Kumsal gibi olmak
"Emin misin Derin? Biraz daha evde dinlenseydin. İyi gözükmü..."
"Aynı soruyu sorduğun yüz defaki gibi yine aynı cevabı veriyorum: hayır. Kapa çeneni artık Bora."
Koyu renk gözlerini üzerimden çekip ellerini cebine yerleştirdi ve omuz silkti. "İyi be. Düşünmek de hata oldu."
Her hasta olduğumda, her korktuğumda, her canım acıdığında benim hislerimi paylaşan Bora'ya gülümsedim. Onun için yaptığım en büyük şey mutfaktan su getirmek olmasına rağmen o hayatını bana adamış gibiydi. Ben iyiysem, o da kendine zaman ayırıyordu. Eğer kötüysem, bütün planlarını bana göre değiştiriyordu. Onu kazanmak için Tanrıya nasıl bir iyilik yapmıştım gerçekten bilmiyordum. O benim hayatımda aldığım en güzel hediyeydi.
Yürümeyi kesip, parmak aralarına kadar uzanan siyah eldivenimin açıkta bıraktığı parmaklarımla bileğini kavradım ve onu da durdurdum. O açık renk kaşlarını kaldırıp bana döndüğü sırada, boyuna yetişebilmek için parmak uçlarımda kalktım ve yanağını öptüm. Geri çekildiğimde gülümsedi ve bütün vücudunu bana döndürdü. Elimi bileğinden çekip cebime koydum.
"Bu ne içindi?"
"Eğer iyi bir çocuk olursan, bir gün Derin Andaş tarafından öpülebilirsin."
Kahkaha attı. Sırıtışım bütün yüzümü kapladı. Soğuktan yanaklarımın al al olduğundan emindim ama sıcacık evde olsam bile onun gülüşünden sonra yanaklarım kızarırdı. İnci gibi dişlerini yavaşça kapatan dudakları kıvrıldı ve gülümsedi.
"Ya şirinleri görmek istiyorsam?"
Gözlerimi kıstım ve sahte bir sinirle astım suratımı. İşaret parmağımı kahverengi kabanının göğüs kısmına yasladım ve ona doğru yaklaşıp "O Avatar çakması veletleri bana tercih ediyorsan, senin aptallığın," dedikten sonra önüme dönüp salına salına ilerlemeye başladım. Köşeyi dönerken parmaklarımı elektrik direğinde gezdirdim ve yükseklikten atlayıp arkamı döndüm. Bora da atladıktan sonra yanıma geldi ve kolunu omzuma attı. Girdiğimiz barın sokağında yan yana ilerlemeye başladık.
"Avatar şirinlerden sonra çekildi biliyorsun değil mi?"
Başını bana çevirip kaşlarını kaldırdığında kıkırdadım. "Konuyu değiştirebilir miyiz?"
"Utandın mı cahilliğinden?" dedi başımı kol altına yaslayıp saçımı karıştırırken. Saçlarımı bozduğu gerçeğini unutup ellerimi beline götürdüm ve destek alarak bir anda sırtına çıktım. Elleri direkt bacaklarımı buldu ve düşmemi engelledi. Saçlarını çekiştirmeye başladım. İkimizde gülüyorduk şimdi.
"Bir daha saçımı bozacak mısın? Ha pislik?"
"Önümüzdeki iki dakika bozmayacağım söz. İn sırtımdan," dediğinde kafasına bir tane geçirdim. Gülerken "Cahil olabilirim ama salak değilim," dedim. Başını geriye çevirince kulağına eğilmiş olduğum için burunlarımız çarpıştı. Gülerken burunlarımızı ovuşturduk.
"Saçın bozulmadı."
"Şaka mı yapıyorsun? Samara gibi gözüktüğümden eminim." Çünkü zaten hafif çiseleyen yağmurun kabarttığı saçıma cani işkenceler uygulamıştı o eliyle. Saçımın kabarmakla kalmadığına, birbirine girdiğine emindim. Ben de onun saçını karıştırmıştım ama onunkisi hep karışıktı zaten. İntikam alamadığım için somurttum.
"Güzel," dedi gözleri saçlarımda gezinirken. Sonra gözlerimi buldu sıcak bakışları. Rengine göre sıcak o bakışları...
"Sen saçlarımı kazıtsam bile güzel dersin." Beni kırmamak için değildi bu davranışları. Körün konuşmasını beğenirdi, konuşamayanın bakışlarını. Kelin sakalını beğenirdi, kösenin saçlarını. Hep pozitif yaklaşırdı her şeye. Çirkinde güzel bulurdu ama güzelde çirkinlik bulmazdı. Bu yüzden daha tanıştığımız ilk günden hayran bırakmıştı karakteri kendine.
