Bölüm 1: Dünya mı? Hayır!
İyi okumalar dileriiim!
Umarım beğenirsinizzz ^^
Bölüm şarkısı:
3 One Oh - Criminal
**

Bugün mükemmel bir gün!
Çiçekler,
Sevimli yaratıklar,
Mutlu şarkılar,
Yapılan iyilikler,
Gülümsemeler ve bla bla...
Ben bugün tüm bunlardan kurtuluyorum!
Mükemmel, demiştim.
Sonunda, Ametist Akademi'sinden mezun olup Aydınlık taraf öğrencileri olan Işıklar olmaksızın hayat sürebileceğim! Her tarafa mutlu şarkılar söyleyerek çiçek falan ekip korkunç derecede sevimli görünen hayvanlarını sağa sola salıyor, Gölge öğrencilerine bile iyi davranıp gülümsüyorlar! Resmen, katlanılmazlar... Tabii, onları ağlatmak, çiçeklerini soldurmak, iyilik çabalarını bozmak çok eğlenceli ama artık sıkıcı denekler haline geldiler. Bana yeni denekler lazım.
Düşüncelerimi okuyabilen Günlük Baykuş'u defteri kapatsın diye şimdilik yazıyı sonlandırabileceğini düşündüm. Devamını Karanlık Taraf'ta yazardı. Bugün on yedi yaşımıza geldiğimiz için Işık veya Gölge öğrenciliğinden mezun olacağız. Işık öğrencileri Aydınlık Taraf'a geçerken Gölge öğrencileri ise Karanlık Taraf'a geçecek. Siyah Aura oluşumun hakkını vererek Karanlık Taraf'a geçtiğimde, deneklerim diğer gezegenlerdeki canlılar olacak. En çok, Dünya'daki aptallara bayılıyorum. İnsanlarla uğraşmak için sabırsızlanıyorum! Gerçi... Onların Karanlık Taraf kötülerine ihtiyaçları yok. Onlar kendi kendilerine de yeterince eziyet edebiliyorlar ama onlardan bile daha yaratıcı olabileceğime eminim. Sonuçta 'İnsanların hayatlarını karartma yolları teorik' dersinden hep A+ ile geçtim! Dalhar gezegeninin canlıları Meytaların hayatlarını karartma derslerinde de iyiydim ama o konuda birinci olmak için, birinciyi tehdit etmem gerekmişti. E tabii. Başarı, emek istiyor.
İnsanlar konusunda açık ara birinciyim! Başka gezegenlerdeki canlılar için hep teorik dersler aldık. Uzaktan izleme, gözlemleme ve Karanlık tarafça yapılan müdahalelere şahit olma imkânımız var ama Gölge öğrencileri olarak sadece teorikte kalmak zorundaydık. Bugüne kadar! Karanlık Taraf'a geçince uygulama derslerini bir Aster yılı boyunca hazırlık sınıfı olarak alacağız ve ardından, ta da! İşte kötünün de kötüsü olabilmek için önümde uzun bir Karanlık Taraf sonsuzluğu olacak!
En güzeli de, Ametist Akademisi yüzünden Aydınlık taraf öğrencisi olan Işıklarla, Aydınlık Taraf öğretmenleriyle bir daha birlikte yaşamak zorunda kalmayacağım! Etrafımda sadece ve sadece kötüler olacak! Onlar da o sıkıcı Aydınlık Taraf'ta ne bileyim... İyilik falan yaparlar. Canım istedikçe, onların taraflarına sızıp kötülük yapabilir ya da hangi gezegenler için ne gibi iyilik planları var olduğunu öğrenip bozabilirim. İdolüm Gölge Taraf Temsilcisi Kael gibi! Nasıl bu kadar kötü birini ödüllendirip hâlâ Karanlık Taraf temsilcisi yapmıyorlardı, anlamış değildim. Burada hâlâ Gölge öğrencileriyle uğraşıyordu. O Karanlık Taraf'taki yetişkin kötüleri yönetmeliydi. Karanlık Taraf'a geçtiğimde kötülüklerine eskisi kadar sık şahit olamadığım için yokluğuna canım sıkılacaktı. İnsan denilen parazitler buna benzer bir... Neydi? Hah! Duygu yaşıyorlar. Bir sürü zart zor duygu seçenekleri var. Bu yokluğuna canı sıkılmaya benzer duyguya da, hüzün, özlem ya da brokoli diyorlar. Sanırım bunlardan biri yemekti. Brokoli olabilir. Eziyet verici bir yemek. Kısa insanların yediğinde ağladıklarını hatırlıyorum. Evet... Karanlık Taraf'a geçtiğimde bunu kesinlikle kullanacağım! Uzun insanları biraz daha dayanıklı. Bazıları brokoli yiyebiliyor.
Gezegenleri ve canlılarının hayatlarını dizi, film ya da belgesel gibi izleyebildiğimiz televizyonlarımızda, onların başlarına gelenlere gülerken bazı bilgileri öğrenmek zor olabiliyor tabii. Karanlık Taraf'a geçtiğimde günlük İnsan hayatını daha iyi öğrenirim. Başka Gezegen Canlıları, dersinden A- ile geçmemin sebebi de bu. Onlara eziyet etmek konusunda yaratıcı olsam da, onlarla ilgili bir şeyler öğrenmekten sıkılıyorum ama Gölge Taraf Temsilcisi Kael, 'Birine eziyet etmek istiyorsan, onu yeterince iyi tanımalısın. Bir dahaki televizyon aktivitesinde neleri sevmedikleri kadar sevdiklerine de odaklan. Ellerinden alarak da onları üzebilirsin.' demişti ve gerçekten...
Yani, gerçekten...
Bu adam müthiş biri!
Ufkumu açtı!
Umarım bir Aster günü onun kadar kötü olabilirim.
Haz verici derecede rahatsız olan yatağımda doğruldum. Salem kuşlarına parmaklarımı şıklattığımda birkaç tanesi gelip üstümden örtümü aldılar ve birkaç tanesi de terliğimi yatağımın yanına getirdiler. Bacaklarımı yataktan indirip terliğimi giydiğim sırada gözlerim penceremdeydi. Dışarıda gökyüzü koyu mor bulutlarla kaplıydı. İki dev halka ay, bulutların arasından belli belirsiz görünüyordu. Işık parçaları, gökyüzünde ağır ağır hareket ediyor, bazen yön değiştiriyor, bazen de birbirlerinin içinden geçiyorlardı. Yerdeyse siyaha yakın mor ağaçlar vardı. Dallarından aşağı doğru gölge damlaları akıyor, rüzgâr estiğinde yapraklar düşmek yerine havaya doğru yükseliyordu. Uzaklarda mor şimşekler müthiş bir gürültü oluşturarak gökyüzünü yarıyordu. Bu seslere bayılıyordum. Çoğu zaman hemen yan odamdaki Işık öğrencisi Mint'in çığlığı da eşlik ediyordu. Gök gürlediğinde, gözlerimi kısarak yan duvara doğru çevirdim ve heyecanla bekledim. Mint'in çığlığını duyduğumda gülerek yataktan indim ve pencereye doğru adımladım. Salem kuşları benim için pencereyi açtığında ve beraberinde huzursuz hisler taşıyan rüzgâr odaya daldığında gözlerimi kapatarak bu müthiş anı soludum. Işık öğrencileri hava yüzünden kötü hisler soluyordu ama benim için hava, başarı kokuyordu.
Beyaz Auraların ve Siyah Auraların bir süre birlikte yaşamak zorunda kaldığı Ametist Akademi'sinde, hava da değişkendi. Gölge ve Işık öğrencilerinden hangileri, o dönem akademi sıralamasında daha başarılıysa, gökyüzü ve yeryüzü de onlara göre olurdu. Işıklar öndeyse –sayemde pek yaşanan bir durum değildi- gökyüzü açılırdı, beyaz çiçekler açardı, altın renkli küçük ışık canlıları dolaşırdı ve bla bla... İğrenç şeyler işte! Gölge öğrencileri –dün de olduğu gibi- öne geçtiğinde gökyüzü kararırdı, bulutlar yoğunlaşırdı, mor şimşekler ortaya çıkardı ve o aptal çiçekler yerini taşa, kuru toprağa bırakırdı. Müthiş!
Her ne kadar Kaos Uygulamaları dersinin final sınavındaki performansım dolayısıyla birincilik tekrar bize geçmiş olsa da, birazdan hava değişecek, iki tarafı da temsil edecekti çünkü, mezuniyet günüydü! Artık yarış bitmiş, başarılar kesinleşmişti. Mezuniyetimizin ardından alt dönemimiz olan Gölgeler, bu yarışı sürdürecekti. Birinci olarak mezun olacağıma karşı, kimsenin şüphesi yoktu. 'Böyle olacağını zaten biliyordum' içerikli konuşmamda, yerimi alt dönemim olan Pihjtikapt'a bıraktığımı dile getireceğim. Böylelikle, töreni izleyen alt dönemler benden sonra onun sözünü dinleyecekler. Bir kere, kızın adını telaffuz etmek bile Işık öğrencilerine eziyet veriyor. Daha ne olsun?
Işık öğrencileriyle aynı yemekhanede beslensek de, besin kaynaklarımız bir hayli farklıydı. Bazıları, yemek aralarında ağlamak yerine yemek yiyebilmek için bizden uzakta durur, bahçede yemek yerlerdi ama aramızda olanları da bizden farklı bir kuyruğa girerek kendi tercihleriyle beslenirlerdi. Ben de, onların mutfağına sızıp Gölge öğrencileri olarak en sevdiğimiz aromadan yemek kazanlarına dökmüş olabilirim. Acı! İlk izlediğim televizyon dizilerinden birinde, Dünya kanallarından birini açmıştım. Hayatındaki kötü anıları izlediğim insan yediği yemekten sonra bir anda fenalaşıp 'Çok acı!' diye çırpınmaya başlamıştı ve Dünya'ya karşı ilgim o gün başlamıştı. Tabii çok geçmeden yanlış anladığımı fark ettim. Meğer onların acı dedikleri, dili yakan bir besinmiş. Ben, onların deyişiyle 'duygu' baharatlarını seviyorum. Ametist'teki acı, öyle güzel bir baharat ki, mideye varana dek bütün vücudu travmayla sarsıyor. Biz Gölgeler, bu hissi severdik ama Işık öğrencileri ve öğretmenleri arasında kaos oluşmuştu. Onlar... İyi hissetmeyi falan seviyorlar. Ve o kadar aptallar ki, mutfakları kilitli bile değil. Kapısına sadece 'Lütfen mutfak çalışanları dışında kimse girmesin. Not: Gölge Mutfak Çalışanları da lütfen girmesin.) yazmışlar. Ne yani? Biri bunu okudu diye girmemeye mi karar verecek? Daha da kötüsü... Işıklar gerçekten o yazıyı dinliyorlar. Mesela, bir yerin bize ait olmasını istiyorsak kapısına 'Işık öğrencileri lütfen girmesin' yazıyoruz ve gerçekten girmiyorlar. Birkaçının yatakhane odasına da yazmıştım ve bahçede uyumuşlardı. Gerçekten...
Aptallar.
İnsanlar bile onlardan daha zeki olabilir.
En azından çoğu kötülük yapıyor.
Ama insanlar arasında Işıklar gibi kurallara uyanlar da var.
Kurallar, yakalananlar içindir. Gölgeler kaçmayı başarır.
Yan taraftan boğuk bir ses geldi. "Kötü sabahlar, Mavi."
