3/20 · %10

BÖLÜM 3

17 dk okuma3.232 kelime24 Kasım 2025

Masanın üstünde son kalan eşya olan çerçeveyi elime aldıktan sonra iç çektim. "Haberi var mı?"

Kerem boşalttığı dolabın kapağını kapatırken başını olduğum tarafa çevirip elimde tuttuğum çerçeveye baktı. Gül'ün oğlundan bahsettiğimi anladığında gözleri bir süre çerçevede takılı kaldı. Gözlerini ayırdığında derin bir nefes alıp ayakucunda duran kutuya doğru eğilip elindeki kitabı kutudaki kitapların üstüne koydu. Kutunun yükseklik hizasını çoktan geçmişti ve bu şekilde bantlayamayacaktı ama şimdilik bunu sorun etmiyor gibi görünüyordu.

"Babaannesindeymiş. Babası Almanya'dan gelene kadar söylemeyi düşünmüyorlar."

"Çok küçük." Diyerek fotoğraftaki yüzünü sevdim başparmağımla. "Babasının sorumsuzluğunu düşünürsek, yazık olacak." Diyen Kerem'e gülümsedikten sonra çerçeveyi ayrı bir poşete koymak üzere masaya geri koydum. "En azından bir babası var." Diye fısıldadım kendi kendime. Cevabımı duymayan Kerem ellerini beline yaslayarak kitaplarla taşmış kutuya baktı. "Sanırım bir kutu daha getirmem lazım."

Başımla onayladığımda depoya gitmek üzere kapıya yöneldi. Odadan çıkacağı sıra seslendim. Seslenmemle durup bana döndü. "Şu anonim kitapta geldiği son sayfadaki cümleler. Sence de korkunç bir tesadüf değil mi? Sanki gerçekten hayatı kitaptaki hikâyesiyle aynı zamanda bitmiş gibi."

Omuz silkti. Cümleleri ona gösterdiğimde de omuz silkmişti. Kitabı meraktan dün akşam okumaya başladığını ve devam edemeyecek kadar abartılı bulduğunu söylemişti. Söylediğine göre yazarı, kendisini ilahlaştırıp bir şeylere karar verebileceğini sanıyordu fakat hayatta sadece yazarın öngördüğü seçenekler ve alternatif yollar yoktu. Hayat çok daha çeşitliydi ve bir kitaba sığdırılamazdı. Bu sebeple kitabı bir deneme olarak görüyordu. Yine de her kitapta olduğu gibi bir kitleye hitap edebileceğini, basabileceğimizi düşünmüştü. "Hayat trajikomik rastlantılarla doludur. Üç cümleye çok da anlam yüklememek lazım."

Kerem Arge sorumlusuydu. İnternet üzerinde ya da çevrede kulağına gelen ya da özellikle araştırdığı kitapları, yazarları baş editörle paylaşır, sonrasında Poyraz Bey de uygun görürse yazarlarla anlaşılırdı. Kitabın kalitesinden ya da ilgi çekiciliğinden çok bir kitleye hitap edip edemeyeceğiyle ilgilenirdi bu sebeple okuduğu herhangi bir kitabı pek de önemsemezdi. Hatta senelerdir işi gereği sadece üstün körü bakmak dışında hiçbir kitap okuduğunu sanmıyordum.

"Bu kitapta üç cümleden fazlasının olduğunu düşünüyorum." Dediğimde gülümsedi. "Bence şu saçma kitabı boşverip Kıvanç Bey'in yeni baş editör için kimi seçeceğine odaklan. Benim aklıma senden başkası gelmiyor."

Bu fikir içimi heyecanlandırdığında bu mutluluk hissinden pişmanlık duydum. Daha dün bu odanın sahibi ölmüştü ve bugün de cenazesi kalkmıştı. Her ne kadar kendisinden haz almasam da bir hikayenin bu kadar kolay bitmesi beni korkutuyordu. Ya bir gün, 'yapacağım' dediğim hiçbir şeyi yapamadan ölürsem? Ardımda kalanlar sadece benden kalanlarla ilgilensin istemezdim. O yüzden Kerem'e yargılar şekilde baktım.

