediğini aldığında, arzusu da sönerdi. Tabii tek sorun, verdiği söz değildi. Böyle bir şey yaparsa, kardeşi Yıldat'ın da hoşuna gitmezdi.
Veyla da hece hece "Ses büyüsü." dedi. "Bu gece olmadan, ayarla. Yoksa uyumaya yanına gelirim."
Gölge sırıtarak "Üzgünüm, bu gece müsait değilim bebeğim." dedi.
"Ash gittikten sonra da gelebilirim. Niyetim sadece uyumak olduğu için." diye üstüne bastıra bastıra söyledikten sonra hafifçe yüzünü buruşturdu. "Tabii, çarşafları değiştirirsen, sevinirim."
Gölge Veyla gibi bastıra bastıra "Böyle bir şey olmayacak." dedikten sonra ilerlemeye devam etti. "O ses büyüsünü yaptırtacaksın ve kolyemi de geri vereceksin!"
Gölge alayla elini salladıktan sonra ilerlemeye devam etti. Veyla da sinirle inleyerek odasına geri döndükten sonra kapıyı sertçe kapattı. Elleriyle yüzünü sertçe ovuştururken yatağına ilerledi. Yatağına oturup dirseklerini dizlerine yasladı ve ellerinin altında sinirle çığlık attı. Gölge duyuyor olmalıydı ama sinirini içinde tutamıyordu. Ona ne yapsa, hak ettiğini düşünüyordu. Yapmıştı, hala yapıyordu ve yapmaya da devam edecekti. Eğer kolyesine zarar verirse, onu yok etmeyi Amorsus'a bırakmayacaktı. Üstüne giderek, kolyesini daha da tehlikeye atmak istemiyordu. Onun için önemli değilmiş gibi gösterse blöfünü görüp 'iyi o zaman' diyerek küle çevirebilirdi, çok önemliymiş gibi peşine düşse canını yakmak için yine küle çevirebilirdi. Veyla, çaresiz hissetmeyi sevmezdi. Çocukluğundan beri, çaresiz de hissetmiyordu. Bu his, diğer tüm duyguları gibi büyülü bir gayzerde ondan alınmıştı ama yeniden çaresiz hissetmeye başlıyordu. Veyla'nın birçok yolu olur, istediğinden gider, başkalarını çaresiz bırakırdı ama şimdi, ne yapacağını bilememişti. Gölge verdiği açıkları tek tek görüyor, ona karşı kullanıyordu.
Ellerini, önünde indirip sağ avucuna baktı. Vücudu büyüyle tanışmadan önce oluşan yarası, iyileşmemişti. Avucundaki deriyi kesip bu sefer iyileşmesini sağlayabilirdi ama bunu hiçbir zaman yapmamıştı. Sadece kimse yarasını çıplak gözle göremesin diye büyüyle yapılan bir dövme ile gizlemişti. Yarasını vücudunda taşımaya devam ediyordu. Kelebek dövmesi sebebiyle gözle göremiyordu ama orada olduğunu biliyor, böyle anlarda yarasına sığınıyordu.
"Herkesi yeneceğim."
**
Altındaki toprak kayınca, kaynar suya düşmek üzere olan Thal son anda kendisini geriye attı. Hemen ardındaki Veyla'ya çarpınca, Veyla onu kenara doğru ittirdi. Eldivenlerini ceketine silerken "Dikkat etsene." diye söylendi.
Thal, "Pardon ya, az daha ölüyordum da." dediğinde Veyla baygın bir bakış attı. Thal, sessiz bir şekilde tepki vermekle sessiz bir şekilde tepki vermek arasında kaldıktan sonra eğer susarsa, Veyla'nın sittin sene küslüğünü fark etmeyeceğini bildiğinden "Ölüyordum!" diye inledi. "Hemen önündeydim, niye beni çekmedin?"
Veyla da duraksayıp ona doğru döndükten sonra ellerini iki yanında kaldırıp isterik bir şekilde güldü. "Al işte. İyiliğin kaçınılmaz sonu!"
Thal kaşlarını kaldırıp anlayamayarak güldü ve "İyilik bunun neresinde?" diye sordu. Veyla söylenmeye devam etti. "Birilerini öldürmeyi bırakıyorum. Bir bakıyorum, bu sefer de 'niye kurtarmadın?' diye yakınıyorlar. Gerçekten, kimseye yaranılmaz."
Thal gözlerini kırpıştırarak Veyla'nın ilerlemeye devam edişini izledi. Thal'ın kaydığı, topraktan geçmemiş, başka bir yol bulmuştu. Kelebekleri onun için yolu kontrol ede ede ilerliyor, böylelikle Veyla tehlikeye düşmüyordu. Thal da Veyla'nın ardından gitmek konusunda emin oldu ama ardından ilerlerken söylenmesini de sürdürdü.
"Biz bir takımız. Baş savaşçılarız. Ortağız. Birbirimizi koruyup kollamamız lazım."
Veyla, duraksayıp ardına döndüğünde Thal Veyla'ya çarpmasın diye birkaç kelebeği, Thal'ın ceketinden tutarak geriye çekti. Thal omzundan yeniden kanat çırpıp Veyla'nın etrafına geçen kelebeklere baktıktan sonra sırıttı.
"Ben kimseyle ortak olmam."
"İyi. Sen düşersen de, ben tutmam o zaman."
Veyla "İyi edersin. Temas sevmem." dedikten sonra gözlerini Thal'ın ellerine indirdi. Yüzünü hafifçe buruşturup "Zaten kim bilir o elini ne zaman yıkadın?" dediğinde Thal'ın gözleri irileşti ve elleriyle kendisini gösterdi. "Biraz önce toprakla temizledim ya?"
Veyla, "Kükürt ve kül dolu bir toprakla." dediğinde Thal nefesini üfleyip toprak yolun boşluklarından altlarındaki kaynar suyu ve ilerideki gayzerleri gösterdi. "İstersen gidip oralarda yıkayayım."
Veyla şirince sırıtıp "İyi olur." dedikten sonra sırıtışını sildi. İkisi de aynı anda gözlerini devirdi. Veyla önüne döndü. İlerlemeye devam ederken Thal ardından bir şeyler daha söylenmeye başladı ama Veyla hızla "Sessizlik!" dedi. "Kulaklarım ve kelebeklerim sessizlik istiyor. Bir daha sesini duyarsam, gayzerde yıkanırsın."
Thal güvenliği için sessiz kaldığında Veyla ilerlemeye devam ederken sırıttı. Sağlam kayaca vardıklarında önden giden Gölge onları bekliyordu. Herkes, şahsi güvenlikleri için Veyla'nın arkasında sıralandığından ilk Veyla vardı. Sırf Ash, yanılsın diye kendisi de yanlış yola girmek istemişti ama Ash en sona geçtiğinden, o düşene kadar fark eder ve gerilerdi. Thal'ın ardında Erya da vardı ve Veyla, gerçekten Erya'nın ölmesini istemiyor gibiydi. Bu yüzden, güvenle ilerlemeye devam etmişti.
Gölge sırıtırken gözlerini Veyla ile Thal arasında gezdirdi. "Savaşçılarımı koruman için buradasın."
Veyla üfleyip "Korudum ya." diyerek arkasında ip gibi dizilenleri gösterdi. Gölge çenesinin ucuyla Thal'ı gösterdiğinde Thal "Artık sessizliği bozabilir miyim?" diye sordu. Veyla sızlanarak "Hayır." dediğinde Gölge Veyla'ya bakarken "Evet." dedi. Veyla'nın da gözleri Gölge'ye döndü.
Gölge "Yönetimde çift başlılık olmaz." dediğinde Veyla şirince sırıtıp "Kenara çekil o zaman." dedi. Erya ile Valdris gülerken Gölge sırıtmaya devam etse de sabırla nefes aldı.
