11/66 · %15

🔮 11 ⚡ İhanet

46 dk okuma9.142 kelime24 Kasım 2025

Bölüm şarkısı:

Welcome to the Jungle (feat. Fleurie) - Tommee Profitt

**

1. KISIM ♛ NİX'İN GÖLGESİ 

🔮 11 ⚡ İHANET

**

"Kral, halkına saldırmaya başlıyor."

Hava bükücü Xalia'nın teki, elindeki Calin bardağını çevirerek içkinin dalgalanmasını izlerken tedirginliğini dile getiriyordu. Bu cümlenin etkisiyle çalkalarken istemsiz döktüğü kokteyli agresif hareketlerle silen berber, sadece ters bakmakla yetinmedi.

"Kurallara ve yeminine uyanların, endişe etmesine gerek yok."

Xalia içkiyi tek yudumda bitirdikten sonra tezgâhta barmene geri uzattı. Barmen, başkalarının içkisini hazırlarken, adamın içkisini göz ardı etti ve tezgâhta uzaklaştı. Yanındaki robotlara uzattığında ise robotlar, bardakları parlatmaya devam etmek dışında hareketlenmediler. Adam, sıkkın bir nefes alıp havayı bükerek bardağı masanın üstünde barmenin yakınlarına doğru itti, böylelikle barmenin görmemiş gibi davranma şansı kalmadı.

Başka biri, bar tezgâhının yanında kalan dört kişilik bir masada tek başına oturuyordu. İçkisini, biraz önce konuşan adama doğru kaldırarak selam verdikten sonra sertçe masaya vurdu. "Volka Gölge'ye ilk bağlılık yemini eden mıntıkalardan biriydi. Onlar bile gözden çıkarıldıysa..."

Masasına doğru ağır hareketlerle yaklaşan kadın bir Xalia, "Gölge Kral." diyerek düzeltti ve adamın karşısına oturdu. Bir ayağını koltuğun üstüne çıkartırken dağınık saçlarını sol omzunda toparladı. Yine de yüzünün sağ tarafına perçemi düşmüştü. Mavi, kıvırcık saçları, herhangi birinin aradığı eşyayı bulabileceği kadar gür ve karışıktı. "Saltar'a ilk baş kaldırdığında da herkes sorgulamıştı ve gördük, ne gerekiyorsa onu yapıyormuş. Yine öyle olduğuna eminim."

Karşısındaki adam cevap vermediğinde küçük bir savaşı kazanmış gibi memnuniyetle başını salladı. Kolunu ardındaki koltuğun sökülmüş derilerine yasladıktan sonra barmenin garson robotlarına döndü ve içki istediğine dair işaret verdi. Bar tezgâhındaki hava bükücü Xalia, içkisine henüz kavuşabilmişti. Ona ters bakan barmene teşekkür eder gibi bardağını kaldırıp sırıttı. Barmen gözlerini devirip, kadının içkisini hazırlamaya başlarken adam da, kadına doğru döndü.

"Uğursuz kelebeği burnumuzun dibine sokmasına ne diyorsun? Yine, ne gerekiyorsa onu mu yapıyor?"

Kadın da sırıtıp koltukta kayarak vücudunu çevirdikten sonra sırtını duvara yasladı ve bacaklarını koltuğa uzattı. Bir bileğini, diğerinin üstüne atarken oluşan görüntüyü, karşısındaki adam kaçırmasa da çok kısa sürmüştü. Yine de konuya odaklanmakta zorlandı. "Uğursuz kelebeğe bile boyun eğdirmiş, yemin ettirmiş." dedikten sonra garson robotun kendisine uzattığı içki bardağıı alıp üstündeki meyve parçasını ağzına attı. O sıra, bar tezgâhında bir Xalia alayla güldü. Kadının gözleri, başka bir kadın Xalia'nın gülüşüne kaysa da, aldırmadı. Pelerinin başlığını kafasına çekmiş biriydi, yüzünü göremiyordu. Hiçbir şeyle ilgilenmiyormuş gibi pipet ile kokteylini karıştırıyordu ama kendi kendisine gülmüyorsa, dinliyor olmalıydı.

"Ayrıca o kadının, düşmanımız olacağına bizden biri olması, işimize gelmez mi? Diğer şehirlerin teslimat voltriderları, artık bizim sayılır. Kumpas, deyince akıla ilk o geliyor. Gölge'nin bu amaçla onu savaşçısı yaptığı söyleniyor."

"Ben yemin ettiğini hatırlamıyorum. O kelebeğin birine yemin edeceğini de sanmıyorum. Krallar şehrinden vazgeçti, ona boyun eğdi, Krallar'ın Kral'ı oldu ama Veyla Aldar'ın Kral'ı olamadı. Ona bağlılık yemini etmedi, aramızda özgür bir şekilde dolaşıyor. Halkından farkı ne ki, o özgürken biz, hatta Krallar bile onun halkıyız?"

"Yemin etmiş olsaydı, seslerin kesilmesi için bunu mıntıka yöneticilerinin önünde yaptırırdı ve herkesin de huzursuzluğu azalırdı ama Kral, endişe edenlere güven vermeyi değil, imha etmeyi tercih ediyor."

"Daha ne kadar güven istiyorsun? Nix'in diğer şehirlerinin ve Amorsus'un tam ortasında, güvenle yaşıyorsun. Biz birbirimize saldırmadıkça, birimizin burnu bile kanamıyor. Kral'ın şehrinde yaşamasan, şu an karşımda bu fare suratınla içkini yudumlayamıyor olurdun. Çoktan başka şehirden biri leşini, doğaya geri yollamış olurdu."

"Hem Volka mıntıkası, Terralar'a saldırmış diyorlar. Kral durduk yere onları cezalandırmamış."

Başka masadan biri, "Öyle bile olsa, bu mor kelebek tehlikesini ortadan kaldırmıyor. Kumpas deyince evet akla ilk Veyla geliyor ama sadece o değil. Arkadan iş çevirmek deyince, gittiği yere uğursuzluk getirmek deyince, bela deyince de akla ilk o geliyor. Gölge Kral'ı da kandırmayacağı ne malum?" dediğinde barmen, "Saltar'ı, Amorsus'u kandıran bir Kral'dan bahsediyorsun." dedi.

Biri, robot hedeflere nişan alırken ateş etmeden önce, omzunun üstünden biraz önce konuşan adama baktı. "Sence gölgelerde dolaşıp arkadan iş çeviren bir kelebek Kral'ı kandırabilir mi? Gölge, karanlığın kendisi. Onun karanlığında kelebek barınamaz."

Pelerinin başlığı çekili kadın Xalia, ardına yaslanırken sırıtışında dilini gezdirdi ve başını onaylamaz bir şekilde salladı. Hemen yanındaki Xalia konuşanlara dönerken "Halkına saldırmaya devam ederse, güven kaybedecek. Xalia boyun eğmez, güvenir. Güveni kaybederse de, baş kaldırır." dediği gibi barmen yakasından tutarak onu kendi tarafına çektikten sonra başını sertçe bar tezgâhına vurdu. Adam acıyla inlerken barmen, adamı tutmayan eliyle bir içki şişesini tezgâha çarparak kırdı. Adamın başını yeniden kaldırıp bu sefer, cam parçalarına doğru sertçe yasladığında kimseden çıt çıkmıyordu. Adamın kanlar akan suratını hafifçe kaldırdı. Cam parçalarından biri, gözüne girmişti ama kimse gözünü kaçırmadı. Herkesin alışık olduğu görüntülerdi. Adamın kulağına eğilse de bağırarak konuştu. "Burada sadakati zedelenmiş olanlar barınamaz!"

Adamı saçlarından tutarak yere attıktan sonra bar korumalarına işaret etti. "Gölge Kral'a götürün, Patrin özellikle yolladı, deyin."

Herkesin sessizliği sürerken barmen, bir içki dökülmüş gibi sakinlikle tezgâhındaki cam kırıklarını ve kanları temizledi. Bezini tezgâha fırlattıktan sonra ellerini de tezgâha yaslayıp bakışlarını müşterilerinde gezdirdi. "Başka Kral'a, her kararına, sadakatle boyun eğmeyen var mı?"

Bir kadın, elini kaldırdığında herkesin gözü ona döndü. Pelerinini başına çekmiş olan Xalia'ydı. Barmen kaşlarını kaldırdığında kadın kaldırdığı boş bardağını gösterdi. "Bir tane daha."

Herkes, Kral'a sadakat bağı olmadığı için elini kaldırdı sanmıştı. Zaten öyle de yapmıştı ama içki istediğinde, ona dikilmiş olan gözler dağıldı. Barmen de içki bardağını aldıktan sonra kadından gözlerini çekti. Zaten burnu ve dudakları dışında hiçbir şeyi gözükmüyordu. Dudakları da sırıtıp duruyordu. Xaliaların arasından akıl sağlığı yerinde birini bulmak zordu, bu kadın da delirmiş olmalıydı.

Doldurulmuş, kristal içki bardağını geri aldığında bar taburesinden inip daha rahat olan koltuklara yöneldi. Hala, çoğunluğun Kral'ına körü körüne güven ve saygı ile bağlı olmaları, kadının hoşuna gitmemişti. Bu bağı, anlamlandıramıyordu.

Bar koltuğunda, Zenith'e yeni küçük canavarlar getirmeyi amaçlar gibi samimiyetler kuran çift, dudaklarını birbirinden ayırırken ona seslenen Xalia'ya baktılar. Adam, kucağındaki kadının dudaklarından ayrılıp "Ne?" diye sorduğunda, kadın Xalia, karşısındaki adama bir şans daha verdi. Sevişmenin etkisinde olduğu için, onu idrak edememiş olmalıydı. İçkisini masaya koyarken yeniden "Kalk." dedi.

"Neden?"

"Ben oturacağım."

Adam, pis bir sırıtış eşliğinde kucağındaki kadına döndü. "Sana diyor olabilir." dedikten sonra kadının bacaklarına hafifçe vurup "Kalk, sonra yanına gelirim." dedi. Kadın, adamın kucağından kalkıp da "Beni bir daha sik bulursun." diye söylenerek uzaklaşırken adam aralık bacaklarının üstünü gösterdi.

"Vücudumdaki tüm kemiklerim, şu an seni arzulayarak sızlıyor. Gel, otur bakalım güzelim."

Kadın, "Oturayım, tabii." diyerek adamın koltuğuna yaklaştığında adamın pis sırıtışı genişlemişti. Adamın üstüne doğru eğilmeye başladığında adam pantolonun fermuarını açıyor, kıyafetin üstünden sevişerek vakit kaybetmek istemiyordu. Karşısındaki kadının pelerinin altından görünen göğüs ve bacak dekoltesi, bir an önce ona ulaşmak istemesini sağlamıştı. Henüz yüzünü tam olarak göremese de, vücudunu yeterince beğenmişti. Kadın adamın boğazından tutarak koltuktan dışarıya çektikten sonra havaya doğru kaldırdı.

"Birine halkını öldürmeyeceğime dair söz verdim," dedikten sonra içinden eklemek zorunda hissetti. En azından alenen, öldürmeyeceğime.

"Ama pek sözlerini tutan biri değilim. Ben şu koltuğa oturana kadar bu bardan siktirip gitmiş olmazsan, bir vücutta kaç kemiğin olduğunu sana teker teker kırarak öğretirim ve bu sefer arzudan değil acıyla sızlayacaklarına emin olabilirsin."

