Son Kez
"Son zamanlarda ne çok ölme tehlikesi yaşadığının farkında mısın?"
Bakışlarım arka bahçeyi izlerken dudağımı büktüm. Annesi tarafından azarlanan bir çocuk gibi hissediyordum ve yerde halı olsa onlar gibi desenlerini izlerdim ama Bora bir keresinde takılıp düştüğü ve eski sevgilisine rezil olduğu için ömrü boyunca halı kullanmama kararı almıştı.
"Akşam pizza mı yesek?"
"Derin!"
Başımı geriye yaslarken bıkkınca tavana baktım ve nefesimi üfledim. Dediği ve demek üzere olduğu her şeyin farkındaydım ama kendimi içerisine soktuğum durumdan kurtaramıyordum.
"Benim de çok büyük suçum var senin bu yola girmende, benim de parmağım büyük ve sana bir şey olursa bunun sorumluluğuyla yaşayamam."
Bakışlarımı karşımdaki tekli koltukta oturan Bora'ya çevirdim. Çatık kaşlarının altındaki sıcak kahverengileri gözlerimin içine bakıyordu.
"Ben Cenk'ten intikamını al diye bu kimliği almanı önermiştim ama sen artık Savaş'tan da intikam almaya çalışıyorsun."
Parmaklarımla oynarken başımla onayladım. Oyunlar benim elimde olmadan başlamıştı. Benim değil bir başkasının oynadığı oyun üstüme kalmıştı ve aksine Savaş inanmamıştı. Ama daha sonrasında onun Kumsal olduğumu düşünerek verdiği zararlar canımı yaktığı için onun oyunlarına karşılık vermiştim. Bana annemin ölümünü hatırlatması ve Bora'yı az daha öldürecek olması beni sinirlendirmişti. Onu, onun karşısındakini üzdüğü kadar üzmek istemiştim. Ona, onun karşısındakine olduğu kadar acımasız olmak istemiştim ve asıl amacımdan uzaklaşıp Savaş'a odaklanmıştım. Elimden geldiğinde uzak durup bir an önce kurtulmam gereken adama.
"Üstelik ondan kurtulabileceğin zamanlarda kurtulmak yerine onu kurtarıyorsun."
Savaş benim günahım kadar sevmediğim, kimliğini aldığım kızın delirmesine sebep olan ve insanların hayatlarını gözünü kırpmadan ellerinden alabilecek olan ve aslında Cenk'ten de daha kötü biriydi ama ona merhamet ediyordum. Onun nasıl biri olduğunu, bana veya başkalarına neler yaptığını unutmamın suçlusu sadece ben değildim. Yeşilleri, aklımı karıştıran cümleleri, sebebi ne olursa olsun onun da beni kurtarışları onun suçuydu.
"Cenk'in kasasının boş çıkması bütün umutlarımı yıktı. Sanırım artık ne yapacağımı bilemediğim için Savaş'la oyalanırken Cenk'e olan sinirimi de çıkartmaya çalışıyorum."
"Ya artık gerçekten Cenk'e odaklan ya da hayatından vazgeç ve Savaş'ın boş anından yararlanıp buradan gidelim."
Cenk'ten intikam ve itiraf almaktan vazgeçersem buradan gitmem gerekirdi çünkü burada artık Kumsal Karam olarak tanınıyordum. Savaş Atan Kumsal'a ulaşabildiğini düşündüğü sürece beni rahat bırakmazdı. Burada kalıp Savaş'a gerçeği söyleyerek de kurtulamazdım çünkü Savaş Atan bu sefer onu kandırdığım için beni rahat bırakmazdı. Ve en azından Kumsal'ı öldürmüyordu çünkü onun ölmeyi hak etmediğini düşünüyordu ama beni öldürebilirdi.
Şu an tek yapabileceğim Savaş Atan'ı atabildiğim kadar arka plana atıp Cenk'e odaklanmaktı. Ve ben buna nereden başlamam gerektiğini bilmiyordum. Dosyaların olduğuna emin olduğum kasası boş çıkmıştı. Artık tehlikeli olmaya başladığı için kanıtlardan kurtulduğunu düşünüyordum. Geriye sadece onun ağzından itiraf alabilmek kalıyordu ki bunu da ölmek üzere olsa yine de yapmazdı. Nefes alması onun hayatı değildi. Kariyeri, ismi onun hayatıydı. Bunların karalanacağına emin olduğunda ölecek ve öldüğü için karalandığını göremeyecek olsa bile buna izin vermezdi.
