16/37 · %41

Kim?

4 dk okuma721 kelime24 Kasım 2025

"Al kahven. Bu da suyun. Bu da krakerlerin. Bu yastığın burada ne işi var?" Yastık yüzümden çekildiği gibi burnum barın masasına çarptı. İnleyerek doğruldum ve elimi burnumda tuttum.

Bora elinde tuttuğu yastığı sallarken kaşlarını kaldırıp indirdi. "Sen bununla arabaya bindin ve ben fark etmedim mi?"

"Aynı zamanda elimde yorgan da vardı ve fark etmedin Bora."

İç çektim. O yorganın şimdi yanımda olmasını çok isterdim. Ama arabadan inerken yollarımız ayrılmıştı. Bara yastıkla girmekten daha kötü bir şey varsa o da yastık ve yorganla girmekti.

Uzun parmaklarıyla kavradığı yastığı göğsüne yasladı ve bir elini yastıktan çekip yüzüme getirdi. Önüme gelen saçlarımı geriye atarken ben de burnumdaki acıdığı için ovuşturduğum elimi indirip kucağıma yasladım. Eteğimin metal kemerine değen elim tok bir ses çıkartmıştı. Bu bile başımı zonklatırken başımda dikilen Bora'yı hiç çekemeyecektim.

Tekrar masaya yaslanmayı düşünüyordum ki Bora omzumdan ittirip koltuğa yaslanmamı sağladı.

"İşim var. Burada oturuyorsun ve içebildiğin kadar bol kahve içip kendine geliyorsun. Geri döndüğümde de karımı kaybetmişim de üç yaşındaki veleti işlerime de götürüyormuşum gibi hissettirmeyecek kadar kendinde ol."

"Git," diye homurdandım. Üç yaşındaki veletmişmiş. Kendimde olacakmışmışım. Elinde yastığım olmasa ona yapacaklarımı biliyordum. Ya da elimi kaldıramayacak kadar yorgun olmasam.

Sırıttı. Elini yanağıma yaslarken eğildi ve dudaklarını alnıma bastırdı. Bunu yapmasını seviyordum. Geri çekilirken yanağımda olan elinin yanağımdan sıyrılmasını bekledim. O elinin sıcaklığı yanağımdan gittikten sonra ona sinirli sözler söyleyecektim.

Umduğum gibi olmadı ve elini çektikten sonra gülümsedi. Tekrar sinirli sözlerim boğazımda düğümlendi. Dün geceyi pek hatırladığım söylenemezdi. Hiç değilse dans edenlerin arasına karışıp, kendimi dağıttığım zamandan sonrasını. Gözlerimi açtığımda Bora mekânın arka odasında yanımda uzanmış telefonuyla oynuyordu. Her zamanki gibi beni yine onun topladığını anında anlamıştım. Şimdi öğle vakitleriydi ve dün yüzünden çatlayan başımı yerine getirmeye çalışıyorduk ki bugün Cenk'le işimiz vardı.

Gülümseyişini izlerken ben de gülümsemeye başladım.

"Ah. Tanrım çok zekiyim."

Savaş'ın sesini duyduğumda ona yanıldığını söyleyecek zaman değildi. Çünkü onun zeki olmadığını söylemekten önce onun burada ne aradığını sormam gerekiyordu. Koltuktan kalkarken bakışlarımı Savaş'a çevirdim. Yanında en başta olmak üzere Dolun ve arkasında da bir düzine adam varken Savaş Atan, her zamanki gibi tehlikeliydi. Yüzündeki keyifli ifade, onu sakin göstermek yerine yaydığı tehlike hissini arttırıyordu.

"Oyunda Buğra'yı kullanmalıyım demiştim."

Dolun'un dudakları kıvrıldı ve "Bora," diye düzeltti. Savaş geniş omuzlarının hakkını vererek, omzunu bir sanat sergiliyormuş gibi silkti. "Ben o lavuğa Buğra demek istiyorum."

Bora vücudunu Savaş'ın olduğu tarafa döndürdüğünde elimi tutmak istedi ama Savaşların bakışları kaymadan elimi çektim. Dün bu mekâna gelmesindeki tek sebebi Bora'yla beni incelemekti sanırım. Barın girişinde bizi izlerken görmüştük zaten. Sonrasında benim sarhoş oluşumu ve Bora'nın toparlamasını, her şeyi izlemiş olmalıydı. Bora'yı Kumsal'ın kurbanı olarak biliyordu ama Bora'ya değer verdiğimi görmüştü. Bu fikrini güçlendirmek istemiyordum. Hatta aksini düşünmesini istiyordum. Bora'yla sadece eğlendiğimi düşünmeliydi. Yoksa sadece bana değil Bora'ya da zarar verirdi oyunlarda ya da benim Kumsal olmadığımı öğrenirse.

Oyunu Bora üzerinden oynayacaktı ve tam şu an 'Ben Kumsal değilim' diye bağırasım vardı ama bu da aynı sonuca ulaştıracaktı her şeyi. Belki daha kötüsüne. Kalbim ağzımda atıyordu. Söz konusu kendim olduğunda daha umarsız olabiliyordum ama konu Bora'ydı.

"Sen nasıl istersen öyle söyle canım," dedi Dolun sağ ayağına yaslanarak. Beline dayadığı elindeki parmaklarına sürdüğü ojenin rengine bayılmam ya da giydiği çizmelerin benim olmasını istememden çok daha başka sebepler de vardı ona kötü kötü bakmam için.

Savaş ellerini iki yana açtı ve sırıttı. "E o zaman sizi hatırı sayılır limuzinimize alalım."

Adamları bize yöneldiğinde bize dokunmalarını istemediğim için ilerlemeye başladım ve Bora da beni takip etti. Savaş ve Dolun önden ilerlerken ve sırtlarına bakarken yüz beş bıçağı onlara attığımı hayal ediyordum ama sakinleşemiyordum. Barın arka kapısından çıktığımızda gözlerimi hemen siyah arabaya çevirdim. Limuzin dediği Mercedes'e bakarken hangi durumda olduğumu umursamadan gözlerimi devirdim.

"Kumsal Karam'ı kaçırıyorsun ve bu hurdayla mı geliyorsun?" dediğimde başını yana eğdi ve dilini şaklattı.

"Çalarken fazla zamanım olmadığı için rasgele seçtim. Söz bir dahaki sefere senin için Ferrari çalacağım bebeğim."

"İstersen at arabası çal ama bana bir daha bebeğim deme," diye tısladığımda neredeyse güleceğini sanmıştım. Bir umutla kasılan bedenim, hayal kırıklığına uğradı. Ellerini ceplerine yerleştirip başıyla işaret verdi ve arkasında olan Hulk'a benzeyen ızbandutlardan dördü bize yöneldi.

"Bana değil de kurbanıma oyunlar oynamaya başladın demek. Sonunda seviyeni buldun Savaş Atan."

Savaş geniş bir şekilde sırıttıktan sonra "Kime oyun oynadığımı günün sonunda konuşuruz..." dedikten sonra bastıra bastıra ekledi. "... bebeğim." Küçük bir çocukmuşum gibi gözükmeyecek olsam ayağımı yere çarpar surat asardım. Aslında biraz sonra yapacağım şey tam da buydu. "Ve şimdi sorun çıkarmadan arabaya biniyorsunuz."

74

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!