Adam, korkuyla irileşen gözleri eşliğinde bakarken sıkılan boğazı yüzünden alamadığı nefes, yüzünün kızarmasına, damarlarının belirginleşmesine sebep olmuştu. Adamı yavaşça indirdiğinde, adam rahatlar gibi oldu ama gitmesine müsaade etmeden kolundan tutarak hızla çevirdi. Kemiğin kırılma sesi gelirken adam acıyla inledi. Adamı, bar çıkışına doğru iterken "En azından bunu öğrenmiş ol, bir kolda altmış dört kemik var." dedikten sonra koltuğa yöneldi. Biraz önce sevişme anılarına şahit olduğunu değil, masanın diğer tarafındaki koltuğu tercih etmişti. Muhtemelen şu an oturmak üzere olduğu koltukta da çokça benzer anılar, hatta daha mide bulandırıcıları yaşanmıştı ama en azından o anıları görmediği için oturabilmişti. Hiçbir Xalia'nın sevişmediği koltuk arasa, buradan Amorsus'a kadar gitmesi gerekirdi.

Koltuğa oturduktan sonra bakışlarını kapıya çevirdi. Xalia, acıyan kolunu tuta tuta henüz çıkıyordu. Sırıtarak içkisini aldıktan sonra ardına yaslandı ve bacaklarını masanın altındaki çapraz demirlere doğru uzattı. Neyse ki ucu Gölge'ye dokunan bir suç olmadıkça herkesin kendi adaletini sağladığı bir şehirdeydi de, kimse yaptığına üç saniyeden fazla bakmamıştı. Burada o Xalia'yı öldürseydi de, tek değişen daha uzun süre bakacak olmalarıydı.

Karşısına, bir adam oturduğunda nefesini üfleyip içkisini masaya bıraktı. "Oraya en son oturan adamın başına hoş şeyler gelmedi..." dedikten sonra başını hafifçe sol tarafına eğip sırıttı. "... aslında hoş da denilebilir. Hangi taraftan baktığına göre değişir. Benim için oldukça hoştu."

"Veyla..." derken kollarını arkasındaki koltuk sırtının üstüne yaslayıp rahat bir şekilde oturdu ve Veyla gibi sırıttı. "...Aldar."

Veyla, parmağını kristal bardağın çıkrıntılı detaylarında gezdirirken "Yanlış geldin sanırım." dedikten sonra gülerek hafifçe başını kaldırdı ve mor gözlerini karşısındaki adama sergilemekten çekinmedi. "Yine de o kadının ne kadar mükemmel göründüğünü duymuştum."

Karşısındaki adam, taş bükücülerden biriydi. Valdris gibi gri saçlara ve gözlere sahipti ama yüz hatlarına Valdris'ten daha yumuşaktı.

"Ben de duymuştum. Şimdi de abartıldığı kadar..." dedikten sonra bakışlarını kadının üstünde gezdirdikten sonra etkilenerek iç çekti. "... olduğunu da görebiliyorum."

İltifata aldırmadan adamın yamuk burnunu gösterip "Düzeltmemi ister misin?" diye sorduğunda adamın keyfi hafifçe silindi ve gözlerini devirerek kaçırdı. Veyla, kendi mükemmelliğinin farkında olanlara, kusurlarını hatırlatmayı severdi. Dudağını büzdükten sonra "Bir de bana kötü diyorlar. Bak, ne kadar da yardım severim." dedikten sonra içkisinin pipetini dudaklarına götürdü.

"Abartıldığı kadar sinir bozucu olduğun da doğruymuş."

Veyla içkisini yuttuktan sonra bardağı tutmayan elini havada sallayıp "Söylentiler işte." diye dalga geçti. "Ensemde üçüncü gözüm olduğuna dair bir hikâye bile duymuştum."

Adam, "Olsaydı, pelerinle kapatmazdın herhalde." dediğinde Veyla, pelerini hafifçe saçına doğru geriye attı ve güzel yüzü, iyice adamın gözlerine sergilendi. "İlgi, alaka ve ünden sıkıldım. Sadece rahat bir şekilde Calin içmek istiyorum."

"İlgi ve alakanın, güzel hislerle olmadığının farkındasın, öyle değil mi?" derken onlara dönmüş bakışlara baktı. Rengârenk saçların olduğu bir yarım kürede bile mor, oldukça dikkat çekici bir renkti. Sadece saçlarının görünmeye başlaması bile, ilgi çekmeyi başarmıştı. Veyla vücuduna değen korku ve nefretin harmanlandığı bakışlara aldırmadan içkisini yudumlamaya devam etti.

Veyla, "Güzel hislere karşı alerjim var zaten." dedikten sonra karnını gösterdi. "Midemi rahatsız ediyor."

Adam, karşısındaki kadına imrenerek baktı. Alay etse de, hiçbir zaman alerjisi olamayacaktı. Ya da, bir hastalığı... Ölüp ölemediğinden bile emin değildi. Onca düşman karşısında ölebiliyor olsa, biri öldürebilirdi, diye düşünüyordu ama bu kadar güçlü birini öldürmek de güçtü. Zenith üzerinde Veyla'yı öldürebilecek tek kişi, Kral'ı Gölge olmalıydı.

"Sadakate de alerjin olmalı."

Veyla kaşlarını kaldırdığında adam dirseklerini masaya yaslayıp ellerini kavuşturdu ve güldü. "Yapma. Kral'ı nasıl kandırıyorsun bilmiyorum ama karşında aptal yok."

Veyla, bakışlarını barda çevirip herhangi bir Azrit olmadığına kanaat getirdikten sonra adam gibi güldü. "Kral'ına aptal mı demek istiyorsun?" deyip ardında kalan barmeni gösterdi. "Biraz agresif bir beyefendi. Kral'ına karşı böyle konuştuğunu duyarsa başın belaya girebilir."

Adam vurgulayarak "Kral'ıma?" diye sorduktan sonra çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Senin de Kral'ın değil mi? Söyledikleri gibi bağlılık yemini etmedin mi yoksa?"

Veyla da vurgulayarak "Kral'ımızın..." dedikten sonra dilini sırıtışında gezdirdi. "... senden zeki olduğuna eminim."

Adam, "O kadar emin olma." dediğinde Veyla 'vay be' der gibi dudak büktü. "Şimşeklere bağışıklığın mı var?"

Adam gülüp "Pek sayılmaz." dediğinde Veyla'nın gözleri kısıldı. "O zaman bu cesaretini nereden aldığını öğrenebilir miyim? Karşında Kral'ın en sevdiği baş savaşçısı var çünkü."

Yalandan kim ölmüştü? Mesela bir ölümsüz... Ölmezdi.

Adam birkaç saniye beklediğinde Veyla'nın gözleri adamın kaşıdığı kulağına döndü. Adam elini indirip de yeniden diğer elini tuttuğunda Veyla da adamın gri gözlerine baktı. "Seni sevmesi şaşırtıcı."

Veyla içkisinin son yudumlarını pipetiyle çekerken son damlalar olması sebebiyle pipetten çıkan seslere aldırmadı. Adam da sabırla seslerin ve içkinin bitmesini bekledi. Veyla yeterince rahatsız ettiğine emin olduktan sonra dudaklarını pipetten çekip yutkundu. "Niye? Ben garip ama tatlıyımdır."

Kendisine dair yeni duyduğu bir tabirdi ama hoşuna gittiğini de göz ardı edemiyordu. Bir elinin işaret parmağını, Gölge'nin söylerken yaptığı gibi yüzünün etrafında sallayıp "Kelebeklerim, tepkilerim falan." dediğinde adam "Sahi, neredeler?" diyerek etrafına bakındı.

"Onlara dair meraklıydım."

"Biri şu an çantanı karıştırıyor." dediğinde adam yanına attığı siyah deri çantasına baktı. Çantayı açtığı gibi bir kelebek elinde tatlı bir paketli ürünü Veyla'ya doğru uçurmaya başladı. Veyla paketli ürünü alıp açarken "Sağ ol tatlım ya." dedi. "Bir süredir bunlardan çalmamıştım."

"Bir şeye para verdiğin oluyor mu?"

Veyla, çikolatayı yerken düşünür gibi gözlerini kısıp bakışlarını kaçırdı. Çikolatayı yuttuktan sonra başını onaylamaz bir şekilde sallayarak adama baktı. "Mor bir cüzdan edinene kadar para taşımayı düşünmüyorum."

"Kral'ın baş savaşçısı olduğun sürece paraya ihtiyacın olmaz zaten. Sonra da..." dedikten sonra elini kaldırıp veda eder gibi parmaklarını salladı. "Kral'a 'bay bay' deyip sahip olduklarına konan bir kelebek olacağına göre, hiç zorluk çekmeyeceksin."

Veyla, çikolatasının çöpünü attıktan sonra yeniden gözlerini mekânda gezdirdi. O sıra, karşısındaki adam kare prizma şeklinde bir eşyayı çıkartıp üstündeki düğmeye bastığında Veyla hafifçe hareketlenen saçlarından ve görüş alanının dalgalanmasından etraflarının büyü ile çevrelendiğini fark etti. Küçük bir alandı. Hemen ileride, adamın ensesinin arkasında biten bir büyü. Dönüp bakmamıştı ama muhtemelen Veyla'nın arka yakınlarına kadar devam ediyordu.

Adam, Veyla'nın aklını okumuş gibi "Hiçbir Azrit bizi duyamaz artık." dedi.

"Şunu nereden buldun?"

Bir tane Veyla da edinse, iyi ederdi. Çok büyük bir alana ihtiyacı yoktu. Yatağının etrafı, onu duyamasa yeterdi. Her uyuduğunda kâbus görürdü ve bir daha gözlerini Gölge ile açmak istemiyordu. Kâbuslarında, Gölge'nin de duyduğu gibi dile geliyorsa, bir sonraki karşılaşmalarında açık verebilirdi.

Adam şaşkınlıkla sordu. "Tek merak ettiğin ve ilgilendiğin bu mu?"

Veyla şirince sırıtıp "Söylediklerinle ilgilenmediğimi bu kadar belli etmek istemezdim." dedikten sonra yeniden eşyayı gösterdi. "Nereden?"

Adam, "İşimiz bittiğinde söylerim." dediğinde Veyla kaşlarını alayla kaldırdı. "İşimiz?"

"Evet. Kimse bizi duyamadığına göre, rahat bir şekilde konuşabiliriz."

Veyla, "Ama ben duyuyorum." dediğinde adam başını onaylar şekilde salladı. Veyla sağ omzuna topladığı saçlarının uçlarıyla oynarken "Seni Gölge Kral'a götürmemden hiç mi korkmuyorsun? Ya da daha kötüsü, hemen burada cezanı benim vermemden?" dedikten sonra kare prizma şeklindeki eşyayı gösterdi. "Tabii önce onu nereden bulduğunu öğrenmek için seni bir süre yaşatırım. O sıra kaçtın, kaçtın. Yoksa kurtulamazsın."

"Gölge Kral'dan daha korkutucu olduğunu mu düşünüyorsun?"

Veyla dudağını sağ kenarına kıvırıp salarken omuz silkti. "Onun eser miktarda olsa da ilkeleri ve sınırları var." dedikten sonra tehditkâr bir şekilde güldü. "Benim yok."

"Bu sayede mi Kral'a başkaldırma cüreti gösteriyorsun?"

Veyla sıkılmaya başladığını gösterir şekilde üfleyip "Ben başkaldırmam. Çünkü hiç eğmem." dedikten sonra masanın üstündeki kutu şeklindeki eşyayı aldı ve ayağa kalktı. "Bu da artık benim. Mor bir cüzdan edindiğimde, borcumu sana öderim."

Veyla, masayla koltuk arasından çıkacakken adam eşyayı gösterdi. "Büyüsü kullanmakla tükenen eşyalardan. Bir kere daha kullanamayacaksın ama bende çokça var. Hep bir tanesini cebimde taşırım. Sana da..."

