1/37 · %0

Tanıtım

7 dk okuma1.322 kelime24 Kasım 2025

Merhabalar

Sahte Güz serisi EPSİLON YAYINEVİ aracılığıyla basılmıştır. Seri iki kitaptan oluşmaktadır ve tamamlanmıştır. Kitaplar satıştadır fakat ilk kitabını ücretsiz bir şekilde buradan okuyabilirsiniz. 

Buraya kitaba başladığınız tarihi bırakabilirsiniiiz ❤️

İyi okumalar, dilerim ^^

**

İçkimi yudumlarken gözüm binlerce hayatın geçtiği dosyada dönüyordu. İçkimi kenara bırakıp sayfayı çevirdim.

"Bunlar gerçek mi?"

"Tabii," dedi tepkime gülerek. Dudağımı büzüp okumaya devam ettim. Sırf buluşmaya geç kaldığı için sevgilisini doğrayan hastalıklı biri gerçekte olabilir miydi? Bu çok sağlıksız bir düşünceydi. Sadece düşünceyken bile yeterince ürkütücüyken bir de gerçek olduğunu bilmek küçüklüğümdeki gibi yorganımın altına saklanma isteği veriyordu.

"İşin ne zaman bitecek?"

Sabahtan beri burada onun içkileri yerlerine koymasını bekliyordum ve sıkılmıştım. Barmen olan biriyle iş başındayken konuşmak zor oluyordu ki işine bu kadar âşık bir adamsa kendisi...

"Şimdi..." dedikten sonra boşalan bira kasasını kenara atıp yorgun nefesini dışarı üfledi ve sırıtarak bana baktı. Dişleri her zamanki gibi parlıyordu ve o gözlerindeki neşe hiç gitmiyordu. "...bitti."

"Sonunda! Yılbaşını burada geçireceğimi sandım," diye sızlanıp dosyayı ona ittim. Sorun yılbaşına daha ayların olmasıydı. Bora'ya doğru ittiğim dosyaya yüzümü ekşiterek baktım. Yeterince psikolojim bozulmuştu ve biraz daha o dosyayı incelemek istemiyordum. Bora'nın ilgi alanı sadece barmenlikle bitmiyordu. Kocaeli'nin en çok tercih edilen barına sahipti ve her tipten müşterisi vardı. O da müşterilerine içki satmaktan daha fazlasını yapıyordu. El altından sahte kimlik satıyordu ve bu yasa dışı işinde kusursuz olmasıyla övünüyordu. Önümüzdeki dosyada ise ortalıktan kaybolmuş, karşımıza çıkmayacak gerçek ama sorunlu kişilerin bilgileri yazıyordu. Bora sıkıntı yaratmayacağı zamanlarda bu kişilerin de isimlerini kullanıyordu. Biraz... Manyaktı.

"Ne yapalım güzelim. Ekmek parası," dediğinde güldüm ve bırak ekmeği istese kaç tane ekmek fabrikası alabileceğini hesapladım. Burada sadece sevdiği için çalışıyordu. Sabah olduğu için boş olan bar geceleri kulağı dolduran müzik ve etrafa yayılan ter, sigara, alkol kokularıyla beraber berbat bir yer oluyordu. Ama Bora buna bayılıyordu. Çenesinin ucuyla dosyayı gösterdi. "Seçtin mi isim?"

Yüzümü buruşturdum. "Hayır," diye çıkıştım. Her sayfasında ayrı kan donduran hikâye vardı ve ben öyle bir hayatı simgeleyen isim istemiyordum. Tamam sahte kimlik kullanmak da çok normal değildi ama hiç değilse kullanacağım isim güzel olmalıydı.

Güldükten sonra dosyayı açıp kurcalamaya başladı. " Tanrım...Bunu kullanmak isteseydin bomba olurdu." Kabul edeceğimden değil de sırf merakım yüzümden oturduğum bar taburesinden kalkıp masada ona doğru eğildim ve dosyayı alıp tekrar oturdum. Kendime çevirdiğimde gördüğüm fotoğrafla dudağımı ısırdım.

"Şaka mı yapıyorsun?"

"Çok benziyorsunuz değil mi?"

"Şaka yapmıyor musun?" dedim şaşkınlıkla. Fotoğrafımı alıp üzerinde oynayıp buraya yapıştırdığını sanıyordum ama yüzünde hiç öyle hınzır bir ifade yoktu. Tekrar gözlerimi fotoğrafa çevirdim. Eğer boynundaki dövmeyi, makyaj ve tarzını saymazsak neredeyse bendim işte. Kırmızı ruju, ağır göz makyajı, ürkütücü bakışları, saçının dalgalı olması onu benden ayıran fiziksel özellikleriyse de on beş dakikalık bir hazırlıkla neredeyse onun gibi görünebilirdim.

