4/30 · %10

4. BÖLÜM - İNAT -

27 dk okuma5.277 kelime24 Kasım 2025

"Şş buna vaktimiz yok. Şimdi bir karar ver. Yakalanacak mısın yoksa beni çetene alacak mısın?"

Barlas cebinden çıkarttığı anahtarı salladı. Kolumu çıkardığım camdan kendime doğru çekerken doğruldum. Barlas gerilişimle keyiflenirken anahtarı esmer çocuğa uzattı. "Meriç arabayı çalıştır, geliyorum."

Bakışlarım hızla Meriç'e döndü. Meriç anahtarı alıp ağaçların arkasına doğru yönelirken "Olur böyle şeyler." dermiş gibi bana omuz silkti. Gözlerimi yumdum ve sakinleşmeyi umarak gülümsedim. Olmamalıydı böyle şeyler!

"Dediğin gibi, neyse ki şu an çeteden biri arabada beni bekliyor, değil mi?"

Sesi oldukça yakından geldiği için gözlerimi araladım. Kollarıyla cama yaslanmıştı. Yüzündeki ifade tam anlamıyla 'Seni yendim' diyordu. Her türlü ihtimali düşünmüş olmaları normaldi çünkü tehlikeli bir iş yapıyorlardı. Ardında fazladan bir araba bırakmış olmaları da onlar için önemli değildi çünkü bu hurda arabalar da çalıntıydı. Asık suratımla ona bakıyorken homurdandım. "Eninde sonunda kabul ed...."

"Şş. buna vaktimiz yok. Şimdi sen bir karar ver, hapise mi gireceksin yoksa polisler gelmeden uzayacak mısın?"

Bugünlük bu kadar rezillik yeterdi sanırım. Polisler gelmeden uzasam iyi olurdu. Sessizliğime karşılık zaferle sırıtıp yaslandığı camdan geri çekildi ve ağaçların arkasındaki arabaya yöneldi. 

"Seni güvenli bir şekilde çıkaracağım buradan, beni takip et. Çağrı sen o arabaya atla."

Hala ardımızda kalan arabasını gözlüyor olan Çağrı hızlı ama isteksiz adımlarla yanıma bindi. Barlas ağaçların arkasına geçmeden önce hızla döndü ve arabanın farlarını işaret etti. 

"Eğer ya çetenizdeyim ya hapisteyim de demiyorsan o farlarını kapat."

Ona sinirle bakarken farları kapattım. Dalgayla alkışladıktan sonra ağaçların ardına geçti ve saniyeler içerisinde arabasıyla önümdeydi. Polisler diğer girişten mekana girerken karanlığın yardımıyla görülmeden mekandan çıktık. Her ne kadar gururum elvermese de buraları pek iyi bilmediğim için dediği gibi onu takip etmeye başladım. 

"Belki de seni rehin almalıyım çeteye girmek için, ne dersin?"

Güldü. Sanırım şaka yaptığımı sanıyordu. Umarım gerçekten şaka yapıyordum. Sinirlerim bozulmuştu. 

"Çeteye girmek için bu kadar uğraş..." Sustuğunda gözümün ucuyla ona baktıktan sonra tekrar yola döndüm. Gözleri kısılmıştı. "Arabamı o hale getiren zalim de sensin o zaman?"

Kaşlarım kalkarken suçlulukla gülümsedim. Direksiyonu sağa kırıp ikimizi de öldürecekmiş gibi bakıyordu. "Belki de ben seni rehin almalıyım."

Güldüm. Bu sefer de ben onun şaka yaptığını umuyordum. "Aslında olayın derinlerine inersek suçlusu Barlas. Başta kabul etseydi araban sapasağlam olacaktı."

"Barlas mı?"

Barlas yavaşlayarak durduğu için ben de durdum ve Çağrı'ya döndüm. Çatılan kaşları gevşemişti ve şaşkın mavileriyle bana bakıyordu. "İsmini nereden biliyorsun?"

Anlaşılan benim hakkımda hiçbir şey anlatmamıştı. Zaten ne bekliyordum ki? Sonumuz, geçmişimizi anlatılmaya değmez kılmış olmalıydı onun gözlerinde.

Ben ne diyeceğimi bilemezken Barlas'ın sesiyle benim tarafımdan arabaya yaklaşan Barlas'a döndüm. "Çağrı çantayı mekana bırak." dedikten sonra bana baktı. "O sıra bekle, sonra evine kadar beni takip et."

Çağrı arabadan indikten sonra ona bakmadan, yola bakarak "Sağ ol." dedim. "Ama almayayım."

Arabayı sürmeye başladıktan sonra arabanın aynasıyla ardıma baktım. Bir süre ardımdan baktıktan sonra mekana girdi. Demek takıldıkları yer burasıydı. Buranın yerini iyice öğrenmeliydim. Evet bu fikrim de işe yaramamıştı ama her zaman bir planım olacaktı. 

**

Meriç kapıyı açtığı gibi "Günaydın çete!" deyip içeri girdim. Çağrı uzandığı koltukta telefonuyla uğraşırken sesimle bakışları bana döndü ve telefonunu yüzüne düşürdü. Gülmemek için dudağımın kenarını ısırırken bakışlarımı Meriç'e çevirdim. O rahatlıkla güldü ve Çağrı'nın yüzünden telefonu aldıktan sonra arkadaşından utanmış bir edayla bana döndü. "Günaydın, adını bile bilmediğim ama dün az daha bizi hapise tıkacak olan kız."

"Ve arabamı da mahvetti."

Çağrı'nın dehşetle söylediği söze karşı onaylarcasına başını salladı Meriç. "En önemlisi tabi."

İşime gelen kısma takıldım. "Adım Asya." Bakışlarım odada Barlas'ı aradı. Ya mekanda değildi ya da başka bir odadaydı. Mekana girildiği gibi karşılaşan bu oda oldukça genişti. Salonla mutfak bir aradaydı ve onları ayıran sadece bir tezgahtı. Onun dışında salon olan kısımda bir langırt ve playstation vardı. Playstationun yanındaki yığın oyun cdleriyle doluydu. 

Şemsiyemi duvara yasladıktan sonra montumu çıkarıp askıya astım. "İçeri gel o zaman." diye mırıldandı Meriç rahat hareketlerime karşı. 

Tezgahın üzerindeki muhtemelen ikisinden birinin kendine yeni yapmış olduğu sıcak kahveyi aldıktan sonra koltuğa oturdum. "Ee, bugün nereyi soyuyoruz?"

Meriç gülerek geriye yaslandı.  "Farkında mısın bilmiyorum ama sen bizim çete..."