"Sana Kral'ın olduğumu nasıl hatırlatmamı istersin?" diye sorduktan sonra bir elini kaldırıp etrafını gösterdi. "İstediğin işkence yöntemini seç." dedikten sonra işaret parmağıyla Veyla'nın boynunu gösterirken sırıtarak yaklaştı. "Ya da dur, senin için ben seçeyim. Kolyeni bunlardan birine atmamı ister misin?"
Ash "Ne kolyesi?" diye sorduğunda Veyla ters bakışlarını Ash'e çevirdi ama fazla tutmadan yeniden Gölge'ye döndü.
"Yakında sana hediye edeceğim kolye güzelim..." dedikten sonra kolunu Ash'e doğru uzattı. Ash, sırıtarak Gölge'ye yaklaşırken Veyla'nın öfkeli bakışları Gölge'nin üstündeydi.
"Bunu yaparsan sevgilinin boynunu koparırım."
Gölge, kolunu Ash'in omzuna sararken keyifle bakmayı sürdürdü. Ash de kollarını Gölge'ye sarıp başını omzuna yasladı ve Veyla'nın aklına, kâbusundan uyandığında aynı teması kendisinin Gölge'ye yaptığı geldi. Bakışlarını hızla başını Gölge'nin omzuna yaslayan Ash'in temasından kaçırıp Gölge'ye baktı. Gölge de bakışlarını yeniden Veyla'ya çevirdi. O da aynı şeyi düşünmüştü ama birbirlerini anlamadılar.
Yıldat, yanlarına gelip "Ne kolyesi aşkım? Ben sana yenisini alırım." dediğinde Gölge sırıtarak Yıldat'a baktı ve alayla konuşmaya başladı. "Veyla'nın ilk aşkından kalma kolyesinden bahsediyoruz yeni aşkı."
Veyla yüzünü buruşturup "Hayatımda daha siksok bir tahmin duymadım." dediğinde Gölge güldü. Yüzünü buruşturmasını bunun imkânsızlığına mı yormalıydı yoksa haklılığına mı, bilememişti ama haklıydı. Sadece daha fazla gözleme ihtiyacı vardı. "Sadece tepkilerini ölçüyorum."
"O zaman ne kadar saçmaladığını da fark etmişsindir."
Gölge, Ash'in omzundan dökülen saçlarıyla oynarken düşünür gibi dudağını büzdü. "Emin değilim ama anlayacağım."
Yıldat, aralarında gezinen bakışlarını, Veyla'da tutup "Doğru mu?" diye sorduğunda Veyla'nın alev saçan bakışları ile karşılaştı. Açıklama mı bekliyorsun, diye bağırmaktan son anda geri durup sabırla nefes aldı. Gölge'nin gözleri üstündeydi.
"Değil."
Gölge, Veyla'nın Yıldat'a açıklama yapmasının sebebinin, kendisi de duysun diye mi yoksa gerçekten Yıldat'ın merakını gidermek için miydi, emin olamamıştı. Yıldat da cevabın dürüstlüğünden emin olamamıştı. Kalbi kıskançlıkla çarptı. Veyla'nın kendisine âşık olmadığının farkındaydı, bir başkasına, belki de hala âşık olması ihtimali hoşuna gitmemişti.
Ash, "Senin ilk aşkın benim, değil mi sevgilim?" diye sorarken elini Gölge'nin yanağına götürerek yüzünü kendisine çevirdi. Gölge onu, biraz sonra yatağa geçeceklermiş ya da yatağa ihtiyaç bile duymayacaklarmış gibi öptü. Veyla, Ash'in ne denli keyifle titrediğini izledi. Sebebi Gölge'nin kendisi miydi, Gölge'ye dair hisleri miydi, emin olamadı. Gölge hafifçe geri çekilip "Hayır." dediğinde Veyla alayla güldü. Gölge burnunu kadının burnuna sürterken keyfini silmek istediği Veyla'ya bakarak "Bilirsin, ben âşık olmam ama olacak olsaydım kesinlikle..." dedikten sonra kadını yeniden öpüp "... sana olurdum." dedi ve gözlerini yeniden Ash'e çevirdi. Ash, sırıtışında alt dudağını ısırdı. Bu adamın söyledikleri şeyler, ne olsa inanıyor, kalbinin deli gibi çarpmasına sebep oluyordu.
Veyla alkışladıktan sonra şirince sırıtıp "Bitti mi gösteri?" diye sorduğunda Ash, gözlerini devirirken Gölge sırıtarak doğruldu. "Hayır." dediğinde Veyla iç çekip kollarını göğsünde birleştirdi ve ayağıyla ritim tutmaya başladı.
"Burada kaç kişi sevişmenizi mi izleyeceğiz?"
Gölge yeniden "Hayır." dediğinde Ash üzülmüş gibi oldu. Veyla gözlerini devirip bıkkın bir nefes aldıktan sonra "Ee, peki?" diye sordu.
Gölge "Sıra sizde." dedikten sonra Yıldat ile Veyla'yı gösterdi. Veyla'nın kalbi çarpmaya başladığında bunu duyan Azritlerden biri olan Gölge kaşlarını kaldırdı. Veyla "Ben şov yapmayı sevmem." dediğinde Thallar da güldü. Valdris "Buna asla inanmam. Siz ikiniz..." dedikten sonra Gölge ile Veyla'yı gösterdi. "benim tanıdığım ve bu işi layığıyla yapan en iyi iki isimsiniz."
Veyla, Gölge'ye bakmaya devam ederken "Bir konuda bir gösterilmemiz hoşuma gitmedi." dediğinde Gölge de sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Ama haklı."
Veyla da başını onaylar şekilde sallayıp tekrarladı. "Ama haklı."
Gölge yeniden Yıldat'ı gösterdi. "O zaman, gösteri zamanı. İlk koltuktan izleyeceğim." dedikten sonra kolunu Ash'in omzundan çekip gösteriye bir eleştirmenmiş gibi pür dikkatle izlemek üzere kollarını göğsünde birleştirip bir elini çenesine götürdü. Zenith'in Nix tarafında sokaktan geçerken bile meraklısına çok güzel gösteriler olurdu. Patlayan binalar, saçılan kanlar, çığlıklar... Ama eğlence sektörünü ilgilendiren, önceden hazırlanmış gösteriler de olurdu. Özellikle Gölge'nin şehri Nixsus'ta. Gökyüzünde gösteriler yapılır, teknoloji ile doğa birlikte kullanırdı. Bazı devasa hava Lunalarını, teknolojiyle birlikte izlemek keyifli olurdu.
Eli çenesinden çekip hafifçe salladıktan sonra yeniden çenesine götürdü. "E hadi."
Veyla dişlerinin arasından "Kral'a 'Aptal mısın?' diye sormak suç mu?" dedikten sonra şirince sırıttı. "Ona göre bir şey deneyeceğim."
Thal gülerek "Kimse denemedi, o yüzden bilmiyoruz." dediğinde Erya "Bence sen de deneme." dedi. Gölge sıkkın bir nefes alıp "Kral'a küfretmişliğin var." diye hatırlattıktan sonra "Hatta birçok kez." diye ekledi. Veyla'nın belirli ayrıcalıklardan yararlanması, diğerleri için hala şaşırtıcıydı. O yüzden bakışlar, aralarında dolaştı. Gölge, Veyla'nın kendisine yapabildiklerini, diğerlerinden gizleme gayretinde değildi. İstediği kadar görürlerse görsünler, yine de cesaret edemezlerdi.
"Kral'ın da hak etmişliği var."
Gölge'nin sırıtışı genişledi. "İltifat sayarım. Fakat emrime uymamak senin için bile..." dedikten sonra tasdikler gibi başını salladı. "... suç sayılır kelebek."
"Birilerini öpüştürmek için mi Kral oldun?"
"Birilerini değil, âşıkları. Âşık olmam ama..." dedikten sonra çok iyi niyetli bir düşünceymiş gibi şirince sırıttı. "... aşka saygım sonsuz."