"Kumsal Karam. Akıl hastanesinde tedavi görüyor. İki yıldır orada olmasına rağmen hiçbir ilerleme yok. Orada olma nedeniyse..."

"Sakın bana annesini doğramış deme," dedim endişeyle. Bu dosyanın içerisinde genel olarak sonuçlar doğramayla bitiyordu.

İnce kaşları kalktı ve sonra indi. Yüzündeki gülücük tatlıydı ama çekici değildi. Daha çok çocuksu hava vermişti. Giydiği Batman'li tişörtü, saçını yana doğru taraması da çocuk görüntüsünün farklı ayrıntılarıydı.

"Hayır ama kendisini doğrayacak noktaya gelmiş."

Kaşlarım kalktı. Kendini doğrayacak noktaya mı? Gözüm fotoğrafın altındaki bilgilerde gezindi. Benimle yaşıttı. İkimiz de yirmi yedi yaşındaydık. Kilomuz, boyumuz birbirine çok yakındı. Bilgilerinin altında birkaç fotoğraf daha vardı. Vücudundaki yaraları gösteriyordu. Tanrım... Bunları kendisi mi yapmıştı? Karnında geniş açıklığı görmemle elimi ağzıma götürdüm ve kusmamak için yutkundum. Sayfayı acelece değiştirdim. Burada da hastaneye yatış sebebi ve hastalıkları yatıyordu. Bora kâğıttan hiçbir şey anlamadığımı fark etmiş olacak ki bir tercüman edasıyla devam etti.

"Genç bir mafyaydı diyebiliriz kendisine. Yaptığı işleri hâlâ polis bile çözebilmiş değil. Şu an sahip olduğum barın da eski sahibi olmak üzere Kocaeli'ndeki hatırı sayılır birçok değerli yerin sahibiydi. Her şey, herkes, onun sandığı için her ay kendine piyasadaki zengin erkeklerden bir kurban seçer, sahip olduklarını alırken eğlenirdi. Sonra bir anda buna karşı koyan bir adam çıktı, Savaş Atan. Aslında karşı koymak değil de meydan okumak diyelim. Adamın nefreti görülmeyecek gibi değildi. Kıza zarar vermek istiyordu. Bunun için ulaştığı tek yol kendisiydi çünkü sahip olduklarına, çevresine hatta ailesine bile zarar verdiğinde kız umursamıyordu. Bencildi. Sadece kendini önemsiyordu ve adam bu yüzden ona zarar vermeye başladı. Kız da karşılık vermeye. Başta sadece piyasa içinde rezil etme gibi küçük olaylar gittikçe alerjileri kullanmaya, fobileri öne sürmeye, oyunlar oynamaya ve fiziksel olarak acı vermeye dönüştü. Tabii bunlar dışardan görülenler. Asıl hikâyelerini sadece onlar biliyor. Adam kızı zamanla delirtmeye başladı. Olmayan şeyleri oluyormuş gibi gösteriyordu ya da olan şeyleri hiç olmamış izlenimi veriyordu. Sonuç olarak kız yenik düştü ve ortalıktan kayboldu. Akıl hastanesinde olduğunu kimse bilmiyor. Ben de bu barı yasal temsilcisinden satın alırken akıl hastanesinde olduğunu öğrenmiştim. Dosyadaki diğer şeyler gibi ilgimi çektiği için araştırdım ve hikâyelerini öğrendim."

Şok olmuş bir şekilde bir elim içkimde diğer elim dosyada kalırken sessizce yutkundum. Bir kızın delirmesine sebep olacak kadar ne yapmış olabilirdi ki adam? Kızın da ona karşılık verdiğini, birbirlerine zarar verdiklerini söylemişti Bora ama sonuç olarak kazanan kişi adamdı. Kızı delirterek kazanmıştı.

"Neden?" diye mırıldandım fotoğrafa bakarken. Birbirlerine böylesine zarar verdikleri bir oyun oynadıklarına göre bu kız başından beri deliydi zaten, aynı adamın da olduğu gibi. Üstelik oyunu başlatan kişi Savaş Atan'dı ve böyle bir oyunu başlatmaya değer sebebi neydi?