"Çünkü güzelsin," dedikten sonra sırtından inmeme yardım etti. Bara yöneldiğimizde girişinde bize doğru bakan Savaş'la göz göze geldim. Yeşillerinin bakışlarına anlam yükleyememiştim ama nefret dolu değildi bu sefer. Daha çok sorgular gibiydi ve ne zamandır bize baktığını düşündüm. Göz kırparak selam verdikten sonra bara girdiğinde tuttuğumu yeni fark ettiğim nefesimi üfledim. Bu adam beni geriyordu.
Savaş Atan'ın misafir olduğunu gördüğüm bara girerken oyununun içerisinde olup olmadığımı düşünüyordum. Sıra ondaydı ve oyunlara duyduğu hevese bakarsak bir an önce oynardı. Boğaç'tan duyduğuma göre geçen gün gittiğimiz barda patakladığım kızla takılıyordu. Kızla takılması sırf Kumsal sevmedi diye bile olabilirdi, Savaş'tan beklerdim. Kumsal'ın sevmediği her şeyi yapmaya yemin etmiş gibiydi.
Bara girdiğimizde Bora'yla beraber içkilerin olduğu kısma geçtik. Bora'ya alkol hazırlatırken Savaş'ın hangi masada oturduğuna bakıyordum. Yanına uğrayıp burada ne halt aradığını soracaktım eğer o zamana kadar adamları kolumdan tutup oyun için çekiştirmezse.
"Hey! Dikkat etsene seni bacaksız."
Bora yere eğilip Savaş'a bakarken ve çarptığım için düşürdüğüm şişeleri toplarken sırıttım ve kalçamı bar tezgâhına yasladım. Ellerim mermer tezgâhın soğukluğunda ürperirken gözlerim Bora'da geziniyordu. O sarışın, gamzeleri olan, istediğinde çok iyi iltifat edebilen insanımsı şey bana biraz önce bacaksız mı demişti? "Bacaksız dediğin kızın bacakları senin boyundan uzun be."
Şişeleri koltuk altlarına sıkıştırıp ayağa kalktığında gözlerim yavaşça yukarıya doğru yol aldı ve gözümün kaşıma çıkacak kadar yukarıya çıkmasına rağmen hâlâ boynuna baktığımı fark ettiğimde homurdanarak başımı kaldırdım ve gözlerine baktım.
"Tamam pekâlâ. 'Neredeyse boyundan uzun' diye değiştirelim cümlemi."
Güldü ve arkama doğru eğilip şişeleri tezgâha koydu. Boynuna sıktığı yoğun parfümün kokusu burnuma dolarken geri çekilip kollarını, giydiği lacivert tişörtünün üzerinde birleştirdi. Evdeki kıyafet yığınından sıyrılmış tişört, o yığını aratmıyordu. Bilmesem modeli böyleymiş derdim, çünkü düz olan bir kısmı yoktu. Üşenmesem ona ütü yap derdim. Ütü yap demeye bile üşenirken canım arkadaşım için kalkıp da ütü yapacak halim yoktu.
"Tişörtüme mi bakıyorsun yoksa tişörtümün sardığı kaslarıma mı anlayamadım. Ama bir tahminim var." Bakışlarımı gözlerine çevirdim ve kusuyormuş gibi yaptım.
"Sen tişörtü değil, tişört seni giymiş gibi Bora. Kasın olsa anlarım da."
Kaşlarını çattı. Tişörtünü çıkartıp aynanın karşısına geçmesine saniyeler kaldığını anladım. Aynı konu sabah da açılmıştı ve ben yine kaslarının olmadığını iddia etmiştim. Tartışmaya girmiştik ve tişörtünü çıkartmasıyla o kazanmıştı. Kaslarının olduğunu zaten biliyordum ama sinirlendiğinde düz bir çizgi halini alan o dudaklarını izlemeyi seviyordum. Ellerini hararetli bir biçimde sallayıp kendini haklı çıkarırken ki saçmaladığı o sözcükleri de.
"Bedenime kastedecek kişilerin olduğu bir mekânda olmasaydık bu tişörtü saniyeler içerisinde çıkartıp sana tek tek baklavalarımı saydırabilirdim."
Kahkaha attığımda çatık kaşları gevşemeye başladı. Elimi ağzıma götürüp bastırdım ve gülmemi kesmeye çalıştım. "Kimmiş o bedenine kastedecek kişiler?"