Gözlerimi aralayıp başımı çevirdim ve solumda kalan diğer pencerenin önünde, cam kürede yaşayan Kâbus'a baktım. Mor suyun içinde solungaçları hafif hareketlerle salınıyordu. Her adımımda gıcırdayan tahta sesleri eşliğinde ona yaklaştım. Işıklar bu sesi kulak tırmalayıcı bulsa da, bence rahatlatıcıydı. "Umarım." derken karşısına varmıştım. Üç gözünden ortada olana baktım. Diğer iki gözü zaten transa geçmiş, Akademi'de geziniyor ve benim için bilgi topladıklarından kapalıydı. Bir saniye sonra o gözleri de açıldığında pencereden giren Korkuga'ya baktım. Kâbus, transa geçtiğinde Korkuga'nın gözlerini kullanırdı. Korkuga uzattığım elime kondu. "Bana kötü haberler bulamadıysan seni çiçeklerle süslerim."
Kanatlarını olumlu anlamda kaldırıp indirirken "Neyse ki kötü haberler getirdim." dediğinde keyiflenerek gözlerimi Kâbus'a çevirdim. Solungaçlarında dolaşan mor alev ışıltıları, suda dağılıyordu ve bir anlığına yükselmişlerdi. Keyfi yerinde olduğunda böyle olurdu.
"Işık öğrencilerinin yarısının mezuniyet elbisesi sabote edildi bile."
Sırıttım. Ben güzellik uykusu çekmekle meşgulken Greg söylediklerimi yapmak için harekete geçmişti bile. Benden kötü olmasın ama gerçekten, umut vadeden biriydi.
Gözlerim tekrar Korkuga'ya döndü. "Mint aylardır saçını bugün için uzatıyordu. Dallarla falan örecekmiş, bir şeyler. Puanlama sistemi bitti ama, yine de benim makasımı kullan. Kötülüğümün başkasının şanına yazılmasını istemem."
Korkuga, makasıma doğru kanat çırpmaya başladığında gözlerimi tekrar Kabus'a çevirdim ve neşeyle ellerimi kavuşturup "Ee?" diye sordum.
"Slvyra, Gölge tavşanlarını, gerçek tavşanlar sanıp beslemeye çalışırken Gölge çamuruna düştü. Çamurun çıkması için gereken yedi Aster saati geçene kadar mezuniyet çoktan biter."
Gülerek, "Bir de mezun Işık ikincilik konuşması yapacaktı." dedim. Gözlerim bir noktaya dalarken gülüşüm hafifledi. "Gerçi, zaten konuşmayı sabote edip engel olacaktık." dedikten sonra hızla tekrar Kabus'a baktım ve sırıttım. "O zaman bırakalım da konuşsun."
Kâbus heyecanla kürenin içinde döndü. "Korku ormanından topladığın uçan böcekler de, Işık öğrencilerinin ve öğretmenlerinin odasına salınmak üzere.
Hızla "Öğretmenlere uçan böcekler olmaz." diye araya girdim. Korku ormanındaki uçan böcekler maruz kalana korku dolu halisünasyonlar hediye ediyordu ve bu benim veda etmek üzere olduğum Işık öğrencilerine 'Sizi tanımak berbattı' içerikli hediyemdi. Halüsinasyonlar, mezuniyete kadar geçerdi ve Işık öğrencilerinden daha fazla nefret ettiğim bir şey varsa, o da Işık öğretmenleriydi.
"Öğretmenleri korku böcekleri paklamaz. Onlar için özel bir paketim var." deyip raflarımdaki kutulardan birini gösterdim. Korku ormanının derinlerine gittikçe, evrenin hayal gücünün çeşitliliği kanıtlanıyordu. Öğretmenler halüsinasyonlarla baş edebilecek güçlere sahipti. Onlara halisünasyon değil, gerçek bir tehlike gerekliydi.
"Anlaşıldı. Bataklık kız grubunun törende giyeceklerini ayarlayacağına, odalarına bırakacağına söz vermiştin ya. Dediğin gibi, sözünü tutmadım."
Işıkların, sadece birbirlerine değil, Gölgelere de iyilik yapması gibi, Gölgeler de sadece Işıklara değil, birbirlerine de kötülük yaparlardı. O kızların arasındaki Kayra'nın kötülük puanı yüksekti ve dış görünüşü... Birazcık güzeldi ve kimsenin mezuniyette benden daha güzel görünmesini istemiyordum.
"Kıyafetlerin çok güzel ve özenli olduğu için biraz geciktiğini, törene beş Astar dakikası kala odalarına geleceğini ilettim."
"Yine de işimizi riske atmayalım." dedikten sonra raflardaki sarı içeceği gösterdim. İçenin Aura renkleri bir süreliğine griye, ten rengi de soluk sarıya, ya da kahverenginin tonlarına dönerdi. İnsanlar gibi! Ve bu Auralar arasında aşağılanan bir görüntüydü. Tabii, insanlar aura renklerini göremezlerdi ama görseler, onların da hoşuna gitmeyeceğine eminim. Bazılarının aura renkleri zaman zaman değişebiliyordu, neye bağlı olduklarını sadece ekranlardan izleyerek çözememiştim. Karanlık Taraf'ta uygulama dersleri aldığımda, daha iyi anlarım.
Işıklar, Beyaz Auralar'dı ve auralarında gümüş, altın renkler de dolaşırdı. Gölgeler ise Siyah Auralar'dı ve auralarını sadece morun tonları süslerdi. Ben... Geçmiş Astar yıllarında ve henüz daha az güce sahip bir Gölge'yken, farklı bir auraya sahip olmakla yeterince uğraşmıştım. Gölgeler birbirlerini zorbalar, onlardan olmayanları daha da zorbalarlardı ve ben onların arasında, biraz farklı görünen biri olarak başkaldırmasaydım, Işıklar gibi ayakaltında ezilirdim. Şimdi ise, farklılığımla Gölgeleri eziyordum. Küçükken kafam karışsa da, şimdi onlardan daha güçlü olduğum için biraz farklı göründüğümü biliyorum. Onların da bunu yeterince bilmesini sağlamıştım. Herkes gibi görünmek, eziklikti ve ben ezik değildim. Böylelikle auramdaki pembe ve mavi, ışıkları artık garipsemiyorlar, özeniyorlardı. Yine de, bedenimi olabildiğince gizleyerek giyinirim. Aura renklerimi gizlemem mümkün değil ama tenimden akan pembe ve mavi ışıkları, onlardan ne kadar farklı olduğumu o kadar da görmelerini istemiyorum. Son zamanlarda yaşıtım Gölgelerin birbirleriyle oynadığı sevgilicilik saçmalıklarına da bu yüzden karışmıyorum. Birkaç Astar ayıdır birbirlerini odalara çekip saatlerce çıkmıyorlar, sonra da yüzlerinde gereksiz sırıtışlarla dolaşıyorlar. Birbirleriyle DNA paylaşmanın nesinden bu kadar zevk aldıklarını anlamıyorum. Bazı gezegenlerde bunun bir amacı var. Yeni canlı üretmek için gerekli ama bizim gezegenimizde yeni canlıların hangi bedende büyüyeceğine Ametist Divanı karar veriyor. Süreçten aldıkları o tuhaf keyfi yok sayarsam, yaptıkları şeyin hiçbir yararı yok.
"Anlaşıldı. Kayra törende sarı görünecek."
"Bugün Usta Köprüsü'nden Karanlık Taraf'a geçemezse hiç şaşırmam."
Kötülük puanı yüksekti ama Işık aptalları gibi bana güveniyordu. Bu nasıl Gölge'lik? Işıkların Aydınlık tarafa, Gölgelerin ise Karanlık Taraf'a yetersiz bulunması pek rastlanılan bir durum değildi ama maruz kalanlar, sonsuza kadar bu rencide olmuşlukla baş etmek zorundaydı. Eğitim tekrarı yapıp bir gün ait oldukları tarafa geçebilseler bile, artık diğerleri arasında pek de kabul görmezlerdi çünkü uğruna can buldukları ve on yedi Astar yılı bunun için eğitildikleri tarafa yetersiz görülmek, silinmekten daha beter. Auralar, bazı gezegenlerdeki canlıların başına gelebildiği gibi, ölemezlerdi. Onlar, gökyüzüne doğru tozlar halinde silinirlerdi ve bu tamamen 'ölmek' sayılmazdı çünkü, varlıkları toz gibi havada uçuşarak sürerdi. Bir Aura'nın bunu yaşaması için de, Ametist Divanı'nın kararı ya da yasaklı alanlara korunmasız girip oradaki yaratıkların gazabına uğramak gerekirdi.
Gözlerimi veda etmek üzere olduğum odamda gezdirdim. Yarım kalmış korku kristalleri, Gölge öğretmenlerinin odasından çaldığım açılmaması gereken kutular. Sonuçta açmak yasaktı, çalmak değil. Yani... En azından bu konuda detaylı bir bilgi vermemişlerdi. Bazıları hâlâ kapalıydı ama bazıları, çoktan açılmış açılmaması gereken kutulardı. Birkaçının içinden çıkan ruhlar sıyrılıp pencereden kaçıp gitmişti. Kime, nasıl bir bela olmuşlardı, bilmiyordum ama birkaçını eğitmeyi başarmıştım. O yüzden odamda gölge gibi görünen canlı ruhlar dolaşıyor, sözümü dinliyordu. Başka biri ya da akademi çalışanlarından biri girdiğinde, yatağın altına, dolabın arasına saklanıyorlardı. Isıran bitkilerin saksılarına saklanmamaları gerektiğini öğrenmişlerdi. Belli ki, ısıran bitkiler ruhların bile canını yakabiliyorlardı.
Duvarımda ödüller asılıydı. Bazı Auralar sanat eseri bırakır. Ben travma bırakıyorum. Hızlıca gözlerimi ödüllerimin birkaçında gezdirirken gururluydum.
Kaos Uygulamaları, birincilik. Gezegenler Arası Manipülasyon Finali, üstün başarı –yarışmaya gelişmemişlik seviyeleri yüzünden her gezegen katılmamıştı ama keşke Dünya da katılsaydı da en azından düzgün bir rakibim olsaydı- , Sessiz Tehdit Sanatı, tam puan. Benzeri birçok ödülüm vardı ama kişisel favorim, Işık Öğretmeni Ağlatma Hız Rekoru ödülümdü. Benden önceki rekor, Kael'e aitti ve sanırım bu yüzden favorim bu ödüldü. Kael'i bile geçmiştim! Ödülü aldığım gün bana acı çığlıkları aroması olan bir tatlı vermişti ve buralarda herkes bilir ki bu, öğrencisiyle gurur duyan bir öğretmenin yapacağı bir şeydi.
Tavanda sarkarak yaşayan küçük gölge yaratık, yine üstüme düşmek üzereyken yakaladım. Temas halinde yapışkan bir sıvı salgılıyordu ve saçıma denk gelmesindense elimi feda ediyordum. Avucumdaki yaratığa "Sana da kötü sabahlar." dedim. Pek konuşkan değildi ama gülmeyi seviyordu. Sekiz bacağının ortasındaki kafasına ancak sığan dört gözü senkronize olamayarak kapanıp açılırken küçük ama sayısız dişleri dışarı çıkmıştı. "Ne kadar korkunç..." dedikten sonra tüylü bacaklarından sevdim. "... çok tatlı."