"Ne? Duygular insanlara yüktür."

"Git ve kutu getir." Diye homurdandım. Tepkime güldükten sonra odadan çıktı. Kendisini seviyor ve iyi de anlaşıyordum ama ruhsuzluğu rahatsız ediciydi. Bantlama işlerini Kerem'e kitlemeye karar verdikten sonra çantamı alıp odadan çıktım. Eşyaları toplarken Gül'ün benim kitabım için yazdığı notları da bulmuştum ama okuyamadan çantama koymuştum. Kerem'in okurken görüp yanlış anlamasından çekinmiştim. Her ne kadar sağlığında göstereceğini söylese de sonuçta artık Gül ölmüştü ve bana dair olsa da notlarına bakmaya pek de hakkım yoktu. Yine de bakacaktım çünkü çok da iyi niyetli ve sorumluluk sahibi bir insan değildim.

Kutuları topladığımızı haber vermek için yönetici asistan Zeynep Hanım'ın ve Kıvanç Bey'in odalarının olduğu koridora yöneldiğimde sekreter Beyza ardımdan seslendi. "Kıvanç Bey ve Zeynep Hanım özel toplantı yapıyorlar."

Koridoru ortak alandan ayıran otomatik açılan cam kapıdan girecekken Beyza'nın uyarısıyla durup ona döndüm. Beni uyardıktan sonra tekrar masasında duran kitaba dönmüştü. Sanırım baş editörün kim olacağıyla ilgili konuşuyorlardı. Koşarak gidip kulağımı kapıya yaslamak istiyordum. Her ne kadar Kerem'i yargılasam da içimde bir yerlerde benim de derdim buydu.

"İşleri ne zaman biter?"

Sorumla bakışlarını kitaptan alıp bana baktı. "Acil bir şey olmadıkça mesai sonuna kadar rahatsız edilmek istemediğini söyledi Kıvanç Bey."

"Ne zaman söyledi bunu? Çünkü biraz önce benden odasına gelmemi rica etti."

Yalan.

Ama odasına girsem bana kızmazdı. Rahatsız edilmek istemediği zamanlarda kimsenin odasına gelmemesini istediği doğruydu fakat bu kuralı çiğnediğimde bana çok da kızmıyordu. Fakat sekreter yine de azarı yememek için odasına gitmeme izin vermezdi. Sorgulayan bakışlarına yüzümü ifadesiz tutmaya çalışarak karşılık verdim. "Demek ki karar verdiler." Diye kendi kendine mırıldandı. Bingo! Gerçekten baş editör hakkında konuşuyorlardı. Sorun şuydu ki henüz karar verip vermediklerini bilmememin yanı sıra beni seçecek olmalarına dair herhangi bir bulguya da sahip değildim.

"Peki, öyleyse, geç o zaman." Dedikten sonra tekrar okuduğu kitaba döndü. Daha önce iş sırasında iş haricinde bir şeyle ilgilendiğini görmemiştim ki ben senelerdir burada çalışıyordum. Hiç işi olmasa dahi ajandasını düzenlerdi. Ama şimdi gördüğüm kadarıyla hemen kitabın yanında temize çekmesi gereken toplantı notları olsa da kitapla ilgileniyordu.

"Ne okuyorsun?"

'Hadi artık git de devam edeyim' diye düşünüyormuş gibi bir şekilde bana baktıktan sonra kaldığı yere parmağını sıkıştırarak kitabı kaldırdı ve kapağını gösterdi. O siyah arka planın üstüne yazılmış 'Seç ve Yaşa' ismi unuttuğum huzursuzluğumu canlandırdığında gözlerimi kitaptan alıp Beyza'ya çevirdim. "Kitaba devam etmen için seni mi görevlendirdi?"

Mantıksız bir soruydu fakat işi varken iş yapmamasının da tek nedeni okuduğu kitabın da işi olmasıydı. Mantıksız bir soruydu çünkü kitabı inceleme işini sekretere vermezdi Kıvanç Bey. Ya bana ya da diğer editörlerine verirdi.

"Hayır. Sadece ilgimi çekti." Dedikten sonra kitabın arasına ayraç koyup kapattı ve temize çekmesi gereken kâğıtları önüne çekti. Sanırım ona işte olduğunu hatırlatmıştım. Kitaba dalmış olmalıydı.