"Meriç kardeşim daha önemli bir konu var, bir dakika. Farkında mısın bilmiyorum ama o benim kahvem!"

Huysuz Çağrı'ya döndükten sonra  "Ha, bilmiyordum. O zaman..." dedim. Henüz içmediğim kahvesini geri almak için elini uzattığında kahveden bir yudum aldım. "... kendine bir tane daha yaparsın."

Benden nefret etmesi için baya sebep vermiştim. Neyse, 'Asya'dan nefret edenler kulübü'ne biri daha işte. Pek de bir şey anlam ifade etmiyordu. 

Sinirle güldükten sonra elini geri çekti ve koltuğa tekrar uzandı. "Sanırım tansiyonum düştü."

Onunla uğraşmak keyif vericiydi ama öncelikle bu çeteye kendimi kabul ettirmem gerekiyordu ve tam da bu aşamada onunla uğraşmak tehlikeliydi. "Evet, soruma cevap vermediniz."

Sokağı dolduran yağmur sesine araba sesi de eklenince Meriç oturduğu yerden kalktı ve pencereye yaklaştı. Sanırım Barlas gelmişti.

"İstersen sana o cevap versin."

"Pek istemiyorum açıkçası." diye mırıldanırken koltuğa daha da gömüldüm ve kahvemi içmeye devam ettim. Daha doğrusu, Çağrı'nın kahvesini. 

Meriç mutlu bir şekilde "Üzgünüm." dedikten sonra kapıyı açtı. Barlas hızla içeri girdikten sonra elindeki poşetleri yere yığdı. Tek yaptığı arabadan eve doğru yürümekti ama yağmurun şiddetiyle baya ıslanmıştı. Üzerindeki montu ve atkıyı çıkarıp askılığa astı. Ben arabadan indikten sonra şemsiyemi açmıştım ama onun elleri doluydu. Hala beni görmemiş olmasının verdiği rahatlıkla onu izliyordum. 

Meriç'in sırıtışına bir süre baktıktan sonra "Hayırdır?" dediğinde Meriç'in bana bakmasıyla Barlas da gözlerini bana çevirdi. 

"Günaydın çete lideri!"

Belki biraz pohpohlanırsa fikri değişebilirdi. Islandığı için alnına yapışmış olan saçlarını geriye ittikten sonra derin bir nefes aldı. "Günaydın çetenin hiçbir şeyi!"

"Teknik olarak çetenin bir şeyi oluyorum ama böyle söyleyince." diye şansımı denediğimde cevap verme tenezzülünde bile olmadan bir kapıyı açtı. İçerisini görüşümle lavabo olduğunu anladığım yere girdi. Saç kurutma makinesini duyduğumda Meriç'e döndüm ve ona doğru yöneldim.

"Bence sen çete liderliğine daha çok yakışırsın. Bir darbe girişiminde mi bulunsan?"

Barlas'ın yere yığdığı poşetleri almasına yardımcı olduğumda lavabonun yanındaki odaya taşırken bana bakmadan güldü ve gözünü boyamak için yaptığım yardımı umursamadan "Yine de seni çeteye almazdım." dedi. 

"Bir daha düşündüm de, sende lider tipi yok." Odanın kapısını kapattıktan sonra pencereye doğru yürüdü. Dışarıyı izlerken "Vazgeçsen iyi olur. Siyah 'hayır' diyorsa 'hayır'dır." dediğinde omuz silktim.

"Tam olarak 'hayır' demedi." derken tam olarak 'Hayır' dediği onlarca anı hatırladım ve yutkundum. "Sadece biraz düşünmesi gerekiyor sanırım."

Meriç sırıtırken bana döndü ve pencerenin mermerine yaslandı. Kollarını göğsünde kavuşturduktan sonra başını salladı. "Öyle diyorsan."

Ondan umudu kestikten sonra Çağrı'ya döndüm. Hala uzanıyordu ve sanırım hala kahvesini düşünüyordu. "Biliyorum pek iyi bir başlangıç yapmadık ama büyük çete arkadaşlıkları nefretle başlar..."

Gözleri kapalıyken Meriç'e "Umarım o şey şu an benimle konuşmaya çalışmıyordur." diye homurdandığında yüzüm ekşidi. Artık bana karşı nasıl bir nefret duyuyorsa 'o şey' diye tanımlanmıştım. "Çocuk musun? Sadece bir araba ve bir kahve ve tekerlek ve suratına düşen bir telefon. Ne olmuş?"

"Biraz önce hayatındaki en önemli şeyleri saydın." diyen Meriç'e 'Lütfen sus' bakışı attım. Benim de hayatımdaki en önemli şey için uğraşıyordum şu an zaten. 

Barlas lavabodan çıktıktan sonra ışığı kapatırken bana baktı. "Hala buradasın."

"Evet evet, merak etme buradayım."

Meriç yüzsüzlüğüme gülerken Barlas çaresiz 'Ne yapacağız seninle' bakışlarıyla elini ensesine götürdü ve duvara yaslandı. Beni kovduğu bir başka cümle kuracakken sözünü kestim. "Bak düşündüm de kendimi sizin çetenize alsam ve sonra çetenize 'Kendi kendini gruba alanlar kabul edilir' diye bir kural eklesem mantık olarak beni reddedemezsiniz."

Meriç beni alkışlarken Çağrı yine homurtular çıkardı. Barlas sabırla tavana baktı. "Kabul etmeliyim ki başarılı adımlar." Bakışlarını bana çevirdikten sonra dudakları hafifçe kıvrıldı. "Ama yemezler."

Kahvemi sehpaya bıraktıktan sonra ayağa kalktım. "Bak sonsuza kadar çetenizde kalmayacağım. Sadece birkaç iş ve sonra gideceğim."

"Bak o olur."

Yine hayallerimin suya düşmesini istemediğim için bu sefer tedbirli yaklaştım. "Gittiğim kısma değildir umarım bu sözün."

"Diğer dediklerini dinlememiştim zaten, başka bir şey mi dedin?" Yanımdan geçerek buzdolabına yöneldi ve kendisi için soğuk su çıkardı. Kış günü pencere açık yatmak, soğuk su içmek falan. Çok iyi bakıyorsun kendine be Barlas!

Soğuk su şişesini aldıktan sonra sorgular bakışlarına omuz silktim. "Konuşuyoruz şurada."

Elimden almak için çabalamadan masanın üzerinde duran su şişesini aldıktan sonra içmeye başladı. İstediğim bu olduğu için su içmesini bekledikten sonra tekrar başının etini yemeye başladım. Bütün lafları söylediğim için aklıma pek bir şey de gelmiyordu artık.

"Barlas bak..." dediğimde şişeyi masaya koyup masaya yaslandı. Kollarını göğsünde kavuşturduktan sonra başını salladı. "Bakıyorum."

