2/37 · %3

Merhaba

12 dk okuma2.256 kelime24 Kasım 2025

"Emin miyiz?"

"Hayır," dedim dehşetle. Emin değildim. O da emin olamazdı.

Uzun zamandır bu anı beklemiştim ama şimdi gelince hiç de beklenilecek bir şey olmadığını anlıyordum. Bora'nın büronun önüne park ettiği arabasının yolcu koltuğunda nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum.

Cenk'i uzun süre sonra ilk defa görecektim. O yıllar önce hayatını mahvettiği kızı görmek yerine Kumsal Karam'ı görecekti ama benim gördüğüm tamamen uzun zaman boyunca sinir krizleri yaşamamı sağlayan, o kendinden emin yürüyen ve 'Ben her şeyi yapabilirim' tavrı olan Cenk Süren olacaktı. Üç yıl önce beni gördüğü zamanki gibi görünmüyordum. Kumsal Karam'ın ürkütücü görünüşü üzerimdeydi. Şayet öyle görünseydim bile görünüşümü hatırlamayacağı kadar umursamadığına emindim. "Sakın bana vazgeçtim deme Derin. İzlemeyi düşündüğün filmin sonunu söyleyerek öldürürüm seni."

İstemsiz bir şekilde güldüm ama ellerim titriyordu. Dudağımı yalayıp Bora'ya döndüm ve saçlarımı elimle düzelttikten sonra iki bacağımın arasına yerleştirip titremesini engellemeye çalıştım. Onu gördüğümde nasıl tepkisiz kalacağımı bilemiyordum. Üzerine atlayıp boğma isteğim vardı.

"Şu dövmenin sahteliği çok belli oluyor mu bir baksana?" deyip başımı neredeyse geriye çevirecek kadar döndürdüm. Kumsal denilen manyak kızın boynunda böyle bir dövme vardı ve ben kesinlikle vücuduma tek iğne değdiğinde bile çığlık atarken o iğnelerle derimi yüzmelerine izin veremezdim. O yüzden şimdilik sahte dövmeyle yetinecektik.

"İyi iyi. Hadi çıkalım şu arabadan."

Eli kapının kulpuna gittiğinde hemen koltukta doğruldum ve ona doğru uzanıp elini kapıdan çektikten sonra tekrar yerime oturdum. Gözlerini bana çevirdi ve sorarcasına baktı. Arabadan çıkmaya daha hazır değildim. Bıraksa yıllarca daha bekleyebilirdim ama bırakmayacağını bildiğimden sadece beş dakikaya daha ihtiyacım vardı.

"Cenk'i görebildin mi? Büroya gelmiş mi?"

"Gördüğüm anda yumruğu suratına çakıp 'Hayatının sonuna hoş geldin' diyeceğim. Merak etme."

Gülümsedim. Ama sonra gülümsemem silindi. "Öyle bir şey yapmayacaksın değil mi?"

Güldükten sonra arabadan indi ve soruma cevap vermemeyi tercih etti. Kaşlarım şüpheyle çatılırken ben de arabadan indim. Uyarırcasına işaret parmağıyla benim tarafımdaki kapıyı gösterdi.

Dudağımı büzerken kapıyı açıp tekrar daha sert bir şekilde kapattım. Ben her zaman unutuyordum, oysa her zaman hatırlıyordu. Yavaş kapattığımda kilitlenmiyormuş, öyle söylüyordu. Yanıma gelip kolunu omzuma attı ve beraber hukuk bürosuna doğru ilerlemeye başladık. İçeri girdiğimizde yüzüme takmam gereken bir maske olacaktı. Orada Derin değil, Kumsal olacaktım. Daha kızın ismi dışında hiçbir şeyini bilmezken...

Cenk Süren ünlü bir avukattı. Aldığı davaları kaybetmemesiyle tanınırdı. Çünkü şanına gölge düşmemesi için elinden gelen her şeyi yapardı. Benim hayatımı karartması da tam olarak bu sebeptendi. Ayağına taş olmak üzereydim ve beni yolundan kenara atmıştı.