Yaratığı bırakıp Salem kuşlarına elimi temizlettim. Odanın köşesinde, hazır olduğu günden beridir elbisemi havada asılı tutmakla görevli olan bir diğer Salem kuşlarına döndüm ve elbisemi memnuniyetle izledim ama Kâbus, "İyi bir haberim de var." dediğinde ilgim dağıldı. Gözlerim hâlâ elbise de gezinse de azalan bir keyifle, "Endişeleniyorum." dedim. Ne oldu yoksa Işıklardan biri çabalarımıza rağmen yine de mutlu olmayı başardı mı?
"Birazdan yeryüzü ve gökyüzü Işıkları da temsil edecek."
Omuzlarım düşerken nefesimi üfledim. Bu da demek oluyor ki, gördüğüm her şeyin sol yarısı Işıkları temsil edecek ve Karanlık tarafa geçene kadar buna son kez katlanmak zorunda kalacağım... Sol gözümü çıkartsam, kaç gün sonra iyileşir acaba?
**
"Hâlâ bir şansın var..."
Mint'i görmek bile sinir bozucuydu ama o yetmezmiş gibi bir de konuşabiliyordu. "Vazgeç artık aptal. Mezun olmak üzereyim." derken elimle onu kışkışladım. Gölgeler tarafında, popülere ayrılmış tahtta otururken etraftaki kaosu izlemekle meşguldüm. Çoğunu ben çıkarmıştım. Işık öğretmenlerinin Ametist Divanı'na yakarışlarını duyamayacak kadar uzaktaydım ama yüz ifadeleri yeterince keyif almamı sağlıyordu. Onlara hazırladığım veda hediyelerini beğenmiş olacaklar ki Ametist Divanı'na sahip oldukları tüm uzuvlarla beni gösterdiler. Ben de onlara el salladım. Rica ederim, güle güle kullanın.
"İyi olmak için hiçbir zaman geç de..." deyişi acıyla inlemekle kesildiğinde gülerek gözlerimi ona çevirdim. "Ama bazı şeylere de geç kalırsın." derken başımı kaldırıp gökyüzündeki Korkuga'ya göz kırptım. Tekrar atması gerekirse diye yeni bir taş almak üzere kanat çırptı. Mint başına düşen taşı yakalamaya geç kaldığı için ağlamaya başlamak yerine tekrar o dingin huzurlu yüz ifadesine döndüğünde gülüşüm de azaldı ve gözlerimi devirdim. Kötülüğü bile kursakta bırakacak kadar iyilerdi.
Etrafımdaki bataklık kız grubu son dakika üstlerine ne geçirebildilerse öyle gelmek zorunda kalmışlardı ve Kayra sarı oluşunu gizlemek için kendisini neredeyse paketlemişti. Gözleri sık sık elbiseme dönüyordu. Karanlık Taraf'ta ona yapabileceklerimden korkmasa, şimdiye çoktan elbisemi yakacağına eminim. Yine de Mint'i gösterdiğimde oturduğu yerden hareketlendi. Zaten sol gözümü çıkartmaya vaktim olmamıştı ve maalesef ki görüşümün yarısı Işık tarafını temsil ediyordu. Bu kadar çok iyilik görürken bir de Mint'e katlanamam.
Kayra Mint'e yaklaşırken gözünü alsın diye eteğimi hafifçe salladım. Göz ucuyla baktıktan sonra gözlerini devirdi ve yamuk bir şekilde sırıttım. Elbisemde siyah ve koyu morun iç içe geçtiği uzun kumaş, hafif hafif dalgalanıyordu. Uçları tamamen bitmiyor, aşağı doğru gölge dumanına dönüşüp dağılıyordu. Kumaşın içinde gece gökyüzündeki yıldızlar gibi belli belirsiz mavi ve pembe ışıklar dolaşıyordu. Görmek istemediğim halde, benim aptal aura renklerim yine kendilerini göstermenin yolunu bulmuşlardı. Boynu dantelle kapalıydı, dantel kolları da bileklerime kadar uzanıyordu ve omuzlarının üzerinden ince siyah kristaller geçiyordu. Tenimde akan farklı renk ışıkları olabildiğince örtmüştüm. Saçlarımı da topuz haline getirdiğim için uçlarından akan aura renklerim salık haline kıyasla daha az belirgindi ama tamamen gizlemem mümkün değildi. Sanırım Gölgeleri, Gölgelerin beni zorbaladığından bile daha fazla zorbalayarak değiştirdiğim şey, kendimi saklamam değildi. Artık, saklama isteğimi gizliyordum. Bu da benim sırrımdı. Etrafımdaki her bir Aura'nın sırları vardı. Hayır, aptal Işıkların değil. Onlardan birine gidip 'Günlüğünü okuyabilir miyim?' diye sorarsanız 'Tabii, yorulacaksan senin yerine ben okuyabilirim' falan derlerdi. Bazen Gölge öğretmenlerimiz bizden ceza olarak, Işık öğrencisi taklidi yapmamızı isterdi. Olur da gezegenimiz istila edilirse ve başkalarının saldırısına uğrarsak, ya da Siyah Aura olan biri canı istedi diye bize eziyet edecek olursa, hazırlıklı olmamız için seçmeli ders olan kişisel eziyet eğitimleri veriliyordu. O derslerden birinde Bahra yılanlarıyla tabuta girmiştim ve eğlenceliydi ama bir günü Işık öğrencisi gibi geçirmek... Eziyetti!
"Seni tanıyorum Mavi."
Ne saçmalayacağını merak ettiğim için Kayra'yı elimle işaret ederek durdurdum ama ne saçmalayacağını diğer kızlar duymasın diye yanımdan kovdum. Tahttan kalkıp Mint'in karşısına geçtim. Gözlerim etrafta hızlıca gezindikten sonra kalabalık ortamın gürültüsüne güvenerek tekrar Mint'e baktım. "Beni herkes tanıyor."
"Herkes bugün ne olduğunu tanıyor. Ben küçükken ne olduğunu da biliyorum."
Birkaç saniye gözlerimi kısarak baktıktan sonra nefesimi üfleyerek tekrar kışkışladım. Törenin başlamak üzere olduğuna ve öğrencilerin yerlerini alması gerektiğine dair anons yapmak üzere gökkuşağı kuşları etrafımızda uçuyordu. "Sana yeterince zaman ayırdım." derken tören alanına doğru hareketlenmek üzere birkaç Gölge oğlanına parmak şıklattım. Mezuniyet alanına uzaktım ve yürüyecek halim yoktu.
Bazı Gölgeler, cisimlere yön verebiliyor, eğip büküp yeni maddeler oluşturabiliyordu. "İki kişilik olsun." diye seslendim. Greg aptalı da gelmek üzere olmalıydı.
"Bu yüzden seni seçtim."
Işık öğrencileri, eğitimleri boyunca iyiliğe çağırmak için kendilerine bir Gölge öğrencisi seçerlerdi. Bu, uygulamalı derslerinden biriydi. Hiçbir Astar mezuniyetinde bunu başaramasalar da, her Astar yılında bunu denemeyi sürdürürlerdi. Mint de beni seçmişti. Hemen yan odamdaydı ve zihnimde duvarın ardına ulaşmak işten bile değildi. Her gece kâbuslarına girerek peşimi bırakması konusunda gayet ikna edici yollar izlesem de, bugün bile denemeye devam ediyordu.
Benim için hazır ettikleri uçan araca yaklaşırken "Gidip saçların için ağlasana." diye söylendim. Gece boyu kâbus görmesini sağlayıp mezuniyet elbisesini mahvetmiş, örmek için uzattığı saçlarını kestirmiş, odasına Korku böcekleri salmıştım ama hâlâ gülümseyebiliyordu. Işık öğrencilerinin arasında eziyet etmesi en güç kişi oydu. Diğerlerinden çok daha dirençliydi.
Tören alanına giden köprüde duran araca vardığımızda duraksayıp ellerini iki yanında kaldırarak gökyüzüne baktı. Az daha bana çarpmak üzere olan başka bir Işık öğrencisine bakışlarımla eziyet ettikten sonra Mint'in yine ne saçmaladığına baktım. Greg birkaç Astar dakikası içinde gelmezse, bu köprüyü yürümesi gerekecekti çünkü Mint'e olan sabrım bitmişti. "Senin bir gün iyi birine dönüşmeni diliyorum. Sen de dene. Evrene gönderdiğin her dilek, bir sipariştir."
İnsan olsaydı kesinlikle motivasyon konuşmacısı olurdu.
"Bir deneyeyim." dediğimde ellerini indiremeden şaşkınlıkla bana baktı. O sıra saçlarından akan beyaz ışık göz aldı ve sırf bu yüzden bile ona eziyet etmek istesem de sakin kaldım.
Onun gibi ellerimi iki yana açıp gökyüzüne baktım. "Senin yanımdan defolup gitmeni diliyorum." dedikten sonra onu köprüden suya ittim. Çığlığı su sesiyle bölündüğünde keyfim azalsa da güldüm. "Haklıymışsın! Dileğim gerçek oldu."
Fark olarak, ben dileklerimi kendim gerçekleştiririm.
O ıslak ve mahvolmuş haline bakma isteğim Greg'e birkaç saniye daha kazandırırken köprüye yaklaştım. Sudan çıkma çabasına gülüp el salladım. "Bir daha karşılaşmamak dileğiyle." dedikten sonra "Bir dakika, nasıldı?" deyip ellerimi tekrar iki yanda açarak gökyüzüne baktım. "Bir daha karşılaşmamak dileğiyle!"
"Karşılaşacağımıza eminim! O güne kadar seni özleyeceğim."
Neşeli neşeli konuştuğunda keyfim silinirken gözlerimi devirerek araca döndüm ve köprüden uzaklaştım. Ona eziyet edememek, bana eziyetti. Resmen evrene benim kötülükten aldığım hazzı baltalamak için gelmişti.
"Korkunç görünüyorsun."
Aldığım iltifat karşısında keyiflenerek sonunda gelebilmiş olan Greg'e döndüm. Mor ışıltıların süslediği siyah gözleri beğeniyle beni süzüyordu. Siyah Auraların gözleri de siyah olurdu. Onlardan bir farkım da buydu. Her şeyi gizlesem, mavi gözlerimi gizleyemezdim. Greg'in uzattığı eline burun kırıştırdım. Benimle de DNA'sını paylaşmak istediği kesindi ama onunla ancak kötülük paylaşabilirdim. Bu konuda iyi bir ortaktı.
Yüz ifademi görmesine rağmen elimi uzatır gibi hareketlendiğimde 'Yoksa?' der gibi sırıtarak kaşlarını kaldırdı. Işıklar, İnsanlar ya da Basklar falan gibi gülümsemeye çalışıp gözlerimi hayran hayran kırpıştırdığımda alaylı bir mağlubiyetle yüzünü buruşturdu. Birçok şeyi becerirdim. Okyanus atlarını bile sürebiliyordum ama... Gülümseyemiyordum! Keşke iki seçmeli ders hakkımdan birini Farklı Gezegenlerin Dilleri eğitimi için harcamak yerine, Farklı Canlıların Taklidi dersini alsaydım. Ben sırf farklı canlıların hayatlarındaki kötü anıları alt yazılı izlememek için, yüzlerce dil öğrenmiştim. Alt yazılara bakarken yüzlerindeki acıyı kaçırabiliyordum ve bu hiç hoşuma gitmiyordu. Yine de, başkalarını daha iyi kandırabilmek için belirli canlıları taklit edebilmek de hoş olurdu.