Veyla, elindeki eşyaya baktıktan sonra dudağını büzüp adamın sözünü kesti. "Neyse, yine de işe yarar. Kafasına atabileceğim birini tanıyorum." dedikten sonra cebine koyup ardına döneceği sırada adam, "Yine de seninle karşılaştığımıza sevindim." dedi.

Veyla yeniden adama dönüp ellerini masaya yaslarken "Karşılaşmak mı?" dedikten sonra alayla güldü. "Malikâneden çıktığımdan beri peşimde, adamların var. Buraya geldiğimi sana haber verdiler. Geldiğinde,..." dedikten sonra bir koltuğu gösterdi. "... orada oturup diğer Xalialar'dan uzaklaştığım bir an yakalamayı beklemeye başladın. Tek başıma buraya oturduğum gibi de dibimde bittin. Tüm bunlar karşılaşmak mı?"

Adam yutkunduktan sonra "Sanırım gerçekten üçüncü gözün var." dedi.

Veyla, alayla korkutucu bir yaratık gibi gözükmek ister gibi gözlerini büyütüp yeniden kısarken "Bir de pelerinle kapatmadığımı düşün..." diye fısıldayarak dalga geçti.

"Peki..." dedikten sonra emrindeki korumasının getirdiği içkiyi alıp sırıttı. "... o zaman seninle sohbet edebilmek için ne zahmetlere giriştiğimi biliyorsun. Belki bunun karşılığında beni ciddiye alırsın ve ben de kullanmakla tükenmeyen bir eşya bulurum sana."

"Alamam..." dedikten sonra adamı geri gitmeden kendi bardağını da uzatarak yeniden karşısına oturdu. Şirince sırıtıp "Bana da aynısından." dedikten sonra yeniden arkasına yaslanıp karşısındaki adama baktı. Adam sorgulayarak bakıyordu. "Şahsi algılama. Kimseyi, hiçbir şeyi ciddiye almıyorum."

Adam dirseklerini masaya yaslayıp yüzünü de masada Veyla'ya yaklaştırırken "Ama ben seni oldukça ciddiye alıyorum." dediğinde Veyla bir bacağını, yasladığı demirlerden çekip ayakkabı tabanını yasladı ve dizini de masaya yaslayıp hafifçe sallamaya başladı. Dudağını büzüp omuz silkti.

"Nixsus şehri bir süredir sessiz, kontrol altındaydı. Gölge Kral, Xaliaları hatta Kralları bile bir şekilde emrinde tutmayı beceriyordu. Sonra sen geldin, huzursuzluklar başladı. Yetmedi, halkı Kral'a, Kral'ı da halka saldırmaya başladı. Tüm bunlarla ilgin olmadığını mı söylüyorsun gerçekten?"

Veyla, "Çok konuştun." dedikten sonra kendi kendine kaşlarını çattı. Gölge'den o kadar çok duymuştu ki, ağzına yapışmıştı. Hemen başını onaylamaz bir şekilde sallayıp yüzündeki iğrenme ifadesinden kurtulduktan sonra "İlgim var tabii." dediğinde adamın da ilgisi arttı ve koltuğun ucuna kayıp masada Veyla'ya yaklaştı. O sıra garson robotlar içkileri getirmiş, masaya koymuştu. Veyla ikisini de masada kendi tarafına çektikten sonra sırayla içmeye başladı ve karşısındaki adam gözlerini devirip kendisine yeniden sipariş etmek zorunda kaldı.

"İlgin olduğunu kabul ediyorsun yani. İhanetini..."

Veyla "Söylenildiği gibi, gittiğim yerlere uğursuzluk götürürüm." diye açıkladığında adam gözlerini kırpıştırıp "Sadece bu mu?" diye sordu. Veyla pipetinden içkisini yudumlarken alayla masum bir ifadeye büründü ve başını onaylar şekilde salladı.

"Yapma Veyla. Her şeyin senin başının altından çıktığını biliyorum. Sen kimseye sadakatle bağlanabilecek biri değilsin."

"Bindiğim dalı kesecek biri de değilim." dediğinde adamın kaşları kalktı. Veyla şirince sırıtıp "Kral'la aramızda." dedi.

Adam sırıtıp ellerini güven vermek ister gibi masada bir araya getirip gözlerini yavaşça kapatıp açtı. "Güvenmeden, açık vermek istememeni anlıyorum. O zaman şöyle bir güvenoyu kullanayım, okyanusun dibinden sayemde çıktın."

"Sayende? Fanusu okyanustan geri çıkartan Xalia'ya benzemiyorsun." dedikten sonra dudağını büzdü. "Gerçi onu duvara sert bir şekilde fırlattım." dedikten sonra adamın yamuk burnunu gösterdi. "O sıra bu hale gelmiş olabilirsin."

Adam sabırla nefes alıp "Hep böyle alaylı mısındır?" diye sorduğunda Veyla "Bir de öfkeli olduğum anlar var. Alayımı yeğlersin." deyip şirin sırıtışında gözlerini kırpıştırdı.

"Ateş bükücülerden birinin saldırıya dair itirafta bulunmasını ben sağladım. Sana yardımcı oldum."

Veyla'nın düşünceli gözleri adamın yüzünde gezinse de sessiz kalmamak için "Saldırıyı zaten Zorka mıntıkası yaptı." dediğinde adam alayla güldü.

"Birbirimizi kandırmayalım."

Veyla düşünmek için yeterli süreyi kazanmak adına "Bu arada... Sen hangi mıntıkanın yöneticisisin? Belli yöneticisin, emrinde Xalialar var." diye sorduğunda adam yeniden alayla güldü ve yakasını düzeltti. "Namımı hiç duymadın mı gerçekten?"

Veyla, bilerek adamın ismi dışında tüm mıntıka yöneticilerinin ismini saydı. Masada karşısına oturduğu andan itibaren kim olduğunu biliyordu. Adam bozulduğunu gizlemeye çalışarak sesini temizledi. İnce dudakları düz bir çizgi halini alana kadar gerilmişti. "Yitan, ismim. Taş bükücülerin olduğu mıntıkanın yöneticisiyim."

Veyla başını hafifçe sol omzuna eğip işaret parmağıyla arkada çalan şarkının ritmine göre sallarken sırıttı. "Yok, onu hiç duymadım."

Adam gözlerini devirdikten sonra sıkkın bir nefes alıp "Konumuza odaklanalım." dedi.

Veyla, içkilerini gösterdi. "Alınma ama ben sadece içkilerim bitene kadar seninle oyalanıyor ve seni oyalıyorum. Kral'ına ihanet etmek için, başka birini bul, diyeceğim ama o kadar vaktin olmayacak. İçkilerim bittiği gibi..." dedikten sonra avuçlarını zıt yönlerde birbirine sürterek çapraz şeklini yaptı. "... Kral'a paketsin."

"Öyle mi? Ben Kral'ı paketleriz, diye düşünmüştüm."

Veyla, kelebeklerine baktı. "Bu beyanları not alıyorsunuz, değil mi? Kral'ın karşısında hepsini açıklaması gerekecek."

"Sinsisin. Söyledikleri gibi gölgelerde dolaşıyorsun ama bu sefer gerçekten bir Gölge'yle karşı karşıyasın. Onun içinde gizlenemezsin. Tabii..." dedikten sonra sırıttı. "Güçlü birinin yardımı olmadıkça."

Veyla, "Derdim Kral'a ihanet etmek bile olsa, bunu kendim yaparım. Ben birileriyle ortak olmam, birilerini kullanırım." dediğinde adam ciddiye almayarak dinliyordu. Veyla'nın sahtekâr olduğuna emindi. Normal şartlar altında, Veyla birine bu izlenimi bıraktığına sevinebilirdi. Kral'a ihanet edeceğini, Kral bile biliyordu. Veyla'nın, Kral'ın bilmemesini istediği şey, bunun için hangi yolu tercih edeceğiydi. Veyla, Amorsus saldırabilsin diye Kral'ı kendi şehrinde güçsüz hale getirmek isterken, Kral'ın şehrinden bağımsız yetenekleriyle sahip olduğu gücü kullanarak babası Drithar'ı koruyanları ortadan kaldırıp babasını yok etmek istiyordu. Gölge ise Veyla'nın ihanet etmesine müsaade etmiş, hatta kendisinin de yeri gelince onu yarı yolda bırakacağını alenen söylemişti. Birbirlerine sadakat değil, ihanet sözü vermişlerdi. O zamana kadar birbirlerinden yararlanabileceklerini, zamanı gelince ise yardım ettiklerinden çok daha zora sokacaklarını, birbirlerini öldüreceklerini söylemişlerdi. Gölge'nin sözleşmeye tek çekince koyduğu durum, halkıydı. Bunu halkıyla yapmasını istemiyordu. Veyla'nın ise tek planı buydu, Gölge'yi halkıyla alt etmek. Bu sebeple, bu konuda şüphe oluşmaması gerekiyordu yoksa Gölge, Veyla'dan ve yeteneklerinden yararlanmayı bırakıp sözleşmeyi bozar, onu ya yeniden okyanusun dibine yollar ya da öldürme yolları arardı.

"Gölge Kral, teslimatını sabote ettiğin, savaşçılarına saldırdığın diğer şehirlerin Kral, Kraliçelerine benzemez. Tek başına alt edemezsin."

İhanet etmek istiyor bile olsa Gölge, değil Gölge Kral, deyip duruyordu. Veyla baygın bir şekilde bakarken içkisinin son yudumlarını içiyordu. Adam, birazdan kalkacağını öngörerek aceleyle konuştu. "Benimle bir ol, sen içeriden, ben dışarıdan halkının ona olan güvenini zedeleyelim. Bu gece, teslimat gelecek. Teslimatlar güvenlik için direkt başkent mıntıkasına gitmez. Hep sınıra kara parçası olan topraklardan biri olduğum için benim mıntıkama gelir. Oradan, Gölge Kral nereye istiyorsa oraya gider. Teslimatın güvenliği için Gölge Kral, fazla savaşçı yollamaz. Yıllardır şehir içinde kimse Gölge Kral'a saldırmaz, hâlihazırda bir teslimatın yapıldığını alenen bildirmemek için de Gölge mıntıka dışından çok güvenlik sağlamaz. Güvenliği benim sağlamamı bekler. Teslimat gelir, biz Gölge Kral'a haber veririz, Gölge Kral'ın baş savaşçıları teslimatı yönlendirmeye gelir. Teslimat yine benim mıntıkama gelecek, hatta baş savaşçılar da gelecek. Bir hava bükücü esirim, siz baş savaşçıların gözleri önünde hava bükücü voltriderları yönlendirmeye başlayacak ama nerede olduğu tespit edilemeyecek. Biz de savunurmuş gibi yapacağız ama sayıca fazla hava bükücüyle karşı karşıyaymışız gibi kendi büyümüzü kendimiz bozacağız, kendi taşlarımızı, kendimiz paramparça edeceğiz. Voltriderlar bizim kontrolümüzde olacak, hava akımıyla saldırıya uğramışız gibi okyanusun dibine yollayacağız. Sen de, teslimatı kontrol etmek için gelen baş savaşçılar arasında olmanı sağlayacaksın. O taş bükücü Valdris'in de aranızda olmamasını sağlayacaksın ve durumu kontrol altına almalarını geciktireceksin. Artık bunu nasıl yaparsın, bu sana kalmış. Halk izleyecek. Kral'ın yeniden saldırıya uğramasını, koruyamamasını. Sonra da hava bükücülerden bilip o mıntıkaya saldırdığında da halk yeniden görecek, Kral'ın kendi halkına saldırmasını. Teslimat da okyanusun dibini boylayacak. Biz içini boşaltmış olacağız ama ne halk ne Kral bunu bilmeyecek. Biz boşaltana kadar yanımıza varmamanızı sağlayacaksın. Yani... Kral, yine kan kaybedecek."

