12/37 · %30

Acımasız

5 dk okuma839 kelime24 Kasım 2025

"Derin hadi kalk!"

"Anne birkaç saat daha." Başımdan çekilen yastıkla homurdanarak yorganıma tutundum. Onu da elimden almasına izin veremezdim.

"Birkaç saat daha mı? Hadi dakika desen anlarım da. Ve bundan daha önce takılmam gereken şey, anne mi? Annen değilim veya bir kadın değilim."

Gözlerimi yavaşça araladım. Çatık kaşlarıyla bir dizini yatağa yaslamış bana dik dik bakıyordu. Yazın bile sarılarak uyuduğum yorganı ayaklarımla yatağın ucuna iteledikten sonra hiçbir şey demeden doğruldum ve bacaklarımı yataktan sarkıttım.

"Hadi be!" diye mırıldandı. Daha çok kendiyle konuşurmuş gibiydi. Ne dediğinin farkına varmıştı. Ellerimle karışmış çarşaftan destek alarak yataktan kalktım. Bora hemen karşıma geçti ve parmakları yanaklarımda gezinirken gözleri gözlerimi aradığı için başını başıma hizalamaya çalışıyordu.

Eninde sonunda ona bakmamı sağlayacağı için daha fazla onu sorunlu gibi gösteren hareketler yapmasın diye kendi isteğimle gözlerine baktım.

"Derin gerçekten özür dilerim. Unutmuşum."

Buruk bir şekilde gülümsedim. "Sorun değil."

Annemin ölümünden yıllar geçmişti. Ama gülüşü hâlâ kulağımda gibiydi. Ya da beni yanlış şeyler yaparken yakaladığındaki kızışı. Kırışan o alnı gözlerimin önünden gitmiyordu.

O da tedirgince gülümsedi. Ve baş parmağıyla yanağımı okşadı. "Biliyorum telafi edemez ama istediğin her şeyi yapabilirim."

Omzuna çarparak yanından geçtim ve elleri de tenimle olan bağlantısını bırakmış oldu. Ne var ki parmaklarının sıcaklığı hâlâ yanağımdaydı. Dolaba doğru ilerlerken konuyu değiştirmeye çalışıyordum.

"Bugün hava soğuk gibi ha? Etek giymesem iyi olacak."

Başımı eğip şortun açıkta bıraktığı bacağımın dizindeki bandajı gördükten sonra tekrarladım. "Giymesem iyi olacak."

Bütün hafta boyunca yaptığım gibi bol bir pantolon çıkardım. Üzerine siyah, göğüs dekolteli bir askılı giydikten sonra onun üzerine de deri ceket aldım dolaptan. Giyeceğim şeyleri kolumdan sarkıttıktan sonra yatağıma oturmuş Bora'ya döndüm.

"Özür dilerim," dedi tekrar. Gerçekten üzgün görünüyordu. Pekâlâ bir an, annemin olmadığını hatırlamama sebep olsa da yine hissettiğim bu üzüntüyü geçirebilecek tek kişi Bora'ydı. Bunu bilmesine rağmen özür dilemeye devam etmesi mantıksızdı. Zaten ona kırgın değildim ki.

Ayağımla dolabın kapağını kapattıktan sonra bütün dişlerimi gösterecek kadar sırıttım. Kendini kötü hissetmesin diye yapmıştım bunu. Zaten her şeyimle ona yeterince yük oluyorken bir de benim hâlâ olgunlaşamadığım duygusal problemlerim yüzünden onun o güzel yüzünün asılmasını istemiyordum. Sahte gülüşlerimde sıranın Bora'ya geleceğini hiç düşünmemiştim. Kumsal'ı tanıyan herkese karşı gülüşlerim sahteydi. Kullandığım kimlik sahteydi ve her şeyden de önemlisi, ait olmaya çalıştığım kişilik de sahteydi.

"Hadi git de saçını düzelt Bora. İnek yalamışa benziyor."

Yataktan kendini iterek kalktı ve birkaç büyük adımda yanıma geldi. "Sil şu yüzündeki ifadeyi."

Kaşlarımı çattım. "Ne varmış yüzümde?"

"Sahte sırıtış," dedi yaşlı kadınların 'Çok ayıp' derken ki dehşet ses tonuyla. Ellerini yanaklarıma getirdi ve yanağımı aşağıya doğru çekerek sahte sırıtışımı bozdu. Ben elinden kurtulmak için gerileyip aynı zamanda da kıyafetleri tutmadığım elimle Bora'nın elini uzaklaştırırken beni ne kadar çok tanıdığını düşünüyordum.