Veyla ne kadar rahatsız olduğunu belli etmemeye çalışırken ne yapacağını düşünüyordu. Gölge blöf mü yapıyordu yoksa gerçekten bunu yapmalarını mı sağlayacaktı, bilememişti. Veyla, seviştikleri yanılgısını oluşturmuştu, şimdi öpüşmekten çekinmemesi gerekirdi fakat daha çıplak tenleri ile temas bile etmemişlerdi.
Yıldat, "Veyla, özel hayatımızı her yerde yaşamaktan hoşlanmıyor. Başka bir şov seçmeni rica ediyorum, Kral kardeşim." dediğinde Veyla bakışlarını Yıldat'a çevirdi. Oysaki, böyle bir andan yararlanacağı sanırdı. Yine de, Veyla'nın rahatsız olup olmamasını umursuyordu. Yıldat'ın da bakışları Veyla'ya döndüğünde Veyla yavaşça gözlerini kapatıp açtı. Teşekkür etmezdi ama bu yaptığı hoşuna gitmişti.
Gölge de bu bakışmayı kaçırmadı. Kaşları hafifçe kalktıktan sonra derin bir nefes alıp "Hadi. İki sevgili için öpüşmekten kolay ne var?" dedikten sonra Eryalara döndü. "Valdris, Erya'yı öp."
Valdris sırıtıp Erya'ya döndü. Erya'nın da hemen yüzü neşelenmişti. Valdris sevgilisinin yanaklarını tutarken dudaklarına eğildi ve içlerinin birbirine doğru aktığını kanıtlar şekilde birbirlerini öptüler. Veyla birkaç saniyenin ardından gözlerini kaçırdı. Hayatı boyunca kimseyi öpmek istememişti, öpecek olsa bile bu şekilde öpmeyeceğine emindi. Gölge de Veyla'ya bakarak "Gördün mü? Ne kadar kolay." dedi. Üstüne gelip duruyordu. Hiç durmadan, hamle yapıyordu. Veyla da arka planda hamlelerini durdurmuyor, Gölge'nin başına çorap örüyordu ama gözle görülür bir şey yapmadığından, Gölge'ni neyin fitillediğini anlayamıyordu. Tüm bu gayreti, sadece içindeki nefretten mi alıyordu?
Veyla, itiraz ettikçe Gölge'nin eline düşeceğini bildiğinden yapıp kurtulmayı düşündü ama sonrasında tepkilerini nasıl gizleyeceğini bilmiyordu. Bir anda defalarca dudağını silip sinir krizine girebilirdi. Tam temas olacağı sırada Yıldat'ı, büyüsüyle kilometrelerce öteye de yollayabilirdi. Bazı hassaslıklarına karşı tepkilerini gizlemek, Veyla için bile güçtü.
Veyla'ya bakan Yıldat kaşlarını kaldırdığında Veyla yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Yıldat'ın da kalbi heyecanla atarken bir adımla Veyla'ya yaklaştı. Eli, kadının boynuna yöneldiğinde Veyla'nın kalbi kulaklarındaydı. Gölge ise gözleri kısılmış bir şekilde Veyla'yı izliyordu. Kalp atışlarını duyuyordu ama korkuya yormuyordu. Gerçekten heyecanlanıyor, diye düşündü ve şaşırdı.
Gözlerini kapatmak istiyor, Yıldat'ın git gide yakınlaşmasını görmek istemiyordu ama Veyla için görmemek, daha korkutucuydu. Hayatının çoğunluğunu tek ve tetikte geçirmiş biri olarak, gözleri hep açık olurdu. Kendisini hep korumak zorunda kalmıştı ve gözlerini kapatmak, onun için korunmasız kalmaktı. Öpüşen kimseleri görüp de bakışlarını kaçırmadığı ilk birkaç saniyede, çoğunun gözlerinin kapalı olduğunu görebiliyordu. Eryalar da gözlerini kapatmış, birbirlerine teslim olmuştu. Gözlerini kapatanlar, karşısındaki kişiye kendisini korunmasız bırakıyorlardı ve Veyla için bu korkunç bir şeydi. O yüzden Yıldat'ın yaklaşması da korkunç olmasına rağmen gözlerini kapatarak kendisini korunmasız bırakmadı.
Yıldat, Veyla'nın boynunu tuttu. Veyla boynundaki kolyenin yokluğunu görüp durmamak için boğazlı bir şey giymişti. Bunu yaptığı için mutluydu ama birazdan bunun bir önemi kalmayacaktı. Yine de Yıldat, yanağını değil boynunu tutmayı tercih etmişti. Belki de, Veyla'yı daha az rahatsız etme gayretindeydi. Bir işe yaramayacak olsa da, bu çabası da Veyla'nın hoşuna gitti.
Elleri aralarında durdurmak için yükselir gibi olduğunda Gölge'nin kaşları ilgiyle kalktı. Gölge içinden 'İşte, yine yeniliyorsun' diye düşünürken Veyla ise içinden 'seni de yeneceğim' diye düşünüyordu. Bu güçsüzlüklerle, Gölge'yi yenemezdi. En azından şu an, Gölge'nin çabalarını sonuçsuz bırakmalıydı. Biliyordu, Veyla'nın yapamamasını istiyordu. Yapamasa, geri çekilse, zorlamayacaktı. Sadece yapamadığını göstermesini istiyordu fakat Veyla göstermeyecekti. Bu sebeple ellerini Yıldat'ın göğüslerine götürdü. Erya da öyle yapmıştı. Bundan cesaret alan Yıldat, diğer elini de kadının beline götürdü ve iyice yaklaşan yüzlerinde gözlerini kapattı. Veyla'nın göz kapakları titredi ama kapatmadı. Yıldat'ın dudakları, Veyla'nınkilerin üstüne örtüldüğünde Veyla'nın elleri, adamın omuzlarına çıktı ve istemsiz sıkmaya başladı. Vücudu kasılmıştı ama temas içerisinde olduğu Yıldat'tan başkası fark etmedi.
Kalbi kulağında atarken yüzünü buruşturmamakta ve çığlık atmamakta zorlanıyordu. Gözleri kapanmasa da Yıldat'ın yüzüne doğru inmiş, nereye bakacağını bilmiyordu. Yıldat, kadının üst dudağını, dudakları arasına aldıktan sonra onu öpmeye başladı. Öperken derin bir nefes alıyordu ve tüm vücudundan zevk akıyordu. Onu öpebildiğine inanamıyor, zamanı tam şu anda dondurmak istiyordu. Yüzlerce, belki binlerce kadını öpmüş, hatta sevişmişti ama hiçbiri, bu kadınla kurduğu küçük bir temas kadar kalbini ele geçirememişti.
Veyla nefesini tuttuğu için yüzü kızarmaya başlıyordu. Yıldat'ın öpüşlerine karşılık veremiyordu ama Yıldat, dışarıdan bakıldığında anlaşılamayacak kadar yoğun bir şekilde öpüyordu. Gölge de anlamamıştı. Hatta kadının yüzünün kızarmasını da, gerçekten özel hayatını başkalarının yanında yaşamak istememesine yordu. Güçsüzlüklerini belli etmemek isteyen bir kadın için, mantıksız bir ihtimal değildi. Belki de bu sebeple, Gölge'nin gözleri önünde Yıldat'a sevgili gibi davranmıyor, baş başa kaldıklarında ilgisini belli ediyordu. Eğer gerçek buysa, Gölge'nin neden inanmakta zorlandığı anlaşılır kılınıyordu. Gölge sıkkın bir nefes aldı ve gösteriyi bitmiş kabul ettiğinden biraz önce Veyla'nın yaptığı gibi alkışlamaya başladı. Bu hoşuna gitmemişti. Her zaafından vuracağına söz vermişti, kardeşinden de vurması gerekecekti.