Veyla, "Bu söyleyeceğimi şahsi algıla." dedikten sonra işaret parmağını kaldırıp alayla sırıttı ve adamı gösterirken vurgulayarak "Siktir git." dedi.

Adam hafifçe güldükten sonra "Anlaştık varsayıyorum." dediğinde Veyla alayla baktı. "Hain olduğumdan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"

"Çünkü her ne kadar sen ismimi duymadığını söylesen de, ben seni çok duydum. Baban bile seni kendi şehrinde, zamanı gelince Kraliçe'si olacağın şehirde tutmuyor. Baban bile sana güvenmiyor, çünkü biliyor. Sen böyle birisin Veyla. Kaostan besleniyorsun. Bir yerde olup da ortalığı karıştırmadan bu kadar süre duramazsın. Bir şehrin, alelade bir barında, masum masum içkini yudumlayamazsın. Etrafında bir kaos varsa, onu sen yaratmışsındır."

Veyla, düşünceli gözlerle baktıktan sonra sırıttı ve bardağını masada adama uzattı.

"Bir içki daha."

**

"Sözünü tutacağını biliyordum!"

Veyla, "Söz tutmak gibi değil de..." derken elindeki iki başlı yılan çocuk tarafından hızlıca alındığı için vücudu neredeyse sarsıldı ve kaşları çatıldı. "Bacağım kadarsın, nasıl bu kadar güçlüsün?"

Terra çocuk yılanına sarılıp iki yanına doğru sallanırken neşe saçıyordu ve Veyla cümlesini nasıl bitireceğini, söz tutmayıp da ne yaptığını bilemediği için dudaklarını birbirine bastırdı ve çocuğun neşesini izledi.

"Bir gün geciktin ama olsun..." dedikten sonra sırtındaki hasır çantadan bir çiçek dalı çıkardı. "... eğer dün gelseydin, bu kadar güzel bir çiçeği bulamamış olurdum."

Veyla, kendisine uzatılan çiçeğe bakarken bu sefer silah doğrultulmuş gibi davranmamıştı ama yine de çiçeği almadı. "Çiçek istemiyorum. Şu iki başlı yılan ayağıma dolandı ve onu öldürmek yerine sana getirmenin onun için daha büyük bir eziyet olduğunu düşündüm. Sakın yanlış anlama..." derken kız gülerek "Tabii, tabii." deyip çiçeği Veyla'nın yüzüne doğru kaldırıyordu. Veyla kaşlarını kaldırdı. "Ne? Ne var?"

"Eğilsene şapşal!"

"Eğilmek tabiatımda yok..." derken gözlerini deviren çocuğun hemen yanındaki ağaca tırmanmak için yönelmesini izledi. Çocuk yılanı ağacın dibine bırakıp "Burada beni bekle Yeşil." diyerek başlarını sevdi. Veyla, çocuğun iki saniyede hemen hayvanı benimseyip isim takmasına ve ismi de çok yaratıcı bir şekilde 'yeşil' olarak bulmasına baygın gözlerle baktı. Çocuk ağaçta bir dala tırmandıktan sonra Veyla'ya döndü.

"Yaklaş bari."

Veyla üfleyerek yaklaştığında çocuk çiçeğin dalını kulaklarının ardından saçlarına doğru itmeye başladı. Veyla o sıra eldivenli ellerini saçlarına çıkartmış, "Sakın dokunma." diye uyarma ihtiyacı hissediyordu.

"Burada dokununca küsen çiçekler var. Sen de onlardan biri misin?"

Veyla, çocuğun yeterince taktığını düşündüğünde bir adım gerileyip saçındaki çiçeği düzeltirken "Yok, ben dokununca hayat kaydıran çiçeklerden biriyim." dedi. Çocuk daldan atladıktan sonra "Saçlarını..." diye başlayacağı sırada Veyla da "Büyü..." diye başladı ama çocuk elini kaldırıp gülerek susturdu.

"Ben aptal değilim. Dişlerin de sivri değildi. Terra olmadığın çok belliydi."

Veyla, hızla dizlerini kırarak eğilip çocuk ile boylarını eşitledi. Fısıldasa da Azrit Gölge'nin bir yerlerden onu duyamıyor olmasını diledi. Yetişkin ve yetkili Terralar ile görüşme halindeydi. Buraya geleceğini öğrendiği gibi peşine takılmış, o sıra akşamki teslimatın detaylarına dair onu ikna ediyordu. Kendinin, Erya'nın ve Thal'ın gitmesinin yeteceğini söylüyordu.

"O gün seninle karşılaşmamız aramızda sır olarak kalacak yoksa..."

Çocuk üfleyip "Tehdit etmene gerek yok." diye sızlandı. "Sen hiç başkaca anlaşma yolu bilmez misin?"

Veyla'nın gözleri kırpıştı. Hayır, bilmezdi.

"Sırrını söylemeyeceğim çünkü seni seviyorum." dediğinde Veyla üfleyerek doğruldu. Bunu ikinciye duyuyordu ve her duyduğunda tüyleri diken diken oluyordu. "Şunu bir daha söyleme."

Kollarını kaldırıp neşeyle güldü. "Hem ortak bir sırrımız olması, aramızdaki bağı güçlendirdi!" deyip Veyla'ya sarılmaya çalışacağı sırada Veyla işaret parmağını alnına yaslayarak kızı geride tutmaya çalıştı. O sıra Gölge, baş Terra'nın ağaç evinden çıkmıştı. Terra teşekkürler ederken Gölge'nin bakışları Veyla ile küçük çocukta geziniyordu. Çocuk, Veyla'ya sarılmaya çalışıyordu. Veyla kendisinden uzak tutmaya çalışsa da saçında muhtemelen Terra çocuğunun verdiği bir çiçek vardı ve dudakları hafifçe kıvrıktı. Gölge, çocuğun başındaki hasır şapkayı gördüğünde kaşları kalktı. Bu çocuktan bahsediyor olmalıydı. Ne zaman tanıştıklarını bilmiyordu. Geçen sefer geldiklerinde, Gölge baş Terra'nın ağaç evine girdiğinde, Veyla'nın peşinden gelmesi zaman almıştı. Belki de o zaman tanışmışlardı, belki de saldırı günü. Saldırıyı hala Veyla yapmış olabilirdi, aksine tamamıyla inanmıyordu. Baş Terra da, oluşan zararı tazmin ettiği ve güvenlikleri arttırdığı için Gölge'ye teşekkür ediyordu.

Gölge, Veylalara yöneldiğinde, Veyla da onlara yaklaşan Gölge'yi fark etti ve gözüyle çocuğa işaret verdi. Çocuk da Veyla'ya sarılmaya çalışmayı bırakıp yerden yılanını aldı. Veyla, en azından zeki olduğu için bu çocuktan nefret etmemeye karar verdi. Yılanına sarılırken Veyla'ya "Yakında mevsim ayini var. Kesinlikle gelmelisin! Dans eder, ateşin üstünden atlarız!" dedi.

Veyla da aynı heyecan ve şevkle "Hayır!" dediğinde çocuk bozulmak yerine güldü. "Seni bekliyor olacağım."

Gölge yanlarına vardığında çocuk Gölge'ye dönüp gülümsedi ve hafifçe eğilerek selam verdi. Gölge gülümseyip çocuğun yanağını sevdiğinde Veyla saçındaki çiçeği düzeltiyor, gözlerini onlardan kaçırıyordu. Çocuk elini abartılı bir neşeyle sallayarak onlardan uzaklaşırken Veyla gözlerini devirip Gölge'ye döndü.

Gölge kollarını göğsünde birleştirip gözlerini kadının saçındaki çiçeğe çevirdi. "Çocukları canavar olarak gördüğünü sanıyordum."

Veyla omuz silkti. "Öyleler zaten."

Gölge çenesinin ucuyla uzaklaşıyor olan çocuğu gösterdi. "Bir tanesiyle bağ kurmuş gibisin."

Veyla abartılı bir şekilde gülerken "Bu kelimenin anlamını bildiğimden bile şüpheliyim." deyip ardına döndü ve ilerlemeye başladı. Gölge, Veyla'nın resmen kaçtığını fark ettiğinde şaşkınca güldü.

Gölge'nin peşinden gelmediğini fark ettiğinde omzunun üstünden ardına baktı. "Hadi. Gitmiyor muyuz? Daha gidip teslimat kombini yapmam gerekiyor."

"Bir yere uğrayacağım." derken birkaç büyük adımda kadına yaklaştı. Boy farkları yüzünden kadının yüzüne doğru eğdiği başında, dudakları alayla kıvrılmış, gözleri merakla kısılmıştı. "Terra çocuğunun yapacağı türden bir sevgiye boğulduğunda elinin tersiyle itemiyor musun? Belki de kimseyle bağ kuramamanın sebebi..." dedikten sonra kadının yüzüne doğru fısıldadı. "... henüz kimsenin bunu denememiş olmasıdır."

Veyla'nın kaşları alayla kalktığında Gölge'nin sırıtışı genişledi. "Belki de kimse seni sevmeye layık görmediği için, sen de bunu istemiyormuşsun gibi davranmaya başlamışsındır..." dedikten sonra başını hafifçe sağ omzuna eğdi ve keyifli gözlerini kadının ifadesiz tutmaya çalıştığı yüzünde gezdirdi.  "...Sevilmemekle baş edebilmek için."

Veyla yutkunma ihtiyacını göz ardı ederken göğsünde oluşan yanma hissiyatı, yüzüne yansımasın diye alaya büründü. "Seni seviyorlar mı sanıyorsun Kral? Bak, Kralların Kral'ı oldun, onları Saltar'ın zulmünden kurtardın, besin, güvenlik verdin. İlk kararını desteklemedikleri an, sana saldırmaya başladılar. En azından benden, hak ettiğim için nefret ediyorlar."

Gölge, hala halkının mı saldırısına uğruyordu, karşısındaki kadının mı emin değildi ama rahatsız oluşunu oldukça başarıyla gizleyip sırıtışında dilini gezdirdi ve çenesinin ucuyla Veyla'yı gösterdi. "Sen mi hak ettin yoksa onlar nefret ettiği için mi hak etmeye başladın?"

Veyla gözlerini devirerek kaçırıp alayla güldükten sonra "Ne fark eder?" diye sordu. Gölge "Çok şey." dediğinde Veyla yeniden ona baktı. Alayı silinmiş, nefretle bakıyordu. Bir adımla aralarındaki boşluğu kapattı. Böyle anlarda mesafe arayışı nedense son buluyor, Gölge'ye daha yakından nefretle bakmak istiyordu.

"Senin gibi seni sevsinler diye çaresizce çırpınacağıma, her birinin nefretini hak ederim."

Gölge de alayını silip "Sence yaptığım bu mu?" derken oldukça yakınlaşmış olan yüzünü inceliyordu. Gerilmiş çenesini, kısılmış mor gözlerini, sinirle soluduğu burnunu, şekilli dudaklarını.

Veyla başını onaylar şekilde salladığında Gölge'nin kaşları kalktı. "Peki..." derken son heceyi uzatıp bakışlarını kadının ardında, gezdirerek düşündükten sonra yeniden mor gözlere baktı. "... sence onların yaptığı bu mu? Gerçekten bana güven ve saygıyla bağlı olduklarını görmüyor musun yoksa görmek istemiyor musun?"

Veyla'nın dudakları kıvrıldı. "Sana saldırıyorlar. Saldırmaya da devam edecekler. Sen onların istediği gibi oldukça onların Kral'ısın. İstediğin kadar çırpın."

"Böyle düşünmediğine sahip olduğum her şey üstüne yemin edebilirim."

