İlk
Gözlerimi barın kapısından ayırmazken içkiyi dudaklarıma götürdüm ve küçük bir yudum aldım. Boğazımdan yakarak geçen bu tadı seviyordum. Bazen içki kadar bile olamadığımı düşünüyordum. O yakıyordu. Ama yine de isteniliyordu. Beniyse neredeyse kendim bile istememiştim hayatımda.
Şimdi benim hayal kırıklığı dolu hayatımdan çok farklı bir hayatı canlandırıyordum. İnsanların gözü üzerimdeydi. Tanıdıkları bildikleri Kumsal'dan izler arıyorlardı. Muhtemelen Kumsal Karam şimdiye ortalığı karıştırmış olurdu ama ben burada masum masum içkimi yudumluyordum. Kimseye sataşmıyordum, yasa dışı işlerle meşgul değildim -sahte kimlik aldığımı saymazsak-. En önemlisiyse Savaş Atan'a oyun oynamıyordum. Bakışlarının bile beni korkuttuğu adamla savaşmıştı Kumsal Karam. Bense buna bir ay katlanıp katlamayacağımı sorguluyordum.
Şimdi her şeyi bırakma kararı versem Kocaeli'nden ayrılmak zorunda kalırdım çünkü Kocaeli, İstanbul kadar büyük değildi. Ve burada artık tanınıyordum. Ah. Kumsal olarak. Daha öncesinde ilgi çekmeyen ve Kumsal olarak tanınmayan biriydim. Şimdiyse oturduğum yere, konuştuğum kişilere ve gittiğim yerlere kadar bilinen ve izlenilen biri haline dönüşmüştüm.
Herkesin birbirine yapıştığı, elinde bıçakla bir uçtan diğer uca gitmek istesen yanlışlıkla yüz kişiyi falan öldüreceğin barda boş bir masa bulduğum için –ya da zorla insanları kaldırdığım için- mutluydum. Eh, Kumsal Karam olarak en azından masadan insanları kaldırabilmiştim. Bana bu kadarcık güç bile yeterdi aslında.
Kapıdan ayrılmayan gözlerim bara giren Cenk'i gördüğünde elimden neredeyse bardak düşecekti. Bardağı bacaklarımı kapatarak tuttuktan sonra bacaklarımın arasına sıkıştırdığım bardağı titrek elimle alıp masaya koydum ve ellerimle masada ritim tutarak sakinleşmeye çalıştım. Onu her tekrar görüşüm aynı etkiyi bırakıyor gibiydi.
"Cenk Bey?"
Cenk'in kolları hızla vücudumdan eksilirken ben de nefes nefese açılan kapıya baktım. Güvenlik görevlisi Ahmet abi gözleri irice açılmış, dudakları şaşkınlıktan aralanmış bir şekilde bizi izliyordu.
Biraz önce güvenlik görevlisi gelmeseydi yapmaya çalıştığı şeyi düşündüğümde hareketlendim ve hızla odadan çıkmaya çalıştım. Güvenlik görevlisine söyleyecek şey bulamadığı için duraksayan Cenk de benim odadan çıkmaya çalışmamla hareketlendi. Kapının önünde kolumdan tuttuğunda korkuyla ona döndüm. Bir el kolumu Cenk'ten kurtardığında Cenk'le beraber Ahmet abiye döndü bakışlarımız.
"Derin kızım polisi ara."
Cenk delirmiş gibi başını iki yana sallarken gülmeye başladı. "İkiniz de pişman olursunuz."
Korktuğunu hissediyordum. O başarısıyla bilindiği bütün davalarının arka planlarının olduğu dosyayı görmüştüm. Hepsini okuyamama rağmen okuduğum kadarı dehşete uğramama yetmişti. Sonrasında beni de yolundan atmakla tehdit etmişti. Sonrası ise...Benimle zorla bir şeyler yaşamaya kalkmıştı ki Ahmet abi çığlıklarımı duyup gelmeseydi belki de başarırdı.
Bu gece öğrendiklerim ve yaşadıklarım onun hayatını kaydırırdı. Gözlerinde bunun bilincinde olduğunu gösteren korku vardı. Elleri ensesine giderken düşünüyordu, zeki bir adamdı. Kendisini bu işten bir şekilde kurtarmak isteyecekti, diğer bütün işlerinde yaptığı gibi.
"Derin kızım hadi."
"Merhaba."