Yıldat hafifçe çekildiğinde Veyla başını ve bakışlarını Gölgelerin aksine çevirdi ve titrek nefesler alıp vermeye başladı. Vücudu da titremeye başlamıştı ve Yıldat, başkaları anlamasın diye hafifçe önüne geçti ve yüzüne yamuk bir sırıtış yerleştirmeye çalıştı. "Utandırdınız müstakbel eşimi."
Gölge, ardına dönmeden "Bir an önce kendine gelsin, bize yolu o gösterecek." dedikten sonra henüz tehlike arz etmeyen yolu yürümeye başladı. İleride gökyüzüne kadar sıcak hava ve su püskürten gayzerler başlıyordu. Bir ölümsüz için bile, yüzünü buruşturarak hatırlayacağı bir deneyim verebilirdi. Kaldı ki aralarında hepsi ölümsüz değildi. Thal, Erya ve Valdris, bunu deneyimi yaşarlarsa, ölebilirlerdi. Sıcaktan haşlanmasalar, zemine geri düştüklerinde ölürlerdi. Gölge de, tahminlerine ve hislerine güvense de bu deneyimi yaşamak istemeyeceği için, Veyla'yı önden yollayacaktı. Veyla haşlanmazsa, onlar da ardından gidecekti. Sisli havada yakın zamanda patlamamış gayzerlerin tam olarak nerede olduğu ve ne zaman patlayacağı belli olmuyordu.
Diğerleri de, Gölge'nin ardından yürüdüğünde Yıldat vücudunu ve gözlerini, Veyla'ya çevirdi. Fısıldasa bile duyabileceklerini bildiğinden yüzünü, kadının yüzünü görebileceği şekilde eğdikten sonra kaşlarını kaldırdı. Veyla da odaksızca etrafta dolaşan gözlerini Yıldat'a çevirdi. Nefesini kontrol altına alamıyordu.
Vücudundaki temaslarından kurtulup bir adım geriledikten sonra boğuk bir ses tonuyla "Sen git, ben geleceğim." dediğinde Yıldat başını onaylamaz bir şekilde salladı.
Yeterince, Gayzerlerin gürültüsü dolayısıyla onları Azrit kulakları ile bile duyamayacakları kadar uzaklaşınca "Beni öpmek senin için gerçekten bu kadar kötü bir deneyim mi?" diye sordu. Veyla bir eli alnında, diğer eli belinde sakinleşmeye çalışırken gözlerini yeniden karşısındaki adama çevirdi. Üzgün görünüyordu.
Veyla, dürüst yaklaşmayı tercih etti. "Yıldat ben ilk defa biriyle öpüştüm."
Yıldat'ın kaşları kalktı. Temas sevmediğini biliyordu ama ilk aşkı olduğunu, Veyla reddetse bile duyduğunda, belki de herkesin temasını sevmiyor, diye düşünmüştü. Hoşlandığı kişilerin, âşık olduğu kişilerin temaslarını seviyor olmalıydı. Hoşlanmak, âşık olmak, böyle bir şeydi fakat kimseyle öpüşmek gibi küçük bir temasta bile bulunmadığını söylemişti.
Dudakları gülümser gibi kıvrıldı. "Ben... Bilmiyordum." dedikten sonra dayanamayıp hafifçe güldü. "Zenith üzerinde seni öpen ilk ve son adam olacağım."
Veyla gözlerini devirip bakışlarını kaçırırken "O kadar emin olma, belki de evlendikten sonra seni aldatırım." dediğinde Yıldat'ın keyfi kaçmadı. Yine gülüp "Bana bile zar zor katlanıyorsun, başka biriyle yakınlaşmazsın." dedi.
"Zar zor değil." dediğinde Yıldat bir an Veyla güzel bir şey diyecek sandı ama Veyla "Direkt katlanamıyorum." dediğinde Yıldat üfleyip "O kadar da kötü olamaz." diye sızlandı. Veyla "O kadar da kötü." dediğinde baygın bir şekilde baktı. Veyla'nın, sohbet ederek en azından kafası dağılıyordu ama sohbetleri de bu konuda olunca, pek hoş olmuyordu.
"Ayrıca niye evlendikten sonra, dedin. Şimdi başkasıyla yakınlaşsan, beni aldatmış sayılmıyor musun?"
Veyla ters bir şekilde "Sen yakınlaşmıyor musun?" diye sorduğunda Yıldat hafifçe sırıttı. "Ama kalbimde ve aklımda sadece sen oluyorsun."
Veyla ters bir şekilde bakmayı sürdürdüğünde Yıldat'ın sırıtışı genişledi. "Belirli ihtiyaçlarım var."
Veyla gözlerini devirip bakışlarını kaçırırken "Azrit sapkınlığı." diye söylendikten sonra dayanamayıp yeniden gözlerini devirdi. Sevişmeden duramıyorlardı.
"Eğer benimle gerçekten sevgili olsan, seni aldatmam."
"Şu an beni aldatmıyorsun Yıldat." dedi. "Evlendikten sonra yapsan da pek umursamam ama şu an, hiç umursamıyorum. Henüz evli ya da dediğin gibi tam olarak sevgili değiliz ve bu aldatmak sayılmaz."
Yıldat rahatsızca kıpırdanıp "Sen yine de yapma." dedi. Veyla yapabilse, yapardı. Karşısındaki adam, onunla tam olarak sevgili olsalar bile rahat durmaz, başka kadınlara da giderdi. Veyla'nın da eli armut toplamazdı ama yapamıyordu işte. Kimseyle yakınlaşamıyor, düşüncesine bile iğreniyordu. Sırf, evleneceği ve daha fazlasını yapmak zorunda kalacağı adam tarafından öpüldü diye midesinin bulantısı dakikalardır geçmiyordu. Elleriyle dudaklarını silerken sinirle inledi. Aklına geldikçe, daha kötü oluyordu.
"Zamanla bana alışacaksın."
Veyla, mide kasılması sebebiyle eğdiği üst vücudunu doğrulturken Yıldat'a ters ters baktı ama Yıldat hafifçe omuz silkti. "Bir sonrakiler, ilki kadar kötü hissettirmeyecek."
Veyla yüzünü buruşturup "Ne yapıyorsun şu an?" diye sorduğunda Yıldat dayanamayıp güldü. İçten içe, mutlu hissediyordu. Onu öpme şansı elde etmişti ve Veyla için pek keyifli geçmese de, Yıldat onu öpmekten çok zevk almıştı. Hatta şimdi daha da fazlasını isteyerek yanıyordu ama henüz yapamayacağını biliyordu.
"Seni rahatlatmaya çalışıyorum."
Veyla aynı rahatsızlık hissiyle sordu. "Niye?"
"Çünkü ne hissettiğin benim için önemli." dediğinde Veyla alayla gülüp ilerlemeye başladı. Burada saatler, senelerce dursa kendisine gelemeyecekti. Belki de bir Gayzer'de haşlansa ve vücudu yenilense, anca bu histen kurtulurdu. Gözleri ileride, Gölgeler'deydi. Onlar bakmadığı sürece dudaklarını silip duruyordu.
Yıldat ardından gelirken "Niye inanmıyorsun?" diye sordu.
Veyla, "Gerçek olmadığı için." dediğinde Yıldat kolunu tutar gibi oldu ama Veyla çekip yavaşlayarak gözlerini Yıldat'a çevirdi. "Öpüştük diye bana dokunabileceğini sanma."
Yıldat elini uzattı. Eldiven takıyordu. Bir süre kadar önce de 'belki de yavaştan almalıyız' demiş, elini uzatmıştı. "Belli ki, Gölge'ye olduğumuzdan daha fazlasıymışız gibi gösteriyorsun." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı. Yıldat'ın bunu anlayabileceğini sanmazdı.
"Bunu muhtemelen kendini korumaya almak için yapıyorsun."