Elini saçıma götürdüğünde kesmeye çalıştığım gülüşüm Bora'nın bu hareketiyle anında kesildi ve sola doğru kaçışıp elimi siper edercesine saçlarımı tuttum. "Tamam sustum. Uzak dur saçlarımdan."
"Kapıya 'Dilenciler ve Derin olanlar giremez' diye yazı yazmaya gidiyorum," diye homurdandıktan sonra Savaş ve benim için hazırladığı içkileri tezgâha bırakıp bar tezgâhının arkasında kalan koridora doğru ilerlemeye başladı. Kahkaha attım. Umarım şaka yapıyordur.
İçkileri elime aldıktan sonra gittikçe dolan barda gözüm Savaş'ı görünce pişkince sırıttım ve adımlarımı oraya yönlendirdim. Giydiğim kısa, straplez gece mavisi elbisemin altına çektiğim pahalı yeni topuklularımla bugün fazlasıyla dikkat çekiyordum. Bu akşam eğlenmeyi düşünüyordum. Oyun sırasının hâlâ Savaş'ta olması bile bu isteğimi değiştirmiyordu.
İçkileri masaya koyduktan sonra yanındaki pofuduk kırmızı koltuğa oturup bacak bacak üstüne atarken gözlerimi ileride baktığı noktaya diktim. İçkisini yudumlayan, sahte sarışın bir kızı dikizliyordu.
"Kız HD çöp kutusu gibi. Başka birini seç bence."
Dudakları kıvrıldı. Hâlâ ileri bakarken geriye doğru yaslanıp kollarını koltuktan sarkıttı ve bacaklarını da öne doğru itti.
"Güzel görünüyorsun."
"Daha bana bakmadın bile," derken içimde bir yanım beni güzel bulmasına sevinmişti.
"Seni her zaman görürüm," dedi gözlerini bana çevirirken. Birkaç saniye yeşillerini gözlerime diktikten sonra tekrar önüne döndü. Öne doğru eğilip masadan içkisini aldıktan sonra tekrar eski pozisyonuna dönüp içkisini yudumladı. Kocaeli'ndeki çoğu anım bu barda geçtiği için içkileri tanımam için tadına bakmama gerek yoktu. Daha renginden, benim iki gün boyunca kafamı devirip yatmamı sağlayan sert içkiyi içtiğini anlamıştım. Beni o kadar etkilerken onun gözlerini kırpmadan içmesi mantıksızdı.
"Dolun'u göremiyorum," dedim alayla. Yanında gezdirdiği ve aynı zamanda benim kavga ettiğim kızın adının Dolun olduğunu öğrenmiştim.
"Özlediğini söyleseydin yanımda getirirdim." Gözlerimi devirip eline uzandım ve içkiyi elinden alıp dudaklarıma götürdüm. Aynı zamanda Bora'nın bir yerlerden çıkmaması için gözlerimi çevrede gezdiriyordum. Çok şükür ki (!) yiyişen ve kusan insanlar dışında kimseyi görmemiştim. Şükür demeye çekiniyordum çünkü bu insanlara bakmaya devam edersem kusanların arasında kendime yer açmam gerekecekti.
İçki yakarak boğazımdan aşağıya yol alırken kendimi zorlayıp yüzümü buruşturmadım. Yakıcılığı geçip de geriye dilimde bıraktığı tat kalınca gülümsedim.
"O benim içkimdi."
"Evet ama masaya uzanmak zor."
Bakışlarını gördüğümde neredeyse içkiyi püskürtecektim. Gülmemek için zorlandım ama içkiyi yudumladıktan sonraki yüzüme yayılan sırıtmama engel olamamıştım. Masadaki içkiyi bana uzattıktan sonra kendi içkisini elimden alıp dudaklarına yasladı ve benim küçük yudumlarımın aksine büyük bir yudum aldı. Yüz ifadesini izledim ama su içermiş gibiydi, tepki yoktu. Bu onu kıskanmama sebep olmuştu. O içkiyi gerçekten seviyordum ama birkaç yudumdan sonra bile başım dönmeye başlamıştı.
"Dolun'la iş birliği yapacağınızı hiç düşünmezdim."
"Beni tanımıyorsun sanırım," dedi ve içkisini bitirip kadehi masada ileri kaydırdı. Yan masada oturan çocuk emir beklemeden ayağa kalktı ve kadehi alıp Savaş'a yeni bir içki getirmek için bara yönelmeye başladı. Ben de kendi içkimi hızlı hızlı bitirirken Savaş'ı ne kadar tanıdığımı düşünüyordum. Onun ne kadarıyla tanışmıştım ve sınırlarını ne kadar görmüştüm bilmiyorum ama tanıdığım haliyle Kumsal olmadığınız sürece onunla tanışmak çok da acı verici olmazdı sanırım ama Kumsal karşısında saf bir kötüydü.