Ellerini masaya yaslayarak karşımdaki koltuğa oturdu ve ellerini masadan çekip gülümsedi. "Ah. Seni beklemiyordum," dedim dudağımı büzüp ona bakmadan hemen önce.
Yalana bak.
Yüzündeki gülümseme silinse de tekrar gülümsemeye çalıştı. "Sözleşmiştik hani. Size eksik dosyayı getirecektim."
Evet çok iyi hatırlıyorum.
Sahte bir gülümsemeyle "Unutmuşum," dedim. Dirseklerimle masadan destek aldıktan sonra ellerimi de çeneme yasladım. Gözlerindeki özgüven kırıklığı görülmeyecek derecede değildi. Tabii hiçbir zaman bunu yaşamamış olduğu için bu duyguları gizlemekte de gecikiyordu.
"Güzel görünüyorsunuz," dediğinde birkaç saniye üzerime baktıktan sonra yine ona baktım. Kendisinden güçlü olan insanları sevmezdi. Çevresinde böyle insanlarla karşılaştığında ya onu yanına çeker ve gücüne ortak olurdu ya da gücünü ondan almaya çalışırdı. Kumsal Karam'a olan planlarını da tahmin eder gibiydim. Yüzündeki gülümsemesi onun aslında ne olduğunu bilmeyen birçok kızı âşık edebilirdi ama bunu Kumsal'da denemesi ilginçti.
Petrol mavisi büstiyerin altına bol kısa bir etek giymiştim. Deri ceket ve siyah bağcıklı uzun botumla güzel görünüyordum. Siyah bir göz makyajı, maşalı kumral saçlar ve Kumsal Karam'ın imzası olan kırmızı rujla görünüşüm tamamlanmıştı.
Benimle ilgilenmesini göz ardı edip "Dosya?" dediğimde bozuldu. Başını kendi kendine onaylamazca sallarken evrak çantasından dosyayı çıkardı. Sanırım hayallerinde beni bin bir parçaya ayırıp her parçayı da yakıyordu. En azından benim ona karşı olan hayalim buydu.
Dosyayı aramızdaki masaya koyduğunda yapay bir şekilde gülümseyerek el salladım. "Şimdi gidebilirsin."
Bakışları bir süre bende kalırken dilini çiğnemeye başladı. Onu uykusundan uyandırıp gecenin bu saatinde dosyayı da alıp bara getirmesini istemiştim ve şimdi geldiğinin birinci dakikasında onu geri kovuyordum. Dilini çiğnemeyi kestikten sonra gergin bir şekilde gülüp başını onaylarcasına salladı ve ayaklandı. Olduğum masaya doğru gelen insanları gördüğümde hızla "Ya da otur," dedim. Bakışları bana döndüğünde koltuğu gösterdim. Onu kuklaymış gibi oynatmak hoşuma gidiyordu ama asıl amacım gelen kişilerdi. Bora'dan öğrendiğim ve birkaç gündür de tanık olduğum kadarıyla Kumsal kadar olmasa da eli güçlü kişilerdi ve Kumsal'la tanışıklardı. Kumsal'la beraber dışarıdan bir sohbetleri varmış gibi gözükse de herkesin asıl amacı kendi çıkarları için ortak iş yapmaktı. Kumsal yıllar sonra ortalığa çıktığı için bu insanlar yine Kumsal'la iş yapmak istediği için birkaç gündür barın locasında takılıyorlardı.
Kumsal'ı yakından tanıyan insanlarla fazla sohbete girişmek istemediğim için bu durumdan kaçınıyordum ama yanımda Cenk varken masaya oturmalarını istiyordum çünkü bu insanlar tam bir pislikti. Elindeki parayı ve gücü buna daha az sahip olanları ezerek eğlenmekle kullanıyorlardı.
Kırk yaş üstü resmen para ve güç fışkıran üç kişi selam vererek masaya oturduklarında Cenk huzursuzlansa da bir şey demeden yana kayıp onlara yer vermişti.
"Yakaladık sonunda seni," diyen adama bakarken elimi omzundan dökülen maşalı saçlarıma götürdüm. Saçlarımla oynarken adamın adını hatırlamaya çalışıyordum. Bora, Kumsal ve çevresi hakkında bulabildiği kadar bilgiyi benle paylaşmıştı ama ben sanırım o sıra yediğim hamburgerin tadının güzelliğiyle meşguldüm.