Veyla, gerçekten böyle düşünmüyordu. Aksini sağlamak için de uğraşıyordu. Bir gün sağlayabileceğini de düşünüyordu. Veyla, sahip olduğun her şeyi senden alacağım, diye düşündü ama dile getirmedi.

"Saygı ve sevgi duyulmayan biri olarak, bana bağlı olmalarına katlanamıyorsun. Sen de, sevgilin de, buna katlanamıyorsunuz."

Veyla, Gölge ile Yıldat arasında bazen zımni bazen alenen ama kesinlikle anlaşmazlıklar olduğunu görebiliyordu. Yıldat'ın Gölge'yi kıskandığını, Gölge'nin de bunun farkında olduğunu düşünürdü. Veyla bilmiyordu ama Yıldat'ın bir ara Gölge'ye ihanet etmeye çalıştığından adı kadar emindi. Belki de Gölge'nin öfkesi buradan gelmekte, yine de kardeşinden vazgeçememekteydi. Ne olursa olsun birbirlerine değer veriyorlar, gibi görünüyorlardı.

Veyla düşünürken cevap vermeden Gölge yeniden konuştu. "Birbirinize bir iyilik yapıyorsunuz, bu Zenith'te sevilmeyi ve sayılmayı hak ediyormuşsunuz gibi davranıyorsunuz. Bunu siz, birbirinize yapmazsanız, kimse size yapmayacak çünkü, biliyorsunuz."

Veyla alayla güldükten sonra başını onaylar şekilde salladı. "Diyelim ki biz, buna katlanamıyoruz. Sen de..." dedikten sonra adamın yüzüne doğru fısıldamaya, vurgularken başını hafifçe sallamaya başladı. "... o kadar alışmışsın ki, herkesin Yıldat'a karşı seni seçmesine... Benim seni seçmememe katlanamıyorsun, değil mi?"

Gölge gözlerini kaçırıp bir adım gerilerken kahkaha attığında Veyla da güldü ve gözlerini bir an olsun adamın tepkisinden ayırmadı. "Beni hep Yıldat'tan vurmaya çalışıyorsun. Yıldat'ın bana, benim Yıldat'a olan hislerimizi asla kabul etmiyorsun, bu konuda saldırıp duruyorsun."

Gölge ellerini iki yanında kaldırıp "Beni aptal yerine koymaman için, seni uyarmak dışında sizinle ilgilenmiyorum." dediğinde Veyla yeniden aralarındaki boşluğu kapattı. Hatta parmak uçlarında yükselip adamın yüzüne yaklaştı. O sıra eldivenli eli, adamın kolunu tutmuş, destek almıştı. Adamın elleri iki yanına inerek temasa bakarken 'işine geline temas edebiliyor' diye düşündü. Teni, kumaş ile örtülü olduğunda daha rahat olduğunun farkındaydı ama yine de normal şartlar altında eldivenle bile temas etmemeye çalışıyordu.

Yeniden kadının keyifli yüzüne baktı ve keyfini kendi yüzüne de bulaştırmaya çalıştı. "Kabul et, katlanamıyorsun. Senden nefret de etsem..." dedikten sonra gülerek başını iki yanına salladı ve burunları değer gibi oldu. "... ki oldukça ediyorum..." dediğinde Gölge bu sefer keyiflenmeyi başarmış, başını onaylar şekilde sallamıştı. Veyla araya sıkıştırdığı önemli notunun ardından konuşmaya devam etti. "... hatta gözlerinin içine bakarak seni öldürsem bile yine de seni arzulamamı istiyorsun."

Gölge, "Sen kimseyi arzulamıyorsun." dedi. Kendisini arzulamadığının farkındaydı. Bir kadın, kendisini arzuladığında bunu fark edecek kadar deneyimi vardı. Her kadının kendisini arzuladığına emin olduğu kadar da deneyimi olduğunu sanmıştı ama Veyla ile yanıldığını fark etmişti. En azından bir kadın, onu arzulamıyordu.

"Bununla kendini teselli ediyorsun. Birilerini arzulayabilsem, seni de arzularım sanıyorsun..." dedikten sonra ona üzülmüş dudağını büzdü ve başını onaylamaz bir şekilde sallarken sinir bozucu bir şekilde güldü. "... ama Yıldat'ı arzuluyorum. Ben..." dedikten sonra çenesinin ucuyla Gölge'nin yakınlarındaki yüzünü gösterdi ve böylelikle dudakları bir anlığına oldukça yaklaştı. Gölge'nin burnundan bir nefes alması gerekti. "... seni arzulamıyorum ve bu hiç hoşuna gitmiyor."

Gölge birkaç saniyelik bakışmalarının ardından sırıttı. O da biraz önce Veyla'nın yaptığı gibi çenesiyle kadını gösterdi ama bu sefer çenesini yeniden eğmedi ve dudakları o yakın konumda kaldı. Dudağına doğru fısıldayarak "Fikrini değiştirebilirim." dediğinde Veyla, Gölge'nin nefesinin dudaklarına değmesine karşı garip hissederek geri çekildi. Yine rahatsız olduğunu düşündü.

Gölge, Veyla'nın kendisinden bir adım uzaklaşmasını izlerken rekabet havası yaratarak tek kaşını kaldırdı ve kollarını göğsünde birleştirdi.

Veyla gülerek başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Bu egoyla tahtına nasıl sığıyorsun Kral?"

"Yıldat'la gerçekten seviştin mi?" diye sorduğunda Veyla kahkaha attı. Gölge gibi kollarını göğsünde birleştirirken "Sonunda roller değişti ve sen de kardeşini kıskanmaya başladın demek. Tahtın var, şehrin var, gücün var ama..." dedikten sonra onun için üzülmüş gibi dudağını büzdü. "... seni arzulamayan bir kadın, kardeşini arzuluyor."

"Ve ben de..." diye başladığında onun için Veyla tamamladı. "... buna inanamıyorsun."

Gölge, 'inanmıyorum' diyecekti ama Veyla, onun yerine düzeltti.

Gölge, "Bir gün, ben henüz seni öldürmeden önce benimle sevişmek isteyeceksin." dediğinde Veyla'nın kaşları kalktı ve 'yapma' der gibi bakarken sırıttı. Gölge kendinden emin bir şekilde başını salladı. "Ben her istediğimi alırım. Bu hep böyle oldu. Sen de isteyeceksin ama ben yapmayacağım."

Veyla birkaç saniyenin ardından "Beni mi istiyorsun?" diye sorduğunda Gölge "Her şeyin benim olmasını." diye düzeltti. Özellikle seni istemiyorum, demek istemişti, Veyla da anladı ama ihtimal vermedi.

"Alışacaksın, Kral."

"Neye?" derken Veyla'nın sırıtışı yüzünden cevabı anlamış gibiydi.

"Her istediğini elde edememeye. Ben asla seni arzulamayacağım. Ben hep senden nefret..."

Kadının lafını kesip "Sen de öğreneceksin, kelebek." derken kadına yaklaştı. Kadın yerinde durmak, uzaklaşmamak için gayret ederken boy farkı yüzünden başını kaldırdı. Kral kıvrık dudakları eşliğinde tane tane konuştu. "Nefret tutkulu bir duygudur. Tutku ise, arzuya gebedir."

Birkaç saniye söylediği cümleyi düşündükten sonra itiraz etmek yerine karşı saldırıda bulunmayı tercih etti. "Bu yüzden mi beni arzuluyorsun?"

Gölge, karşısındaki kadının kendisini arzuladığının oldukça bilincinde olmasına sırıttıktan sonra gözlerini, yakınlıkları sebebiyle olabildiğince kadının vücudunda gezdirdi. Veyla rahatsızca kıpırdanmak istedi ama hareketsiz kalıp kalkık kaşları eşliğinde, Gölge'nin yeniden gözlerine bakmasını bekledi.

"Sana bakmamdan bile rahatsız oluyorsun, değil mi?"

Veyla, başını onaylar şekilde sallarken dürüst yaklaştı. "Ama baktığını elde edemeyeceğini bildiğim için, bakarak acı çekmene müsaade ediyorum."

Gölge, etkilenmiş gibi alayla dudağını büzdükten sonra başını sol omzuna doğru hafifçe eğdi. "Bazen kiminle konuştuğunu unutuyorsun, kelebek."

Veyla hızla ve aynı özgüvenle cevap verdi. "Sen de öyle, Kral."

Gölge başını ağır ağır onaylar şekilde salladığında Veyla da ona eşlik etti. Birkaç saniyelik rekabet dolu baş sallamalarının ardından Gölge ilk bakışlarını kaçıran oldu. Kadının soluna doğru güçlü adımlarla yönelirken Veyla da nefesini üfleyip bakışlarını kaçırdı. Göğsü sinirle inip kalkarken elinin tersiyle dudağını sildi. Gölge'nin dudakları temas etmemiş olsa bile nefesi temas etmişti. En uzak durmak istediği adamın, ona en çok yaklaşan adam olmasından rahatsız oluyordu. Aralarındaki rekabet duygusu, başkası denese hemen tepki vermesini sağlarken, Gölge'ye tepki vermeme gayretinde oluyordu. Gölge'ye, ne kadar çabalarsa çabalasın başaramayacağını kanıtlamak ister gibi yakınlıklarına direniyordu.

Yakınlaşmalarına duyduğu siniri, kontrol altına aldıktan sonra Gölge'nin nereye gittiğini anlamaya çalıştı. Bir yere uğrayacağım, demişti. Birkaç adımdan sonra Veyla anlamasın diye Azrit yetenekleriyle ilerlediği için görüntüsü, rüzgârının aksine Veyla'ya ulaşamadı. Muhtemelen büyü duvarına doğru gidiyordu. Ardında sakladığı her ne varsa...

Veyla, peşinden gidip gitmemek arasında kaldı. Gölge, hızlı hareket edebiliyordu. Oraya o dönmeden varabilse bile, Gölge hızla dönmeyi tercih ettiğinde ve Veyla'yı bulamadığında, ya da orada hızlı hareket ederken Veyla'yı fark etse, planları suya düşerdi. Veyla, her şeyi zamanı gelince yapmak üzere ilmek ilmek işliyor, hiçbir şeyi aceleye getirmiyordu. Bir sonraki büyü duvarına ve ardında sakladığı her ne ise oraya vardığında, büyü duvarının kalkmasını sağlayabilmeliydi. Planı hazırdı ve onu uygulayacağı zamana kadar, ilgisini ve bildiklerini Gölge'ye belli etmemeliydi.

Yine de gözleri büyü duvarının olduğu alanın, ağaçlar arasında görülebildiği kadarındayken "Bir gün öğreneceksin." diyen birinin sesini duydu. Veyla, bakışlarını yavaş bir şekilde yanına gelmiş olan baş Terra'ya çevirdi. Terra Veyla'ya bakmıyor, ileri, büyü duvarına doğru bakıyordu.

Veyla, kadının dal ve yapraklarla süslediği dış görüntüsüyle dalga geçerek "Pardon dal birikintisi, ne dedin? Duyamadım." dediğinde kadının bakışları hala Veyla'ya dönmemişti.

"Bir gün ardında ne olduğunu öğreneceksin. O gün tek öğrendiğin, bu olmayacak. Başka bir sorunun daha cevabını bulurken, yeni ve daha büyük bir soruyla karşılaşacaksın." dedikten sonra bakışlarını Veyla'ya çevirirken karşısına geçti. Eli Veyla'nın göğsüne, kabine doğru geldiğinde Veyla sinirle geri çekilecekken Terra'nın gözleri ışıldadı ve büyüsü, Veyla'nın hareket etmesine engel oldu. Veyla, kontrolü ele almakta çok zorlanmazdı ama şaşırdığı için duraksadı. Ne dediğini anlayamamıştı. Veyla'nın kalbini gösteriyordu. Yeni sorusu, kalbiyle mi alakalı olacaktı?