Çocuk içkiyi yavaşça masaya koyduğunda ben de biten içkimi koyuyordum. Savaş içkiyi aldı ve büyük bir yudum içti.
"Boğaç uzun zamandır senin tarafında olunca ve taraf değiştirmeye pek de istekli gibi gözükmüyor olduğu da eklenince ben de kendime seksi bir müttefik buldum."
"Ve o seksi müttefik olarak benim kavga ettiğim kızı seçtin."
"Ve sen mekânına girenin bir daha çıkamadığı bir babaya sahip olan seksi müttefikimle kavga ettin."
"Biz çıktık," dedim direkt. Yüzümdeki bilmiş ifadeye alayla baktı ve içkisini bitirmeden önce elinden kaptım. "Fazla içtin," diye açıklama yapıp içerken Savaş'a baktım. Fazla içmesi umurumda değildi. Umurumda olan benim az içmiş olmamdı. O da bunun farkındaymış gibi başını yana eğdi ve kaşlarını kaldırdı. Oralı olmadım. İstiyorsa o çocuğa bir içki daha yollamasını tek hareketiyle emredebilirdi. Ben de bunu yapabilirdim ama Savaş'tan almak daha keyifli geliyordu.
Ona içkiyi geri vermeyeceğime emin olduğunda konuşmaya başladı. "Çünkü izin verdi."
İçkiyi bitirmemle artan mide bulantım pek iyi olmamıştı. Savaş'ın kafasını iki görmem sorun değildi. Ama o renginde büyülendiğim gözlerini dört tane görmem gerçekten sorundu.
Kadehi koltuğun kenarına koymaya çalıştım çünkü masa gözüme bir on km falan uzaklıkta gibi geliyordu. Pofuduk koltuktan kayan kadeh yere çarpıp tuz buz olunca o sesi duymayı bekledim ama yüksek sesli müzik sesi azaltmıştı. Cam kırılınca çıkan o sesi sevmem de garip huylarımdan biriydi. Kumsal'ın da böyle huyları var mı diye merak ettim. Sonra da Savaş'ın bir huyu var mıdır acaba? diye düşündüm. Savaş'ı uzaylı gibi görmesem de insan gibi görmediğim de kesindi. Ona özel olan, onu sevindiren ya da kızdıran, ya da başkalarını kızdırtmasını sağlayacak huyları var mıydı?
"Ayrıca biz oraya kendimiz için gitmedik. Mekânın sahibine uğradık. Oraya adım attığımızda amacımız mekânın içindeki o adam yerine mekân olsaydı, emin ol hayatımız kayardı."
Birbirine yaslanan insanlar ve terli tenler dışında kötü olan bir şey görememiştim. Düşüncelerimi okumuş gibi devam etti. "Asıl olay gece yarısındaydı. Ve biz ondan üç dört saat sonra mekândaydık. İnsanlarda hiç değişiklik fark etmedin mi?"
"Bir tane kız vardı. Aşırı sorunluymuş gibi görünüyordu. Sanki yüzüne tekme yemek istiyormuş gibi."
"Dolun'a laf atmayı kes," dedi keyifle. Gözlerimi devirip gerçekten garip birini gördüm mü diye düşündüm. Duyarsız olan yüzlerce insanla doluydu bar. Çarpıp geçmeme rağmen dönüp de gülen insanlarla. Birkaç saniye öncesini hatırlamayan, bana 'Bebeğim' diyen o iğrenç kişi geldi aklıma. Dolun kendinde gözüküyordu. Kendi halinin öyle olduğunu anladığım için yaptığı hareketler garip değildi.
"Ayrıca Arslan'ın adamları mekânını bastığı için Caner de ona sinirli."
Caner'in Dolun'un babası olduğunu anlamak için ona sormadığıma sevinmiştim. Çünkü her konuşmamızda bana olan bakışlarının verdiği salakmışım hissi artıyordu.
"Bunları Dolun konusunda endişelenmem için anlatıyorsan boşuna yorulma. Senden korktuğum kadar korkuyorum ondan."
"Benim yapabileceklerimi biliyorsun. Ama yapamayacaklarımı yapabilmek için o kızdan yardım alabileceğim hiç aklından geçmiyor mu?"
'Benim de Boğaç'ım var' demek istesem de demiyordum. Baş dönmem artmıştı ve kalkıp dans etme isteğim kendini gösteriyordu. Onu geri itekledim. Kalkıp dans edersem Kumsal'ın bütün havasının gideceğini biliyordum çünkü.