Sırıttıktan sonra "Kaçmıyordum sadece ulaşmasını istediklerim ulaşabiliyordu," deyip içkime yöneldim. Adam güldüğünde gömleğinin zar zor kapattığı göbeği de hareketlendi. Gücü kulağındaki inci küpelerde parlayan kıza dönüp "İyi ki sonunda istenmişiz desene," dediğinde kız adama yapmacık bir şekilde gülümsedikten sonra bana döndü.
"İşlere kaldığımız yerden devam ederiz diye umuyoruz."
Kalan işlerin ne olduğunu bile bilmediğim için kadehimle Cenk'i gösterip konuyu dağıttım. "Cenk'le tanışın. Kendisi avukatım olur. Dava kazanmak için yapamayacağı karaktersizlik yoktur."
Masadakilerin gözü Cenk'e dönerken Cenk onu tanıtma tarzımdan rahatsız olsa da gülümseye çalıştı ve başıyla selam verdi. Yeterince rahatsız edemediğimi hissedip devam ettim. "Size de öneririm. İş alırken ki tek kriteri ne kadar zengin olduğunuz. Kendisi üniversiteyi aç ve susuz bitirmesine rağmen bugün gelebildiği konumda parası olmayanın olduğu sokaktan bile geçmez."
Cenk gözlerini kırpıştırarak beni dinledikten sonra bunu nereden bildiğimi sorgulayan bakışlarla gözlerini kıstı. Ah onun her şeyini biliyordum ama kanıtlayamıyordum henüz.
Gülümseyerek konuşmaya devam ettim. "Ailesinden utandığı için medyaya bile yansıtmamış. Kendisi üç katlı evinin geniş yatak odasında uyanırken ailesi geçinebilmek için evindeki eşyaları satmaya başlamış."
Mavi gözleri koyulaştığında gülümsemem genişledi. Bu çalışanlarına boktan bir sebepten sonra 'Kovuldunuz' demeden önceki bakışlarıydı. Artık o kovabileceği çalışan değildim. Şu an karşısında ağzını bile açamadığı kişiydim.
Biten içkimi masaya koyduktan sonra arkama yaslanırken güldüm ve masadakilere baktım. "Anlayacağınız böyle de bir şerefsizdir yani avukatım."
Masanın üzerindeki dosyayı almaya yeltendiğinde koltukta öne doğru hareketlenip bileğini tuttum ve koltuktan kalkmak için hareketlenen bedeni duraksadı. Egosunun sarsılmasıyla yıkılan bakışları gözlerime döndüğünde keyfim arttı.
"Nereye gidiyorsun?"
Elini dosyadan çektiğinde bileğini bıraktım ve arkama yaslandım. Koltuğa geri oturmadan konuşmaya başladı. "Sanırım avukatınız olmamı istemiyorsunuz."
Tek kaşımı kaldırdım. "Sanırım sen benim avukatım olmayı istemiyorsun?"
Gözlerime bir süre bakarken yapacağı seçimlerin sonuçlarını tartıyor gibiydi. En makul cümleyi bulduğuna karar verdikten sonra gülümsemeye çalıştı. "Daha iyi anlaşabileceğiniz çok iyi avukat arkadaşlarım var."
Masadakilerin gözü beklentiyle bana döndüğünde gözlerimi kısarak düşünürken dilimi çiğnemeye başladım. Egosu sarsılmıştı ve o da bir bakıma Kumsal'ın otoritesini sarsacak hareketler yapıyordu.
Bakışlarım barın üst kat merdivenlerinin başında bekleyen korumalara döndüğünde olduğumuz yere doğru gelmeye başladılar. Cenk de bakışlarımı takip ederek ardına baktığında vücudunun kasıldığını hissedebiliyordum.
Korumalar Cenk'in kollarına girdiğinde Cenk hızla bana döndü. "Be-ben..." diye kekelemeye başladığında onu öldürteceğimi sandığı için gülmemeye çalıştım. Aslında karşısında sandığı kişi Kumsal Karam'dı ve evet Kumsal Karam mafya sayılırdı bu yüzden bu korkusu mantıksız değildi ama çok komik gözüküyordu.
"Bir daha ben istemedikçe fikir yürütme."
Başını hızla onaylarca salladığında gülmek için bir an önce onu buradan göndermek istedim. Şu an sadece canını kurtarmaya çalışıyordu ve evine döndüğünde hayatında şu an büyük bir sorun olan beni çözmek için planlar yapacaktı bir davasını çözümler gibi. Ya benimle arayı yakın tutup canımı bir daha sıkmamaya çalışacaktı ya da yine benimle arayı yakın tutup ayağımı kaydırmaya çalışacaktı ki iki ihtimal de benimle yakın durduğu sürece benim için sorun değildi.