Şaşkınlığını üstünden attıktan sonra kadının elini itip "Ne zırvalıyorsun yine? Ayaklı kehanet misin? Habire dır dır dır..." diye sordu. Siniri yükselmişti. Sıkıştığı anlarda siniri istemsizce yükseliyordu.

"Doğa seni suçlamıyor."

Veyla'nın yüzü buruşurken "Tüm Terralar deli olmak zorunda mı?" diye söylenerek uzaklaşmaya başladı. Gölge'yi voltriderının yakınında beklemeye karar vermişti.

"Öldürdüğün Terralar için, doğa seni suçlamıyor."

Veyla, duraksasa da ardına dönmedi. Gözleri ileride bir noktaya bakarken, baktığını göremiyordu. Birkaç saniyenin ardından gerginlik vücudunu sararken ağır hareketler ile ardına döndü. "Biliyorsun..."

Biliyordu ama Gölge'ye söylememişti. Veyla'nın elleri kalkarken Terra, saldırmak bir yana "Gidebilirsin." dediğinde Veyla'nın elinden çıkan mor ışıltılar geri döndü. Veyla'nın kaşları kalktı. "Hepiniz biliyor musunuz?" derken gözleri etrafındaki Terralar'da gezindi. Onlara saldıranın Veyla olduğunu biliyorlar mıydı?

Kadın "Sadece ben." dediğinde Veyla ellerini anlayamayarak havaya kaldırdı. "İntikam almayacak mısın? Dallar falan..." derken gözleri toprağa döndü. Herhangi bir dal onu toprağın altına çekmek için hareketlenmemişti. Bakışları ağaçlara döndü. Yerli yerinde duruyorlar, Veyla'ya saldırmaya çalışmıyorlardı. Bir Terra'yla savaşmayı istemediği doğruydu ama Terra'nın ona saldırmaması daha da gerilmesine yol açmıştı. Ona, mıntıkasına, halkına saldırdığını öğrenmişti ama karşısında sakince duruyordu. Veyla anlayamıyordu. "Nasıl öğrendin?"

Kadın gülümsedi. Gülümsedi mi? Veyla kendisine uzatılan çiçeğe bile bu kadar dehşete uğramış gibi bakmamıştı. "Öğrenmedim. Zaten, böyle yapacağını biliyordum."

Veyla ancak birkaç saniyenin ardından konuşabilmeye başladı. Terralar, gerçekten Gölge'ye ihanet ediyor olabilir miydi? Belki de Gölge Krallığının düşmesini istiyorlardı. Veyla, başka bir açıklama bulamıyordu.

"Varlığımı biliyordun. Ne yapacağımı biliyordun. Neden engel olmadın? Neden bir şey yapmıyorsun?"

Kadın bir adımla geriledi. Ardına dönmeden önce memnun bir şekilde gülümsemeye devam ederek açıkladı.

"Çünkü her şey olması gerektiği gibi oluyor."

Veyla, kadının ardından gidecekmiş gibi olduğunda ileriden gelen Gölge'yi gördüğü için duraksadı ve ardına dönüp ellerini ensesine götürdü. Kendi kendisine 'Düşün, düşün, düşün' diye talimatlar verirken aklından bin bir türlü ihtimal ve plan geçti ama hiçbirinden emin olamadı. Terra, onu dumura uğratmıştı. Kendisi mi tehlikedeydi, Gölge mi, emin olamamıştı. Ve önceki dedikleri... O büyü duvarının ardında ne olacağını öğreneceğini, o gün başka bir şey daha öğreneceğini, hatta yeni bir soruyla karşılaşacağını söylemiş, elini kalbine yaslamıştı.

"Hadi. Gidelim."

Gölge, yanına vardığında derin bir nefes alıp ilerlemeye başlasa da omzunun üstünden ardına bakmadan edemedi. Baş Terra'yı ağaç evine girmeden, ona bakar halde buldu. Terra gülümseyerek başını salladığında Veyla hızla önüne döndü.

Tüm bunlar ne demek oluyordu? Cevabı, Veyla'nın zehir gibi olan aklı bile bulamıyordu.

**

"Niye yüzüme bakmıyorsun?"

Veyla, peşindeki Yıldat'ı duymazdan gelirken merdivenlerden iniyordu. "Sana diyorum..."

Kolunu tutacak gibi olduğunda Veyla hızla ona döndüğü için duraksadı ve az daha merdivenlerden düşecekti. Kola tutunurken "Senin için çabaladım!" diye sesini yükseltti. "Karşımda bir Kral vardı ve ben yine de senin için çabaladım!"

Veyla'nın umrunda değildi. Yıldat'ı normal şartlar altında bir gölden bile kurtarmaya tenezzül etmezdi, kaldı ki okyanusa hiç kendisini yormazdı. Onu sadece Amorsus'un planlarında var olduğu sürece hayatta tutmaya çalışırdı. Sadece, bir süre bu sebepten Yıldat'a uzak davranırsa, hem daha gerçekçi olacağını, hem de bir süre ona katlanmak zorunda kalmayacağını düşüyordu. Günün sonunda yine onu ve ilgisini etrafında tutması gerekiyordu ama en azından birkaç günlüğüne kafa dinleyebilirdi.

"Peşimi bırak."

"Mümkün değil aşkım." dedikten sonra gülümseyerek kadının güzel yüzünü inceledi. "Seni asla bırakmam."

Veyla alayla gülüp "Okyanusun dibini boylamadığım sürece mi?" diye sorduğunda Yıldat gözlerini devirdi. "Seni çıkaracağını biliyordum. Sadece bir gün boyunca sabretmen gerekiyordu."

Veyla 'sabretmen' diye küçümsediği olayı hatırlatmak için "Ölüp dirilmeye mi?" diye sorduğunda Yıldat birkaç saniyenin ardından nefesini üfledi. "Seni kurtarmaya çalışsaydım, Gölge senin yerine beni koyardı ve eminim ki sen beni kurtarmaya çalışmazdın." dedikten sonra eliyle Veyla'yı gösterdi. "Okyanus suyu yaramış. Güzelliğine güze..." dediği sırada yüzüne yediği yumruk yüzünden susmak zorunda kaldı. Acıyla inledikten sonra gülmeden edemedi ama kadın hemen ardından, onu arkasındaki korkulukların üstünden aşağıya, avluya attı.

Veyla, istifini bozmadan merdivenlerden indiği sırada Yıldat ayaklanmış, Azrit hızıyla Veyla'yı karşılamak üzere merdivenlerin bitimine gelmişti. Terasa kadar eşlik etmek üzere elini kaldırarak Veyla'ya uzattığında Veyla, ters ters bakıp eline de çarpmamak için sola kayarak geçmek dışında bir şey yapmadı.

Yıldat üfleyerek ardından yöneldiği gibi ona dönüp "Kaybol karşımdan yoksa seni bir gün boyunca okyanusun dibine yollarım." dediğinde Yıldat, Veyla'nın bunu yapabileceğine emindi ama yapıp yapmayı tercih etmeyeceğine emin olamadığı için duraksadı. Veyla "Dene istersen." dediğinde Yıldat sırıtıp "O zaman ben senin sinirinin yatışmasını bekleyeyim aşkım." dediğinde Veyla başını onaylar şekilde salladı.

"Arada zeki bir adam olabiliyorsun." dedikten sonra arka terasa dönüp yönelmeye başladı. Yıldat ardından "Daha ne hallerim var, tanıdıkça âşık olacaksın." dedi. Veyla alay etmek üzere bile cevap vermeye tenezzül etmeden arka bahçeye çıktı.

"Veyla!"

Veyla, hızla ona yönelen Erya'ya karşı ellerini kaldırıp geriledi. "Aklından bile geçirme."

Erya, Veyla'ya sarılmak istediği elleriyle ne yapacağını bilemeyip mutlulukla havada sallarken Veyla ile birlikte ilerlemeye başladı. "Aramıza dönmene çok sevindim!" dedi. Veyla sırıtırken bir ayağını diğerinin önünde çapraz bir şekilde yere yaslarken elini de vardıkları voltriderdan yanında olana götürdü. "Sürpriz! Özel istek üzerine geri geldim."

Thal, "Ash bu sürprize bayıldı." dediğinde Veyla alayla gülerek etrafına baktı. "O nerede? Okyanustan çıkarken tek istediğim onun yüz ifadesini görmekti."

"Ciğerindeki suları boşaltırken? Bir gün boyunca boğulup yeniden yaşama dönerken?"

Veyla başını onaylar şekilde salladığında Thal da gülüp "Bazen şaka mı yapıyorsun, ciddi misin, anlayamıyorum. Mantığımı konuşturayım diyorum..."  dedikten sonra Veyla ile aynı anda işaret parmaklarını kaldırıp dilini şaklattılar. Veyla "Mantığın yok." diye cümlesini bitirirken Thal, "Sen mantıklı davranmıyorsun." demişti.

İkisinin de aynı anda gözleri kısıldı ama Veyla, sonradan rahatsız olmamaya karar verdi ve sırıttı. "Bu da doğru cevap sayılabilir. Mantıklı davranmak çok sıkıcı."

Erya, "Dün gece duyup odana geldim ama... Sen uyumuştun sanırım." dediğinde Veyla hafifçe omuz silkti. "Uyumamıştım."

Erya sırıtmaya devam ederken "Ama kapıyı duymadın mı? O kadar çaldım..." dediğinde Veyla da sırıttı ve gözlerini kırpıştırdı. "Duydum."

Erya gözlerini devirse de güldü. "Tamam... Pijama partisi sevmediğini tahmin ediyordum zaten."

Sabah da gelmişti ama Veyla çoktan çıkmıştı. Veyla ile yeni karşılaşabildikleri için sevincini anca gösterebiliyordu. Veyla alayla yaklaşsa da bu sevinç gösterisine içi bayılmıştı. Üfleyip "Neden umurundaymış gibi davranıyorsun?" diye sorduğunda Erya ne diyeceğini bilemedi.  Birkaç kez dudakları aralanıp kapandıktan sonra omuz silkip güldü. "Umurumda çünkü."

Veyla'nın gözleri Thal'a döndü ve Erya'yı gösterdi. "Sence niye yalan söylüyor?"

Thal sırıtarak Erya'ya bakarken "Bence söylemiyor." dedi.

Veyla'nın kaşları kalktı. Erya'nın yüz ifadesini inceleyip duygularını anlamaya çalışırken şaşkın bir şekilde sordu. "Seni ya yanımdan kovuyorum, ya çiçeklerini öldürüyorum ya da sevgi dolu oluşuna kusar gibi yapıyorum ve yine de aranıza dönmeme sevindin mi gerçekten?"

Erya 'çiçekleri öldürme' kısmına kötü kötü baksa da sevecen şekilde konuşmaya devam etti. "Dürüstlüğün hoşuma gidiyor. Yanında olmak eğlenceli ve bence..." dedikten sonra işaret parmağıyla kadının kalbini gösterdi. "...elinden daha fazlası gelebilir. Doğaya yakın olanlar, doğanın sevdiklerini hisseder ve seni seviyorsa, bence bir bildiği vardır."

Veyla alayla gülüp kendisini gösterdi. Alayla gülse de Erya'nın da baş Terra gibi kalbine dair konuşması hoşuna gitmemişti. "Doğa beni mi seviyor? Aksine yüzlerce kanıt anı anlatabilirim..."

Erya, araya girip yüzyıllardır söylenen bir cümleyi tekrar dile getirdi. "Doğanın sevdiğini, Terra da sever."