Bir süre sessiz kaldığımda 'Ee' dercesine elini salladı. "Beni yine dinlemezsin sandığım için öylesine demiştim." 

Neredeyse güleceğini sanmıştım ama kendisini durdurdu ve yaslandığı masadan doğruldu. "Senin için ayırdığım sürenin sonuna geldik. Şansını kullanamadın." 

Önümden geçecekken kolunu tuttuğumda ateş değmiş gibi kolunu hızla çekti. Gerginlikle saçlarımı kulaklarımın arkasına attım. Ondan biraz uzaklaştıktan sonra tekrar gözlerine baktım. "Gittikçe daha büyük işlere başladığınızı görüyorum. Ama hep aynı şekilde ilerliyorsunuz. Daha büyük işler için, daha iyi planlar, daha iyi şartlar gerekir. Planlarınızda illa ki bir kadına da ihtiyaç duyuyorsunuzdur. İşte ben bir süre o kadın olabilirim."

"Mekanda bize yemek yapmak gibi mi bir ihtiyaçtan bahsediyorsun?" diyen Çağrı'ya baygın bakışlar attım. Evet hızla giydiğim renkli çiçekli kazağımla şu an öyle bir izlenim veriyor olabilirdim. Siyah montumu hiç çıkarmayacağımı düşünmüştüm ama hayat şartları...

"Sarı şey, ben biri bayılana kadar devam eden bir kafes dövüşünün hakemiyim."

Bakışları sorgularcasına kazağıma indiğinde omuz silktim. "Ne? Çiçekler güzeldir."

Başıyla onayladıktan sonra eli saçlarına gitti. "Ayrıca ben sana kırmızı şey diyor muyum? Ayıp olmuyor mu?"

 "Evet bana 'şey',  'zalim', 'pis', 'hırsız' falan dedin ama henüz 'kırmızı şey' demedin, teşekkür ederim." dedikten sonra gergince gülerek hepsine baktım ve düzelttim. "Hırsız, kısmında bir sıkıntım yok tabi."

Meriç bana gülerken Çağrı onaylamaz bir şekilde başını sallıyordu. Sanırım Meriç benden çokta nefret etmiyordu. Çağrı'nın nefretini düşünürsek bu bir başarı sayılabilirdi. 

"Zenginleri dövmüyoruz. O yüzden orada çalışıyor olmanın bir anlamı yok." diye beni bozan Meriç'e kötü kötü baktım. Tam da sana ısınıyordum be çocuk!

Kötü bakışlarımı aldırmadan devam etti. "Daha çok onlara fark ettirmeden işimizi hallediyoruz."

Çantamdan çıkardığım paraları masaya fırlatırken "Böyle mi yani?" dediğimde Çağrı oturduğu yerden sonunda doğruldu. Barlas paralara bakarken "Meriç?" dediğinde Meriç bir kapıdan içeri girdi ve saniyeler içerisinde geri çıktı. "Siyah, bizim paralar."

"Hazır çaldıklarından başlamışken tekerleklerimi de şöyle bir masaya atar mısın lütfen?" diyen Çağrı'ya güldüm. Krizi fırsata çevirmek. 

Keyfim yerine gelirken Barlas'ın bakışlarını üzerimde hissettiğimde ben de ona döndüm. Pek de şaşırmış gibi görünmüyordu. Benden her şeyi bekliyordu sanırım.

"Masaya koyman gereken bir şey daha var." diyen Barlas hiçbir zaman hayata küsmeyen umudum sayesinde 'Kalbim' der diye düşünürken biraz önce ondan aldığım soğuk su şişesini elimden alıp masaya bıraktığında gözlerimi devirdim. "Onu unutmuşum."

Küçük kalp kırıkları. 

"Ben çeteye alalım derim ya."

Şaşkın Meriç'i göstererek gülümsedim. "Bu çocuk çok mantıklı konuşuyor."

Artık hırsızlık yapabiliyor olduğumu da gördüğüne göre olumlu bir cevap vermeliydi. Hırsızlık çetesinden para çalmıştım, daha ne yapmalıydım? Barlas'ın lavaboda olduğu sırada, Çağrı bana asla bakmamaya tercih ederken ve Meriç'e yerdeki torbaları alması konusunda yardımcı olduğum sıralarda çalmıştım. Ben olumlu bir cevap beklerken Barlas "Kahven bitti mi?" dediğinde anlam veremeyen bir şekilde Barlas'a baktım.  

"Evet, neden?" 

"İyi." deyip askıya yöneldi. "Çünkü gidiyorsun."

"Evet, lütfen." diyen Çağrı'ya aldırmadım. 

"Giderdim tabii ama şu fırtınayı görmüyor musun, nasıl gi..." diye bahane edecekken neredeyse güneş açacak bir hale geldiğini gördüğümde üfledim. Şans işte! Zaten muhtemelen arabam olduğu için o bahanem de işe yaramayacaktı, düşüncesiyle kendimi avuturken bana uzattığı montumu aldım. Araba Ata'nın olduğu için miydi bu şanssızlığım?

"Vazgeçmiş değilim." 

Cevap vermek yerine şemsiyemi de uzattığında aslında tam olarak "Git" demiş gibiydi. Yavaş hareketlerle montumu giyişimi izlerken derin bir nefes aldı. Sabrını fazla zorluyordum sanırım.

Uzattığı şemsiyeyi aldıktan sonra hepsine teker teker baktım. "Sonra görüşürüz o zaman."

"Sanmıyorum." diye homurdanan Çağrı'ya gülümsedim.  "Dışarıdaki senin araban mı?"

Gözleri irileşirken ayağa kalktı. "Görüşürüz ya."  dedi. Gülerek evden çıktım ve arabama yöneldim. Baya hassas noktasını bulmuştum. Bunu böyle tehdit etsem, Meriç'te zaten çeteye girmemi kabul etti. Peki Barlas'ı ne yapacaktım?

**

"Adam hani tatile gidecekti Çağrı?"

Sinirlenen Meriç'e omuz silktikten sonra eve tekrar baktı. "Belki de sadece yazlığının anahtarını çalıp biz tatile gitmeliyiz." Arabaya yaslanıp gözlerini kapattı. "Hava kötü olsa da deniz, kum, güneş..."

Çağrı'ya hafifçe tokat attı ve onun ses tonuyla "Gerçek hayat..." dediğinde Çağrı homurdanarak arabaya girdi. "Siyah gelince ona bu durumu açıklarsın artık. Mahallenin okulu için gereken parayı buradan  bulabiliriz, dedin ve ne zamandır işe çıkmıyoruz farkında mısın?"