Veyla'nın kaşları daha da kalktı. Yıldat'ı o kadar da aptal olmadığı için tebrik etmesine az kalmıştı. "Ben de güvende olmanı isterim. Ben seni Gölge'den koruyamam ama belki benim için Gölge daha dikkatli davranır. Ama böyle yaparak başaramazsın. İzin ver, sevgili olduğumuza inandırayım."
Veyla, "Ben iyi idare ediyorum." dedikten sonra ilerleyeceği sırada Yıldat elini tuttu. Veyla, tepki vereceği sırada ileride Gölgelerin onlara döndüğünü gördü ve sıkkın bir nefes alıp Yıldat'a baktı. Yıldat, onları duyamıyorsa, onlar da Yıldat'ı duyamıyor olmalıydı, bu yüzden rahatlıkla konuşmaya başladı.
"Saldırı günü, yan yanaydık." dediğinde Veyla tepkisiz kaldı. Yıldat hafifçe sırıtıp "En azından ben uyanıkken." dediğinde Veyla başını 'ne anlatıyorsun?' der gibi salladı. "Bir şeyler karıştırıyor gibisin."
Veyla itiraz edeceği sırada Yıldat, "Seni ezer geçer." dediği için duraksadı. "Ondan nefret ediyor, ona zarar vermek istiyor olabilirsin ama adımlarına dikkat et. Bugüne kadar yenmediği kimse olmadı. Seni de yener..." dedikten sonra bunu istemiyormuş gibi başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Bize koskoca bir şehri verecek, Karam'ı. Kraliçe olacaksın, Kral olacağım. O bunu yapana kadar, kendini öldürtme. Ondan sonra zaten çok karşı karşıya gelmeyeceksiniz."
Tek sebebinin, nefret olduğunu sanıyordu. Veyla'nın tam olarak neler karıştırdığını anlayamıyordu ama düzgün durmadığının da farkındaydı. Onu Kral abisinin gazabından koruyamazdı, o yüzden neredeyse yalvarıyordu. Zarar görmesini istemiyordu.
"Sevgili olmanın ne demek olduğunu bilmediğin şüphesiz. Bırak, bu yanılgıyı ben oluşturayım. Belki o sıra..." dedikten sonra hafifçe gülümsedi. "... gerçekten sevgili oluruz."
Veyla, 'bu ihtimale gerçekten inanıyor musun?' diye sormak istiyordu ama sessiz kaldı. Onu öpmüş bile olsa, bazı hareketleriyle yardımcı oluyordu. Veyla, yardım almayı sevmezdi ama ihtiyaç doğrultusunda birilerini kullanmayı severdi. Yıldat da kendisini kullanması için bizzat izin veriyor, hatta daha fazlasını yapmak üzere izin istiyordu.
"Beni gerçekten önemsiyor musun?" diye sorarken, garipsiyordu. Ne dese inanmayacaktı. Veyla kimseye, hiçbir hisse güvenmezdi. Yıldat'ın ilgisinin farkındaydı ama bunun cinsel arzudan fazlası olduğuna inanmakta zorlanıyordu.
Yıldat, sırıtıp "Öyle gibi duruyor." derken onun için de ilkti. Bir kadını, cinsel arzudan fazlası olarak görüyordu. Ona cinsel olarak da ulaştığında bu hisleri azalır mıydı, yok olur muydu bilmiyordu ama en azından şimdilik, onu önemsiyordu.
Veyla yine de inanmadı. Gözlerini, Yıldat'ın tuttuğu eline çevirdikten sonra başını onaylar şekilde sallayıp ilerlemeye başladı. Yıldat da sırıtarak ona eşlik etti ve parmaklarını kenetledi. Tenleri temas etmiyordu ama bu kadarı bile, Yıldat'a yetiyordu. Üstelik biraz önce onu öpmüştü! Daha ne isteyebilirdi...
"Dudağını da silip durma."
Veyla, gözler üstünde değilken kaşır gibi yaparak dudağını siliyordu ama fark edildiğini duyunca üfleyerek elini güçlükle yanında indirdi. Bu isteğine engel olmakta bir hayli zorlanacaktı.
Yaklaşırlarken, Gölge'nin bakışları üstlerindeydi. El ele geliyorlardı. Yıldat, şüpheye yer bırakmayacak kadar mutluydu. Veyla ise... Gölge Veyla'yı çözemiyordu. Mutlu gözükmüyordu ama mutsuz da gözükmüyordu. Yüzüne bir duvar çekmiş gibiydi. Hangi güçsüzlüğünü göstermemeye çalışıyordu?
Yanlarına vardıklarında Gölge eliyle, Gayzerlerin başladığı buharlı ve sisli alanı gösterdi. "Önden buyur."
Veyla, "Yine kıçınızı ben kurtaracağım yani." diyerek Yıldat'ın elini bıraktı ve bir adım öne atılırken ileriye baktı. Gölge'nin ters bakışlarını fark ettiğinde gözlerini ona çevirdi. Sırıtmaya çalıştı ama gözlerindeki nefreti alayla örtebildiğinden emin değildi. Bu adam yüzünden yapmak ve katlanmak zorunda kaldıklarına bir de, Yıldat'ı öpmek eklenmişti. Kolyesini de Ash'e vereceğine dair imalarda bulunmuştu ve bir gün, bunu gerçekten yaparsa tüm taşları aynı anda Gölge'nin kalbine saplayabilirdi.
"Diğer savaşçılarından bahsediyorum Kral. Hemen celallenme. Eminim ki sen korkmaz, ardımdan değil yanımdan gelirsin."
Gölge sırıtıp "Boşuna deneme." dedikten sonra çenesinin ucuyla ileriyi gösterdi. "Hadi."
"Haşlanırsam, ne olacak?"
"Devam etmek için, iyileşmeni bekleyeceğiz."
Veyla, "Yeniden haşlanırsam?" diye sorduğunda Gölge "Yine bekleyeceğiz." deyip şirince sırıttı.
Veyla kendi kendine "Tüm yol böyle geçecek yani." diyerek ileriye baktı. Kelebekleri, buralardaki bir gayzerin patlaması için gerekli basıncı üstlerine konarak oluşturamazdı. Sadece, hâlihazırda sıcak hava üfleyen gayzerleri tespit edebilirdi, bunu ise yaklaşan herkes artan sıcaklıktan anlayabilirdi. Yine de sis ve buharlar, gözler ile birlikte algıları da yanıltabileceğinden, kelebekler en azından hâlihazırda sıcak hava ve su üfleyenlerden emin olmalarını sağlarlardı.
Veyla başıyla işaret yaptığında kelebekleri yüzlercesine, gittikçe binlercesine bölünerek ilerlemeye başladı. Bir tanesi o basıncı oluşturamazdı ama binlercesi, oluşturabilirdi. Hep beraber konarak ilerlemelerini izlediler.
"Tek tek kelebeklerin mi ilerleyecek?"
Veyla "Evet." dedikten sonra Gölge'ye baktı. "Zaman kaybı olur. Ben kendin yaparsın, diye düşündüm."
Veyla "Haşlanırsam, daha çok beklemeniz gerekir." dediğinde Gölge "En az bir kere haşlanırsın, diye düşündüm." diyerek asıl amacını düzeltti.
Veyla, "Son emrin bu mu?" diye sorduğunda Gölge, bir eliyle yolu gösterdikten sonra kollarını göğsünde birleştirdi. "Kendin yapmanı istiyorum. Bu izlemesi daha keyifli bir gösteri olacak."