Bitki bükücülerin de Terra olduğu zamanlardan beridir söylenen bir laftı. Erya da kendisini o zamanların Terraları'na dâhil ediyor olmalıydı. Veyla, o Terra çocuğun, baş Terra'nın ve Erya'nın kendisine iyimser yaklaşmasını düşünürken, geniş teras kapısından yanlarına doğru yaklaşan Gölge'yi gördü. Düşünürken gözleri Gölge'de takılı kalmıştı çünkü son baktığı oydu. Doğanın kendisini sevdiğini düşünmüyordu. Erya'ya da söylediği gibi, aksine yüzlerce kanıt bulabilirdi. Doğayla başının belaya girdiği çok an olmuştu ama doğanın sözcüsü baş Terra'nın neden doğanın Veyla'yı suçlamadığını söylemişti, anlayamıyordu.

Gölge de, bakışlarının üstünde olduğu Veyla'ya bakarak yaklaştı. Eryalar'la olan konuşmalarının bir kısmını duymuştu ama Erya'ya katılmıyordu. Veyla da Erya'ya katılmıyordu zaten.

"Yitan'a benden selam söyleyin."

Veyla düşüncelerinden kurtulurken sırıttı. "Eminim ki Yitan'ın da sana selamı vardır."

Gölge de başını onaylar şekilde salladı. "Eminim."

Thal, "Veyla da geliyorsa, bana gerek yok mu acaba, diye düşündüm ama..." derken Gölge'nin bakışları ona döndü. "... tabii sen daha bilirsin."

Gölge hafifçe sırıtırken "Sanırım bir kadın seni bekliyor." dediğinde Thal başını onaylar şekilde sallarken sırıttı. "Bir an önce yanına gitsem mi?"

Gölge 'evet' diyecekmiş gibi başını salladığında Thal neşelendi ama Gölge dilini şaklattıktan sonra voltriderı gösterdi. "Kral'ına hizmetin bitince gidersin."

Thal ısrarcı ama sınır da zorlamak istemeyen bir çekince ile "Ash yerimi alamaz mı?" diye sorduğunda Gölge "Ash'in önemli bir işi var." dedi.

Erya gülüp "Senin yatak odanda mı?" diye sorduğunda Gölge başını onaylar şekilde sallarken "O da Kral'a hizmet sayılır." dedi.

Veyla alayla Thal'a "Sen yine şanslı olanlardansın. Ya Ash gibi yatağına girmek zorunda olsaydın?" dediğinde Gölge bakışlarını yukarıya, üç katlı odasının ilk katının terasında onları izleyen Ash'e çevirdi. Ash gülümseyerek el salladığında Gölge sırıtarak bakışlarını Veyla'ya çevirdi. "Ben hiçbir kadını zorla yatağıma almam."

Erya da gülerek "Ash, şikâyetçi gibi görünmüyor." dediğinde Veyla başını onaylamaz bir şekilde salladı.

"Ash'in doğru değerlendirme yetenekleri olduğu söylenemez zaten."

Gölge, Veyla'ya bakarken Veyla gibi Terraların mıntıkasında konuştuklarını hatırlamışlardı. Gölge sırıtışında dudağını yaladığında Veyla gözlerini devirerek kaçırdı ve voltriderına yöneldi. Gölge, Veyla'nın ardından hafifçe güldükten sonra "Bir sorun çıkarsa,..." deyip saatini gösterdi.

Thal, "Tek sorun kadının beni bekleyecek olması." diye sızlanarak voltriderına yöneldi. Erya da "Ağlama artık. Valdris de beni bekliyor, Yıldat da Veyla'yı." derken kendi voltriderına bindi.

Veyla, Yıldat'ın kendisini beklemediğine emindi. Geleceğini bilse, beklerdi ama Yıldat'a gitmeyeceğine emin olduğu için muhtemelen bu gece yatağını ısıtacak bir kadın bulmaya gitmişti. Azritler sevişmeden duramıyor gibi, her an arzularına çare arıyorlardı. Veyla, Gölge'nin yatak odasına girip çıkanlara da şahit oluyordu. Hemen kapının ardındaki Gölge ile göz göze geldiklerinde kusar gibi yapıyordu ve Gölge ise sırıtarak kapıyı kapatıyordu. Sonrasında olanları göremese de duyamadığı için Azrit kulakları olmadığına minnettardı. Ash ise Azrit kulakların lanetler ediyor olmalıydı.

Veyla, yolda voltriderının arızalanmasını sağladığında, Yitan'ın da istediği gibi gecikmek zorunda kalmışlardı. Vardıklarında çatıdan asansörle zemine indiler. Asansör kapıları açılırken ve Yitan'ın mıntıkasının okyanusa açılan geniş iskelesine yönelirlerken alelade sohbetler ediyorlardı. Erya ve Thal gerçekten herhangi bir sorunla karşılaşmayacaklarına emin gibi rahatlardı ama gürültüler başladığında gerilen gözler, okyanusa doğru döndü.

Veyla ile birlikte okyanusun üstünde, teslimat için gelmiş voltriderların havada savrulduklarını gördüklerinde Thal "Ne oluyor..." diye sorgularken saatini kaldırdı ve Gölge'ye haber verdi. Erya o sıra, okyanusa doğru hareketlenmişti bile. Thal da ardından hızla ilerlerken Veyla da arkalarından takip ediyor, gökyüzünü izliyordu.

Havada savrulan voltriderların içi boştu. Oyalandıkları sıra, Yitan boşaltmış, kendi voltriderlarına yüklemişti. O voltriderlar ise, Gölge yanlarına varmadan önce okyanusun altında bir mağaraya saklanmak üzere dağın ardında kalan yamaçta, bekliyordu. Yitan ise oradaydı, voltriderların başında. Voltriderlardan kurtulduktan sonra buraya gelecek ve oluşan kaosu kontrol altına almış gibi gözükecekti. Veyla'nın ise yapması gereken geç kalmaktı ki yapmıştı, bir de Eryaların hava bükücüsünü tespit edememesi, olayları Yitan gelmeden kontrol altına alamamalarıydı.

Erya, ellerini kaldırdı ve bitkilerini çağırdı ve okyanusun üstünde ve havadaki voltriderlara kadar bitkilerini çağırması zaman alacaktı. Böyle bir saldırıya karşı etkin bir savaşçı değildi. Erya, kara üstünde başarılıydı. Thal ise, ellerini istediği şekle ve materyale çevirebiliyordu ama bir voltridera çevirmediği sürece havadaki voltriderlara varıp müdahale etmesi zordu. Yitan da bu sebeple, taş bükücü Valdris'in yanlarında gelmesini istememişti.

Yitan'ın emrindeki taş bükücü Xalialar, Yitan'ın da barda dediği gibi taşlar oluşturup voltriderlara ulaşmaya çalışıyordu fakat yüksek hava akımı sebebiyle taşları parçalanıyor gibi aslında kendi büyülerini dağıtıyorlardı. Havada, bir akım olduğu doğruydu ama tek bir hava bükücü Xalia'nın gücüne karşı, taş bükücüler durumu isteseler kontrol altına alabilirlerdi. Voltriderlar da normalde tek bir hava bükücünün gücüne karşı koyamayacak araçlar değillerdi. Voltrider sürücüleri, engel olmadıkları ve hatta savrulma yanılgısı oluşturmak üzere bilerek dengesiz sürdüklerinden, Thalların gözleri yanılıyordu.

Thal, "Voltriderlara dönelim!" deyip asansörlere doğru koşmaya başladığında Veyla, "Hava bükücüler seni de gökyüzünde dans ettirsin diye mi?" diye sordu. Thal duraksarken nefesini üfleyip ellerini ensesine götürdü.

Erya sıkkınlıkla "Buna hiç hazırlıklı değiliz. Keşke Valdris burada olsaydı." derken voltriderlar okyanusa doğru düşmeye başlıyordu. Thal Veyla'ya bakarken "Bir şey yapsana!" diye seslendi.

Veyla, içlerinin boş olduğunu biliyordu ama Gölge'nin teslimatının telef olacağını bilen Eryalar sıkkınlıkla etraflarına bakıyorlar, arada da neden bir şey yapmadığını anlayamayarak Veyla'ya bakıyorlardı. Hava bükücülerin nereden saldırabileceklerini düşünüyorlardı ama kendi mıntıkalarından saldırıyor bile olabilirlerdi. Her yerde hava vardı ve oradan buraya kadar kontrol edebilecekleri kadar büyü uzanabiliyordu.

Veyla, beklediği kişinin geldiğini fark ettiğinde okyanusa yaklaşmaya başladı. O sıra elini kaldırmış, mor büyüyle ışıldamaya başlamıştı. İleriye doğru hareket etse ve ilerlese de büyüsü ardında bir yere doğru uzanıyordu. Ardında kalan yüksek binalardan birinden bir hava bükücü, mor büyüyle sarılmış ve kelebekler ile taşınır halde havada süzülürken Thal ve Erya önce birbirlerine, sonra Veyla'ya baktılar.

Hava bükücü, ip gibi sarılmış mor büyünün arasında çırpınırken dudaklarını bile aralayamıyordu. Daha okyanusun üstüne bile varamadan, vücudu adeta patladı ama Veyla, estetik olarak etrafa saçılan vücut parçalarından hoşlanmadığından, vücudundan onlarca mor kelebek çıkarak etrafa uçuştu.

Thal, yutkundan sonra "Umarım bu numarasını bir gün üstümde denemez." dediğinde Erya ona cevap veremeden, olanları izliyordu. Bir şey yapmaya, yapacak bir şey kalmadığında başladığını düşünüyordu. Voltriderlar okyanus derinliklerine gömülüyordu. Besin teslimatları, telef olmuştu.

Veyla iskelenin ucuna vardığında eli, bir dağın ardına yöneldi. O sıra diğer savaşçı taş bükücüler, ellerini Veyla'ya yönelttiler ama hepsi aynı anda, mor ışıltılarla bir araya toplandılar ve ışıltılı büyüyle bağlandılar. Üstlerine onlarca kelebek konup onları taşırken bir paketmiş gibi okyanusun derinliklerine yöneldiklerinde, aralarından bazıları çığlık atmaya çalışıyorlardı ama dudakları dikilmiş gibi kapanmış, aralanmıyor, vücutlarında sadece gözlerini hareket ettirebiliyorlardı. Her birinin gözleri de vücutlarında dolaşan mor büyü yüzünden irice açılmış, korkuyorlardı.

Taş bükücüler, birbirlerine büyüyle bağlı halde okyanusa dalıp çıkmaya başladılar. Veyla henüz nefessizlikten ölecekleri kadar okyanusun altında tutmuyor ama bunun endişesini yaşatmadan da geri çıkartmıyordu. Aynı anda dağın ardından, voltriderlar yükselmeye başladı. Erya ve Thal gözlerini kısarak mor ışıltılarla yaklaşan voltriderları izlediler. Yaklaştıkça, voltriderları kelebeklerin sürdüğünü, voltrider içindeki Xaliaların ise, diğerleri gibi mor büyüyle sarılıp donar halde kaldıklarını görebiliyorlardı.

Bir tanesi haricinde diğer voltriderlar iskeleye inerken, Yitan'ın olduğu voltriderı iskelede tam önüne kadar gelmesini sağladı. Direksiyondaki kelebeklerinden birkaçı, Yitan'a yönelip onu kaldırarak Veyla'nın önüne getirirken Yitan gözleri irileşmiş bir şekilde onu izliyordu.

Veyla sırıtarak kelebeklerinin önünde diz çökmesini sağladıkları Yitan'a baktı.

"Sana 'siktir git' dediğimde, gitmeliydin."

Adam gözlerini kırpıştırarak bir şeyler anlatmaya çalıştığında Veyla, ne anlatacağını zaten biliyordu. Alayla gülerek adama yaklaştı. Yanında dizlerini kırarak oturduktan sonra elini, adamın her zaman cebinde bir tane taşıdığını söylediği kare kristal eşyaya götürdü ve düğmesine bastı. Böylelikle, kare alanın dışında kalan kimse, Azrit bile olsa onları duyamayacaktı.