"Nasıl gidiyor bari?" dediğimde 'Bilmiyorum' dercesine dudak bükse de heyecanlıydı. "Tam emin değilim. Huzursuz edici bir yanı da var ama oldukça ilgi çekici."

Nedense kitabı okumaya devam etmesini istemiyordum. Kitabı okuyan herkes Gül gibi ölecek değildi elbette bu bir rastlantıydı fakat yine de kitapta hoşuma gitmeyen şeyler vardı. "Senin seçimlerin nasıl ilerliyor peki?"

"Biraz önce kitaptaki sevgilimin beni kandırdığını öğrendim. Eğer ona ulaşamadığımda sevgilime gitmeyi değil de eve gitmeyi seçmiş olsaydım öğrenemeyecektim. Sonrasında hikâye biraz korkunç olmaya başladı ama..." dedikten sonra omuz silkti. "Kitap işte."

Omuz silkişi bana Kerem'in de kitabı umursamayışını anımsatmıştı. "Nasıl korkunç yani?"

"Kitaptaki karakterimle sevgilisi kavga ederken elektrik kablolarından hararetten geç fark ettikleri bir yangın çıkıyor da... Karakterimi aldattığı kişi hariç ikimiz de ölüyoruz."

Gözlerim irileştiğinde gülmeye başladı. Elini bileğime getirdi ve samimiyetle sıktı. "Hiç mi korku kitabı okuyup filmi izlemedin?"

"Hiçbirinde başkarakter ben değildim." Dedim direkt cevap olarak. Elini bileğimden çekerken yüzü hala keyifliydi. "İlgi çekici olan kısmı da bu ya zaten. Ayrıca sadece korku kitabı değil. Hizmetli Esma için kitaptaki hikâyesi güzel bitmiş. İşte seçimler ve hayatlar. Doğru seçimler güzel sonlara götürür."

Kaşlarım çatılırken "Onda kitap ne arıyor?" dediğimde yüzü ifadesizleşti. Biraz düşündükten sonra omuz silkti. "Bilmem, hiç sorgulamadım. Belki birimizden almıştır."

"Olabilir." Dedikten sonra Kıvanç Bey'in odasına yönelecekken durup tekrar ona döndüm. "Çıkışta kahve içelim mi?"

"Gıybet var diyorsun?" dediğinde güldüm. Aslında tek amacım nedensizce huzursuz olan içimi rahatlatmaktı. Eğer yanımda olursa sevgilisinin evine gidemezdi ve başına bir şey gelemezdi. Ayrıca kavga etmedikleri için sevgilisi yangını fark edecekti.

Düşüncelerime yüzümü buruşturdum. Bir anda bu kitabın ilahi güçler tarafından yazıldığını düşünmeye başlamıştım neredeyse. Bir rastlantı gerçekleşti ve kitap beni ürkütüyor diye bu kadar abartmam saçmaydı. Gerçekten Kerem'in de dediği gibi gördüğüm üç cümleye fazla anlam da yüklememek gerekiyordu. Ben vazgeçtiğimi söyleyecekken Beyza "Aslında iyi olur. Ne zamandır kahve içmiyorduk." Dediğinde el mahkûm başımla onayladım. Çıkışta eve gidip yazılarıma devam ederken Luna'yı sevmek daha cazip geliyordu fakat önermiştim bir kere.

Kıvanç Bey ve Zeynep Hanım'ın sesini duyduğumda odalarının olduğu tarafa döndüm. Cam kapı açıldığı için seslerini duymaya başlamıştık. Konuşarak koridordan çıktılar ve ofisin dış kapısına yönelmeye başladılar. Kıvanç Bey'le göz göze geldiğimde durup bana döndü. Zeynep Hanım da Kıvanç Bey'in durduğunu fark edince durdu.