"Kumsal'ın yeni zengin..." dedikten sonra yamuk bir şekilde sırıtarak saçlarını düzeltti. "... ve yakışıklı kurbanı ben olacağım." Egosuna güldükten sonra düzelttiği saçını bozdum. "Başka adaylar da mı baksaydım?" diye uğraştığımda ofladıktan sonra konuşmaya devam etti. "Yani benim hayatımı mahvetmeyi amaçlıyormuş gibi davranacaksın ki biraz önce mahvettin," dedikten sonra tekrar saçını düzeltti.

"Kısa yoldan gider barını yakarım. Ne gerek var uğraşmaya?"

İleriye bakan gözleri ona bakan gözlerimi buldu ve güldü. "O dosyadaki fanteziler var ya..." diye başladığında yüzümü buruşturdum. Bir sürü doğrama, bıçaklama, vurma vakası... Ah. Kusamazsın Derin. Özellikle Kumsal Karam'ın rengi olan kırmızı bir ruj sürmüşken.

Büronun kapısından girdiğimizde Bora kolunu omzumdan çekip güvenliğe yönelirken duraksamayıp devam ettim. Danışmadaki randevum olup olmadığını soran kızın yanından geçerken de aldırmadım. Zaten güvenlik Bora'nın ona söylediği şeyi ilettiğinde danışmadaki kız da bana seslenmeyi kesip büronun telefonunu eline almıştı. Cenk Süren'e Kumsal Karam'ın geldiğini söyleyecekti. Bora ve güvenlik de ardıma eklendiğinde merdivenlerden çıkmaya başladık. Elim merdivenin demirine giderken derin bir nefes aldım. Onu görmek yaşattıklarını tekrar yaşıyormuşum gibi hissettirecekti ama kendime söz vermiştim. Karşısında bir daha asla o kadar güçsüz olmayacaktım. Aksine ondan daha güçlü bir kimlikle karşısına çıkıyordum.

Üst kata çıktığımızda güvenliğin yönlendirmesiyle odasının kapısının önünde durdum. Kapının üzerinde yazan isme bakarken gülümsedim. Adını buradan bile silecektim.

Güvenlik benim için kapıyı açtığında zaman yavaşlamış gibiydi. Kapının açılmasıyla paralel bir şekilde koltuğundan kalkıp elini iliklemek için ceketinin düğmesine götüren Cenk'le göz göze geldiğimde zaman yavaşlamanın da ötesinde durmuştu. O acımasız mavi gözleri hatırladığım gibi bakıyordu. Kumral saçlarını üç numara kestirmişti ve kirli sakallarıyla yakışıklı görünüyordu. Otuzlarındaydı ama yaptığı sporlarıyla vücudu genç bir adama benziyordu.

Gözlerim dolarken kulağımı eski bir anının uğultuları doldurdu.

"Hepiniz gerçeği biliyorsunuz! Yalan söylemediğimi biliyorsunuz. Bir şey söyleyin!"

Çalışanlar işlerine kaldıkları yerden devam ederken yüzlerinde mimik bile oynamıyordu. Burada hapsolmuş bir hayalet gibiydim. Görmüyor, duymuyorlardı.

"Götür şu kadını buradan."

Cenk'in karısının emriyle güvenlikler koluma sarılıp çıkışa doğru sürüklemeye başladılar. Cenk karısına "Bir dakika hayatım," dedikten sonra güvenlikleri durdurdu. Dolu gözlerim ve titremeye dönen ağlayışımla ona döndüğümde kolumdan kavradığı gibi sert bir şekilde kendine çekip kulağıma eğildi. Bugüne kadar her zaman güzel sözler çıkan dudakları fısıldamaya başladı. "Bitti Derin Andaş. Hayatın, bitti."

"Kumsal Karam..."