Greg'in de anlayabildiği üzere uzattığı elini tutmak yerine, orta parmağımı gösterdiğimde güldü. Genel olarak Ametist gezegeninde biz başka gezegenlerdekilerin hayatlarına etki etsek de, onların da bizi etkilediği doğruydu. Bu orta parmak hareketi, insanlar arasında yaygındı. Hiç de hoş bir anlamı olmaması oldukça hoşumuza gittiği için Greg'le birbirimizi böyle selamlardık. Elimi öpmesine müsaade etmediğim için "Duygularım olsa, ağlardım." dedi.
"Gözlerine parmağımı sokarsam, aslında ağlamaya başlarsın." dedikten sonra sırıttım. "Ya da kanamaya."
İkisi de izlemeyi sevdiğim görüntülerdi.
Kolunu uzatarak karşımdan, yanıma geçti. Uzaklaşmasını sağlayacaktım ama lafa "Hayatımda gördüğüm en kötü Gölge," dediğinde hoşuma gittiği için müsaade ettim. "Bugün kavalyenim. Gözlerimi kanatırsan, iyileşene kadar bu güzelliği görmekten mahrum kalırım."
Koluna girerken, onun gibi sırıtıyordum ama dişlerimin arasından konuşarak küçük bir uyarı geçtim. "Beni öpmeye ya da DNA'nı paylaşmaya kalkışırsan, seni Mavera gezegenine fırlatırım."
Yeteneğim, Gölgelere işlemiyordu. Kael'in deyişiyle, uyku ve his katiliydim. Rüya görenlere kâbuslarla eziyet edebiliyordum ama Gölgeler rüya görmezdi. Uyanıklarken hissettirdiğim acılardan da, ancak zevk alıyorlardı. O sebeple Greg'i bu konuda tehdit edemiyordum ama rüyasını kâbusa çevirebilsem yaşayacağı kadar dehşete düştü. Güçlerim onlarda işe yaramadığı için, başka çözümler bulmam gerekiyordu ve ben de buluyordum. "Her gezegen sakininin iyi olduğu, birbirlerine asla zarar vermedikleri, yerdeki çimeni bile ezmemek için uçmayı öğrendikleri yere mi?"
Tehdit saçan bir keyifle başımı salladım. Gölge Tarafı'ndan, başka gezegenlere geçişimiz yasaktı ama neyse ki yasaklarla ilgilenmiyorum. Zaten Karanlık Taraf'a geçmek üzereydik ama bu konuda çok sabırsızlanırsam Gölge Taraf'ında da bunu imkânlı kılacak yollar biliyorum. Gezegeni hızlıca terk etmemiz gerekebilecek acil bir durum halinde kullanabileceğimiz geçitlerin, Gölge Taraf'ında nerede olduğunu biliyorum. Kullandığım zamanlardan birinde ceza olarak yatakhanede bir hafta boyunca Işık'ın tekiyle bir oda paylaşmıştım! En korkunç yanları, kendi odam değildi, dört yanım Işık odası pozitifliğiyle doluydu ve... Gölge olmam yasaktı! Resmen bir hafta boyunca damarlarından iyilik akan birine kötülük yapamamış, gülümseyip durmasına, şarkılar söylemesine falan katlanmıştım. Aslında cezam iki hafta olsa da birinci haftanın sonunda geri kalan süreyi kendimi bitkisel yaşama sokarak geçirmek istediğimde, kendime zarar vermeyeyim diye cezamı sona erdirmişlerdi.
Üfleyerek kabullendi. "Neyse. Fikrini değiştirmek için Karanlık Taraf'ta sonsuz vaktimiz olacak," dedikten sonra alayla güldü. "Ayrıca DNA paylaşmak değil, se..."
"Hadi Greg," diyerek onu araca çekiştirdim. Kötülük yaptığında ya da iltifat ettiğinde katlanılabilir biriydi ama sadece konuştuğunda... Zaman kaybıydı. "Senin yüzünden birinciliğimin açıklanmasını kaçıramam!"
**
İkinci, Kayra olarak açıklandığında kahkahalara boğulmuştum. Tek güldüğüm Kayra'nın herkesin gözleri ondayken ne kadar da gri-sarı oluşunu gizleme çabası bile değildi. "En iyi yaptığın şey ikinci olmaktı ve bu sefer ikinci bile olamamışsın."
Greg, başıma bir şeyler gelmesini dilediği belli olan kötü bakışlar eşliğinde beni süzerken gülerek onu da omzundan sarstım. "Sonsuza kadar bu utancı unutamayacaksın." dedikten sonra güven vererek omzunu sıvazladım ve gözlerimi kırpıştırdım. "Merak etme, unutursan ben hatırlatırım."
Greg öyle bir baktı ki kahkaha attım. Önce kapıdan başarı sıralamasında ilk üçe giren kişiler geçeceği için etrafımız hâl öğrenci doluydu. Onlara dönüp "Çabuk herkes Greg'e baksın!" diye seslendim. Sonra, bunun Kayra'nın utancını saklamasına yardımcı olacağını, bir an önce o gri-sarı görünüşünü saklayarak kapıdan geçeceğini hatırladığımda ciddileşip sol tarafımda kalanlara "Siz Kayra'ya bakın." dedim. Aynı anda Greg ve Kayra'nın da yeterince rahatsız olması gerekiyordu.
"Karanlık Taraf'a peşinden geldiğim gibi, sana eziyet etme yolları arayacağım."
Birinci olacağım ve ondan önce Karanlık Taraf'a geçeceğim için, bir Astar süresi boyunca bu aptal yüz ifadesini göremeyecektim ve yokluğunu arayacaktım. "Bir anda iyi birine dönüşmeyeceksen bana ne yaparsan yap eziyet edemezsin tatlım." deyip yanağından makas aldım.
"Şunu 'yapma' diyorum." diye söylenerek elimi ittirdiğinde güldüm. Parmaklarımın arasındaki kaşıntı tozlarını silkeledim. Belirli işkence imkânlarını kendi üstümde sıklıkla denediğimden bağışıklık geliştirmiştim ama Greg geliştiremediği için derisini yüzer gibi yanağını kaşıyordu. "Zaten, o yüzden yapıyorum."
Kaşıntısının geçmesi için en az bir Astar saati gerektiğinden derisini yüzmeyi bıraktı ve ceketinin iç cebinden çıkarttığı kaşıntı tozunu sağa sola saçmaya başladı. Bir konuda sorun yaşanıyorsa ve çözülemiyorsa, bunu herkesin sorunu haline getirmek yine idolüm Kael'in yöntemlerindendi. Yakınlarımızdaki Gölgeler, Greg'e kötü dilekler ileterek söylenmeye ve kaşınmaya başladığında tabii ki Greg'e yetmedi. Havada uçan Korkuga'ya, sonra da bana baktığında herkesin kaşınması fikri hoşuma gideceği için müsaade ettim. Korkuga kaşıntı tozlarını alıp tören genelinde uçarak saçmaya başladığı sırada Greg de yanağını omzuna sürtüyordu.
"Sen gelene kadar sana karşılama grubu ayarlayacağım. Karanlık Taraf'a geçtiği ilk an, herkes için önemlidir. Seninkisini de özel kılmak için her şeyi yapacağıma emin olabilirsin benim en nefret ettiğim Siyah Aura."
Sıkkın bir şekilde elleriyle o aptal suratını sıvazlamaya başlarken "İltifat sayarım." diye söylendi. Yeterince rahatsız olmak yerine 'en nefret ettiğim' dediğim için flörtöz bir alaya vurmak istediğinde "Bundan sonra senin adın 4. Greg. Karanlık Taraf'ta herkesin sana öyle seslenmesini sağlayacağım." dediğim gibi ellerini yüzünden çekip tekrar başını bana çevirdi. Kahkaha atarak etrafıma "Herkes tekrar Greg'e baksın!" dedim. Gözlerini devirdi ve bana orta parmağını gösterdi. Zevkle karşılık verdim.
İlk üçte değilse, dördüncü falan olsa gerekti. Nasıl ikinci olamamıştı, anlamıyorum. Kayra'dan ve üçüncü olan Milas'tan daha kötü olduğuna eminim. En azından Kayra gibi bana güvenmeyecek kadar zeki bir kötüydü Greg.
Kayra'nın, onu izleyen Gölgelerin alayları eşliğinde kapıdan geçmesini izlerken huzurla derin bir nefes alıp verdim. O sıra biraz olsun Kayra'nın halinden zevk alıp morali düzeldiyse diye Greg'e "Kendinden utanmalısın," dedim. "Nasıl yeterince kötü olamadın? Bir de kavalyem olacaksın. Beni hak etmiyorsun."
"Gökyüzüne doğru silinsem daha iyiydi. Puanlama sistemi bitmeseydi burayı havaya uçurur, bari üçüncü olmaya çalışırdım."
Dürüst yaklaşınca güldüm. "Merak etme, ben uçuracağım."
"Nasıl?" diye sorduğunda göz kırptım.
"Birazdan göreceksin." dedikten sonra gururla omuzlarımı dikleştirdim. "Birinci açıklandığında." dedikten sonra ayaklandım. Nasıl olsa şimdi adımı söyleyeceklerdi. Mor ve beyaz alevlerle çevrili dev salonun tavanı yoktu. Onun yerine, Ametist gezegeninin sonsuz göğü yukarıda kıvrılıp duruyordu. Havada süzülen kristaller, kürsüde konuşulanları hepimize sesi arttırarak duyuruyordu. Sol tarafta Beyaz Auralar, Sağ tarafta Siyah Auralar göğe yükselirmiş gibi uzayan basamaklara oturarak sırasını bekliyordu. Karşımızda yükselen iki kapı, kapı olmaktan çok gökyüzünün kendisinde açılmış iki yarık gibi görünüyordu. O kadar büyüklerdi ki tepelerini görmek için başımı kaldırdığımda mor bulutların içine, yıldız kümelerinin arasına kadar bakmam gerekiyordu. Yine de uçlarını göremiyordum. Sanki gökyüzüne uzanmıyorlar, gökyüzü onların içinden çıkıyordu.
Aydınlık Taraf Kapısı, beyaz taşlardan yapılmış gibi görünüyordu ama dikkatli bakınca öyle olmadığı anlaşılıyordu. İçinde altın ve gümüş ışıklar dolaşıyor, yüzeyi sıvıymış gibi ağır ağır dalgalanıyordu. Kapının çevresinde ışık kuşları uçuyor, boşlukta beyaz çiçekler diziliyordu. Arkasında Aydınlık Taraf'a dair bir şey görünmüyordu, onun yerine sonsuza kadar uzanan bir gün doğumu vardı. Gökyüzünün içinde ikinci bir gökyüzü gibi. Yakınında duranların tenlerinde küçük yıldız tozları kalıyor, bazı Işık öğrencilerinin saçları istemsizce havalanıyordu.
İğrenç.
Karanlık Taraf Kapısı ise başta karanlık gibi görünse de birkaç saniyede göz detayları seçiyordu. Mor galaksiler, yıldız kümeleri ve çatlakların içinde yavaşça dönen başka gökler görülüyordu. Sanki gecenin kendisi şekil değiştirmiş ve bir kapı olmaya karar vermişti. Etrafındaki gölgeler yerde durmuyordu. Havada yüzüyor, birbirlerinin içine giriyor, bazen yüzler oluşturuyor, bazen eller, bazen de gözler açıp birkaç saniye boyunca bize bakıyorlardı. Kapının içinden gelen çığlık seslerini etrafın gürültüsü bile bastıramıyordu. Ansızın kulağımın ardından geliyormuş gibi hissettiren fısıltıların, töreni izleyen Karanlık Taraf Siyah Auralarına ait olduğunu biliyordum. Onlarla tanışmak için sabırsızlanıyorum!