Beyza'ya attığım yalanın fark edilmemesi adına onlara doğru ilerledim ve onların bana ve masaya yaklaşmasına engel olmuş oldum. Önce Zeynep Hanım'a "Kutuları topladık. Kerem de bantlamıştır." Dediğimde gülümseyerek teşekkür etti. "Kusura bakmayın yorduk sizi. Hizmetlilere de yaptırabilirdik ama yaşasaydı Gül Hanım'ın, tanımadığı insanların eşyalarına dokunmasını istemeyeceğini düşündüm."

Benim dokunmamı da çok istemeyeceğini düşünüyordum ama bundan habersiz olan Zeynep Hanım'a gülümsedim. "Sorun değil. Yad etmiş olduk."

Kıvanç Bey söylediğime gülümsedikten sonra elini koluma getirdi. "Seni eve bırakmamı ister misin?"

Başımı onaylamazca salladım. "Teşekkür ederim ama eve geçmeyeceğim."

"Nereye gideceksen oraya bırakmamı ister misin?"

"Şoför yaptın ayol kendini." Diyen Zeynep Hanım'a gülmemek için zorlandım ama Kıvanç Bey gülünce ben de tuttuğum gülüşlerimi bıraktım. Zeynep Hanım'la Kıvanç Bey çok eski arkadaşlardı ama bir süredir aralarında soğuk yeller esiyordu. Kıvanç Bey burasının sahibi olmasına rağmen Zeynep Hanım'ı işten çıkartmamış hatta yönetici asistanlığa terfi ettirmişti. Profesyonelce bir yaklaşımdı. Birkaç senedir seviyeli ve sınırlı bir iş ilişkisi dışında hiçbir bağlantıları yoktu fakat Gül'ün ölümü onları küslüklerini geri plana atmaya yöneltmiş olmalıydı. Bazı anlar 'bu hayatta ölüm de var' dedirtiyordu insana.

Yaşadığım yer onların yaşadığı yere kıyasla daha güvensiz olduğu için Kıvanç Bey, beni evime bırakmazsa başıma bir şey geleceği izlenimine kapılıyordu. Sadece onlar kadar lüks bir konumda yaşamıyordum, başka bir durum yoktu. Yaşadığım yerde de başıma hiçbir şey gelmemişti ama bunu zenginlere anlatmak zordu.

"Ek iş." Dedikten sonra göz kırptı Kıvanç Bey, Zeynep Hanım'a. "Yayınevi batıyor galiba?"

Zeynep Hanım'ın alayına güldükten sonra tekrar bana döndü. "Beyza'yla kahve içeceğiz. Biz gideriz, teşekkür ederim."

Başıyla onayladıktan sonra elini kolumdan çekti ve tekrar kapıya yöneldiler. "Yarın geç kalmamanı öneririm. Sabah toplantı var." Dediğinde heyecanla başımı onaylar şekilde salladım. Heyecanıma güldükten sonra ofisten çıktılar. Muhtemelen baş editörün açıklandığı toplantı olacaktı. Bu heyecanımı görüp de bir başkasını seçerlerse sanırım kendimi depoya kilitleyip bir süre ağlardım.

**

Ofise girdiğim gibi sekreter masasına kaydı gözlerim. Masaya yaslanmış bir şekilde Hüseyin'le sohbet eden Beyza'yı gördüğümde gülümsedim. Hızlı adımlarla yanına gittim. Keyifli yüzü bana döndüğünde "Günaydın!" dedi. Hüseyin de "Günaydın." Dediğinde önce Hüseyin'e sonra Beyza'ya bakarak "Size de." Dedim.

"Bir şey oldu mu?" diye sorduğumda Beyza anlayamayarak baktı. "Yani biz ayrıldıktan sonra."

Kaşlarını kaldırıp "Bir şey mi olması gerekiyordu?" dediğinde içimde bir yerlerde barınmaya devam eden huzursuzluk iyice silinmişti. "Sevgilinle de konuştun mu? O da iyi mi?"

Beni garip bulan bakışları sürerken yavaşça "Evet Defne." Dediğinde gülümsedim. "Sevindim."

Başını onaylamazca salladıktan sonra "Hala o kitapta mısın? Gerçekten okuduğum şeyi yaşayacağımı mı sanıyordun? Onun için mi görüşelim, dedin?"