"Bilmiyorum. Kimse bilmiyor." Gözlerimi tekrar Bora'ya çevirdim. Üzerimdeki bütün enerjiyi söküp almıştı. Bir daha onun yanına geldiğimde kesinlikle masanın üzerinde duran ve merak uyandırıcı olan dosyaları incelemeyecektim! Kesinlikle!

Tamam, fazla meraklı olduğum için büyük konuşmak istemiyordum.

Tek elimle önüme gelen saçlarımı geri attım ve içkimi bitirdim. Yüzündeki hınzır sırıtışı bir türlü anlayamamıştım. "Ne?" diye tersledim.

"Eğer bu kimliği alırsan var ya..." deyip uzattığında gözlerimi devirdim. "Sağ ol. Nedense manyak bir adamı üzerime salacak günümde değilim."

Alayımı umursamadan devam etti. "Bu anlattıklarım iki yıl önceydi ve iki yıldır işletmeleri devam ediyor olsa da Savaş Atan da ortalıklarda görünmüyor. Derin düşünsene. Hayatını karartan o Cenk Süren'den intikam ve itiraf almak için sahte bir kimlik seçiyorsun. Ve aldığın kimlik Kumsal Karam'a ait olursa bu kimlik bu adamdan bunları almak için ihtiyacın olan bütün güce, bağlantılara sahip. Evet bu kızı seven birini bile bulamazsın ama ondan korktuğu için sana yardımcı olacak birçok güçlü kişi var Kocaeli'nde. Geri döndüğünün sadece dedikodusu bile kanları dondurur. Hem Cenk'ten intikam alır, hem de ihtiyacın olan o itirafı kaparsın. Ve bu kimlikle bunlar en fazla bir ayını alır. Ondan sonra bu korkunç kimliği sonsuza kadar bırakır, hayatına geri dönersin. Kimliğin sahibi iki yıldır akıl hastanesinde olduğu için haberi bile olamaz. Hayatına devam etmek için yeterince oyalanmadın mı zaten? Şimdi bir an önce hayatını geri almanın zamanı."

Bora'ydı işte. Eğlence ve aksiyon arayan Bora. Bu tarz şeylere bayılırdı. Ayrıca dediği şeylerde haklı da olabilirdi. Cenk Süren denilen o adam hayatımı karartmıştı. Düzelmesi ve kararan hayatın onunki olması için bir itirafa ihtiyacım vardı. Çünkü böyle zengin güçlü adamların karşısında sadece onların sözü değerliydi. Cenk Süren'in başıma açtığı sıkıntıları düşünmemek için başımı iki yana salladıktan sonra tekrar Bora'ya odaklandım. İçimdeki her şeyi rahatlıkla anlattığım tek kişiydi. Onun sayesinde İstanbul'daki vasat hayatımı bırakıp Kocaeli'ne geri gelmeye cesaret edebilmiştim. Onun konuşmalarıyla hayatımı geri almam gerektiğine ikna olmuştum. Şimdi yine onun sayesinde sonucunun ne olacağını bilmediğim bir yola girmek üzereydim.

"Peki o adam bir şekilde geri dönerse?"

Omuz silkti. "Sen Kumsal değilsin. O Kumsal'ı tanıyor. Alerjilerini, korkularını, ona zarar verebilecek şeyleri...O Kumsal'ı yenmeyi biliyor. Sen Derin'sin. Ayrıca Savaş Atan da eğer Kumsal Karam'ın geri döndüğünü duyduğu için ortaya çıkıp oyunlara başlamaya kalkışırsa kimliği bırakırsın olur biter."

Oflayarak dosyayı ona ittim. "Kimliği çıkardığında haber verirsin," deyip tabureden kalktım ve geceden kalma çöplerin zemini örttüğü barda kapıya doğru ilerledim. Burayı beş temizlikçi anca beş aya temizlerdi ama Bora ben çıkınca o çözemediğim tarafını kullanacak ve akşama burayı yere baktığında kendini görebileceğin kadar temiz bir yere çevirecekti. Bence bu büyüydü ama o yetenek diyordu. Bu işi fazla seviyordu. Bu işle evlenebilirdi.

"Yaşa be!" dedi arkamdan. "Kumsal Karam'ın geri döndüğü dedikodularını ortaya atıyorum."

Güldüm ve bardan çıktım. Dışarı çıktığımda suratıma çarpan rüzgârla biraz önce küçümsediğim barın değerini anlayıp yine girmek istedim ama yapacağım çok şey vardı.

Cenk Süren'den bir hayat alıp hayatımı kazanmam lazımdı.

369

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!