Veyla, gözlerini Yıldat ile Gölge'nin arasında gezdirdikten sonra sırıtarak "Kıska..." diyeceği sırada Gölge, Veyla'yı yola doğru ittirdi. Veyla gülerek vücudunu sürükleyen elini, Gölge'ye geri itti. Kıskandın mı, diye soracaktı çünkü biliyordu. Gölge de onu öpmek istiyordu ama Veyla müsaade etmiyordu. Müsaade etse, Gölge gerçekten öper miydi, bilmiyordu ama istediğine emindi. Gölge de istediğini gizlemiyordu. Vücudu, ruhuna ihanet ediyor, Veyla'yı arzuluyordu. Gölge bu konudaki güçsüzlüğünü gizlemese de, Veyla kendi güçsüzlüğü sebebiyle bunu ona karşı kullanamıyordu.
Veyla, Gölge'nin ittirmesiyle daldığı yolda bir gayzerin patlamasıyla hızla geri çekildi. Burnunun ucunda patlamıştı. Yayılan sıcaklığı bile bir anlığına tenini takmamaya yetmişti, geri çekilmese haşlanmak üzere havaya uçacaktı. Kızarıklığı saniyeler içerisinde geçen burnunu ovuşturdu.
"İyi ilerlemiyor gibi görünüyorsun."
Gölge, alay ederken Erya arkadan "Bence soldan git!" diye öneride bulundu. Bir saniye geçmeden solunda kalan ve ona yakın bir Gayzer patladığında Veyla hafifçe ardına döndü. Erya şirince sırıtıp telaşla seslenirken dudaklarının kenarına kaldırdığı ellerini indirdi ve "Bence beni dinleme." diye yeni bir öneride bulundu. Valdris gülerek sevgilisine ardından sarılırken "Hayatım, belki de tüm önerilerini yapmalısın ki, Veyla önermediğin yoldan güvenle ilerlesin." dediğinde bir an sevgilisine kötü kötü bakacakmış gibi olsa da dayanamadan güldü ve sarılışına eşlik etti.
Veyla da "Fena fikir değil." dedi. Gölge yeniden "O kadar zamanımız yok." dediğinde Veyla gözlerini devirerek Gölge'ye baktı. "Haşlanmam, diye aklın çıkıyor. Öyle değil mi?"
Gölge ileriyi gösterdi. "Sonsuza kadar beklemeyeceğim. Eğer başlamazsan, ben seni ata ata öğrenerek ilerlerim."
Veyla, "Kaba bir Kral." dediğinde Gölge kolunu, yakınlarındaki Ash'in beline dolayıp kendisine çekti. Eli belinden kalçasına doğru kayarken "Kibar olduğum kişiler de var." dedi. Ash, Kral'ının dokunuşlarıyla keyiflenirken sırıtarak Veyla'ya bakıyordu.
Veyla alayla gülüp "Ben senin aksine senin temaslarını kısk..." diye başlayacağı sırada Gölge'nin, Ash'i tutmayan eli Veyla'yı yeniden itmek üzere uzandı ama bunu Azrit yeteneği ile yapmadığından Veyla hızla geri çekildi. Gölge'nin kıskandığı falan yoktu ama Veyla'nın bunu dile getirmesinden de hoşlanmamıştı. Tek yaptığı, her şeyi istemekti. Her şeyin ona ait olmasına alışıktı ve bu sevdiği bir alışkanlıktı. Zenith üzerinde bir kadının da kendisini arzulamayıp aksine kardeşini arzulaması, tadını kaçırıyordu, her şey bu kadardı.
Veyla yola dönerek adeta koşmaya başladı. Gülerek koşarken kelebekleri de etrafında dolanıyor, kollarının ve bacaklarının arasından geçiyordu. Bir sağa, bir sola, sonra yeniden sola ve sağa doğru koşarken rastgele yönlere doğru gidiyor gibi gözüküyordu ama hiç gayzere denk gelmiyordu.
İleride bir yerde durup buharların arasından çok görünmese de "Bana ne dediklerini unutuyorsun Kral!" diye bağırdı.
Gölge ardından bakarken sırıtarak "Uğursuz kelebek." diye mırıldandıktan sonra ekleme ihtiyacı hissetti. "Sadece başkalarına uğursuz, kendine uğurlu olan bir kelebek."
"Sizi iyi uğurlar! Pardon, iyi şanslar!"
Gölge, buharın ardında nerede olduğunu bilemese de "Buraya geri dön kelebek!" diye seslendi. Veyla gülerek "Seni duyamıyorum!" dediğinde Gölge gözlerini devirdi. Yanına vardığında onu cezalandırabilirdi ama şu an, pek de bir şey yapamıyordu. Önündeki bir kilometreyi yıldırımlara boğmayı düşündü ama böylelikle tüm gayzerleri aktif hale getirirdi, geçmeleri güçleşirdi.
Thal endişeyle "Nereden gittiğini ezberlediniz mi? Ben çok göremedim..." dediğinde Ash, "Sağ sol yaptı, sonrasını bilmiyorum." dedi.
Valdris, "Görebildiğim yere kadar ezberledim." dediğinde gözler ona döndü. Sırıtıp "Ama çok uzun süre de göremedim." diye itiraf etti.
Erya, "Burası da kuraklık. Bitkileri çağırana kadar..." dediğinde Valdris ellerini kaldırdı. "Belki taşlar yardımcı olur." dediğinde Thal ona dönüp "Patlayıp üstümüze saçılarak mı?" diye sordu. Valdris eliyle yolu gösterip "Buyur Thal, başka bir önerin varsa." dedi. Thal şirince sırıttı. "Taşlar çok da kötü bir seçenek olmayabilir."
Ash, "Ben deneyebilirim." dediğinde Gölge elinin tersiyle kadının kolunu omzundan bileğine kadar oldukça tahrik edici bir temasla sevip "Bu halinle daha güzelsin." dedi. Kadının haşlanmasını istemezdi.
Thal, Ash'in eriyip bitmesine gülerek "Ash'in içinde bir gayzer patladı." dediğinde Ash de gülüp elini Gölge'nin koluna sardı. Gözler Yıldat'a döndü. Gölge, "Sevgilin seni almaya gelse, iyi olur." dedikten sonra Yıldat'a yöneldi. O sıra Ash ile temasları kesildi. Yıldat'ın kolundan tutarak yola sürüklemeye başladığında Yıldat sinirle inledi.
"Gerçekten, savaşçıların arasından ilk vazgeçtiğin kardeşin mi?"
"Gayzerle ölmeyecek dört kişiyiz. Biri, bizi bırakıp ilerledi. Diğeri..." dedikten sonra yamuk bir sırıtışla kendisini gösterdi. "Bizzat Kral oluyor. Diğeri ise..." dedikten sonra omzunun üstünden baktığı Ash'e göz kırparak "Bana lazım." dediğinde Ash kıkırdadı. Gölge'nin bu ilgisinin gerçekçi olmadığını biliyordu ama böyle yaptığı zamanlarda ona kapılmaktan da kendisini alıkoyamıyordu. Gölge'nin asıl hisleri böyle anlarda belli olmazdı. Gölge'nin hisleri, diline de vurmazdı.
"Geriye sadece sen kalıyorsun. Belki sevgilisi havaya uçup yanmasın diye mor kelebeğimiz de aramıza geri döner."
Yıldat, Veyla'nın sadece kendisi için bunu yapacağını düşünmüyordu ama sırf Gölge'yi yanıltmak için yapabilirdi. Gölge, nerede olduğunu bilmediği Veyla'ya seslendi. "Sevgilin sana geliyor!"
Yıldat'ı ileriye atacağı sırada buharların içerisinden mor kelebekleri ile Veyla çıktı. Saçları buhardan ıslanmış, rengi koyulaşmıştı. Kıyafetleri üstüne yapışmıştı. Sular, teninden akıp giderken Yıldat gibi Gölge'nin de bakışları Veyla'nın vücuduna kaydı. Yıldat bakmayı sürdürürken Gölge, yeniden gözlerine odaklandı.
"Bu sefer daha yavaş olacağım ve yine kaçıran olursa tekrar geri dönmem."
Gölge, itiraz eden bir şeyler söyleyecek olduğunda Veyla "Benim de kurallarım var Kral." dedi. "İşine yarıyorum diye kuklan olacak değilim."