Mükemmel.
Gökyüzünün sol gözümle gördüğüm yarısı açık ve parlaktı. Beyaz ışık şeritleri gökyüzünde kıvrılıyor, altın parçacıklar yavaşça aşağı süzülüyordu. Sağ gözümle gördüğüm kısmı ise koyu mor bulutlarla kaplıydı. Mor şimşekler alanın gürültüsüne keyifli bir ses katarak bulutların arasında dolaşıyor, gölge parçacıkları havada sürükleniyordu. Siyaha yakın mor ağaçlara başımı çevirerek baktığımda ve sol gözümün hizasında kaldığında, beyaz, gümüş ve altın çiçekleri olan bir ağaca dönüşüyordu ve bundan nefret ediyordum!
Sol tarafımızda kalan Işık öğrencileri de sabote edilmiş elbiseleri yerine yine üstüne geçirebilecekleri çiçekler bulabilmişlerdi. Hazırladıkları kadar onları memnun etmese de, bu halleriyle de yeterince mide bulandırıcı olabilmişlerdi.
Sabırsızlıkla birincilik konuşmamı yaptıktan sonra kapıdan geçtiğim sırada yapacağım şovu bekliyordum. Karanlık Taraf'a açılan kapıdan geçtikten sonra bu tarafla işim kalmayacağı için neyin ne kadar patlayacağı pek de beni ilgilendirmiyordu. Önemli olan güzel bir çıkış yapabilmekti. Mor patlamalar gökyüzüne ulaşıp da galaksideki başka gezegenlere izlemesi keyifli bir şov yapacakken, muhtemelen buradakiler kaçmakla meşgul olurdu.
Sıra birincilere geldiğinde ilk olarak Işıkların birincisini açıklandı ve kapıya yürüyen Mint'in el sallayışından gözlerimi devirerek kaçırdım ve hâlâ bakıyorsa diye midemin bulandığından emin olmasını sağlayacak kadar yüzümü buruşturdum.
Tabii ki de Işıkların birincisi Mint olacaktı.
O, Gölgelere eziyet verebilecek kadar iyi bir Aura.
Kristaller tekrar Usta'nın sesini duyurdu. Bu sesi son duyuşumdu, Gölge Taraf'tan Karanlık Taraf'a geçiş Usta'sıydı ve benim artık bu geçiş kapısıyla işim kalmayacaktı. "Bir Astar döngüsünün daha sona erdiği, Gölge ve Işık öğrencilerinin yollarını tamamladığı bugünde, kötülerin birincisi hakkında da birkaç cümlem elbette var."
Mint'i yaklaşık beş dakika iyiliğiyle övdüğü için, benim kötülüğümü övüşü en azından altı dakika sürmezse, şov patlamalarımın Usta'nın olduğu yerden başlamasını sağlarım. Hazır olması için Korkuga'ya göz kırptım. Birinci açıklandığı gibi ışık patlamaları da başlayacak, sadece kapıya doğru yürümem için gerekli olan yol kullanılabilir kalacaktı.
Siyah ve beyaz kapıların etrafındaki semboller parlamaya başladı. Işık ve Gölge öğrencileri sırayla geçtiği için birazdan sadece siyah kapıdaki sembol parlak kalacaktı ve benim de Karanlık Taraf'a geçişimin ardından öğrenciler başarı sıralaması olmaksızın taraf sırasıyla geçmeye başlayacaktı.
"Birinci olan öğrenci kaosu yönlendirmede üstün,"
E tabi.
İsmim Mavi değil, kaos olmalıymış.
"...manipülasyonda üstün,"
Aldığım iltifatları duyuşu azalmasın diye sessiz bir şekilde "En azından birimiz kötü olmanın hakkını veriyor." diye fısıldadım.
Greg, "Senin yanına gelmemek için Aydınlık Taraf'a geçmeye karar vermek üzereyim." dediğinde dudağımı büzerek başımı iki yana salladım ve sıkkın bir nefes alıp gözlerini devirerek kaçırdı. Keyifle Usta'ya baktım.
"...psikolojik yıkımda üstün,"
Gölgelerin gözü üstümdeydi. Malumun ilanıydı. Kimsenin birinciye dair bir şüphesi yoktu. Puan sisteminin bittiği bir gün bile özenden, emekten kaçmayarak hepsine veda hediyesi bırakmıştım sonuçta.
"...kuralları bükmede üstün,"
Gölge'nin teki, "Tamam artık açıklansın Mavi. Hepimiz biliyoruz zat..." diye söylenince Kokguga gerekeni yaptığı için acıyla inleyerek susmak zorunda kaldı. Yine de ardından haz almış gibi sırıttı. Gölgelere işkence etmek zordu.
"Bir daha ben övülürken araya girme." diye uyardığımda gözlerini devirerek önüne döndü. Ben bu kadar başarılı bir kötüyken beni hak etmeyenlerle aynı tarafta olmaya katlanabiliyorum da, o beni övmelerinin bitmesini beklemeye mi katlanamıyor?
"... öğretmenler üzerinde kalıcı etkiler bırakmış, birçok öğrencinin hayatında unutulmaz izler bırakmış, Kaosu sanat seviyesine taşımış,"
Bir elim gururlanarak göğsüme gitti.
Ah.
Duygularım olsa, duygulanırdım.
"...Varn sınıfından,
İsmim açıklanırken Korkuga'ya göz kırptım.
"Greg."
Işık patlamaları başlarken ben hâlâ sırıtıyordum.
Yaklaşık üç saniye kadar.
Sonra yavaşça gözlerimi kırpıştırdım. Işık patlamaları yüzünden renk cümbüşüne dönmüş alanda kaçmayanlar, dönüp bana bakmakla meşguldü. Öğretmenlerin bir kısmı bile oluşan kaosu çözmek yerine bana bakıyorlardı.
"Adım, Mavi." diye hatırlatma ihtiyacı hissettim ama Usta tekrar, "Greg, kapı seni çağırıyor." diye seslenirken etrafta oluşan kaosa bakıyor, elleriyle işaret vererek yetkilileri yönlendiriyordu. Bazı öğretmenler patlamalar başladığı gibi bıkkınlıkla inleyip "Yine mi, Mavi?" diye söylenmişlerdi.
Yavaşça Greg'e döndüm. Oturduğu yerden kalkarken onun da şaşkın gözleri Usta ile benim aramda geziniyordu. Işık patlamaları vücudumuza yansırken kamaşan gözlerimi kapatabilecek halde değildim. Sıcaklık artarken hafifçe güldüm. İşaret parmağıyla Greg'i, kendimi, Usta'yı, sonra tekrar kendimi gösterip "Patlamalar yüzünden yanlış duymuş olmalıyım." dedikten sonra yutkundum. "Öyle, değil mi?"
Greg bir süre daha cevap veremeden şaşkın bir şekilde baktı ama etrafta, gürültülerin arasındaki hayret nidalarını duyabiliyordum. İmkânsız, diyorlardı.
Çünkü imkânsızdı.
Birinci benim.
Her zaman bendim.
Kaos Uygulamaları?
Ben.
Manipülasyon?
Ben.
Kâbus yönetimi?
Ben.
Psikolojik yıkım?
Ben.
Yaratıcı İşkence?
Yine ben.
Şoku atlatmış öğretmenler patlamalara müdahale etmeye ve öğrencileri bana bakıp durmak yerine patlamalardan uzak noktalara çekmeye başlarken sadece ve sadece kapıya giden yol kullanılabilir haldeydi ama...
O yoldan geçmek için çağrılmamıştım...
Neredeyse çığlık atarak "Bu imkânsız!" diye bağırdım. Havadaki kristallerden birkaçını patlamadan kurtarabilmesi için Korkuga'ya işaret verdikten sonra getirdiği kristali ağzıma yaklaştırarak tekrar "Bu imkânsız!" dedim. Aramızda bayağı bir mesafe olsa da kristal sayesinde beni duyan Usta, ışık patlamalarla ilgilenmekle meşguldü. Ayağına dolanan bir gökkuşağı sarmalından kurtulmaya çalışırken beni duymazdan gelip "Önce Greg olmak üzere tüm öğrenciler kapılara!" diye bağırdı. Buradaki durumun kontrol altına alınması uzun süreceğinden öğrencileri hızlıca evlerine, Aydınlık ya da Karanlık taraflara yollayarak durumun bir kısmını çözmeye başlıyorlardı ama... Karanlık Taraf'a birinci gitmeyeceğime, hiç gitmesem yeriydi!
Kapıların ortasındaki devasa kürsüde oturan Ametist Divanı'nın hemen burada gökyüzüne doğru silinmem için karar vermesi gerekiyordu. Ya silinmem için karar verirlerdi ya da bu saçma hatadan geri dönerlerdi. Kapılar da Usta da asla yanılmazdı, veriler evrenden gelirdi ama...
Bu sefer yanıldılar!
Dehşet içerisinde Usta'ya bakarken dudaklarım olabildiğince aralanmıştı. Işığın tadı ağzıma geldiğinde yüzümü buruşturup sol tarafımda kalan Gölgelerden birine tükürerek kurtuldum ve dudaklarımı gerekmedikçe kapalı tutmaya karar kıldım. Öğretmenler ve uçan hayvanlar öğrencileri yönlendirmeye başlarlarken sadece beni, patlamaların ortasındaki güvenli yola değil de, geriye yönlendiriyorlardı. Herkes kapıya, ben ise geriye yönlendiriliyordum...
Burada koca bir orta parmak olayı dönüyor!
Kolumu uçan kurbağadan kurtarıp tekrar "Bu imkânsız!" diye çığlık attım. Çığlığımı Greg'in kahkahaları bastırdı. Şoku üstünden atmış, gülmeye başlamıştı. "Çabuk herkes Mavi'ye baksın!"
"Bakıyorlar zaten aptal!" diye bağırarak, beni çekiştirmeye çalışan uçan hayvanlardan, öğretmenlerden kurtularak ona yöneldim. Aramıza giren öğretmenleri sağa, sola itmeye çalışırken o aptal Greg hâlâ kahkahaları yüzünden eğilip bükülüyordu.
"Bu geri zekâlı benden daha kötü olamaz!" dedikten sonra sinirle inleyip kapıyı gösterdim. "O Kayra ve Milas aptalları da benden daha kötü olamaz! Kimse benden daha kötü olamaz..." dedikten sonra benim gibi şok olmuş bir şekilde divandan yükselen Kael'e baktım. "Sen hariç tabii."
Diğer divan üyeleri kaosu ve durumu çözmeye çalışırken Kael ayaklandığı yerde dehşetle Usta'yı izliyordu. Burada benim dışımda bu saçmalığı fark eden birisi varsa, o da Kael'di.
"Merak etme Mavi, sen gelene kadar karşılama grubu..."
Korkuga, emrimle birlikte Greg'e saldırmaya başladığında yüzünü korumaya çalışırken susmak zorunda kalmıştı. Öğretmenler onu yola doğru çekiştirirken iki arada bir derede konuşma şansı bulabildiği gibi "Kendinden utan!" diye bağırdı. O sıra öğretmenlerin arasından bana doğru uzattığı eliyle orta parmağını gösterdiğini gördüm. Korkuga Greg'in parmağını kemirmeye başlasa da Greg gülmeye devam ediyordu.
Beni geriye doğru çekmeye çalışan öğretmenlere "Bir yanlışlık var!" diye bağırdım. "Birinci benim! En kötü benim!"
"Öğrenciler kapılara!"