Tanıdık sesi kulağıma ulaştığında zaman tekrar hızlanmış ve beni de aralarına almış gibiydi. O masasının ardından çıkıp da odanın ortasına geldiğinde artık hareket etmem gerektiğinin farkındaydım. Bora'nın destekleyen elini belimde hissettiğimde ilerlemeye başladım. Ona yaklaşmamla sıkışmak için uzattığı eli, gözlerinde kalan gözlerimin dikkatini dağıtmıştı.

Ben eline bile nefretle bakarken o konuşmaya devam etti. "Keşke geleceğinizi daha önceden bilseydim. Sizin için hazırlanırdım. Bu şekilde çok hazırlıksız..." derken sinirli bakışlarımı suratına çıkardığımda dudaklarını birbirine bastırdı. Gerginliğini saklamaya çalışırken gülümsedi. "Hoş geldiniz."

Sıkışmak için uzattığı eline çarparak geçtikten sonra masanın arkasına geçip koltuğuna oturdum. Şaşkınlıktan hareketsiz kaldığı vücudunun sırtına bakarken kendi hariç sadece temizlikçinin temizlerken dokunmasına izin verdiği masasına keyifle bacaklarımı uzattım. Cenk olduğum tarafa doğru döndükten sonra bakışları masasına uzattığım bacaklarıma kaydı. Dehşet yüz ifadesini birkaç saniye içerisinde saklamayı becerip tekrar gülümsedi. Bora da masanın karşısındaki koltuğa otururken sırıttı ve göz göze geldik. Sadece şu anı yaşamanın bile Cenk'in kibrine nasıl zarar verdiğini tahmin edebiliyordum. Daha ona nicelerini yaşatacaktım.

Eli masanın üzerindeki telefona giderken "Size ne ikram edeyim?" diye sorduğunda çay, kahve demek yerine "Bir itiraf," deyip her şeyi şimdiden bitirmek isteyen bir tarafım da vardı ama bir kitap karakteri olsaydım bu hikâyemin başlamadan bittiği nokta olurdu.

Düz bir ses tonuyla "Otur," dediğimde gözlerini kırpıştırdıktan sonra elindeki telefonu yavaşça yerine bıraktı. "Ben bir kahve alsaydım?" diye sızlanan Bora'ya ters bir şekilde baktığımda gözlerini devirip sustu. Şuradaki ortamın gerginliğinde canım arkadaşım Bora'nın derdi kahve olmuştu. Cenk masanın karşısındaki diğer koltuğa oturdu ve ellerini birbirine kavuşturdu. Sesini temizlemek için öksürdükten sonra tekrar gülümseyip bana baktı. "Size ne şekilde yardımcı olabilirim?"

"Ölerek." Cenk'in bakışları donarken Bora uyarırcasına öksürdüğünde sahte bir şekilde güldüm ve şakaya vurdum. Gülüşümle Cenk de gevşeyip nefesini üfledi ve diken üzerindeki oturuşu rahatladı. "Senden avukatım olmanı istiyorum."

Cenk'in kaşları kalktıktan sonra bir bana bir Bora'ya baktı. Muhtemelen hayatının işini aldığını düşünüyordu ama aksine bu iş hayatını karartacaktı. O bir şey söyleyemeden konuşmaya devam ettim. "İşlerinde yoluna çıkan her taşı titizlikle temizlediğini biliyorum. Benim yolumda da çok taş var."

Başını hızla onaylarcasına salladıktan sonra güldü. "Bana güvenebilirsiniz. Davalarımı kazanmak için yapamayacağım bir şey yok."