Adama yönlendirdiği büyüsünü azalttığında adam boğulmak üzereymiş gibi nefesler almaya başladı. Yine de soluk soluğa "Ben... Gölge'ye ihanet etmiyorum... Ben... Gölge'nin planıydı..." diye çaresiz bir şekilde anlatmaya çalışırken Veyla "Endişe etme, biliyorum." diye fısıldadı. Güven vermek ister gibi gülümsediğinde adam da rahatlayarak sadece yeniden nefesini düzene sokma çabasına döndü.

Veyla sırıtarak "Ama ben ediyorum." dediğinde adamın irileşen gözleri Veyla'ya döndü. "Sana demiştim. Ben birileriyle ortak olmam, birilerini kullanırım."

Adam korkuyla gerilemeye çalıştı. Okyanusa düşmeden önce kelebekleri tuttu. "Sen... Sen gerçekten ona ihanet ediyorsun..."

Sırıtarak ayağa kalktı. "Ve sen de bu bilgiyle, doğaya geri dönüyorsun." dedikten sonra gözlerini kırpıştırdı. Büyüsü yeniden adamı ele geçirirken ardından Gölge "Veyla!" diye seslense de çok geçti. Adam, kadın hava bükücü Xalia gibi büyüyle patladığında içinden uçuşmaya başlayan kelebekelr eşliğinde Veyla ardına döndü. Şimdi Gölge'nin gözleri önünde, ardında yüzlerce kelebek uçuşarak ona bakıyordu.

Gölge, sıkkın bir şekilde nefesini üfleyerek ardına baktı. Planında adamın ya da hava bükücünün ölmesi yoktu ama en azından, diğer taş bükücüleri henüz öldürmeden yeniden iskeleye bıraktı. Gölge, Veyla'ya yaklaşırken hala duyulmadığını bilen Veyla omzunun üstünden adama baktı. "Sakın doğaya taş olarak dönüp de dile gelme. Seninle sırrımı paylaştım."

Gölge, ses geçirmeyen geçici büyü duvarını fark etmesin diye Veyla da ona yaklaşmaya başladı ve ortada, büyü duvarını geçtikten sonra karşı karşıya geldiler.

Gölge'nin Veyla'ya bakan gözleri keyifliydi. Veyla'dan yararlanmaya devam edebilecekti. Onu bir an önce öldürmek zorunda kalmayacaktı. Herhangi bir ateş bükücü saldırıyı itiraf etmemişti. Bu, Veyla'yı kandırabilmek için attığı ilk adımdı. Belki başka bir kadın olsa, kandırabilirdi ama Veyla, başına gelecekleri önceden, daha Gölge bile düşünmeden beridir öngörüyordu. Her şeyi göze alıp planlayarak gelmişti. Gölge gibi bir adamın, bu kaostan şüphelenmemesi mümkün değildi. Herkes gibi, o da Veyla'yı suçlayacaktı. Bu yüzden Veyla'nın, Gölge'yi en azından bindiği ağacı kesmeyeceğine ikna etmesi gerekiyordu. Kesecekti, Veyla'nın Gölge'nin şehrine ihtiyacı yoktu, onu zaten Amorsus halledecekti. Veyla'nın Amorsus'un halledebilmesi için Gölge'nin şehrini güçsüzleştirmeye ihtiyacı vardı. Haricen kendi planları için de Gölge'nin kendi gücünü kullanarak, babasına yardımcı olan şehirleri yok etmeye, babasına saldırmaya ihtiyacı vardı. Bunun için de Gölge'nin şehrinin gücüne ihtiyacı yoktu, Gölge'nin kendisine ihtiyacı vardı. Gölge, bunu bilmiyordu. Hem de, ihanet bahanesiyle, bir mıntıka yöneticisini öldürmüştü. Bu, geriye kalan halk tarafından Gölge öldürmüş gibi gözükürse iyi, Veyla öldürmüş gibi bilinirse daha da iyiydi. Her türlü Gölge Kral Karanir, kendi oyununda zarar görmüştü.

Veyla ardını gösterdi. Artık ardında adamın cesedi bile yoktu ama biraz önce orada bir yerlerdeydi işte. Thal da Erya'ya aynı şeyi söyleyerek dehşetle bakıyordu. Erya, Thal'ın Veyla'nın yapabildiklerine karşı endişe duymasına güldü. Keyfi yerindeydi çünkü anlamıştı ki Gölge, Veyla'yı denemişti ve Veyla testi başarıyla geçmişti. Erya'nın bilmediği küçük bir detay vardı. Veyla testten haberdardı.

"Demiştim. Halkın sana saldırıyor, Kral."

Gölge, rahatlıkla "Seni denedim." dediğinde Veyla bilerek kaşlarını kaldırdı. Birkaç saniyenin ardından alayla gülüp bakışlarını kaçırdı. "Beni..." dedikten sonra dudağını büzerek Gölge'ye baktı. "... denedin, öyle mi?"

Gölge ağır ağır başını onaylar şekilde salladığında Veyla bir elini kalbine götürdü. Bugün bunu çok kişinin yaptığını hatırladığında hızla elini çekse de alayını sürdürdü. "Kalbimi kırdın. Oysa ben..." dedikten sonra ardını gösterdi. "... seni koruyordum."

"Sadece bindiğin dalı kesmiyordun." dediğinde Veyla sırıttı. Veyla da öyle söylemişti. Bardaki konuşmalarını duyduğunu tahmin etmişti. Bir ara adam, sanki bir şey varmış gibi elini kulağına götürmüştü. Özellikle de en sevdiği baş savaşçısı, olduğunu iddia ettikten sonra. Hatta, Veyla'nın bazı cevaplarında Gölge sırıtır bir yüz ifadesine bürünmüştü. Adamın bazı cevaplarının da Gölge'nin cevapları olduğunu düşünmüştü.

"Sen söyledin değil mi? Benim nasıl biri olduğuma dair olan o kısım aslında senin düşüncelerindi, adam da bana iletti. Öyle değil mi?"

Gölge'nin sırıtışı genişledi. "Neden?" dedikten sonra alayla sırıtışında kötü bir şey olmuş gibi alt dudağını ısırdı. "Yoksa kırdım mı seni?"

Veyla, "Kalbimi çıplak elinle söküp çıkartabilecek güce sahipsin." dediğinde Gölge başını onaylar şekilde salladı. Veyla ise sırıtarak başını onaylamaz bir şekilde sallarken fısıldadı. "Ama onu kırmaya senin bile gücün yetmez."

"Senin de Yitan'a dediğin gibi... Bunu söyleyeceğimi şahsi algıla..." diye konuşmaya başladığında Veyla ardından ne çıkacağını bilerek güldü ve Gölge ile aynı anda "Siktir git." dedi. Yitan'a böyle söylediğinde, Gölge hafifçe gülmüştü, yine güldü.

"Peki, neden bu ana kadar bekledin? Neden oradan çıktığın gibi yanıma gelmedin?"

Birbirlerine sırıtarak bakarlarken Veyla hafifçe omuz silkti. "Bana inanmazsın diye gözünle görmeni istedim."

Gölge başını onaylar şekilde salladı. "Bazen ne yapacağını biliyorsun..." dedikten sonra o da, bir aralar Yitan'ın olduğu alanı gösterdi. "... bazen de hiç bilmiyorsun."

Veyla kaşlarını kaldırdı. "Nixsus kurallarını unuttun mu? Herkes kendi adaletini sağlayabilir ama suç Kral'a karşı işlendiyse, cezasını da Kral verir."

Veyla baygın bir şekilde bakarken üfleyerek sızlandığında Gölge sırıtarak ardında getirdiği savaşçılarına Veyla'yı gösterdi. "Veyla Aldar'ı kurallara uymamasının cezasını çekmek üzere hapse alalım."

Veyla ona yaklaşan elleri mor büyüsüyle geri iterken bakışlarını Gölge'ye çevirdi. "Kendim giderim."

Gölge düşünür gibi bakarken dilini çiğnediği, hareketlenen yanağından belli oluyordu. En sonunda bakışlarını savaşçılarına çevirip ağır bir şekilde başını onaylar şekilde salladı ve Veyla'nın kendi kendisine ilerlemesine müsaade ettiler. Omzunun üstünden ardına, Gölge'ye bakarken şirince sırıttı. "Hapis dediğin yer, yine okyanusun dibi değildir umarım. Sana ihanet ettiğimi düşündüğünde de,  sana ihanet etmediğimi düşündüğünde de aynı sonuçla karşılaşmamalıyım."

"İki ihtimalde de hala senden nefret ediyorum ve bir günü daha okyanusun dibinde geçirmen hoşuma gider."

Veyla duraksarken ciddi olup olmadığından emin olamayarak vücudunu tamamıyla Gölge'ye çevirdi. Keyfi silinmişti. "Yemin ediyorum geri çıktığımda o sinirle Ash'i, Thal'ı falan öldürürüm. Bir gün boyunca okyanusta can vermek, hiç de hoş değil!"

Thal, endişeyle "Ben ne alaka ya?" diye sızlanırken Erya neşeyle "Beni öldürmez misin?" diye sordu. Veyla sırıtıp "Sen öldürmek istemediklerim arasındasın, demiştim." dedi. Erya el çırpttı. "Resmen arkadaş olduk!"

Veyla'nın kaşları hafifçe çatıldı. Gerçekten buna inanıyordu. İtiraz edecek gibi olduğunda, Gölge konuşmaya başladığı için ona döndü.

Savaşçılarına "Okyanusa..." diye cümleye başladığında Veyla inleyerek sızlandı ama Gölge, Veyla'nın tepkisine bakıp sırıtarak "... götürmeyin." dediğinde Veyla kapattığı gözlerini araladı. Çöken omuzları da dikleşti ve hızla yüzü aydınlandı. Gölge, Veyla'nın keyiflenmesinden hoşnutsuz oldu.

"Yine de hoşuna gidecek bir yer değil."

Veyla omuz silkip önüne döndü ve kelebekleriyle ilerlemeye başladı. "Okyanustan iyidir."

Veyla, başından beri bir testin içerisinde olduğunu biliyordu ama yanılgı oluşturmak istemişti. Gölge'nin ondan iyi ve kötü anlamda da hiçbir zaman emin olamamasını istiyordu. Gölge'yi şaşırtmayı seviyordu. Direkt yanına gitse de ihanete uğramadığına şaşırırdı ama böylelikle, düşüncelerini değiştirip durmuştu. Gölge de bundan hoşnutsuzdu. Şu an bile, hala Veyla konusunda şüphede kalıyordu. Gölge Kral Karanir, her şeyi kontrol ederdi, Veyla'yı hiç kontrol edemiyormuş gibi hissediyordu. Veyla'nın boyun eğiyormuş gibi gözüktüğü anlarda bile 'kesin bir planı var' diye düşünüyordu. Veyla'dan hiçbir zaman emin olamıyordu ve emin olmamak, Gölge'nin alışkın olduğu bir şey değildi. Bu sebeple Veyla Aldar'ın varlığı onu rahatsız ediyor, ve yine aynı sebepten onu ilgi çekici kılıyordu.

Gölge'nin kelebekleriyle sallana sallana gidişini izlediği Veyla, planlarına bir adım daha yaklaşmıştı. Gölge'yi, en azından bindiği dalı kesmeyeceğine ikna ediyordu. Gölge, ihanetini başka konulardan bekleyecek, etrafında dönen kaoslarda hemen Veyla'yı suçlamayacaktı. Veyla da istediği gibi sinsi bir şekilde ilerlemeye devam edebilecek, planlarını teker teker uygulayacaktı.

43

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!