Gölge, kıvrık dudakları ardında dilini çiğnerken çenesi yavaşça hareket ediyordu ama itiraz etmedi. Yıldat'ı, bir paket gibi Veyla'ya doğru ittirdikten sonra dilini özgür bırakıp "Başla." dedi.
Veyla, Yıldat'la çarpışmasın diye hafifçe çekildikten sonra gözlerini devirdi. "Emir verip durma." dediğinde Gölge alayla güldü.
"Başka bir şey yapmayı bilmiyorum."
Veyla ters bir şekilde "Belli." dediğinde Gölge sabır isteyen bir nefes aldı. "Beni zorlama."
Veyla da şirince sırıtıp "Başka bir şey yapmayı bilmiyorum." dediğinde Gölge de "Belli." diye söylendi.
Erya'nın gözleri Veyla ile Gölge'nin arasında gezinirken iç çekti. Eğer paralel evrenler varsa, onlardan birinde kesinlikle Veyla ile Gölge birlikte olmalıydı. Arkadaşı Ash'i seviyordu ama Gölge'nin hiçbir zaman Ash'in duygularına karşılık vermeyeceğini de biliyordu. Erya'ya kalırsa, bunu Ash de çok iyi biliyordu ama yine de uzak duramıyordu. Oysa Veyla, Gölge gibiydi. Gölge'nin tolere ettiği birisi, çok bulunmazdı. Veyla'yı, gücünü ve inadını, belli noktalarda tolere ediyordu. Çoğu noktada da Veyla'ya acımasız da davranıyordu ve acımasızlığı ile sonuçlanan nefreti olmasa, Veyla'ya ve gücüne olan hayranlığı, gözler önüne çıkardı. Erya'ya kalırsa, Gölge belli noktalarda Veyla'nın tavrına, gücüne hayran ve saygılıydı, bu yüzden tolere ediyordu. Nefret ile bir araya geldiğinde, garip bir dengesizlik oluşturuyordu ve Erya şahit olduğu anlarda bu dengesizlikle bile onları beğeniyordu. Yıldat... Garip bir şekilde Veyla'ya, diğer kadınlara davrandığından farklı davranıyordu ve ilgisi belli oluyordu ama Yıldat, Veyla'nın karşısında güçsüz kalıyordu. Veyla gibi bir kadın, kolaylıkla yönetebildiği bir adam istemezdi. Zorlanmak, isterdi ve ona hemen teslim olan Yıldat onu zorlayamazdı fakat Gölge gibi bir güç, onu oldukça zorlardı. Şu anda da birbirlerine karşı zorlandıkları gibi...
Veyla'nın rastgele gitse de büyüsüyle birlikte uğuru da çalıştığı için, hiçbir gayzere denk gelmemesi ile ilerlediler. Hepsi buhardan ıslanmış, su içerisinde kalmış haldelerdi. Veyla alayla Thal'ı gösterdi. "Bak, temizlenmiş oldun."
Thal, "Seninle uğraşmayacağım." dediğinde Veyla güldü. "Çünkü bana muhtaçsın."
Thal hiç ego yapmadan sırıtarak başını onaylar şekilde salladı ve kadına yakın yürümeye devam etti. Erya, etrafını incelerken yoldan çıkacak gibi olduğunda Veyla'nın kelebekleri onu geri itti. Valdris, kelebeklerden geç fark etmiş olsa da kolunu sevgilisine sardı ve "Dikkat et." dedi. Erya gülümseyerek ileride, istifini bozmadan ilerleyen Veyla'ya baktı. Hiç belli etmemek istese de, hatta belki kendisine karşı bile kabullenmese de Erya'yı koruyordu.
Gayzerlerin dibinde oluşan büyülü taşları görmeye başladıklarında Gölge, Veyla'ya "Taşları aramamız gerek." dedi.
Veyla etrafına bakarken "Hepsine yaklaşılamaz." dedi. Gölge "Hepsini aramam lazım." dediğinde Veyla nefesini üfledi ve vücudunu Gölge'ye çevirdi. İşaret parmağını daire şeklinde sallayıp "Şöyle uzaklardan baksan, olmuyor mu?" diye sorduktan sonra başını hafifçe sola yatırıp kaşlarını kaldırdı. Gölge'nin gözleri kadının jest ve mimiklerinde gezindikten sonra gözlerini kaçırdı ve "Olmuyor." dedi.
"Ben taşlara gidilebilecek yollara bakayım."
Gölge alayla gülüp ilerlemeye başlayan Veyla'nın ardından baktı. "İşte, sonunda söylenmek yerine çözüm bulmaya başladın. Sen direkt itaat edince sana emir vermem gerekmiyor."
Veyla, bir anlığına duraksadıktan sonra başını onaylar şekilde sallayıp Gölge onu göremezken sırıttı. İçinden o yöne ilerlemek gelmediği bir yeri gösterdi. Uğursuzluğu ve büyüsü nasıl işliyordu, hala bilmiyordu ama içinden geldiği gibi hareket ettiği sürece başı belaya girmiyordu. İçinden gelmeyeni önerirse, Gölge'nin başı belaya girebilirdi.
Gölge, "Önce sen." dediğinde Veyla iç çekti. "Gerçekten, çok Kral ve Kraliçe tanıdım. Arasından öldürdüklerim de oldu. Hiçbiri, ölürken bile, senin kadar korkmuyordu." dedikten sonra uğuruna güvenerek oraya doğru birkaç adım attıktan sonra ellerini iki yanında kaldırarak geri çekildi. "Gördün mü? Havaya uçmadım."
Gölge, iç çekerek "Maalesef ki." dedikten sonra ilerleyeceği sırada işaret parmağını kaldırıp sırıtarak Veyla'ya döndü. "Bu arada, korkmuyorum."
Veyla başını onaylar şekilde sallayıp sırıtırken Gölge dipnot çizerek parmağını salladı. "... sadece sana güvenmiyorum ve beni kandırabilme hazzını sana yaşatmak istemiyorum."
Veyla yeniden başını onaylar şekilde sallarken sırıtışı sürüyordu. Cevap vermeye tenezzül bile etmeden alayla bakması, Gölge'nin sinirlerini daha da bozarken gözlerini devirerek ilerlemeye başladı. Veyla ardından bakarken 'ama ben seni kandırabilme hazzını her gün yaşıyorum' diye düşünüyordu.
Birkaç adım atışıyla birlikte gayzer patladığında Veyla kahkaha atarak geriye çekildi ve "Ups..." dedi. Gölge, Azrit hızı sebebiyle gökyüzüne uçacağı kadar suya maruz kalarak yükselmeden büyüsünü kullanarak kaçtıktan sonra gayzerin yakınlarında bir yere diz üstü düştüğünde Veyla gülerek ona yaklaşmaya, yaklaşırken de güvenli yolları kullanmaya başladı. Gölge bir elini yere yaslayıp zorlanarak inlerken yavaşça doğruldu. Kıpkırmızı kesilmiş teni, kıyafetlerinin bazı kısımlarının soyulması sebebiyle daha çok gözüküyordu. Tamamıyla parçalanacakları kadar sıcak suya maruz kalmamıştı ama zarar görmüşlerdi.
Teni, Veyla yaklaştıkça iyileşirken üst vücudunu doğrultsa da yerden kalkmadı. Veyla da yakınında dizlerini kırarak oturmaya, kalçasını ayak tabaklarına yaklaştırmaya başladı. Gölge, alnına düşen ıslak saç tutamını geriye doğru yasladıktan sonra nefes nefese olsa da güldü ve Veyla'nın yakınında oturur gibi eğilerek onun hizasına gelmesini izledi.
Veyla, sırıtışında zevkle fısıldayarak "Acıdı mı?" diye sorduktan sonra deri ceketinin soyulan kısmından gözüken yanık tenini göstermeye kalmadan o kısmı da iyileşti. Gölge de sırıtarak başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Yeterince değil."