Gergin bir şekilde dudağımı ısırırken bu cümleyi söylerkenki soğukkanlılığını izledim. Dava kazanmak için yaptığı korkunç şeylerden bahsederken gülüyordu. O yaptığı şeylerden biri benden bir hayat almıştı. "Karaktersiz bir insan ama iyi bir avukat," diyen Bora'yla dikkatim dağıldı ve Cenk'e 'Seni öldüreceğim' bakışları atmayı bırakıp bacaklarımı masasından indirdim. Cenk de uğradığı hakareti şakaya alıp sırıtmaya çalışırken bakışlarını boşalan masasına çevirdi. Bacaklarımı kafasından çekmişim gibi rahatladığına emindim.

Bora da benimle hareketlenirken Cenk de koltuktan kalktı ve bana doğru döndü. Odadan çıkmadan önce yanında durup o nefret ettiğim gözlerine çevirdim bakışlarını. "İki kural var. İstediğim zaman istediğim yere geleceksin ve bana hep dürüst olacaksın."

Ellerini önünde kavuştururken gergin bir şekilde başını salladı. Tekrar el sıkışmaya çalışmayacağı kesindi. Sahte bir şekilde gülümserken ben de başımı salladım ve odanın çıkışına yöneldim. Ardımda bıraktığım pislik dolu bedeninin rahatlayarak nefesini üflediğine emindim. Ben binadan çıktıktan hemen sonra da karşımda ezilip büzülmesinin onda bıraktığı siniri çalışanlarından çıkaracaktı ve bacaklarımı uzattığım masasını muhtemelen atıp yenisini alacaktı.

Onu çok iyi tanıyordum. Ve tanıdığım her yönünden ayrı ayrı nefret ediyordum. Kumsal Karam'ın avukatı olduğunu düşünecekti. Her istediğimde yakınımda olacaktı ve hayatını karartacak kanıtları kendi elleriyle bana verecekti.

**

Güvenlik benim için barın kapılarını açtığında tedirginliğim yüzünden düşen omzumu kaldırıp çenemi dikleştirdim. Bara girmeden ve bir başkası olmadan saniyeler öncesinde derin bir nefes aldım ve içeriye doğru ilerlemeye başladım. Kumsal Karam'ın eski mekânı olan bu barı Bora satın almıştı ama şimdi Kumsal Karam geri döndüğüne göre bu bar yeniden onun mekânıydı insanların gözünde.

Etkileyici bir giriş yapmak gerekiyordu ama Bora'nın benden bu konuda tek istediği insanların arasında yürürken düşmememdi. Kumsal Karam'ın gerçekten dönüp dönmediğini merak eden müşterilerle dolmuştu bar. Bu hatırı sayılır büyüklükte olan Kocaeli'nin arka sokaklarında bu kızı tanımayan, duymayan yokmuş gibiydi. Kötü bir hayatı olabilirdi ama en azından bu hayatta sönüp gitmeyenlerdendi. Adını duyurmuştu, savaşını vermişti. Ben de kendi savaşımdayken onun kimliğindeydim. O bu kimlikle kaybetmişti savaşında ama ben kazanacaktım.

Önce kapının önündeki bir kız ayakkabısını bağlamak için eğildiği yerden doğrulurken gözlerini çevrede dolaştırıyordu. Göz göze geldiğimizde yüzündeki ifade ciddileşti ve hareketlerini hızlandırıp hemen doğruldu. Arkadaşlarını dürttüğünde onlar da benim olduğum tarafa döndü. Zaten onları izlemeyi kesip çevreye baktığımda herkesin olduğum yere baktığını fark ettim.

Hadi ama...

Yanıma gelen Bora'ya "Geri dönmek gibi bir şansım var mı?" dediğimde dudaklarını birbirine bastırıp gülüşünü gizlemeye çalıştı. "Güzelim ben de hep olduğum ortamdaki bütün bakışlara maruz kalıyorum, zamanla alışırsın."

Egosuna gözlerimi devirdikten sonra bakışlarımı insanlardan alıp ileri bakmaya başladım. Zaten geçmem için önümü açan insanlarla locaya çıkan merdiven görüş alanıma girmişti. Onları ardımda bıraktıkça sırtıma değen bakışlarını hissedebiliyordum. Düşme Derin. Dik yürü Derin. Arka kapıdan kaçsan mı acaba Derin?