Evet ve işe çıkmıyor olmaları beni de baya zor durumda bırakıyordu. Amacım kendimi zor anlarında işlerine dahil etmekti ama işe falan çıkmamışlardı ki!

"Belki de adam neredeyse deniz kadar büyük olan havuzunu fark etmiştir ve 'Ne tatili?' demiştir, bunun benimle ne alakası var?"

Meriç üzgün bir şekilde "On beş tatil bitene kadar o parayı bulmalıydık." dedikten sonra arabanın ön tarafına geçip yaslandı. Cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal alıp yakmasını izlerken kaşlarım kalktı. Mahalledeki çocukların gittiği okulun sıraları, tahtası resmen dökülüyordu ve uzun zamandır yenilenmeyi bekliyordu. Okuldaki bazı yenilikler için devletin asla karşılamadığı bir para gerekiyordu ve sanırım bugün bunun için hırsızlık yapacaklardı ama işler yolunda gitmiyordu. Meriç'in yüz ifadesine bakılırsa gerçekten bu işi önemsiyorlardı. İyi bir şey için, kötü bir şey yapıldığında bu iyi mi olurdu yoksa kötü mü?

"İçme şunu." Bakışlarım memnun olmayan bir şekilde Meriç'e bakan Barlas'a döndü. Onlara doğru yürüyordu. Babasını kanserden kaybettiğinden olsa gerek sigaraya nefretle bakıyordu. 

"Bitti zaten." dedikten sonra yere atıp söndürdü. "İş yattı."

Barlas üşüyen ellerini birbirine sürterken "Yatamaz." dediğinde Meriç ışıkları yanan ve çevresi adamlarla dolu olan evi gösterdi. "Adamın bir yere gittiği yok."

Barlas da direkt sorgular bir şekilde Çağrı'ya baktığında "Yok artık!" diye sitemlendi. "Adam gitmemiş işte, ne yapayım? Gidip 'Kardeş biz seni soyacağız da bizi zora sokuyorsun bir uzasana' mı diyeyim?"

Barlas elini arabaya yaslarken sırıttı. "Yok öyle deme de 'Kardeş, dışarıda Siyah diye bir herif var bu evi soyamazsak beni öldürecek. Canım için çıkar mısın?' diyebilirsin."

Çağrı elini kalbime götürürken yalandan titrettiği sesiyle "Bir hırsızlık için kardeşini mi öldüreceksin? Yok yok kırılmadım da, sulanacak çiçek falan varsa bir sulayayım ben göz yaşlarımla." dedi.

"Mezarına getireceğim çiçeklerden mi bahsediyorsun?" diyen Barlas'a onaylamaz bir şekilde başını salladı. "Kalpsiz hırsız."

Hey, o bendim...

Barlas güldükten sonra "Ee, ne yapacağız? Senin bir fikrin var mı?" diye sordu. Kime sorduğunu anlamaya çalışırken bakışları bana döndüğünde gözlerim irileşti. Ben de iyi güzel anlamıyor salaklar, derken... 

Sırıtarak başını sallarken "Çık artık oradan, çık." dediğinde yavaşça saklandığım ağacın arkasından çıktım. Aslında onlara da uzaktım sokak boş diye seslerini duyabiliyordum ama işte...

Onlara doğru yürümeye başlarken Çağrı arabadan başını çıkardı ve elleriyle yüzünü kapattı. "Yine o acımasız mı burada Meriç? Yanlış görüyorum değil mi kardeşim?"

"Üzgünüm, yanlış görmüyorsun." dediğimde hala ellerini yüzünden çekmedi. "Yanlış duyuyorum değil mi Meriç?"

Nefreti beni eğlendiriyordu. 

Yanlarına ulaştığımda sırıtarak ellerini yüzünden çektim. "Ona da hayır. Sürpriz. Beni özledin mi?" Yüzüme somurtarak bakarken arabanın camını kapattığında güldüm. "Ben de seni özledim." 

Bakışlarını benden aldı ve ileriye bakmaya başladı. Aslında sonsuza kadar ona sataşabilirdim çünkü hemen birkaç adım yakınımda benden açıklama bekleyen bir Barlas vardı. 

Açıklama bekler gibi öksürdüğünde çevreye baktım. "Hava soğuk ama esmiyor hiç değilse."

"Gerçekten mi?" diyen Meriç'e omuz silktim. Başka konu bulamamıştım. Barlas'ın rahatsız bakışları ona doğru değildi tabi, mantıklı düşünebilirdi.

"Burada ne aradığını açıklayan mantıklı bir diyeceğin var mı?"

"Evet." dedikten sonra Çağrı'yla uğraşmak için geldiğim arabanın yanından onların karşılarına geçtim ve gülümsedim. Resmen mantıklı bir sözüm vardı aslında!

"Çünkü batırdınız ve ben toparlayacağım."

Çağrı merakına yenilip arabadan indi ve o da Barlas gibi arabaya yaslandı. "Adamın tatile gitmemiş olmasında bir parmağın var mı?"

"Hayır o tamamen senin hatan." dediğimde 'Sen de mi?' bakışı attı. Aslında işime gelmişti hatası ama tabii ki de onunla uğraşmalıydım. Bu hobi gibi bir şey olmuştu. 

"Ama neden gitmediğini biliyorum." dediğimde Barlas 'Devam et' dercesine elini salladı. "Hızlı ol da bir an önce evine git."

'Çok beklersin' gülüşümü ona ithaf ettikten sonra anlatmaya devam ettim. "Adam karısını önceden yazlığa gönderdi, işlerim var bahanesiyle. Şu an sevgilisiyle beraber karısını aldatıyor."

Çağrı "Ve hala suç benim mi yani?" diye homurdandı. Başımla onayladım. "Biri beni öldürebilir mi?" 

"Şey, bir silah verirsen..."

Meriç, sözümle gözleri irileşen Çağrı'nın omzunu sıvazladı. Ona keyifle baktıktan sonra devam ettim. "Neydi adamın adı?"

"Ali."

"Ali'nin kızı da annesinin arabasını çalmış. Ali karısının neyle gittiğinden bir haber olacak kadar umursamıyor ama muhtemelen adamlarını karısıyla ilgili her şey konusunda uyarmıştır. Yani demek istiyorum ki eğer karısının arabası evinin önüne gelirse adamları Ali'yi uyarır ve Ali karısının onu bastığını sanar. O an evde karışıklık çıkacak. Sen de..." dedikten sonra Meriç'i gösterdim. "O hacker şeyini yaparsın ve elektrikleri kesersin..." 

Meriç "Senelerdir bununla uğraşıyorum ve herkes 'hacker şeyi' diye tanımlıyor." diye sözümü kestiğimde gülümsedim. "Kusura bakma."