"Hayır, hayır." Derken elini tuttum. "Bir süredir görüşmüyorduk. İyi olur, demiştim." Dediğimde söylenilen her şeye inanan bir insan olduğu için gevşeyerek başıyla onayladı. "Sadece yani iyi olduğunuzu duymak istedim." Diye kendimi açıkladığımda gülümseyerek elini tutan elimi sıktı. "Rahat ol, turp gibiyiz." Dedikten sonra başını yana eğerek sırıttı. "Ayrıca o kitaptan daha ürkütücü davranıyorsun. Yapma böyle." Dediğinde başımla onayladım. Rahatlamıştım ve içimde o kitaba dair olan ön yargılarım silinmişti. Sadece hala okumamayı tercih ederdim fakat en azından okuyanların okuduklarını yaşayacaklarına dair olan nedensiz ve huzursuz hislerim gitmişti.

Konuyu değiştirmek için kolumdaki saati kaldırıp ona gösterdim. "Birkaç dakika erken bile geldim bu sefer."

Beyza gülerken "Neden geldiğini bilmiyoruz sanki." Diye benimle uğraştı. Heyecanımı ve düşüncelerimi çok belli ettiğimi fark edip yüzümü ifadesizleştirmeye çalıştım. "Yok ya. Dün azarı yediğim için dikkat ettim."

Beyza 'Tabi tabi, öyledir' dermiş gibi başını sallarken dikkati dağıldığında bakışlarının kaydığı yere baktım. Kıvanç Bey ve Zeynep Hanım gelmiş, toplantı odasına yöneliyordu. Ortak alanda olan çalışanlara "Günaydın." Dedikten sonra Kıvanç Bey bana doğru yaklaşınca ben de ona doğru birkaç adım attım. "Halis mi görüyorum? Gerçekten burada mısın?"

"Geç kalmamak için ofiste uyudum." Diye dalga geçtiğimde "Biliyor musun? İnanırım." Dedi. Güldüğümde "Hadi o zaman." Diyerek tekrar toplantı odasına yöneldi. Arkasından ilerlerken derin bir nefes aldım. Umarım erken kalktığıma değer bir toplantı olurdu.

**

Toplantı odasındakiler teker teker çıkıyordu. Zeynep Hanım ardımdan geçerken omzumu sıktı. Bakışlarım keyifli bir şekilde tebriklere boğulan Sanem'in üstündeydi. Kıvanç Bey çoktan çıkmıştı. Alev saçan bakışlarıma daha çok maruz kalmak istemiyor gibiydi. Hatta Beyza'ya günün planını tekrarlatmış, bana 'odama gelmene zamanım yok' dermiş gibi önümü kesmişti.

Sanem de mutlulukla toplantı odasından çıkmaya yönelirken bakışları bana döndü. Birkaç saniyelik bakışında 'istediğini ben aldım' demişti defalarca. Odadan çıkmadan önce elinin tersiyle omuzlarından önüne düşen saçını geriye attı ve dışarı çıkıp odada çıkacak kimse kalmamış gibi kapıyı kapattı.

Bakışlarımın odak noktası da odadan ayrıldığı için derin bir nefes aldım ve dirseklerimi masaya yaslayarak elimle yüzümü sıvazladım. İyiliğimi falan düşündüğü yoktu. Habire bana güvendiğini, bende ışık bulduğunu söyleyip dursa da bunun karşılığında bana hiçbir şey hiçbir terfii yapmıyordu. Ne yazar ne de baş editör olmama izin veriyordu. Dün bunun için heyecanlandığıma adım kadar emin olsa da sadece gülüp geçmişti. Boş hayaller kurmamam için uyarmak yerine hayaller kurmaya devam etmeme sebep olmuştu. Neden benimle bu kadar uğraşıyordu?

Sinirle sandalyeden kalktım. Adım atmaya başladığımda hızım giderek eksilmişti ve en sonunda kapıya geldiğimde durmuştum. Sandalyeden kalkarken bağırıp çağırıp istifa etmekti amacım ama saniyeler içerisinde vazgeçmiştim. Bağırıp çağırmasam da nedenini soracaktım orası ayrıydı fakat sinirle kalkıp zararla oturmak istemiyordum. Bu yayınevinde bir yerlere gelmek ilk günden beri amacımdı ve Kıvanç'ın bütün inatlarına rağmen bunu kaybetmek istemiyordum. Ayrıca başka bir yayınevine gittiğimde ne olacaktı ki? Referans yerine dezavantajlı olacaktı burada senelerdir çalışıp da ne bir kitap çıkartabilmem ne de terfi alabilmem.