Locaya çıktığımda bizi bekleyen Cenk Süren ayaklandı ve elini uzattı. Saniyeler içerisinde en son elini uzattığında ne olduğunu hatırlayıp elini geri indirdi ve gülümsemekle yetindi. Kendi kendine had bilmesi bile sinirimi bozduğunda bakışlarımı eline indirdim. "Benimle el sıkışmayacak mısın?"

Bakışlarımı tekrar o soğuk suratına çevirdiğimde gözlerini kırpıştırarak hemen hareketlendi ve tekrar sıkışmak için elini uzattı. "Kusura bakmayın sevmediğinizi düşünmüştüm."

Sıkışmak için uzattığı eline tekrar çarparak geçerken oturmak için locadaki koltuğa yöneldiğimde "Evet doğru düşünmüşsün, sevmem," dedim. Bora'nın gülüşünün sesi kulağıma gelirken bize sırtı dönük bir şekilde durakalmış Cenk'in arkasından sırıttım ve koltuğa oturdum. Bora da koltuğa oturduktan sonra Cenk de muhtemelen sinirli yüz ifadesini toparladıktan sonra bize döndü ve karşımdaki koltuğa oturdu.

Gerginliğini geçiştirmeye çalışırken kasıntı bir şekilde oturduğu koltukta gömleğinin yakasını düzeltip derin bir nefes aldı ve aramızdaki masanın üzerinde duran dosyayı bana doğru uzattı. "İstediğiniz dosya."

Dosyayı alırken arkama yaslandım. Bir bacağımı koltuğun üzerine çekip dizimi kırdım ve koltuğun koluna yasladım. Dosyayı da bacağıma yasladıktan sonra sayfaları çevirmeye başladım. Cenk Süren'den kazandığı davaların dosyasını istemiştim.

Başarı dolu dosyasındaki sayfaları hızlı hızlı çevirirken istediğim şeyi alamamıştım. Kaşlarım çatık bir şekilde Cenk'e baktım. "Bütün davalarının bu dosyada olduğuna emin misin?"

Başını onaylamazca salladı. "Hak verirsiniz ki birçok davaya baktım. Bu yüzden hepsi elinizdeki dosyada yok. Bana güvenmek için yaptığım iyi işleri görmek istediğinizi düşündüğüm için kazandığım en başarılı dava dosyalarını getirdim."

Geniş bir şekilde gülümsedim. "Senden bütün davalarını istemiştim."

Yanında çalıştığım süre zarfında yakından tanık olduğum sıkıntılı dava dosyalarından hiçbirini elimde duran dosyada görmemiştim, benimkisi de dâhil olmak üzere ki bu davalar da onun büyük sayılabilecek başarılarındandı. Saklamak istediği, üzerine düşülmesin istediği, ayrıntılarının fazla bilinmesini istemediği davaları vardı ve Kumsal Karam'ın bile önüne sunmuyordu.

Kriz yönetiminde iyiydi. Benim gibi gülümsedikten sonra "Bir dahaki görüşmemizde elinizde olur," dedi. Bir şekilde istemediği davaları görmeme izin vermeyeceğini biliyordum. Elimde duran dosyadaki davalar titizlikle kendi açığını bırakmadığı davalardı ama en iyisi bile hata yapardı. Bu onun lafıydı. Karşı tarafın güçlü olduğu davalarda böyle söylerdi. En iyisi bile hata yapar.