"'O kızdan' mı? Seksi müttefike ne oldu?"
"Hâlâ aynı düşüncedeyim," dedi. "Babasını üzerime salmayı planlıyorsan..."
"Hayır," diye sözümü kesti. İyi ki de kesmişti. Çünkü ne diyebileceğimi bilmiyordum. Seni öldürürüm, diyemezdim. Seni pişman ederim de diyemezdim. Çünkü ikisini de yapamazdım. Ben ne yapardım ki onun karşısında?
Kendime olan güvenim azalırken omuzlarım çöktü ve sonbaharın hakkını veren bir hisle doldu içim. Onun canını acıtmak istiyor ama aynı zamanda da istemiyordum. Onu yolumdan çekip kendi planlarıma yoğunlaşmak istiyordum ama yolumdan çekerken ona bir şey olsun da istemiyordum.
"Dolun babasına seni haber verip işi temiz halletmek istiyordu ki bu onların temiz dediğinden kastı kafanı uçurmak olduğunu bildiğimden çok güzel bir seçenekti ama onu vazgeçirdim."
Ona beyaz atlı prens muamelesi yapıp kollarımı sarmak ve filmlerdeki gibi bir dizimi kırıp ayağımı hafifçe kaldırmak istiyordum.
"Senin kafanı uçurmayı ben istediğim için," ya da istemiyordum.
Alayla "Ne güzel bir plan," deyip ayağa kalktım. Kalktığım gibi oturacağımı sanmıştım ama zor da olsa dengemi bulup derin bir nefes aldım.
"Kafamı uçurmadan önce haber verirsin," deyip kahkaha attım. "Topuklu ayakkabılarımı kime bırakacağıma falan karar veririm."
Bu içkiye hem âşıktım hem de nefret ediyordum. Çünkü beni çarpıyordu. Kendimi kaybetmemi sağlıyordu ama bir yandan da toparlıyordu. En cesaretli olduğum zamanlar da bu içkiyi içtiğim zamanlardı, cesaretimin en kırıldığı anlar da. Bunlar bana Kumsal'la Savaş'ı hatırlatmıştı.
"Mekânlarını ben isterim," dediğinde omuz silktim. "Evet vasiyetime bunu eklerim," dedikten sonra bir kez daha kahkaha attım. Malmışım gibi bakmak yerine bana katılması hoşuma gitmişti.
Gülüşüne yakınlaşıp öyle bakmak istediğimi fark ettiğimde başımı onaylamazca sallayıp "Ben dans edeceğim," dedim hemen. Başını yana eğip dudağını büzdü. Ellerimi kaldırıp "Seninle alakası yok," dedim. Gülüşünü durdurmaya çalışırken kaşlarını kaldırıp dudaklarını dişlerinin arasına aldı ve yavaşça bıraktı. Gözlerimi gözlerine çıkardım ve o anda pişman oldum. Gözleri dudaklarından daha da etkileyiciydi.
Bunlar sarhoş olmam yüzünden, dedim kendi kendime. Yarın ya da hemen bugün bana acımasız bir oyun oynayacak birinden etkilenemezdim. Bu kadar nefret ettiğim birinden etkilenemezdim.
"Neden sana söylüyorsam," dedim kendi kendime. Kendime söylememe rağmen neden bağırdığımı gidip içkiyi hazırlayana sormak istiyordum. Savaş hiç çarpılmamışken benim doğru düzgün bile yürüyememem haksızlıktı.
İlerlemek istediğimde insanlar bana sırf Kumsal olduğum için alan sağlarken dans edenlerin arasında bir yer edindiğimde sadece müzik kalmıştı. Ellerimi yavaşça kaldırıp başımı iki yana sallayarak salınmaya başladım. Dans etmeyi severdim.
Saçlarım gözlerimde perde gibi kapanıp açılırken şarkının ritmini göre ellerimi sallıyor, indirip kaldırıyor, saçlarımı karıştırıyordum. Kahkahalarımı müzik saklıyordu ama açılan dudaklarımı ve sergilenen dişlerimi saklayacak bir şey yoktu.
Savaş'ın bakışları üzerimdeydi ve içkisini yudumluyordu. Gözlerini kısmış tam da gözlerime bakıyordu. Gözlerime bakıp, bir şeyler anlamaya çalışıyormuş gibi düşünceli gözüküyordu. İçkisini içiyordu ama boğazında hissettiğini bile sanmıyordum. Soyutlanmış gibiydi.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!