Sonunda -ölmemem gerektiğini düşündüğü için falan herhalde- yanaklarımı bıraktığında nefesimi dışarı üfledim.

"Ben giyineceğim. Çık odadan."

"Pekâlâ prenses," dedikten sonra sıcak bir gülümseme bahşedip odanın kapısına yöneldi. Ben arkasından bakarken sanki bunu fark etmiş gibi başını geriye çevirip tekrar gülümsedi. Kapıyı açıp dışarıya adım attığı sırada "Saçın hakkındaki düşüncem sahte değildi," diye seslendim. Yapay bir sinirle baktı bana. Kıkırdadığımda gülümseyip odadan çıktı ve kapıyı kapattı. Kapının ardından "Arabada bekliyorum!" diye bağırdı.

Gülerken aynı zamanda başımı onaylamazca sallıyordum. İnadı inat bir insandı ve sırf bana gıcıklık olsun diye saçını düzeltmeyecekti. Üstümü giyinirken o geceyi düşünüyordum. Merdivenlerden düşerken kendimi ölüme hazırlamıştım. Kurtulmam için hiçbir umudum yoktu. Beni o hale getiren adam bana neden yardım etsindi ki?

Ama gözlerimi açtığımda yatağımda uzanıyordum ve Bora doktorla beraber odadaydı. Bora'ya sorduğumda beni salonda beklerken kapının önünde sesler duyduğunu ve benim geldiğimi düşünüp kapıya açtığında beni yerde serili bir şekilde bulduğunu söylemişti.

Biri beni evin önüne kadar getirmişti. Bizim evi bilen ve o yerin çevresinde olan biri. Savaş'ın oyun oynadığı binaya baygın olarak getirildiğim için tam olarak nerede olduğumu bilmiyordum ama insan içerisinde bir yer olsa Savaş'ın rahat rahat bana işkence yapabileceğini sanmıyordum.

Ve, bana kim yardım etmişti? Savaş ihtimalini hemen elemiştim ama başka da ihtimal yoktu ki. Bana niye yardım etmişti?

Giyindikten sonra Bora'nın yanına indim. "Boğaç adamları hazırlamış."

"Peki ya bizimkiler?"

Sırıttığında cevabımı fazlasıyla almış bulunup ben de sırıttım ve beni arabaya yönlendirmesine izin verdim. Yaralarım ve psikolojim yüzünden bir haftadır ortalıklarda yoktum ve ne Cenk'e ne de Savaş'a oyun oynamıyordum. Şimdi Boğaç'ın kurduğu plana göre Savaş'ı uzun bir süre ortalıklardan çekecek bir oyunu vardı ve bunu oynadıktan sonra işime bakabilecektim. Bora'yla konuştuğumuz gibi, işlerimi halledip buradan çekip gidebilmek için Savaş'ın büyük bir oyunla meşgul olması gerekiyordu. Ben de kendi kendime söz vermiştim. Ne olursa olsun ona acımayacak ve hayatım boyunca her zaman yaptığım aptallığı yapıp onun bana olan zararını unutup onu kurtarmayacaktım.

Hava karardıkça heyecanım da artıyordu. Mekânın arkasında kalan boş fabrikanın bahçesinde arabayı çekmiş havadan sudan sohbet ediyorduk. Bizi gören hiç kimse birazdan yapacaklarımızı tahmin edemezdi. Sadece zamanı bekliyorduk ve bunu da boş geçirmek yerine Boğaç'ın ve Bora'nın arabalarının özelliklerini karşılaştırmalarıyla geçiriyorduk. Açıkçası, boş geçirmeyi yeğlerdim.

Boğaç'ın adamlarından biri gelip "Savaş, mekâna girdi," dediğinde yaslandığım arabanın kapısından doğruldum ve soğuk havada ellerimi birbirine sürtüp Bora'ya, sonra da Boğaç'a döndüm.

"Kazamız mübarek olsun," diye homurdandı Bora alayla. Kahkaha attım. Boğaç'ın arabası ondan iyi çıktı diye pek keyifli sayılmazdı. Boğaç'sa onun aksine sırıttı.

"Önce adamları halledelim. Savaş'ı zaten içeride halledecekler."

85

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!