"Mekânın arka kapısındaki çöplüğün oraya atın da karşımda ne olduğunu hatırlasın ve bana karşı olan hareketlerine dikkat etsin."
Yanımda oturan göbekli adam ezilen bir insan gördüğü için keyiflenerek masadaki çöpü uzattı. "Gitmişken bunu da atarsın aslanım."
Keyifli bakışlarım adamın eline döndüğünde önce bir içki bardağının masaya koyuluş sesini duydum ve sonra büyük bir el adamın elinden çöpü sertçe aldığında gözlerimi kırpıştırarak elin sahibine döndüm. Ah, Savaş Atan'a tekrar merhaba de.
O yeşil gözleri şimdi neredeyse siyah kadar koyuydu ve elindeki çöple göbekli adama bakıyordu. Ah şunların adını bir hatırlasam çok güzel olacaktı. "Çöpe mi at dedin?"
Bu yüksek sesli ortamda bile sesinin bu kadar etki bırakmış olması inanılmazdı. O korkutan gözleri bana bakmıyor olsa bile ürkmüştüm. Sesi zaten biraz sonra olacak faciaları anlatıyor gibiydi.
Adam 'Hadi şuna da yap şovunu kurtar beni' dermiş gibi bana baktığında artık olaya girmem gerektiğini anladım. Ayağa kalktığımda Savaş burada olduğumu yeni anlamış gibi gözlerini bana çevirdi. İşte şimdi biraz önceki soğuk bakışlarına bakıyor olmayı dilemiştim. Çünkü bu bakışlardaki tek duygu, saf nefretti. Kumsal'dan bu kadar nefret etme sebebini tahmin bile edemiyordum ama bu bakışların odağı olmak rahatsız ediciydi.
Cenk'in düşen omzu kalkmıştı. Hiç değilse Savaş'ın şu durumda onu koruduğunu biliyordu ki Savaş onu koruyorsa karşısındaki insanın pek şansı yoktu. Benim de yoktu. Ama Kumsal'ın vardı. Ve ben Kumsal'ı oynamak zorundaydım.
Dalga geçer gibi omzundaki tozu silkerken "Savaşcığım burası benim mekânım. Karışma. Biliyorsun her horoz kendi çöplüğünde öter," dedim.
Başını yana eğerken kahkaha attı. Sese dökülen bütün alay sözleriydi bu kahkaha. "Çöplüğün olduğunu kabul ediyorsan buradaki herkese çöpünden verme."
Gözlerim kısılırken sözünün nerelere çıktığını anlamaya çalışıyordum. Yüzündeki ifadeden anladığım kadarıyla belden alta vuruyordu. Biraz önce Cenk'e verilen çöpü anlatıyormuş gibi olsa da cümlede bir mecaz anlam yatıyordu. Kumsal Karam'ın geçmişinin çok da ahlaklı olmayan kısmını da öğrenmiştim evet ama Kumsal'ın karşısında Savaş da melek sayılmazdı bence bu konuda.
"Çöplüğümde herkese çöpümden verdiğimi düşünüyorsan burada işin ne? Çöpün mü derdindesin Savaş Atan?"
Kalın kaşları kalktıktan sonra "Suat köpeklerini de al git buradan," dediği gibi masada oturan, benim çağırdığım ve şu ana kadar adlarını bilmediğim insanlar kalkıp locanın çıkışına yöneldiler. Yine yapıyordu. Yine beni eziyordu. Benim mekânımda benim çağırdığım adamı kovuyordu.
"Suat durun," üzerine bastıra bastıra "Arkadaşlarını," dedikten sonra memnuniyetle devam ettim. "Durdur ve sen de dur. Hiçbir yere gitmiyorsunuz. Köpekler dedi." dedikten sonra sırıtarak Savaş'a döndüm. "Savaş şimdi çıkabilirsin barımdan."
Her sinirlendiğinde koyulaşan gözlerinin siyaha dönmesini beklerken parıldayan yeşillerini bana dikti ve başını yana eğdi. Nedense kendimi ceylan gibi hissediyordum. Oysa bu bakışlarıyla beni ürküten aslan. Biraz sonra beni yakalayacak ve yiyecek olan.