Kıvanç'ın benimle her ne derdi varsa önce onu çözmeye çalışmalıydım. Ve günün birinde istediğime ulaşacaktım.

Toplantı saatler sürmüştü. Baş editör kısmına gelene kadar birçok toplantı konusunu konuşmuştuk. Baş editör açıklanmadan önce yeni baş editörün, Gül'ün görevi olan kitabı inceleme işine devam edeceği bildirmişlerdi. Tam o sıra baş editör olacağımı düşündüğüm için bu görevlendirmeye üzülmüştüm çünkü kitabı okumak istemiyordum. Ve hemen sonra kitabı okumak zorunda olmadığımı öğrenmiştim. Çünkü baş editör ben değildim.

Mesai saatlerimi Kıvanç Bey'in boş anını yakalamaya çalışarak ve elimdeki işlerle ilgilenerek geçirmiştim. Özellikle de Sanem'in mutluluğunu görmemeye çalışarak geçirmiştim. Gül bile olurdu, Gül'e bile saygı duyuyordum ve bir şekilde 'Hanım' diyebiliyordum fakat Sanem, imkânsızdı. Onunla mümkünse işi bitene kadar muhatap olmamak istiyordum ama maalesef imkânı yoktu. En azından bugünlük yüz göz olmamıştık.

Mesai saatinin bitmesine beş on dakika kala Kıvanç Bey'in odasındaki misafirlerinin çıktığını görüp zaman kaybetmeden odasına yöneldim. Beyza ardımdan seslense de umursamadan koridora girdim ve kapısını çaldım.

İçeriden alayla "Defne sen misin?" diye sorduğunda gözlerimi devirdim. Bensem 'Gelme' mi diyecekti? Bir de benimle alaylı ses tonuyla konuşuyordu!

Cevap vermeden içeri girdiğimde "Başlıyor mesai." Dedikten sonra elinde tuttuğu dosyayı masasının üstüne koydu ve ellerini birbirine kenetleyip gülümsedi. "Seni dinliyorum Defne'cim."

"Bana neden bunu yapıyorsun?"

"Odaya girince 'sen'li konuşmaya alıştın mı yoksa sinirinden saygını mı yitirdin?" diye alayına devam ettiğinde elimi masaya vurmamak için zorlandım. İyice kızgın bir hale bürünen suratıma baktıktan sonra nefesini üfledi ve eliyle koltuğu gösterdi. Oturmadığımda "Ne inatsın." Diye mırıldandı.

"Sen öylesin! İnat mı ettin gerçekten hiç ilerleyememem hakkında?"

"Defne neden sana dair böyle bir kötü niyet besleyeyim?" dediğinde güldüm. "Peki, neden dünden beri olmayacak hayaller kurmama izin verdin? Ve neden Sanem? Sanem gerçekten o işi hak ediyor mu?"

"Ben hayal kurmana yol açmadım. Sadece çoktan kurduğun hayallerinin farkındaydım, bozmadım."

Hızla başımı onaylar şekilde salladım. "Peki neden?"

"Hayal kırıklığını hiç unutma diye." Sinirle gülerken başımı onaylamazca salladım. "Bu ne s*k*m saçma bir cevap" dememek için zor tuttum kendimi. Düşüncelerimi okumuş gibi güldü. "Defne bugün haricinde kaç defa toplantıya ya da işe erken geldin?"

Sessiz kaldığımda başıyla onayladı. "Bugün de gelmenin sebebi baş editör olacağını öğreneceğini düşünmen."

"Ama baş editör olsaydım işimi hiç aksatmazdım." Dediğimde ters bir şekilde baktı. "Ama baş editör olman için de işini hiç aksatmayan biri olman lazım. Şartlı terfi yapmıyoruz maalesef. Bir başarıyı kazandıktan sonra hak edemezsin bu hayatta. Özellikle benim işyerimde, asla."