"Seni..." derken bir elini, Gölge'nin sağ tarafında bir noktaya yaslayarak Gölge'ye yakınlaşmaya başladığında Gölge'nin dudakları kapansa da kıvrılıydı. Kapalı dudaklarının ardında yeniden dilini çiğnemeye başlarken sorgulayan gözlerle kadının ne yapmaya çalıştığını müdahale etmeden izliyordu. Buharların ortasında, baş başa gibilerdi. Burunları da yaklaşırken Gölge, çok değil bir süre önce kardeşinin de bu kadına bu kadar yakın olduğu fakat daha fazlasını yapıp onu öpebildiğini düşündü. Sonunda, Veyla'nın da istediği gibi gözleri, kadının dudaklarına indiği gibi Veyla "... kandırabildim." dedi ve elinde, Gölge'nin sağ tarafında kalan gayzerin dibinden aldığı bir taşla doğruldu, böylelikle yüzleri uzaklaşmış oldu. Sadece, gayzer konusunda değil, ona yakınlaşması konusunda da kandırabildiğini zımni bir şekilde söylemek istemişti ve Gölge de gayet farkındaydı. Onu öpeceğini düşünmemişti, o yüzden kandırmış sayılmazdı ama müdahale etmeden izlemesini sağlamıştı. Bu yüzden itiraz etmedi.
"Bazen, düşmanlarıma şans veririm. Böyle daha zevkli oluyor."
Veyla sırıtıp "Sence benim şansa ihtiyacım var mı?" diye sorduğunda Gölge de sırıtışında dilini şaklattı. "Seni alıp her gayzere tek tek atsam da şansın çalışır mı?"
Bu sefer de Veyla'nın sırıtışında dilini şaklatması gerekti. "Pek sanmıyorum."
Gölge "O zaman zorlama." dedi fakat biliyordu, Veyla zorlayıp duracaktı. Taşı aralarında kaldırdı ve taşın ışıltıları ikisinin de yüzlerine doğru parladı. "Bu, senin elinde olan taşlardan biri değil. Öyle değil mi?"
Gölge, taşın ışıltıları ardındaki Veyla'nın gözlerine bakarken başını onaylar şekilde sallamak dışında bir ses çıkarmadı. Veyla da birkaç saniyenin ardından başını onaylar şekilde salladı.
"O zaman gidebiliriz."
Gölge, Veyla'dan önce kalktı. Veyla'ya yardımcı olacak gibi elini uzattığında Veyla kahkaha attı ve eline çarparak kalktı. "Çok çabalarsan bir gün sen de beni kandırabilirsin Gölge ama bundan daha iyi girişimlerde bulunmalısın." derken Gölge'ye bakmıyordu. Bir adım attığı gibi önündeki gayzer patladığında, havaya uçacağını sandı ama biri onu geri çekmişti. Ardında kalan Gölge, kadının vücudunu kendisine çevirmeden omzunun üstünden ona baktığında, Veyla da hafifçe ardına baktı. Gölge onu geri çekmişti. O sıra mavi gözlerinin ışıldadığını gördü. Büyüsünü kullanmaya başladığı için Veyla'nın uğuru çalışmamıştı.
"Seni neden kurtardım, biliyor musun?"
Veyla sırıtarak kaşlarını kaldırdığında Gölge, kadının kulağına eğildi ve Veyla önüne dönüp kulağına fısıldamasını dinlemeye başladı. Önünde görebildiği hiçbir şey yoktu, her yer buhardı. "Ben olmasam havaya uçacağını bil, diye. Düşmanına minnet etmek zorunda kal, diye."
Veyla sinirle inleyerek ona minnet edeceğine havaya uçacağını gösterir şekilde rastgele bir gayzere yöneldiğinde Gölge gülerek yeniden ardından tuttu. "Yeniden kurtarırım."
Veyla ona doğru dönüp "Rica etsem beni bir gayzere atar mısın? Ödeşelim." dediğinde Gölge sırıtarak yolu gösterdi ve mavi gözlerinin büyüyle ışıldaması sona erdi. Uğurunu kullanabilsin diye büyüsünü yöneltmeyi kesmişti. "Yalvarırken çok kibar oluyorsun ama kabul edemeyeceğim. Yolu göster."
Veyla kollarını göğsünde birleştirip "Yapmayacağım." dediğinde Gölge gözlerini devirse de sırıtmaya devam etti. "Çocuk musun?"
Veyla cevap vermeyip etrafı izlerken "Burası da çok güzel, sonsuza kadar burada durabilirim." dediğinde Gölge nefesini üfleyip kollarını Veyla gibi göğsünde birleştirdi. Veyla gözlerini Gölge'ye çevirdiğinde Gölge "Bekle, birkaç tehdit düşünüyorum." dediği için istemsiz güldü. İçten güldüğü için Gölge gözlerini Veyla'ya çevirdi. Alayla güldüğünde olduğundan daha farklı bir ses çıkmıştı dudakları arasından. Gölge daha önce duyduysa bile ilk defa fark ediyordu.
Veyla kendisine bakan adama kaşlarını kaldırdığında Gölge yeniden "Hala düşünüyorum." dedi.
Veyla "Sadece cezalandırıcı bir Kral mısın? Ödül sistemin yok mu?" diye sorduğunda Gölge, konunun nereye bağlanacağını anlamıştı.
"Kolyeni vermem."
"Ash'e de verme." dediğinde Gölge iç çekti. "Ash'e çok yakışır."
Veyla sinirle ona doğru bir adım attığında Gölge yerinden kıpırdamadan güldü fakat kollarını gerekirse kendisini korumak üzere göğsünden çözmüştü. Karşısında başka Xalia olsa, bunu yapmasına bile gerek kalmazdı ama Veyla'nın sağı solu belli olmazdı. Gücü bazen Gölge'ninkini bile sarsabiliyordu.
"Yemin ediyorum onu öldürürüm."
Gölge, "Ve bunun beni korkuttuğunu mu sanıyorsun?" diye sorduğunda Veyla etrafına bakarken güldü. "Umarım burada bir yerlerdedir de duymuştur."
Gölge, Veyla'nın etrafa bakan yüzünün önünde parmaklarını şıklatıp yeniden ilgisini çekti ve Veyla da ona döndü. "İlerle, hadi."
"Ses büyüsü zımbırtısı."
Gölge sıkkın bir nefes aldı. "Bir Terra'ya gidip bunu söylesen, saygısızlığın yüzünden seni yer altına çekerek cezalandırır."
Veyla "Ses büyüsü saygı değer zımbırtısı." dediğinde Gölge sırıttı. "Yarından itibaren."
Veyla "Bugün." dedi.
Gölge "Geç oldu." dediğinde Veyla "Yemin ediyorum seninle uyurum." dediği için Gölge sinirle inleyip "Tamam." dedi.
Veyla şirince sırıttı ve "Kral'ımız iyi ki var." diye dalga geçtikten sonra ardına döndü. Gölge ardından başını onaylamaz bir şekilde sallayarak ilerliyordu. "Bu arada..." derken büyüsüyle bir bıçak haline gelene kadar şekil verdiği taş ile hızla ona dönerek göğsüne sapladı. Göz gözelerken "Sıra bendeydi." dedi ve sırıtışı eşliğinde gözlerini kırpıştırıp merakla neler olacağını beklemeye başladı.
Gölge, göğsüne baktıktan sonra elini, bıçağa getirdiğinde Veyla elini çekti. Bıçağı kalbinden çıkarttıktan sonra nefesini rahatlayarak üfledi. Her ne kadar ölmese de, kalbine bir bıçak saplanması, tüm vücudunu sarsıyordu. Kendisine gelmesi için birkaç saniye yetti. Gözlerini aralayıp sırıttı.
"Şansına küs, uğursuz kelebek."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!