"Bana oyun oynaman için ayağına kadar geliyorum ve ben hâlâ karşımda çemkiren bir kızdan başka bir şey göremiyorum. Sıra artık sende. Sıkılmaya başlıyorum," dedikten sonra omzuma çarparak yanımdan geçti ve geride karşımdaki insanlara baksam bile onları görmeyeceğim bir sinirle bıraktı beni. Önemli olan Cenk'in de burada olmasıydı ve benim karşımda onu korumasıydı. Her saniye ezmek istediğim adamın karşısında beni düşük düşüremezdi.
Ardımdaki bedeni güçlü bir şekilde öksürmeye başladığında kaşlarımı çatarak arkama döndüm. Eli bir masaya yaslanırken bedenini eğerek öksürmeye devam etti. Hızla yanına doğru ilerlerken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir elim sırtına giderken diğer elim yüzüne gitti ve onu kendime döndürmeye çalıştım. Krize girmiş gibi gözüküyordu.
Yanağındaki elimi ittirdikten sonra doğruldu. Öksürmemeye çalışırken ve meraklı bakışlarım üzerindeyken vücudu kızarmaya başlamıştı. Garip bir teoriyle Savaş Atan gerçekten canavardı da dönüşüm mü yaşıyordu diye düşünmeye başlayacakken konuşmaya başladı. "Demek sen de başladın Kumsal Karam."
Gözlerim kısılırken masanın üzerine koyduğu kokteylini gösterdi. "İçine şeftali koydurmuşsun."
Dudaklarım aralanırken anlayarak ona döndüm. Şeftaliye alerjisi vardı ve kokteylinde şeftali vardı. Ben böyle bir şey yapmamıştım ya da yapmazdım çünkü bu adamdan deli gibi korkuyordum ve tek derdim ona oyun oynamadan buralardan çekip gitmekti. Ama benim mekânımda benim barmenim ona alerjisi olduğu bir kokteyl veriyordu ve ilk aklına gelenin ben olmam mantıklıydı.
Benim barmenim...Bora'ydı. İşinde asla hata yapmazdı ve Savaş'a istemediği bir kokteyli vermiş olamazdı.
"Ben..." diye cümleye başladığımda Cenk'in gözleri üzerimdeydi ve Savaş da alerjisi tutmuş olmasına rağmen oyunlara başladığım için keyifle bana bakıyordu.
"Ben yapmadım. Bu kadar basit bir oyun oynamam," dedikten sonra Savaş alayla güldü ve gülüşünün tekrar öksürüşlere dönmesini izledim. Şöyle bir kafasına vurup bayıltsam o da bütün mekân da rahatlayacak gibiydi. Ayrıca bu kadar basit dediğim şey de adamın alerjisini tetiklemekti. Basitim buysa diğer oyunlarda kol bacak kesecektim herhalde.
Zar zor öksürüğünü durdurup "Kaçıp gittiğin yetmezmiş gibi geri döndüğünde yaptığın oyunu bile üstlenmeye korkuyor musun Kumsal Karam?" dedikten sonra başını onaylamazca sallayıp tıh tıhladı.
"Ben Kumsal Karam deği..." derken Cenk'le göz göze geldiğimiz için cümlemi resmen yutup elimi saçlarıma götürdüm. Korkunç bir durumun ortasında kalmıştım. Amacım Savaş'ın oyununa karşılık vermeden tüymekken şimdi benim parmağım olmayan bir sebepten dolayı Savaş'ın oyunlarına dahil olmuştum ve bizzat beni izleyen itiraf almak istediğim Cenk yüzünden kendimi savunamıyordum.
"Eskisi kadar salak mısın diye kontrol ettim," dedikten sonra güldüm. "Sıra sende Savaş. Ben de başladım."
Korktuğumu gizlemeye çalışan bakışlarla Savaş'a bakarken ne halt yiyeceğimi düşünüyordum. Uyuyan yılanı uyandırmıştım ve şimdi paçamı kurtaramıyordum. Şimdi sıra ondaydı ve oynamaya kalkışacağı oyunu tahmin bile edemiyordum. İsteğim hemen yarın bir şekilde Cenk'in kasasına ulaşıp Savaş'ın oyununa maruz kalmadan defolup gitmekti. Zaten artık uygulayabileceğim tek plandı bu. Oyunlara bu kadar aç bir adamın bir günden fazla bekleyeceğini sanmıyordum.
Evet Derin Andaş, bakalım batan hayatını kurtarmaya çalışırken farkında olmadan daha da kaybedeceğin bir yola mı girdin?
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!