Usta kapılara çağırmasına rağmen öğretmenler beni kapıdan uzaklaştırıyorlardı. Dördüncü olarak girmek istemediğim için zaten direneceğim Karanlık Taraf kapısına beni götürmüyorlardı bile. Nedenini anlayamıyordum.
"Mavi, sen hariç."
Sanırım son yarattığım kaos yüzünden önce ceza alacaktım ama... Ceza vermek yerine ne büyük bir hata yaptıklarını görüp en kötü olduğuma karar vermeleri gerekiyordu! Mezuniyet alanını galaksiler arası ışık savaşına çeviren benim! O aptal aptal gülen Greg değil. Birinci benim!
"Varn sınıfından Mavi, Karanlık Taraf'a geçmeye yetersiz bulundun."
Yetersiz.
Bir saniye...
Ne?!
**
"Tamam. Sizi anlıyorum. Yerinizde ben de olsam intikam almak isterdim. Benden öyle kuru kuru kurtulacak haliniz yok. Sonuçta her birinizle..." derken gözlerim karşıdaki kürsüde dikilen Işık ve Gölge öğretmenlerinde, Ametist Divanı üyelerinde ve Usta'da geziniyordu. Sırıttım. "Anılarımız var."
Onlar için kötü, benim için eğlenceli olan anılar.
Mezuniyet alanından yeterince uzaklaşsak da hâlâ bulunduğumuz bina ışık patlamalarıyla sarsılıyordu ve gürültü kulaklarımızı yoruyordu. Ametist Divanı'ndan gücüyle madde oluşturabilen biri camları örtse de içeriye sızan ışık hâlâ göz kamaştırıyordu.
"Özellikle de bu son yaptığım şey yüzünden, beni cezalandırmak istiyorsunuz." derken hâlâ müthiş bir sakinlik içerisinde sırıtıyordum ama birkaç saniye sonra ellerimi iki yanımda kaldırıp "Ama artık 'şaka' deyin!" diye bağırdım. Bana ciddiyetle bakmayı sürdürdüler.
Usta, derin bir nefes daha alıp verdi ve ağır bir şekilde konuştu. "Varn sınıfından Mavi, Karanlık Taraf'a geçmeye..."
"Bla, bla!" diye bağırarak lafını kestim. "Aynı şeyleri zırvalayıp durma! Bu saçmalık! Bu... İyilik kadar saçmalık! Yerimde Enst gezegenin bir Enser olsaydı size ne derdi, biliyor musunuz? Cvitaka! Peki, Drutikavatka gezegeninden Dvaysklar olsaydı? Datrivija! Dünya gezegeninden bir İnsan olsaydım size ne derdim, biliyor musunuz? Siktirin lan oradan! Ben mi yeterince kötü değilim? Ben mi Karanlık Taraf'a geçebilecek kadar kötü değilim! Yaratıcı İşkence dersi final ödevinde bir Işık'ın ayakkabı bağcıklarını birbirine bağlamakla yetinen Zhar bile Karanlık Taraf'a geçti, ben mi yetersizim?"
"Bu gerçekten imkânsız."
Kael, girdiği kapıyı kapatmakta ve ışık böceklerini ardından tutmakta zorlandığı için sırtıyla baskı uygularken tekrar etti. "Bu mümkün değil."
Ametist Divanı başkanı gücüyle kapıyı uzaktan kapattığında Kael doğrularak üstünü başını ve pelerinini düzeltip yanıma geçti. Birlikte Ametist Divanı'na dönerken Kael'i gösterip "Sonunda aklı galaksinin derinliklerine kaçmamış birisi!" dedim.
"Mavi, yetersiz olamaz. Yetiştirdiğim en kötü öğrencilerden biri. Benim ustalık eserim!"
Durumun kaosuna rağmen bir anlığına keyifle güldüm. Gözler üstümde gezinince ciddileşmeye çalıştım.
Kael, elindeki parşömeni açtı ve okumaya başladı. Parşömen döne döne açılmaya devam ederken odanın yeri kâğıtla dolmaya başlamıştı. Sonunda bittiğinde hepimiz aşağıya bakıyorduk. Belli ki, benim sicil kâğıdımdı. Tüm odayı kapladığı doğruydu ama uzun on yedi Astar yılı yaşamıştım. Yani... "Sadece bu kadar mı?" diye sordum.
Kael, "Bu ilk parşömen." deyip pelerinin içinde duran dört parşömeni daha gösterince ben dâhil herkesten anladığına dair mırıltılar çıktı. İşte şimdi olmuştu.
Ametist Divanı yarım ay şeklinde duran siyah kristal basamakların üzerindeydi. Ortada Divan Başkanı oturuyordu. Astera. Ne Beyaz Aura gibi tamamen aydınlıktı ne de Siyah Aura gibi karanlıktı. Hem ikisi, hem de hiçbiriydi. Uzun beyaz saçlarının arasında mor ışıklar dolaşıyor, mor saçlarının arasında beyaz ışıklar kayıyordu. Üzerindeki elbise de hareket ettikçe renk değiştiriyor, bazen kararıyor, bazen yıldızlar parlaklaşıyordu. Gözlerinden biri gümüş, biri koyu mor görünüyordu.
Sağında odadaki Beyaz Auralar oturuyordu. Üzerlerinden altın ve gümüş ışıklar akıyordu. Sol tarafta ise Siyah Auralar. Mor gölgeler omuzlarından aşağı süzülüyordu. Ortada, Astera'nın yanında duran Usta ise...
Usta tam olarak belirgin bir şey değildi. O an nasıl görünmek isterse, öyle görünüyordu. Böylelikle istediği her yere de sızabiliyordu. Bir keresinde Greg'e öğretmenlere henüz yaptığım bir kötülükten bahsederken Usta'ya yakalanmıştım. Greg bir anda, Opal gezegeni canlısına dönüşünce ve koridorun sonundan asıl aptal Greg bize yaklaşmaya başlayınca hafifçe gülmüştüm. Nasıl plan ama, diye sormuştum ama sanırım Usta beğenmemişti ki, ceza almıştım. Çoğunlukla başka gezegenlerdeki, başka canlılara dönüşüyordu. Bugün ise Dünya'da, ömrünü sessizlik yeminiyle geçirmiş bir...
Neydi ya onlar?
Berdüşt mü?
Berber?
Keşkül mü?
Her neyse işte.
Onlardan biri gibi görünüyordu.
Üzerinde sade, açık renkli uzun insan kıyafetleri vardı. Omuzlarından aşağı ince altın ve beyaz parçacıklar akıyordu ama yere düşmeden kayboluyorlardı. O noktada insan görüntüsü dağılabiliyordu çünkü Aura'sını tam olarak gizleyemiyordu. Saçları omzuna kadar iniyordu ve yüzünde rahatsız edici derecede huzurlu bir ifade vardı.
Gerçekten taklit ettiği o bir ömür susan insanlarsa - ki onların anılarını gösteren diziler çok sıkıcıydı, konuşmadıkları için alt yazı da yoktu, zaten dillerini öğrenmiştim ama düşüncelerini okuyamazdım- keşke o da şu an sussaydı ama susmuyor, bana yetersiz olduğumu söylüyordu!
"Beş yaşındayken yatakhane kapılarına çıkanı direkt Gölge ormana götüren tozlar serpiştirdi. Öğrencileri zor kurtardık."
Işık öğretmenlerinden birisi hayıflandı. "Bazı öğrencilerim hâlâ bu konuda kâbuslar görüyor."
Kael gururla, "Kâbusları da Mavi yapıyor." dediğinde bana dönen gözlere sırıtarak başımı onaylar şekilde salladım.
Divan üyelerinden biri, "Geceleri uyumak yerine başkalarıyla mı uğraşıyorsun?" diye sordu.
Önemsiz bir detay olduğu için elimi öylesine sallayıp "Kötülük emek ister." dedim. Kael çakmam içine elini uzattığında çakacakmış gibi yapıp kaçırdığımda birkaç saniye öylece kaldı. Ardından "Böyle ucuz numaralar yapma." diyerek Işık öğretmenlerinden birine yaklaştı. Elini çakması için kaldırdı. Işık öğretmeni, Kael'in eline elini çarpacakken gözleri üstümde olan Kael, "Yani bana yapma." deyip elini Işık öğretmeninden kaçırarak yanıma geri döndü ve birkaç saniyelik bakışmamızın ardından güldük ve bu sefer yumruklarımızı tokuşturduk. Işık öğretmeninin gözleri dolduğunda gözlerimi devirdim.
Kael parşömen kâğıdı boyunca ellerini gezdirip geçtiği kısmın sarkmasını sağlarken rastgele gözüne gelen maddeleri dile getirmeye devam etti. "Altı yaşında İyilik öğretmenlerinin masalarına korku böceği kolonisi yerleştirdi."
İyilik öğretmenlerinden bir tanesi diğerine dönüp "Hâlâ seslerini duyuyorum." diye söylendi. Omuz silktim.
"Yedi yaşında, Işık öğrencilerinin umut bahçesine sahte yön tabelaları yerleştirdi. Seksen dört öğrenci Mutluluk Ormanı yerine Varoluşsal Kriz Vadisi'ne girdiler."
"Hatanı yüzüne vurduğum için anlayış dileyerek ama zevk de alarak söylemem gerekirse, aslında doksan üç öğrenciydi."
Kael, "Kes sesini." dediğinde "Tabii." diyerek başımı salladım ve önüme döndüm.
Işık öğretmenlerinden biri, "Sekiz öğrencimizin ağlaması hâlâ bitmedi." derken gözyaşlarını sildi. Kael'le aynı Astar yaşındalardı ve bu konuda Kael'den ilham almıştım çünkü o da kendi döneminde aynı şeyi yapmıştı. Mağdurlarından biri de, bu Işık öğretmeniydi. Kael'le aynı anda güldük.
"Sekiz yaşında herkesin gölgesini eğitmeyi öğrendi. Birilerini onların gölgelerini yönlendirerek korkutmaya başladı. Işık öğrencileri Mavi sayesinde kendi gölgelerinden korkuyor."
Astera, "Yüzünden." diye düzelttiğinde Kael'le aynı anda o "Sayesinde." derken ben de "Sayemde." diyerek direttik ama bizi gökyüzüne doğru silmeye yetkisi olan Astera'nın ters bakışları susmamızı sağladı. Kael de parşömene odaklandı ve elleri odayı dolduran kâğıdı çekerek gezinirken rastgele bir şey daha seçti.
"Dokuz yaşında, acil gezegen transferi geçitlerini keşfedip başka gezegenlerde kaos çıkarmaya başladı."
Astera, geçitleri gizleyemeyen divan üyelerine ters bir şekilde baktıktan sonra gururla önüne dönüp "Neyse ki son yeri sonunda profesyonel biri seçti." dedi.
Işık patlamalarının gürültüsü dışında sessizlik oluştuğunda şüphe kaldıysa diye "Ben." diye belirtti. "Ve Mavi yeni yeri bir daha asla bulamadı."
Sırıtarak "Öyle mi? Oraya gitmeyeceğimi sanarak Evrenden Dilek Köprü'sünün altındaki Mutluluk Nehri'nin..." dediğim sırada elini kaldırdı, gözlerindeki ışık parıltıları büyüsünü kullanışı yüzünden arttı. "Bu kadar yeter." dedikten sonra hızla başını sallayarak ekledi. "Orada falan da değil."
Dudaklarımı resmen örttüğü için konuşamasam da elimle işaretler vererek devamını anlatmaya çalıştığımda bileklerimi de birbirine yapıştırarak ellerimi durdurdu.