"Ama Sanem..." dediğimde "Bir gün olsun verdiğim işi aksatmadı, işe geç gelmedi. Ve odama gelip saygısızlık yapmadı." Dedikten sonra eliyle beni gösterdi. "Ki en son söylediğim oldukça önemli bir kıstas."

"Özel hayatta samimi olduğumuzu sanıyordum." Dediğimde havadaki elini indirip başıyla onayladı. "Öyleyiz ama bunu kullanamazsın."

Bakışlarımı ondan alıp odada boş boş gezdirirken beynim düşünceler ve hayal kırıklığıyla doluydu. Sessizliğimi bir süre dinledikten sonra tekrar konuşmaya başladığında üzgün bakışlarımı ona çevirdim. "Sanem o işte geçici birisi. Hızlı bir seçim yapmalıydık işlerin sarpa sarmaması için. Onun görevine son verene kadar hak edersen, aklımda senden başka bir isim yok." Dediğinde sessiz kalmaya devam ettim. "Bu hayal kırıklığını unutma ki, bir daha yaşamamak için uğraş. Aynı şekilde devam edersen yeni baş editörü seçeceğimiz toplantıda yine ismini duyamazsın."

Kabullenilmiş çaresizlikle "Peki." Dediğimde gülümseyerek sandalyesinden kalktı ve masasının arkasından çıkıp yanıma geldi. Ellerini kollarıma getirerek vücudumu kendisine çevirdi. "Ben mükemmeli severim. Sen de mükemmel ol istiyorum."

"Bir insana yüklenmemesi gereken bir yük." Dediğimde başıyla onayladı. "Ama olabileceğini biliyorum."

Elleri kollarımdan belime kaydı ve beni kendine çekip sarıldı. Eli destekler gibi sırtımda gezerken başımı omzuna yaslayıp aramızda kalan elimi yüzüme getirdim ve gözyaşıyla ıslanan kirpiklerimi o görmeden sildim. Çalışanları arasında bana uyguladığı tarife beni oldukça yoruyordu. Ben mükemmel olmalıyken başkaları yeterli seviyelerinde istediklerine ulaşabiliyorlardı. Keşke herhangi bir çalışan olsaydım, demiyor değildim.

Odanın kapısı açıldığında vücutlarımızı ayırmadan başımızı kapıya yönelttik. Muhtemelen Kıvanç'ın "Kim o hadsiz?" diye başlayacak olan siniri vücudundan çıkamadan Zeynep Hanım'ı görmesiyle sonlanmıştı. Araları düzeldiği için saygı çizgilerini gevşetmiş olmalılardı.

Zeynep Hanım "Pardon." Diyerek bize baktığında Kıvanç kollarını vücudumdan çekti. Dışarıdan bakıldığında farklı duruyor olabilirdi ama hayallerini yıktığı birine 'çok da üzülme ya' sarılmasıydı Kıvanç'ın yaptığı. Ya da en azından ben sinirim yüzünden kötü niyetli düşünüyordum. Elinde dosyalarla gelmiş olan Zeynep Hanım'dan gözlerimi alıp "Neyse ben çıkayım. İyi akşamlar." Dedikten sonra kapıya yöneldim. Halletmeleri gereken işler olmalıydı. Zaten olmasaydı Kıvanç eve bırakmayı teklif ederdi.

Zeynep Hanım geçebilmem için çekildikten sonra odadan çıktım. Zeynep Hanım'ın gülümsemesine karşılık verdikten sonra koridoru ortak alana açan otomatik cam kapıya yöneldiğim gibi gülümsememi yüzümden sildim.

Ortak alana çıktığımda duvara asılı neredeyse devasa büyüklükteki saatten mesai saatinin bitmesine bir dakika kaldığını gördüm. Bir dakika bekleyemeyecektim. İsterlerse o bir dakikayı maaşımdan mahsup edebilirlerdi. Birkaç lira falan olarak.

"Defne!"