"Söz konusu ben olsaydım 'kusura bakma' demezdin." diyen Çağrı'ya baygın bir şekilde baktım. "Gerçekten konumuz senin alınganlığın mı?"

Gözleri irileşti ve kendini gösterdi. "Ne? Ben? Alıngan? Saç..." Barlas'ın işaretiyle Meriç Çağrı'nın ağzını kapattı ve Barlas devam etmem için başını salladı. 

"Çıkan karışıklıktan yararlanıp işimizi halledebiliriz."

"İşimiz?" diye sorgulayınca sırıttım. "Evet, sizi de dahil ettim."

Kaşları kalktı ve sinirle güldü. "Ne var? Planı ben yaptım."

"Keşke bize anlatmasaydın o zaman. Çünkü şu an sana ihtiyacımız kalmadı. Biz işimize dönelim, sen de evine. Nasıl fikir?" 

Montumun cebinden anahtarı çıkardıktan sonra sırıtarak salladım. "Berbat bir fikir."

Çağrı "Sanırım kızın arabasının anahtarı." diyen Meriç'in elini ağzından ittirdikten sonra "Vay be zekaya bak." diye Meriç'le dalga geçti. "Kız hepimizi yine oyuna getirdi."

"Benim bir adım var." diye çıkıştım. "Kusura bakma kızıl şey."

Sinirle ona bakarken anahtarı yemek uğruna onlara vermeyesim geldi ama çeteye attığım bir adım olmalıydı bugün. Sonra birkaç işte de kendimi zorla sokacaktım ve eninde sonunda kabul edeceklerdi işte.

Anahtarı tekrar cebime koydum. "Ee, ne diyorsunuz?"

"Senden nefret ediyorum ama başka yolumuz yok." 

Eh. Hiç değilse kabul etmişti. 

Meriç omuz silkti. "Ben çeteye girmeni bile kabul ettim zaten." 

Vallahi mükemmel bu çocuk. 

Barlas'a döndüm. Bana yaklaştı ve kolumdan tutup bizi çocuklardan uzaklaştırdı. Boyum gereği önce siyah kabanının sardığı boynuna baktıktan sonra soğuktan hafif kızarmış yanaklarına takıldı gözüm. Üşümediğim için montumun cebine sıkıştırdığım siyah atkıyı çıkarıp ona uzattım. "Bu ne şimdi?"

Atkıyı gözlerine doğru kaldırırken "Tanıştırayım. Atkı Barlas, Barlas Atkı." dediğimde kaşlarını kaldırdı. Yüzüme uzun süre onu neden umursamış olduğumu anlamaya çalışırcasına baktığında üfledim. "Takacak mısın yoksa ben mi takayım?"

Elimden atkıyı aldıktan sonra tekrar montumun cebine koydu. "Bir daha beni düşünüyormuş gibi yapma."

Cevap verseydim geçmişe dayalı uzun bir kavgaya girişeceğimiz için sadece gözlerimi devirdim. İyi üşü o zaman Barlas!

Bir süre sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başlayınca tekrar ona baktım.  

 "Bak bu gece önemli bir şey için para bulmamız lazım. Bunu biliyorsun ve bundan yararlanıyorsun çünkü bu gece reddedemeyeceğimi biliyorsun."

"O zaman konu kapanmıştır! Hadi başlayalım." dedikten sonra çocuklara yöneldiğimde kolumdan tuttu. "Bu son Asya. İlk ve son."

"Öyle diyorsan..." dediğimde yorgun bir şekilde baktı. Vazgeçmeyeceğimi biliyordu. Kafası karışık gibi görünüyordu. Hakkı da vardı. Seneler sonra, başta görüşmemeyi isteyen ben olmama rağmen ha bire karşısına çıkıp duruyordum ve neden olduğunu da açıklamıyordum. 

"Bütün bunları nereden biliyorsun? Bir de arabanın anahtarı. Ne arıyor sende?"

"Ata..." diye söze başladığımda kaşları çatıldı. Ondan nefret ettiğini biliyordum. Arada zorla beni eve bıraktığında ve Ata'nın arabasından indiğimde karşılaşabiliyorduk. En basiti, evi evimi görebiliyordu zaten! Benden nefret etmeye en çok o anlarda yaklaşıyordu. Sanırım sevgili olduğumuzu falan düşünüyordu. Şehrin yarısı Ata'nın sevgilisi olsa da ben değildim.

"Kız Ata'nın sevgilisi." Kaşlarının gevşemesini izlerken keyiflendiğimi hissetmiştim. Yutkunduktan sonra kendime gelmeye çalışıp sözüme devam ettim. "Kız da boşluktan faydalanıp Ata'yla bir tatile çıkmaya karar vermiş."

Kız Ata için hiçbir anlam ifade etmediğinden ondan anahtarı benim için almasını istediğimde neden diye sormamıştı bile. Hatta sırıtışından bir an onu kıskandığımı sanmak yanılgısına düştüğünü düşünmüştüm. İşin ucunda Barlas olduğunu düşünseydi şu an hala sorularını cevaplıyor olurdum tabii. Ayrıca sanırım birkaç günlüğüne kendi evimde değil de başka bir evde kalmak istediğimi sanmıştı. Evimin halini bildiği için de hiç uzatmadan kabul etmiş olabilirdi. Defalarca yanına taşınmamı ya da bana bir ev ayarlamayı istemişti ama hiçbirini kabul etmemiştim. Yanına taşınma taleplerini duymamış gibi davranmıştım direkt zaten.

"Ve Ata da senin için anahtarı çaldı öyle mi?"

'Senin için' kısmını vurgulamıştı. Sessiz kaldığımda başıyla onaylayıp yanımdan geçti ve çocukların yanına gitti. Başka bir sevgilisi olduğunu söylememe rağmen hala Ata'nın sevgilisiydim gözünde sanırım. Ben de arkasından gittim. Meriç'le Çağrı ikimizin de gergin suratlarına baktıktan sonra Barlas onlara sorma fırsatı vermeden "Hadi." dedi. Cebimden kadının arabasının anahtarını çıkardım.

"Araba nerede?"

Birkaç metre uzağımızda duran arabayı gösterdiğimde Çağrı güldü. "Evin içerisine park etseydin."

Ona sırıttığımda o da sırıttı. Öyle ya da böyle birbirimizi sevecekmişiz gibime geliyordu. Ya da öldürebilirdik de tabi. 

"Meriç arabaya geç. Herhangi bir durum oluşursa diye tetikte ol ve şu elektrikleri hallet. Asya sen de kadının arabasıyla eve yaklaştıktan sonra birkaç dakika bekleyip uzaklaşacaksın. Biz de Çağrı'yla eve gireceğiz."