"Ağzını açtığımda geçitlerin yerine dair tek bir şey daha söylersen seni Aydınlık Taraf'a yollarım."
Gücünü geri çekti, ağzım da bileklerim de özgürlüğüne kavuştu. Kaşlarını kaldırdığında sırıtarak başımı onayladım ve sessiz kaldım. Nasıl olsa, ikimiz de gerçeği biliyorduk. Geçidin yeni yerini de biliyordum.
Kael, "On yaşında..." derken Usta, "Bu kadar yeter." diye sızlandı. Kael'le aynı anda itiraz ettik.
"Mavi'nin ne kadar iyi bir kötü olduğunu hatırlamanız için bu bilgiler önemli!"
"Ama daha birinci parşömeni yarılamadık bile!"
Sonsuza kadar burada kalamayacağımız için Kael kâğıdı geçe geçe rastgele maddeler seçmesine rağmen daha birinci parşömen bitmemişti. Ayrıca, yeterince kötü olmamakla suçlandığım bu utanç dolu günde, yaptığım kötülükleri dinlemek bana iyi geliyordu.
Astera, "Evrendeki tüm bilgilere sahibim." dedi. Usta, "Ben de Ametist'teki tüm bilgilere, evrendeki de çoğu..." derken Astera, "Benden bilgisiz." diyerek durumu özetledi. Usta, berdüşt mü, keşkül mü ne o insandan, Nelr gezegeninden dört kollu bir Pakta'ya dönüşmek üzere gibi görünse de sessiz kalmayı başardı.
"Mavi'nin yaptığı kötülükleri hepimiz yeterince iyi biliyoruz."
Divan üyelerindeki Beyaz Auralardan biri, "Geçen hafta eğitim alanını da yanlışlıkla kara deliğe çevirmişti." dediğinde hızla düzelttim. "Yanlışlıkla değildi. Bilerek yaptım."
Böyle yanlış anlaşılmalardan nefret ediyorum.
Astera, duvarda sürünen zaman solucanına dönüp "Işık patlamaları yeni bir deliğe dönüşmeyecek, değil mi?" diye sordu. Zaman solucanı sürünerek cevapladığında gözlerimi devirip "Konuşsana işte!" diye söylendim. Sırf Astera, zaman solucanı dilini biliyor diye etrafındaki herkese onun kadar bilgili olmadığımızı kanıtlamak için solucanın da böyle konuşmasını sağlıyordu ama hayatım bu kadar kaos içerisindeyken – ki ilk defa kaosun sebebi değil mağduruyum – burada derdini anlatana kadar sürünmeye devam eden bir solucanı bekleyemem!
"Patlamalar kontrol altına alındı."
Bina tekrar sarsıldığında solucan, "Neredeyse." diye düzelterek ekledi. Gözler suçlar gibi üstüme döndüğünde tekrar sırıttım.
Kael, "Madem ikiniz de biliyorsunuz, nasıl bütün bunlardan sonra bana Mavi'nin yeterince kötü olmadığını söyleyebiliyorsunuz?" diye hayretle, öfkeyle sordu. Resmen bu durum, ona da hakaretti. Vermekle yetkili olduğu tüm ödülleri, bana vermişti. Benim Gölge öğrencileri arasındaki temsilcim olduğunu savunuyordu ve şimdi... O da bu saçmalıkla rencide oluyordu.
Ben de iki elimle kendimi gösterdim. "Evet?!"
"Neden olduğunu biliyorsun Kael."
Yavaşça Kael'e doğru baktım. Gözleri hızla Usta'yla benim aramda gezindi. Uzun bir süre sessiz kaldığında kaşlarımı kaldırdım. Kollarını göğsünde birleştirdi ve uzay sessizliğine büründü. "Bu ne şimdi?" diye çıkıştığımda başını, kaşını gözünü oynatarak bir şeyler yaptı ama anlamadım.
"Ne demek istiyorsun?"
En sonunda sinirle kollarını çözüp Usta'yı gösterdi. "Ben de susan bir insan oldum!"
Yüzümü buruşturup "Ne saçmalı..." dediğim sırada Usta tekrar araya girip "Karanlık Taraf için yetersizsin Mavi." dedi. Sinirle ona dönüp "Keşkekler susmaz mı?" diye hatırlattım. Bunu deyip durmasından nefret ediyordum!
Şu an buradaki her şeyden nefret ediyorum!
Kael'e bayılıyorum ama...
Bildiği şeyi söylemediği için ondan da nefret ediyorum!
Yani, birazcık.
Usta sabırla soludu. "Keşiş," diye düzelttiğinde gülerek parmak şıklattım ve Usta'yı gösterdim. "Hah, işte o ya!"
Yanlış söylediğimi hissettiğim ama doğrusunu da hatırlayamadığım için içimde oluşan sıkıntıyı alıp götürmüştü.
Astera, ellerini bana doğru uzatıp gücünü kullanmaya başladığında vücudumda bir acı ya da farklılık hissetmediğim için kaşlarımı kaldırarak ardıma baktım. Ardımda bir geçit oluşturmaya başladığını gördüğümde anlayamayarak gözlerimi Astera'ya çevirdim. "Sakın beni Aydınlık Taraf'a falan yollamayı düşünme! Beni gökyüzüne doğru silin, daha iyi!"
"Aydınlık Taraf için de yetersizsin Mavi." dedikten sonra abartılı bir yüz ifadesiyle başını iki yana salladı. "Hem de çok yetersizsin. Öyle ki, seni Aydınlık Taraf'a yollarsak, Karanlık Taraf daha aydınlık kalır."
"O zaman, sorun ne?" diye çığlık attım. Geçidin sıcaklığını iyice hissetmeye başladığım için birkaç adım uzaklaşarak yan döndüm ve gözlerim geçit, Kael ve Ametist Divanı arasında dönüp durdu. Astera geçitle ilgilenirken Usta konuşmaya başladı. "Kapılar yanılmaz. Ben, hiç yanılmam. Karanlık Taraf'a geçmek için yetersizsin. Aydınlık Taraf'a geçmen şu anlık söz konusu bile değil."
"Hangi gezegeni yok etmem gerekiyorsa, gidip yok edeyim. Hangi kötülüğü yapmam bu saçmalığı düzeltecekse, hemen yapayım! Gölge ormanlarındaki tüm yaratıkları Aydınlık tarafa salabilirim, çoğu sözümü dinliyor. Galaksileri yok etmem gerekiyorsa ederim!" derken başıma ne geleceğini bilemediğim için tedirginlikle gezinen gözlerim geçidin ardında beliren gezegeni gördüğüm için donakaldı. "Dünya'ya mı gideceğim? Yok etmek için?"
"Evet, Dünya'ya gideceksin."
Ama ya...
En keyif veren saçmalıklar oradaydı...
Of!
Böylesi bir kötülük potansiyeline yazık olacak ve en sevdiğim canlı hayatı dizi, film, belgesellerini kaybedeceğim ama yapacak bir şey yok.
"Ama, yaşamak için."
Gözlerim hızla Usta'ya döndü. Geçitten bana doğru mavi ışıklar uzanırken gülerek "Nasıl yani?" diye sordum. Gülüşüm gittikçe isterikleşmeye başladı ve en sonunda çığlık atarak tekrar sordum. "Nasıl yani?"
"Yeterlilik testi için Dünya'ya gönderileceksin."
Ne?
NE?
"...NE?!"
Parmağımı kaldırdım. "Hayır." diyerek bir adım attım ve isterik bir şekilde gülerek duraksadıktan sonra parmağımı olumsuz anlamda salladım. "Dünya mı? Hayır!"
Bir adım daha atarken Ametist Divanı'nın ardına doğru kaçmak, aptal Işık öğretmenlerinden birini kendime siper etmek istiyordum ama geçitten bana doğru uzanan mavi ışıklar yüzünden hareket kabiliyetim kısıtlıydı. Gözlerim Kael'e döndüğünde o da benim gibi isterik bir şekilde güldü ve Usta'ya doğru baktı. Aynı anda bağırarak "Hayır!" dedik.
Usta bize aldırmadan anlatmaya devam etti. "Dünya'ya gidecek ve onlar gibi bir insan olacaksın."
Gözlerim seğirirken "O duygusal parazitlerden biri mi?" diye sordum. Yaptığım hiçbir kötülüğün cezası bu kadar büyük olamazdı!
"Bir yıl boyunca bir insan olarak yaşayacaksın."
Alandan iki öğürme sesi geldi. Dönüp bakmadım ama diğerinin Kael'e ait olduğuna emindim.
"İğrenç!"
"Bir lise öğrencisi olacaksın."
"Daha da iğrenç!"
"Ve listeyi tamamlayacaksın."
"Hangi listeyi?" diye çığlık attığımda mavi bir parşömen kâğıdı çıkarttı. Ardından yine mavi bir parşömen kılıfı oluştu. Bir Astar saniyesi önce Usta'nın elinde olan parşömen bir anda avucumda belirdi. Sinirle parşömeni kılıftan çıkardım. Parşömen açıldı. Biraz daha açıldı. Ve biraz daha açıldı. Yere bitki örtüsü gibi yayılmış sicil parşömenimi örtecek kadar yayıldı. Üstüme Pikas Yarasaları uçtuğunda irkilmiyordum ama ilk maddeyi gördüğümde korkuyla çığlık attım. Meraktan yanıma gelip bakan Kael de çığlığıma eşlik etti.
1) En az bir arkadaş edin.
"Bu daha ne kadar sürecek?"
Kötülük öğretmenlerinden birisi, süren çığlığımız yüzünden hayıflanınca Astera gücüyle çığlığımızı durdurdu. Dehşetle Usta'yı gösterip "Seni Yaratıcı İşkence derslerinde hiç görmemiştim!" diye bağırdım. O derste en iyisi bendim ama öğretmen de Usta'yı görmemiş olmalıydı çünkü görseydi, en iyi dereceyi asla alamazdım.
2) İnsanlara zarar vermeden bir yıl hayatta kal.
Birkaç saniye boyunca nefes almayı unuttum. Gerçekten Işıklar gibi ağlamak istiyordum. "Onlarla başka ne yapabilirim ki?"
Kael parşömeni elimden çekip üçüncü maddeye baktı. "Hapse düşme," diyerek sesli okuduğunda gözlerim aralarında gezindi. Cevap bekleyen bakışlarımı yine bir Işık öğretmeni, ihtiyaç duyana yardım etme gibi saçma bir zorundalık hissettiği için cevapladı. "İnsanlar kötü şeyler yapınca bir yere kapatılıp ıslah ediliyorlar."
"Nasıl yani kötülük yaptıkları için onları ödüllendiren bir Gölge ya da Karanlık Taraf yok mu?"
"Var aslında." dediğinde hevesle Usta'ya döndüm. Kararsız kalmış gibiydi ama en azından var olduğunu söylemişti. "Hah!" deyip el çırptım. Birkaç Astar dakikasıdır ilk defa rahat nefes alabilmiştim. Birkaç saniye daha düşünüp kararsızlığını üstünden atarak yüzünü buruşturdu. "Ama tam olarak öyle de değil. Sadece kötülüğü ödüllendiren bir kesim insan var ama Ametist gibi düşünme." diye hızlıca açıkladı.
Astera, "Özetle, ıslah edilecek kötü şeyler yapmaman lazım." dediğinde Kael'le aynı anda "Bu mümkün değil!" diye bağırdık. "Mavi bebekken bile tuvaletini sadece bezi değiştirilirken yapıyordu. Bebekken bile kötüydü On yedi Aster yılıdır bozmadığı bir seri zinciri var! Dünya için bu seriyi bozamaz!"