Eski açıklarını kanıtlayamayacağım için bu dakikadan sonraki açıklarını yakalamam gerekiyordu ki bu da Savaş Atan'ın şehrinde daha fazla durmam gerektiği anlamına geliyordu. Ancak burada ne kadar durursam durayım istediğime ulaşamama ihtimalim de vardı.
Sessiz kaldığımda Bora ellerini yüzüne götürüp sıvazlarken ofladı ve ayaklarını aramızdaki sehpaya uzattı. Bakışlarım ayaklarına inerken gözlerimi kıstım. Cenk'in kimseyi yaklaştırmadığı masasına ayaklarımı uzattığım gün gelmişti aklıma. Odayı temizlemek için girenlerden bile temizlik bitene kadar gözünü ayırmazdı. O yokken odaya kimse giremezdi. Hatta o açmadan ofise de kimse giremezdi.
Sanki bir şeyi saklıyormuş gibi.
Yerimden hızla kalktığımda Bora da ellerini yüzünden çekti ve yüz ifademe kaşlarını kaldırdı. "Masasında!"
Elim ağzıma gittikten sonra sevinçle güldüm ve salonda dolanmaya başlarken düşünmeye devam ettim. Kasası her zaman boştu sadece bir şeyleri bildiğim için beni yanlış yönlendirmişti. Sadece beni değil, ondan bir şeyler almak isteyen herkes kasasına ulaşmak isterdi ve bu yüzden hep kasaya sahipti. Her ihtimale karşı karşısındakini yanıltmak için. Aslında herkesin gözünün önündeydi kanıtlar. Sadece kimse bakmak için çabalamamıştı. Ve bugüne kadar benim de aklıma gelmediğine inanamıyordum.
Masasından herkesi uzak tutması egodan ya da titizlikten falan değildi. O masa onun hayatındaki en önemli şeydi. Ve aynı masa şu an benim hayatımda da en önemli şeydi.
**
Adamların arasından ilerlerken gülümsüyordum. Üzerimde Kumsal Karam'dan iz yoktu. İlk akla gelen kırmızı rujunu sürmemiştim. Saçlarım doğal halinde ve düzdü. Ağır makyajındansa tenimi özgür bırakmıştım. Topuklu ayakkabılarındansa sevinçten zıplayabileceğim spor ayakkabıları giymiştim. Karanlık renklerdense Derin Andaş renklerindeydi kıyafetlerim. İddialı gözükmüyordum, Tehlikeli, asla değildim. Bu haliyle tanıyamadıkları Kumsal Karam'da gözleri geziyordu adamların ama umurumda değildi. Bugünden sonra Kumsal Karam falan değildim.
Bugün son kez Kumsal Karam olmuştum ve son kez bu ismin gücünü kullanmıştım. Boğaç'ın da beni güçlü görmesinden son kez yararlanmıştım ve ondan yardım almıştım. Ondan istediğim şey ucu Savaş'a dokunan bir şey sanıyordu ve bu sebeple yardım etmişti çünkü oyunlarda benim yanımdaydı. Alacağımı alıp buradan gittikten sonra Boğaç'ı da kandırmış olmamın bir önemi olmayacaktı.
Girmek üzere olduğum depodan çıkan Boğaç'la yan yana geçmeden önce gözümü yavaşça kapattım teşekkür edercesine. Başıyla onaylarken gözleri üzerimde geziniyordu. Kumsal Karam'ın yeni görünüşünü beğenip beğenmediğinden emin değildim. Onun kadar dikkat çekici görünmüyordum ama onun kadar sahte olmadığım da kesindi.
Depoya girdiğimde adamlar ardımda kaldı. Deponun ortasındaki kırılan masaya doğru ilerlerken gülümseyişim silinmeye başladı. Ortalıkta masa ve parçaları dışında bir şey göremiyordum. Deponun kapısı kapandığında hızla arkama döndüm. Kapıyı kapatan Savaş elini kapının kolundan çekmeden önce duraksayıp beni inceledi. Gözleri alışık olmadığı Kumsal'da gezerken dudağının kıvrıldığını gördüm. Şu an gördüğü şeyi beğeniyorsa şayet Kumsal'ı değil beni beğeniyordu.
Yüzündeki ifadeyi çözümlemem için yeterli süreyi vermeyip toparlandı ve elinde bir kutuyla bana doğru yaklaşmaya başladı.
Yanağımı ısırırken gergince bana yaklaşmasını bekledim ve tam karşımda durduğunda kaşlarımı kaldırdım. Elindeki kutuyu sallarken "Bunu mu arıyordun bebeğim?" diye sordu.
Elinde son zamanlarda olan hayattaki tek beklentimi tutuyordu. Elinde benden alınan hayatımı tutuyordu. Elinde Cenk Süren'i bitirebilecek tek şeyi tutuyordu.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!