"Burada kararları sen mi veriyorsun?" diye terslediğimde bana döndü ve yavaşça "Evet." dedi. Ee yani. Çetenin lideri falan. Mantıklı. 

Ama ben de eve girmek istiyordum. 

"Meriç kadının arabasıyla eve yaklaştıktan sonra tekrar bu arabaya dönebilir ve ben de bu şekilde sizinle eve girerim."

"Bir şeye de itiraz etme be kızım!" diye yükselen Barlas'a kaşlarımı kaldırdım. "Tabii sonradan eve girip daha da tehlikeye girmemi istiyorsan sen bilirsin..."

Elimden anahtarı aldıktan sonra omzumdan tutup yavaşça beni arabaya yönlendirmeye başladı. "Şansını çok zorluyorsun."

Hızla ona döndüğümde fazla yakın olduğumuzu fark edip geriledi. Sarılarak saatlerce durduğumuz zamanları hatırlıyordum da, çok şey değişmişti. 

Sanki benim kararımmış gibi "Ben bugün içeri girmeyeyim peki ama bir dahakine ben de sizinle eve gireceğim." dedim. Bıkkın bir şekilde baktı. 

"Asya 'bir daha' diye bir şey yok."

"Öyle düşünmek seni mutlu ediyorsa düşünmeye devam et tabi."

Gözlerini kısarak bir süre yüzüme baktıktan sonra tekrar omuzlarımdan tutup beni arabaya çevirdi. "Hırsızlıktan deliliğe geçmeme birkaç sözün kaldı. Bin artık arabaya."

Arabaya bindikten sonra kapıyı kapattım. Emniyet kemerini gösterdiğinde güldüm. "Kuralları seven bir hırsızlık çetesiyiz demek."

Arabanın camına yaslandığında keyifle başımı kaldırıp ona baktım. "Ayrıca yüzsüzlüğü sevmeyen bir hırsızlık çetesiyiz, biz." dedikten sonra kendisini ve Meriç'le Çağrı'yı gösterdi. 

Dudak büktüm. "Değil mi? Ben de sevmem."

Başını onaylamaz bir şekilde salladıktan sonra tekrar emniyet kemerini gösterdi. Kemeri takıp arabayı çalıştırdım. "Telefonunu ver."

"Yine polise falan ihbar etmeyeceğim merak etme. Çeteme ihanet etmem."

Benimle laf yarıştırmaktan yorulmuş olacak ki çeteden olmadığımı yüzüncüye söylemek yerine tekrar telefonu istedi. Telefonu ona uzattığımda bir numarayı arayıp bana geri uzattı. "Meriç'le hep iletişim halinde ol. O da bizimle iletişim halinde olacak. Arabayla işin bittikten sonra Meriç'in yanına geri dönersin."

"Emirler, emirler... Hep böyle misin?"

"Farkında mısın bilmiyorum ama birazdan hırsızlık yapacağız. Akışına mı bırakalım?"

Gülümseyerek ona döndüm. "Biz dedin. Bak sen de alışıyorsun."

"Gerçekten bu yaşta emekli olup bir tatil yerine yerleşmek istemeye başladım."

 Homurdanarak uzaklaşırken tekrar bana döndü. "Son bir emir. Meriç sana eğer 'Git.' derse gideceksin."

"Evet tabii, sizin için tehlikeye atılacak değilim." dediğimde sırıttı. 

"İyi. Tehlikeye bayılıyor gibi görünüyorsun da."

Başımı onaylamaz bir şekilde salladığımda çocukların yanına gitti. Telefonuma baktığımda Meriç'in telefonu açtığını gördüm. Telefonu hoparlöre aldıktan sonra yan koltuğa koydum ve arabanın dikiz aynasından onları izlemeye başladım. Çağrı arabadan bir cips paketi çıkarıp açtığında Meriç'le Barlas bir süre ona baktı. Çağrı sonunda rahatsız olup cips paketini arabaya geri koydu ve omuz silkti. 

Rahatlıkta Çağrı gibi olun.

"Şey..." diye onlara seslendiğimde bana döndüler. "Cips paketini ben alabilirim. Tek işim araba sürmek o yüzden..."

Çağrı "Yok ya..." diye söze başlamışken Barlas cipsi arabadan aldığında Çağrı ihanete uğramış gibi baktı. Tam Barlas istediğimi yaptığı için gülümseyecekken Çağrı'ya "Bırak da sussun." diye açıkladığında gözlerim kısıldı. Meriç'e paketi uzattı ve Meriç paketi bana getirdi. 

Meriç'ten cipsi sinirle aldıktan sonra "Bir gün siz 'Ne olur çeteden ayrılma Asya' diye yalvarırken bunları hep hatırlatacağım." diye homurdandım. Meriç güldü. "Önce çeteye bir gir de." Meriç onların yanına geri dönerken sinirle cipsimi yemeye başladım. 

"Sinir bozucu şeyler."

Ağzıma bir cips daha attıktan sonra güldüm. "Çağrı desen huysuzun önde gideni. Meriç desen 'hacker şey' işte. Barlas! Emir yağdıran sıkıcı lider!"

Barlas "Telefon açık biliyorsun değil mi?" diye seslendiğinde gözlerim irileşti. Bakışlarım yan koltuktaki telefona döndüğünde dudağımı ısırdım. Kendi kendime mırıldanıyordum oysaki. 

Başımı arabadan çıkardıktan sonra güldüm. "Biliyorum. Duyun işte!"

Çağrı "Huysuz ha." diye başımın etini yemeye başlayacakken Barlas onu eve doğru yönlendirdi. "Başka zaman kavga edin. Başlıyoruz!"

Önüme döndükten sonra sırıttım. Neyse hırsızlık falan filan bu rezilliğim de araya kaynamıştı. 

Barlas sabırla "Başlıyoruz." diye tekrarladığında cips paketini de yan koltuğa koyduktan sonra sürmeye başladım. "Başladık işte."

Çağrı'yla atışa atışa ben de huysuz bir şeye dönüşmeye başlıyordum. Evin arkasından dolandıktan sonra evin önündeki sokağa girdiğim gibi birkaç adamının dikkatini çekmiştim bile. Elleri kulaklarındaki alete gitmeye başladığında son anda kendi tarafımdaki camı da kapattım. Camlar içeriyi göstermiyordu ama açık camda beni gizleyemezdi tabii. Barlas bunun emirini vermemişti!

Evin önünde durduğumda birkaç adam cihazla haber vermekle yetinmeyip eve girdiler. Lüks evde birkaç ışık daha yanmaya başlayınca gülerek cipsimi yemeye devam ettim. 