Kael'e sessizce "Bu biraz özel bir bilgiydi." diye söylendiğimde Usta'nın insan kulakları şimdi teknolojik bir ses alıcısına dönüştüğünü fark ettim. Ters bir şekilde baktığımda kulakları tekrar küçüldü. Laf dinlemesini "Her şeyi bilmem gerekiyor." diye açıkladı.
Astera, "Öyle olsa, ben olurdun." dediğinde Usta sabır dileyen bir nefes alarak ona dönmüştü ki, divan içi hiyerarşi tartışma ihtimalini Kael'in dehşetle maddeleri okuması sonlandırdı.
"Bir çocuk isteyerek sana resim çizsin."
Gökyüzüne doğru siliniyormuş gibi hissederken Kael'e "Bu Usta deli mi?" diye söylendim. O sıra kulaklarını büyütmeye yetişemeyen Usta'ya bakıp duyduğundan emin olmak için bağırarak "Sen deli misin?" diye sordum. "Kısa insanların bana resim çizmesinin Karanlık Taraf'a geçmemle ne gibi bir ilgisi var?"
Usta sadece gözlerini kırpıştırdığında sinirle inledim. Neyse, kısa insanın tekini tutup resim çizdirmek ne kadar zor olabilir ki?
Kael, parşömende ellerini hızlıca gezdirirken midesi bulandığı için boğuk bir sesle "Âşık ol?" diyerek diğer maddeyi söylediğinde bana 'hapis'i açıklayan Işık öğretmenine baktım. Bu kelimenin ne demek olduğunu bilmiyordum bile. Öğretmen derin bir nefes alıp vererek ellerini karnının üstünde birleştirdi. "Âşk..."
Usta, "Dünya'da öğrenirsin." diyerek Işık öğretmenini susturdu. O sıra Kael maddelere devam etti.
"Notlarını yüksek tut."
Ellerimle yüzümü sıvazlarken "Kötülük dersleri falan varsa sorun değil." diye mırıldandım. Sonuçta o kadar kötü insan bir yerde yetişmeliydi, değil mi? Kendi kendilerine o kötülükleri nasıl öğreneceklerdi ki? İnsan okullarında da Gölge Taraf'a benzer dersler olmalıydı.
Usta daha çok "Orada daha çok Matematik, Fizik, Kimya gibi dersler var." dediğinde bir anda ellerimi yüzümden çekip sinirle baktım ama birkaç saniye sonra rahatlayarak omuz silktim. Tamam, zor bir şey değil. Bir şeyde iyi sonuç almak için, gerçekten iyi olmaya gerek yok. Başkasının sonucunu çalarım.
Rahatladığımı gören Usta, "Kael, bir sonraki maddeyi oku." deyip keyiflenerek sırıttı ve yüz ifadelerimi kaçırmamak için gözlerini üstümde tuttu. Gözlerim kısıldı.
"Yedinci madde, kopya çekme."
"Hayır ama ya!" diye çığlık attım. İşte şimdi zorlaştı!
Kael, oda boyunca dolanan parşömeni sallayıp "Bu milyon tane maddeden bir tanesini bile yapamaz Mavi! Bunlar... Bu aptal ve iğrenç ve mide bulandırıcı ve saçma ve aptal demiş miydim? Bu aptal şeyleri yapsa yapsa Drinka yapar!" diyerek Işık öğretmenlerinden birini gösterdi.
Işık öğretmeni Drinka, "Dranka!" diye düzelttiğinde "Araya girme Drinka!" diye eliyle kışkışladı. Gülerek, Drinka'ya "Diğer detaylara itiraz etmedin." dediğimde başını onaylamaz bir şekilde sallayarak Usta'ya baktı. "Usta siz öğrenciler konusunda hiç yanılmazsınız ama gerçekten..." dedikten sonra beni gösterdi. "Lütfen alınma," dediğinde omuz silktim. Bana söyleyebileceği en kötü şey... Kalem falandı. Işıklar birine hakaret edemediği için gülümsemeyerek herhangi bir eşyanın ismini söylerlerdi. Bu onların hakaret etme tarzıydı ama hemen ardından özür dilerlerdi.
Aptallar.
"Mavi, yeterince kötü. Karanlık Taraf'a niye geçemiyor? Niye Dünya'ya gidiyor? Dünya'daki İnsanlara böyle bir kötülüğü yapmak zorunda mıyız?"
Kael, "Devam et Drinka." dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. Şu anlık, aptal gibi konuşmuyordu. Kael, sonsuz maddeli yapılacaklar listesinin sadece yedi tanesini okumuştu ve daha şimdiden durumun imkânsızlığı yeterince belirmişti.
Usta gözlerini bana çevirdi. "Karanlık Taraf'a mı geçmek istiyorsun? İnsanları onlardan ve hatta iyi olanlarından birisi olduğun konusunda kandırmayı başar."
"O aptalları kandırmak kolay ama bu liste..." diyerek Kael'in merakla maddeleri içinden okuduğu ama çıkardığı şaşkın, dehşet içeren, mide bulantısı yaşadığını kanıtlayan sesler yüzünden daha da kötü hissettiğim listeyi gösterdim. "İmkânsız."
Ametist Gezegeni Divan Başkanı Astera, "O kadar da kolay değil." diye mırıldandı. "Bir ziyaretimde dolandırılmıştım."
"Dolandırılmak?" diye sorduğumda, Drinka, "Tam senlik bir şey," dedikten sonra gülerek "Yani dolandırma kısmı." diye açıkladı ama hemen ekledi. "Ama yapamazsın. Yaparsan, hapise düşersin ve listeyi tamamlayamamış olursun."
Bana doğru eğilmiş Kael fısıldayarak, "Ben sana hapise düşmeyeceğin şekilde ne yapabileceğini öğretirim..." dediği sırada Astera sesini temizleyip ters bakışlarını iletti ve Kael doğrulup sustu. Usta söze devam etti. "Sana bir kolye vereceğiz ve o kolyeyi kullanarak bizden tek bir dilek dileyebilirsin. Dileği dilemeden önce iyi düşünerek karar ver, geri dönüşü olmayacak."
Ağzımı açtığım gibi "Seni hemen geri getirmemiz hariç." dedi ve omuzlarım düşerken nefesimi üfledim.
"İnsanlar sandığından daha fazlasılar. Her anlamda. Aldığın derslerden ve sosyal aktivitelerinden anlaşıldığı üzere, senin de ilgini çekiyorlar. Oraya ve onlara uyum sağlamanın bir yolunu bulacağını düşünüyorun. Merak etme, sana yardımcı olacak birini mutlaka bulacaksın," dedikten sonra listeyi gösterdi. "İlk maddeyi tamamladığında, diğerleri kolaylaşacak."
"Ama niye?" diye çıkıştım. "Yeterince kötü olduğumu kanıtlamak için niye insanları da kandırmam gerekiyor? O aptal Greg'ten daha kötüyüm! Bütün Gölge öğrencilerinden daha kötüyüm!"
Usta gülümsedi. "Belli ki, evren öyle düşünmüyor."
Kael, dehşetle, aydınlanma yaşıyormuş gibi son heceyi uzatarak "Siz Karanlık Taraf'a yeterlilik testi için falan göndermiyorsunuz..." dediğinde gözlerim aralarında gezindi. "Bu ne demek oluyor?"
Astera, tırnaklarındaki ışık ojelerine bakarken dudağını büzüp gevşetti ve Kael'e bakmadan "Kael, tatlım. Yediğin hatları anlatmak ister misin?" diye sordu.
Kael gözlerini bana çevirip bir süre baktı. Sonra başıyla ardımdaki geçidi gösterdi. "Dünya'yı yok etmemeye çalış."
"Nasıl yani?" diye bağırarak geçidi ve ardından onu gösterdim. "Sen de mi ikna oldun?" dedikten sonra her birine bakıp sinirle "Bu saçma sapan kararı herkes kabullendi mi?" diye bağırdım. Madem aralarında Beyaz Auralar vardı ve... Neydi? Marmelat... Merhamet! Merhametlilerdi, niye bana da merhamet etmiyorlardı? Bu ceza... Bu işkenceydi!
Hem de benim bile zevk almadığım bir işkence.
Herkes sessiz kalınca Kael'e "Bir şey yap!" diye bağırdım.
"Sana ancak insan küfürlerinden birini bahşedebilirim. Çünkü orada bayağı ihtiyacın olacak."
Aslında birkaçına sahiptim. Gölge televizyonlarındaki Dünya kanallarında insanların kötü anıları olduğundan, küfürlere de şahit oluyordum ama o kadar çok küfür ediyorlardı ki, eminim bilmediğim daha çok şey vardı.
Kael küfretmek üzereyken Beyaz Auralar kulaklarını kapatınca gözlerimi devirdim. Astera da tek kulağını kapatmıştı. "Göt. Sıkıştığın zamanlarda böyle söyleyebilirsin."
Gayet sıkışık hissettiğim için "Göt!" dite bağırdığımda Kael gözlerini kırpıştırdı. Küfür, yüzüne rüzgâr gibi çarpmıştı. Hafifçe güldükten sonra, "Böyle garip oldu." diye mırıldandı. Ellerim saçlarımda sinirle inlediğimde, "Tamam. Sana güveniyorum." diyerek kollarımı sıvazladı. "İnsanları kandıracak, ne kadar kötü biri olduğunu..." derken yavaşça başını ve gözlerini Astera'yla Usta'ya çevirdi. İmayla baktı. "Herkese kanıtlayacak..." dedikten sonra tekrar bana döndü. "Ve Karanlık Taraf'a geçeceksin."
Geçidin ışığı vücudumu sarmaya başladığında Kael geriye çekildi. "Hayır, hayır, hayır..." diyerek geçitten uzaklaşmaya çalıştım.
"Unutma, hile yapmak yok."
"Dünya'ya falan gitmiyorum!"
Hayır.
Hayır hayır hayır.
Hayır?
Yani gerçekten...
HAYIR?!
Odadakiler git gide silikleşirken ışıklar etrafımda dolanıyordu ve Dünya gezegeninin o aptal mavi, yeşil renkleri gözümde büyüyordu. "O duygusal parazitlerin arasında bir saniye bile yaşayamam!"
Kael'in el sallayışı gözlerimin önünden iyice silindiğinde, "Hayır!" diye çığlık attım. "Hata yaptığınızı anlayacaksınız. Dünya'yı birbirine katacağım! Beni oradan almak zorunda kalacaksınız!" diye bağırıyor, vazgeçeceklerini umarak çırpınıyordum.
Müthiş bir sessizlik kulaklarımı, aydınlık gözlerimi ele geçirmeden önce son duyduğum Astera'nın sesiydi.
"Dünya'da iyi şanslar Mavi."
Günlük Baykuş'um yanımda olsa, defterimin devamına yazdıracağım düşüncelerim barizdi.
Bugün göt bir gün!
**
Evet, düşünceleriniiiz?
Mavi'nin karakterini evirip çevirip geliştirirken öyle çok zevk alacağım ki... Gerçekten bu konuda heyecanlıyım.
Mavi'nin Dünya'yla baş etme tarzı için de heyecanlıyım. Bu kurgu için, gerçekten heyecanlıyım. Umarım siz de aynı duyguları paylaşıp bu yolda yanımda olursunuz <3
Beğendiyseniz belli etmeyi, beğenmeyi, yorum yapmayı ve arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın! Ne kadar çok etkileşim, o kadar çok yazma motivesi demek ^^
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere^
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!