İnsanlarla muhatap olmak istemediğim bir ruh halindeydim ama seslenen Beyza olduğu için durup ona döndüm. Bir yandan ceketini giyerken bir yandan masasındaki bir şeyleri toparlamaya çalışıyordu. "Şunları Kıvanç Bey'e götürür müsün? Götürmeyi unutmuşum. Şimdi son dakika iş çıkarttığım için bana kızar ve azar dinleyecek zamanım yok. Taksi aşağıda bekliyor."

O odaya ve beni baş editör seçmeyen iki insanın yanına tekrar gidesim yoktu ama "Olur tabii." Diyerek Beyza'nın uzattığı dosyayı almak için masaya yöneldim. Gülümseyerek öpücük atarken masasının arkasından çıktı ve dosyayı uzattığım elime verdi. "Bir de şimdi bulamadım acelem olduğu için. Çekmecemde olsa gerek kırmızı kapaklı bir defter. Onu da verirsen sevinirim." Başımla onayladığımda yüzümdeki keyifsizliği gördü ve gülümsemesi yavaşça silindi. "Aslında moralin bozuktur diye çıkışta yine bir şeyler yapalım mı, diyecektim fakat gitmem gerekiyor."

"Bir şey mi oldu?" derken odasından –baş editör odasından- çıkan Sanem'e kaydı gözlerim. Yanında arkadaşı da vardı. Yuh artık! Daha ilk günden odasında misafir mi ağırlamıştı?

Tabii, ben de baş editör olsaydım bütün çalışma arkadaşlarımı vs tek tek odama çağırıp kahve içmek isteyecek kadar abartabilirdim fakat bunu Sanem yapınca sinirim bozuluyordu. "Yok, yok. Ali'yle en son sabah görüştük de. Biraz hasta gibiydi. Birkaç saattir uyuyor galiba. Vitamin, meyve falan alıp yanına gideceğim."

Sanem yanımızdan geçip ofisten çıkmadan önce bana bakarak arkadaşına bir şey söyledi ve arkadaşı da bana baktıktan sonra Sanem'in omzunu sıvazladı. Sanırım 'baş editörlüğü şu kızdan kaptım' a çıkan bir şey söylemişti ve arkadaşı da tekrar Sanem'i tebrik etmişti. Ya da ben şu an her şeyi kötüye yorduğum için üstüme alınıyordum, bilmiyordum.

Beyza'yı "Tamam, tamam." Diye geçiştirdikten sonra "Görüşürüz sonra." Deyip el salladım. Beyza da gülümseyerek el salladıktan sonra Sanem'lerin arkasından ofisten çıktı. Beyza'nın bahsettiği defteri bulmak için masaya döndüğümde tekrar o kitabı görmemle masada gezen ellerim durdu. Beyza Ali'ye mi gideceğim demişti biraz önce? Tamam, sevgilisine gitmesi gayet normaldi fakat 'en son sabah konuştuk' tarzı bir şey de söylemişti. Ulaşamadığı için evine gitmeye karar veren karakterinin hikâyesine biraz benziyormuş gibi gelmişti.

Başımı onaylamazca salladıktan sonra "Gerçekten ürkütücü davranıyorsun Defne." Diye kendi kendime söylenip Beyza'nın bahsettiği defteri aramaya başladım. Dün hiçbir şey olmamıştı işte. Kendi kuruntularımdan başka bir anlamı yoktu. Bu kuruntularımın ne bana ne de bir başkasına yararı yoktu. Sinir ve stresten mantıklı düşünememeye başlamıştım. Kitaptı işte! Benim ya da Beyza gibi biri yazmıştı ve yazarının tek derdi ilgi çekmekti. Defteri bulduktan sonra onu da dosyanın üzerine götürüp Kıvanç Bey'e teslim ettim.

İşim bittiği için ofisten çıkacağım sırada kendime engel olamayıp masanın üstündeki kitabı aldım ve karakterinin hikâyesinin bittiği ve ayraçla ayırdığı son sayfasını açtım. Beyza'nın anlattığı cümleleri okuduktan sonra Beyza'nın bahsetmemiş olduğu son cümleye kaydı bakışlarım.

Kimse olacakları değiştiremez. Sadece erteler. Seni bu sonuca götürecek seçimini çoktan yaptın. Şimdi sadece yaşanması kaldı.

58

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!