"Sen kalk, emrinde yüzlerce adam çalıştır ama karının arabası göründü diye bu hale gel."

Telefondan Meriç'in sesi geldiğinde güldüm. Yine çocuğun telefonda olduğunu unutuyordum az daha. "Bak işte, kadın gücü diyorum ne zamandır size. Anlamıyorsunuz."

"Evet, hacker şeyini yapmamın zamanı geldi." 

Evet çocuğa ayıp olmuştu biraz öyle deyince ama başka ne şekilde açıklanırdı bilmiyordum. Telefonu bile sadece kardeşim Can'la ve domuz Kemal'le konuşmak için kullanıyordum ne yapabilirdim? Teknoloji benim işim değildi. Zaten dünyanın neresinde olursam olayım bana Kemal'in sesini ulaştırabilen bir teknolojiyle neden işim olacaktı ki? Sadece onu düşünmemle bile midem yeterince bulanırken tekrar eve odaklandım. 

Işıklar sönmüştü işte.

"Ne kadar sürecek?"

"Normalde jeneratörün çoktan çalışmış olması gerekiyordu ama sanırım adam kadına yakalanmamanın yolunun bu olduğunu düşünüyor." 

Kapının önündeki adamlardan biri arabaya doğru yaklaşmaya başladığında cips paketini tekrar yanıma bıraktım. "Meriç, adam bana doğru geliyor."

"Tamam sür artık."

"Ama gittiğimi düşünüp rahatlayacaklar ve bu Barlasları zora sokar."

"Barlas mı? Biraz önce de öyle seslendin." diye sorduğunda homurdandım. Sen de mi?

"Bak şu an şaşırmanın sırası değil, tamam mı?"

Adam arabanın yanına geldikten sonra camı tıklattı. "Pervin hanım?"

Meriç de sesi duymuş olacak ki tekrarladı. "Sür artık."

"Çocuklar ne zaman çıkar?"

Meriç oflarken adam tekrar cama tıklattı. "Bak başını belaya sokarsan çeteye girmek işini sonsuza kadar unut. Anlayamadığım bir şekilde Siyah'ın umurundasın ve bu her şeyi daha zora sokar."

Sürmek mantıklıydı evet ama oturup "Siyah'ın umurundasın" sözünü düşünmek de mantıklıydı. Adam elini kulağındaki alete götürüp "Bir sorun var efendim." dediğinde Meriç "Asya hadi!" diye bağırdı. 

"Bana bağırma." derken sürmeye başladım. Adam sorunun daha çok Pervin hanımın aldatıldığını öğrenmesi olduğunu düşündüğü için peşimden gelmek yerine eve doğru koştu.

"Gerçekten siz kadınlar, garipsiniz."

"Siz anlayamıyorsunuz diye biz garip sayılmayız." dedikten sonra direkt Meriç'in yanına gitmedim ve birkaç sokak sonrasına park ettim. Tamam rahatlıkta Çağrı gibi olmalıydık ama tehlikeyi de göz ardı edemezdim. Arabadan telefonu aldıktan sonra indim ve Meriç'in olduğu yere yönelmeye başladım. 

"Gelip seni alayım, bekle." diyen Meriç'e hızla "Hayır." dedim. 

"Oradan ayrılmaman gerekiyor. Bir tehlike oluşursa falan."

"Siyah'ın bahsettiği tehlike senin başına gelebilecek tehlikelerdi Asya. Yani benim burada durmam değil, seni almam gerekiyor."

Muhtemelen Can için benim bu kadar üzerime düşüyordu ama eğer çetesine gireceksem bu duruma alışmalıydı. Ben yeri gelince tehlikeye de girecektim ve beni güvende tutmak için uğraşırlarsa onlar tehlikeye girerlerdi. 

"Nerede olduğumu söylemediğim için senin orada durman gerekiyor Meriç. Ben gelirim."

"Siyah beni öldürsün mü istiyorsun?"

O huysuzluk yapana kadar ben neredeyse yanına gelmiştim zaten. Sokağın başında beni gördüğünde olduğum yere doğru sürmeye başladı. Yanıma geldiğinde ön koltuğa bindim ve ona döndüm.

"Bak senin istediğin de oldu, mutlu musun?"

Alayıma karşılık vermeden eski yerine geri döndü. Çağrı gibi değildi. Çağrı olsa şimdiye yüzlerce cevap vermişti ama Meriç daha sakin kalıyordu. Biraz önce Çağrı'yı mı özlemiştim ben? Ah inanamıyorum...

İstediğim kadar sinir olsam da hepsi iyi insanlardı. Normal şartlarda hayatlarında olmayı çok isterdim ama doğduğum günden beri şartlar normal olamıyordu.

Işıklar tekrar aydınlandığında gerilerek yaslandığım koltuktan doğruldum. "Artık çıkmaları gerekmiyor mu?"

Meriç de merakla eve bakarken sessiz kaldı. "Eğer çıkmazlarsa ne yapacağız?"

"Eğer..." diye başladıktan sonra bana döndü. "Beş dakika daha bir iletişim kurmazlarsa gideceğiz."

"Ne?" diye bağırdım. "Delirdin mi sen? Onlar senin arkadaşların!"

Meriç gülmeye başladı. "Korkup kaçmıyorum. Çetenin kuralı bu. Eğer dışarıda olan Siyah'sa, Siyah içeride olan için geri döner. Ama dışarıda bizden biri varsa iletişimsizlik halinde gider. Siyahın koyduğu katı bir kural. Eğer çiğnenirse ortada çete diye bir şey kalmıyor zaten."

"Çiğnenmezse de ortada çete diye bir şey kalmıyor. Yakalanabilirler."

"Sana Siyah'ın ağzından cevap vereyim mi?" dediğinde merakla bekledim. Sesini hafif kalınlaştırarak "Ben başımın çaresine bakarım." dediğinde güldüm. Tam bir lider ruhluydu gerçekten. Ama öyle bir durum oluşursa gitmezdim. Meriç istiyorsa sürebilirdi ama ben arabadan inerdim. Gerekirse Ata'yı bile arardım ama yakalanmalarına göz yumamazdım. Teknik olarak çeteden olmadığım için kurallara uymama gerek yoktu. 

"İsmini nereden biliyorsun?"

"Siz demiştiniz, öyle duydum." diye ağzımda gevelediğimde kaşlarını kaldırdı. "Biz ona Siyah deriz."

"Bir kere demiştiniz."

İnanmayan ses tonuyla "Asya?" diye sorguladığında omuz silktim ve eve doğru döndüm.  "İstiyorsa 'Siyah' size anlatır."

"Barlas ismini bizden duymuş olma ihtimalin bile daha yüksekti." 