Onun bu lafından yola çıkarak elimdeki davalarda açığını bulacaktım ama asıl istediğim benim davamın dosyasıydı. En kaba, düz haliyle yansıttığı şeklini görmek istiyordum başta. Sonrasında ise o davaların arka planına ulaşacaktım. Cenk Süren'i çok iyi tanıyordum. Aldığı her davada çözüme ulaşana kadar kendini hapsederdi o davaya. Bir sürü kâğıtları olurdu çalışma odasında. Kimi nereden vurabileceğine, kimin hangi açığının olabileceğine, kime nasıl karşı tarafın kanıtlayamayacağı iftiralar atabileceğine dair olan notlarıyla dolu olan kâğıtlar. Davası çözümlendiğinde hepsini bir araya toplar ve kasasındaki özel dosyasına koyardı. Her dosyaya ait ayrı flaş belleği olurdu ve notlarında yazan bilgilerin kanıtları olurdu bu flaş belleklerde. Kasaya erişebilen tek kişi oydu. O kasa onun hayatını karartma yolumdu ama daha kasanın yerini bile bilmiyordum.

Aklımda dönen fikir, önüne bir dava atıp davayı çözümlemesini yakından gözlemlemekti. Bu beni o kasaya da götürürdü çünkü Kumsal Karam'ın habire etrafında dolanmasına karşı gelebileceğini sanmıyordum.

Barın locaya kadar ulaşan müziği kesildiğinde Bora'nın çalışanı da hızla locaya girmişti. Bora'ya "Abi polisler," dediğinde kaşlarım çatıldı. Elim Bora'nın eline giderken sorgularcasına baktım. Ne olduğunu bilmediğini gösteren bir şekilde başını iki yana salladı. Cenk keyifle "Sanırım sizinle ilk davamı alıyorum," dediğinde gözlerimi devirerek koltuktan kalktım ve locadan aşağıya, barın girişine bakan demirliklere yaslandım. Polisler içeriye girerken bardaki insanlar telaşlanmıştı.

Bora'nın çalışanı durumu özetledi. "Uyuşturucu satışı ihbarı almışlar. Mekânı aramaya gelmişler."

Bora "İmkânsız," diye mırıldandı. İtibarı olan bir bara sahipti ve bugüne kadar böyle bir sıkıntıyla karşılaşmamıştı. Etrafında onu ihbar edebilecek biri de yoktu. Barı onun çocuğu, karısı, annesi, babası ve ailesi gibi olduğu için morali bozulmuştu. Kendisi için kasten adam öldürme ihbarı gelseydi daha az üzülürdü muhtemelen. Çalışan "Abi aşağıya gelmen gerekiyor," dediğinde Bora başıyla onayladı ve bana baktı. Yanağını sıkıp "Asılsız ihbar olduğunu anlarlar birazdan dert etme," dedim.

Tabii maşallah dediğim iki gün yaşamadığı için mekânı arayan polisler ellerinde poşetlerle avluya çıktıklarında Bora'yla aynı anda bir küfür mırıldandık. Küfretmeyi ve küfredilmesini asla sevmezdim ama tam da şu an küfredilmesi gereken bir andı.

Polis bey elindeki uyuşturucu dolu poşetleri görmemiz için avludan bize doğru kaldırdığında 'Sıçtık' der gibi gülümseyerek başımızı salladık ve birbirimize baktık. Ne olduğunu bilmiyordum ama birinin bu bara oyun yaptığı kesindi.

Bora'nın bakışları barın girişine takıldığında ben de baktığı yere döndüm. Gördüğüm iki gözle gülümseyişim yavaşça silindi. Korkutucuydu. Soğuktu. İnsanın kendisinden nefret etmesini sağlayacak kadar soğuktu hem de bu bakışlar. Gözlerinin aksine sırıtıyordu suratı. Soğuk ama güzel suratına yakışmıştı bu sırıtış.

Bora'nın çalışanı olan çocuk elime bir not kâğıdı uzattığında korkutucu bakışların etkisindeyken gözlerimi kâğıda çevirdim. "Ben başladım," yazıyordu kâğıtta. Gözlerim tekrar kapıya döndüğünde biraz önce gördüğüm adam ortalıktan kaybolmuştu.

"Savaş Atan'a 'Merhaba' de," diye mırıldandı Bora alayla.

172

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!