Arabayı çalıştırdığında hızla ona döndüm. "Gitmiyoruz! Yani en azından ben..." dedikten sonra inmeye çalıştığımda kolumdan tuttu. 

"Geliyorlar Asya."

Rahatlayarak nefesimi üflerken evin duvarından atlayan Çağrı'yı gördüm. Barlas'ın da atlamasını bekledikten sonra beraber arabaya döndüler ve henüz kapıyı bile kapatmamışlarken Meriç gaza bastı. 

"Kabul etmeliyim ki senin şu aldatılan kadın planın acayip işledi." diyen Çağrı'ya sırıttım. "Adama 'Evini soyuyoruz birader' desek 'Karım yakalamasın ama tamam mı?' diyecek haldeydi. Hiç kimse bizi göremedi."

"Çetenin beyni benim o zaman. Öyle mi?" 

Çetenin hiçbir şeyinden, beynine yükselmiştim. Daha doğrusu kendimi yükseltmiştim. Sessiz kaldıklarında omuz silktim. Bir gün kabul ederlerdi. 

Arabayı nereye park ettiğimi soran Meriç'e cevap verdikten sonra Meriç oraya sürdü. Vardığımızda Barlas arabadan indi. Elini bana uzattığında bir an tutacaktım ama sonra anahtarı istiyor olduğunu akıl edebildim. Anahtarı aldıktan sonra Meriç'e döndü. "Araba değiştirdikten sonra Asya'yı eve bırakın. Mekanda buluşuruz."

Tabi ki de karşı çıktım. "Hey. Ben de sizinle geleceğim."

Barlas beni umursamadan Meriç'e evi tarif etmeye başladığında sözünü kestim. Zaten tarifi pek de uzun sürmeyecekti, onun evinin karşısında oturuyordum. "Muhtemelen gidene kadar uyuya kalırım. Evin anahtarı da Allah bilir nerede değil mi? Kötü oldu ya."

Barlas bıkkınlıkla yüzünü sıvazladıktan sonra bana baktı. "Senden kurtulmanın bir yolu var mı? Çaresizlikle soruyorum."

"Yok." diye homurdandı arkadan Çağrı. Bu konuda o da üzgün olmalıydı. 

"Üzgünüm. Bu konuda tek yol benden kurtulmaya çalışmayı bırakmak."

Yapay bir şekilde gülümsedikten sonra Meriç'e döndü. "Onu bize götürürsünüz, uyuya kalırsa."

Sinirle arabadan ineceğim sırada kapıyı tekrar kapattı ve sırıttı. "Hadi Asya, hadi. İyi geceler."

Kadının arabasına binişini izlerken elim tekrar kapıya gitti ama Meriç düğmeye basıp kapıları kilitlediğinde ona döndüm. Ellerini havaya kaldırdıktan sonra gülümsedi. "Lideri duydun."

"Kendimi lider ilan etmek istiyorum."

"Cips çalan bir lider?" 

Meriç sürmeye başlarken Çağrı'ya döndüm. "Huysuzlanma artık sarı şey. Hiç gülmez misin?"

Ellerini yanaklarına götürüp gülümsermiş gibi yaptığında gülerek önüme döndüm. 

"Merak etme hayatınızda fazla kalmayacağım."

"O süre zarfına hayat mı diyorsun sen?"

Al işte. Meriç olsaydı şimdi çoktan susmuştu ama Çağrı'yı susturamıyordunuz. Onunla laf yarışına girmek sudoku oynamak ya da bulmaca çözmek falan gibiydi. Zeka geliştiriyordu.

***

Atkımı boynuma doladıktan sonra içeride kalan saçlarımı çıkardım ve şapkamı taktım. Soğuk günlere karşı direnmeye çalışıyordum.

Soğuğa karşı yeterince güvende hissettikten sonra evin kapısını açtım. Bazen geldiğimi hissedermiş gibi kendi kendine açılabiliyordu tabi kapım. Eski olmasına değil, sihirli olmasına yoruyordum.

Kapıyı açtığım gibi Barlas'la karşılaştığımda kaşlarım kalktı. Kapıya vuracağı eli havada kalmıştı. Elini indirirken bakışları o gece ona vermek istediğim atkıya indi. "Bu işte bir terslik var."

Bakışlarını tekrar gözlerime çıkardığında 'Ne?' dercesine başını salladı. "Benim senin karşına çıkmam gerekiyordu, yine ve yine."

"İlk ve son zaten." dedikten sonra elindeki çantayı bana uzattı. Çantayı alırken sorgularcasına baktım. "Çaldığımız şeyleri okuttuk. Sana düşen pay." 

Çantayı Barlas'a geri uzattım. "Bu seferlik istemiyorum. Okulun bir sürü ihtiyacı var."

Ellerini ceplerine koyarken çantayı almayacağını oldukça belli etti. "Biz hallettik. Zaten fazla bir para kalmadı. O yüzden al çantayı işte." derken ardımdan evin girişine baktı. Pek iç açıcı gelmemiş olacak ki "İstersen bizim mekanda kalabilir. İhtiyacın olduğunda alırsın." dedi. 

"Barlas... Mahalledeki üç hırsızdan biriyle konuşuyorum şu an ve diğer ikisi de onun emrinde zaten. Ayrıca mahalleli tükürmek için bile benim evime yaklaşmaz. Bak mesela..." dedikten sonra çantayı öylesine içeri attım. "... geri döndüğümde orada değilse bir daha hiçbir şeye inat etmeyeceğim."

"O kadar diyorsun." dediğinde sırıtarak evden çıktım. Kapıyı yavaşça kapattıktan sonra ona döndüm. "Bizi rahatsız etmeye mi geliyordun?"

"Hayır. İşe gidiyorum." dediğimde bakışlarını kaçırdı ve başını salladı. Bu durumdan nefret ediyordu. 

"İyi akşam görüşürüz o zaman." 

Bana bakmadan ilerlemeye başladığında arkasından seslendim. "Bu saçma şeyden vazgeçmedin mi hala?"

İlerlemeye devam ederken cevap vermedi. Bazen bana karşı yumuşuyordu ama olduğumuz durumu hatırlaması tekrar onu uzak haline getiriyordu. Bu hali bize ben layık görmüştüm ve şimdi kalkıp 'O yere gitme' demeye hakkım yoktu. Ayrıca ben o yerde çalışıyordum. 

Ve durum böyleyken ben onun zarar görmesini izlemeye alışmak zorundaydım. O da benim zarar görme ihtimalimi düşünmeden dövüşmek zorundaydı. 

Ha bir de, hala kendimi kabul ettirmem gereken bir çete vardı. 

 

207

Yorumlar

0/2000

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!